CEMAZİYEL -EVVEL HAKİKAT DAMLASI
HADİS-İ ŞERİF IŞIĞINDA AHİRZAMAN “Siz öyle bir zamanda yaşıyorsunuz ki sizden biriniz emrolunduğu şeylerin onda birini terk etse helâk olur. Sonra öyle bir zaman gelecek ki sizden kim emrolunduğu şeyin onda birini yapsa kurtulur.” (Tirmizî, Fiten, 79/2267) “Öyle bir zaman gelecek ki o zaman şu üç şeyden daha kıymetli birşey olmayacaktır: Helal para, can u gönülden arkadaşlık yapılacak bir kardeş ve kendisiyle amel edilecek bir sünnet.” (Heysemî, I, 172) “Öyle bir zaman gelecek ki, kişi helâlden mi haramdan mı kazandığına aldırmayacak!” (Buharî, Büyû; 7) Ebu Said el-Hudrî’den rivayet edildiğine göre Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: “Aranızda öyle bir grup ortaya çıkacaktır ki, namazınızı onların namazları, oruçlarınızı onların oruçları ve diğer amellerinizi de onların amelleri yanında az göreceksiniz. onlar Kur’ân okurlar, fakat okudukları boğazlarından aşağı geçmez. onlar okun yaydan çıktığı gibi dinden çıkarlar...” (Buhârî, Fedâilü’l-Kur’ân, 36) “Öyle bir zaman gelecek ki okuma meraklı kurrâ çoğalacak; fakîhler ise azalacak ve bu sûretle ilim çekilip alınacak. Daha sonra öyle bir zaman gelecek ki insanların okudukları boğazlarından aşağı geçmeyecek.” (Hakim, Müstedrek, V, 504) “Şiddetli bir şekilde yaklaşan fitne sebebiyle vay insanların hâline. İnsanlar mü’min olarak sabahlar da akşam kâfir oluverirler. İnsanlar dinlerini küçük dünya menfaati karşılığı değiştiriverirler. İşte öyle zamanda dinlerinde sâbit kalabilenler ellerinde kor ateşi tutanlar gibidirler.” (Ahmed İbn Hanbel, Müsned, II, 390; Ayrıca bkz. Müslim, İman 186; Tirmizi, Fiten 30, (2196) “Öyle bir zaman gelecek ki bütün insanlar ribâ ile iş yapacak. Ondan sakınanlar dahi tozuna bulaşmak durumunda kalacaklar.” (Nesâî, Büyû 2; İbnu Mâce, Ticârât 58; İbn Hanbel, Müsned, IV, 494; Beyhakî Sünen, IV, 275) “Öyle bir zaman gelecek ki doğru söyleyenler yalanlanacak, yalancılar ise doğrulanacak. Güvenilir kimseler hain sayılacak, hâinlere güvenilecek. İnsanlardan şâhidlik etmeleri istenmediği halde şâhidlik edecekler, yemin etmeleri istenmediği halde yemin edecekler,” (Taberâni, XXIII, 314) “Öyle bir zaman gelecek ki insanlar iyiliği özendirmeyecek, kötülükten de sakındırmayacaklar.” (Heysemî, Mecmauz-zevâid, VII, 280) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “Muhakkak ki insanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, o vakit kişi altından sadaka ile (çarşı Pazar) dolaşır da bunu kendisinden sadaka olarak kabul edecek tek kişi bulamaz. O zaman, tek bir erkeğe kırk tane kadının tâbi olduğunu ve kadınların çokluğu ve erkeklerin azlığı sebebiyle ona sığındıklarını görürsün.” (Buhari, Zekât 9; MüsIim, Zekat 59) “Ben sizin dünya hırsıyla birbirinizle kapışmanızdan, birbirinizi katletmenizden ve sizden öncekiler gibi helâk olup gitmenizden korkuyorum.” (Müslim, Fezâil 31) “…Ben asıl sizin dünyayı elde etmek için birbirinizle kapışıp kavga etmenizden korkuyorum.” (Buhârî, Cenâiz 71, Menâkıb 25, Megâzî 27, Rikâk 7, 53; Müslim, Fezâil 30) Hz. Sevban radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “–Size çullanmak üzere, yabancı kavimlerin, tıpkı sofraya çağrışan yiyiciler gibi, birbirlerini çağıracakları zaman yakındır.” Orada bulunanlardan biri: “–O gün sayıca azlığımızdan mı bu durum başımıza gelecek?” diye sordu. “–Hayır, bilakis o gün siz çok olacaksınız. Lakin sizler bir selin getirip yığdığı çer-çöpler gibi hiçbir ağırlığı olmayan kimseler durumunda olacaksınız. Allah, düşmanlarınızın kalbinden size karşı korku duygusunu çıkaracak ve sizin kalplerinize zaafı atacak!” buyurdular. “–Zaaf da nedir ey Allah’ın Rasûlü?” denildi. “–Dünya sevgisi ve ölüm korkusu!” buyurdular.” (Ebu Davud, Melahim 5/4297) Ebu Ümeyye eş-Şa’bani anlatıyor: “Ey Ebu Sa’lebe dedim, şu ayet hakkında ne dersin?” (Mealen): “Ey iman edenler! Siz kendinize bakın. Siz doğru yolda oldukça, sapıtmış olanlar size zarar vermez.” (Maide 105) Bana şu cevabı verdi: “Gerçekten bunu, iyi bilen birine sordun. Zira ben aynı şeyi Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-’a sormuştum. Demişti ki: “Ma’rufa sarılın, münkerden de kaçının! Ne zaman uyulan bir cimrilik, takip edilen bir hevâ, (dine, ahirete) tercih edilen dünyalık görür, rey sahiplerinin (selefi dinlemeden) kendi reylerini beğendiklerini müşahade edersen, o zaman kendine bak. İnsanlarla uğraşmayı bırak. Zira (bu safhaya gelince) arkanızda sabır günleri var demektir. O günler avuçta ateş tutmak gibi (sıkıntılı)dır. O günlerde, sizin kadar amel yapabilen bir kimseye elli kişinin ecri verilecektir.” (Ebu Davud, Melahim 17/4341); Tirmizi, Tefsir, 5/3060); İbnu Mace, Fiten 21) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “-İnsanlar öyle günler görecek ki, katil niçin öldürdüğünü, maktul de niçin öldürüldüğünü bilemeyecek.” “-Bu nasıl olur?” diye soruldu. Şu cevabı verdi: “-Herçtir! Öldüren de ölen de ateştedir.” (Müslim, Fiten 56) Zübeyr İbnu Adiy rahimehullah anlatıyor: “Hz. Enes İbnu Mâlik radıyallahu anh’ın yanına girdik. Haccâc’ın bize yaptıklarını şikayet ettik. “-Sabredin, buyurdu. Zira öyle günlerle karşılaşacaksınız ki, her yeni gün, gidenden daha kötü olacak. Bu hal Rabbinize kavuşuncaya kadar devam edecek. Ben bunu, Rasûlunüz -sallallâhu aleyhi ve sellem-’den işittim.” (Buhari, Fiten 6; Tirmizi, Fiten 35/2206) Hz. Huzeyfe radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “-Bana kaç müslüman olduğunu sayıverin” buyurdular. Biz: “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bizim sayımız altı-yediyüze ulaşmış olduğu halde, hakkımızda korku mu taşıyorsunuz?” dedik. “-Siz bilemezsiniz, (çokluğunuza rağmen) imtihan olunabilirsiniz!” . Gerçekten öyle (belaya maruz kalıp) imtihan olunduk ki, içimizden namazını gizlice kılanlar oldu.” (Buhari, Cihad 181; Müslim, İman 235) Abdullah ibn-i Ömer -radıyallâhu anh- tarafından rivayet edilmiştir. Rasûlullâh –sallâllâhu aleyhi ve elem- bize yönelerek şöyle buyurdu: “Ey Muhacirler cemâati! Beş şey vardır ki, onlarla mübtelâ olacağınız zaman Ben sizlerin o şeylere erişmenizden Allâh’a sığınırım. Onlar şunlardır: 1- Bir milletin içinde zina, fuhuş ortaya çıkıp nihayet o millet bu suçu alenî olarak işlediğinde, mutlaka içlerinde taun hastalığı ve onlardan önce gelip-geçmiş milletlerde vuku bulmamış hastalıklar yayılır. 2- Ölçü ve tartıyı eksik yapan her millet mutlaka kıtlık, geçim sıkıntısı ve başlarındaki hükümdarların zulmü ile cezalandırılırlar. 3- Mallarının zekâtını vermekten kaçan her millet mutlaka yağmurdan menedilir (kuraklık cezası ile cezalandırılır) ve hayvanları olmasa (Allâh hayvanlara acımasa) onlara yağmur yağdırmaz. 4- Allâh’ın ahdini (emirlerini) ve Rasûlün sünnetini terk eden her milletin başına mutlaka Allâh kendilerinden olmayan düşmanı musallat eder ve düşman o milletin elindeki-avucundakilerin bir kısmını alır. 5- İmamları (yâni devlet adamları) Allâh’ın Kitabı ile amel etmeyip Allâh’ın indirdiği hükümlerden işlerine geleni seçtikçe Allâh onların hesabını kendi aralarında görür.” (İbn-i Mâce, Fiten, 22) Rasûlullah sallallahu aleyhi veselem şöyle buyurdu: “Fırat nehrinin suyu çekilip, aktığı yatakta bulunan bir altın dağı meydana çıkmadıkça ve kurtulup kazanan ben olayım diye birbiriyle çarpışan her yüz kişiden doksan dokuzu ölmedikçe kıyamet kopmaz.” (Buhârî, Fiten 24; Müslim, Fiten 29. Ayrıca bk. İbni Mâce, Fiten 25) Diğer bir rivayet ise şöyledir: “Pek yakında Fırat nehrinin suyu çekilerek aktığı yatakta bir altın hazinesi meydana çıkacaktır. O günü gören kimse, o hazineden kesinlikle bir şey almasın.” (Buhârî, Fiten 24; Müslim, Fiten 29-32. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Melâhim 13; Tirmizî, Sıfatü’l-cenne 26) “Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki kişi bir kabre uğrayıp üzerine abanarak: ‘Keşke bu kabrin içinde ben olsaydım’ demedikçe kıyamet kopmaz. Hâlbuki bu sözü ona söyleten din değil, belâ olacaktır.” (Buhârî, Fiten, 22; Müslim, Fiten, 53-54) Öyle bir zamanın geleceği, insanların kalblerinin dünya sevgisi ile dolacağı, cihadı zarar olarak görüp zekat vermeyi altından kalkılması zor bir borç olarak görecekleri bildirilir. (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 236/6322) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “-Beni İsrail üzerine gelen şeyler, aynıyla ümmetimin üzerine de gelecektir. Öyle ki onlardan aleni olarak annesine gelen olmuşsa, ümmetimden de bu çirkin işi mutlaka yapan olacaktır. Nitekim, Beni İsrail yetmişiki millete (dine, fırkaya) bölünmüştü. Benim ümmetim de yetmişüç millete bölünecektir. Bunlardan bir tanesi hariç hepsi ateştedir.” “-Bu fırka hangisidir?” diye soruldu. “-Benim ve ashabımın üzerinde olduğu şeyden ayrılmayanlardır!” buyurdular.” (Tirmizi, İman 18/2641) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “Ümeranız hayırlı olanlarınızdan iseler, zenginleriniz sehâvetkâr kimselerse, işlerinizi aranızda müşavere ile hallediyorsanız, bu durumda yerin üstü (hayat), altından (ölümden) hayırlıdır. Eğer ümeranız şerirlerinizden, zenginleriniz cimri ve işleriniz kadınların elinde ise, yerin altı üstünden, (ölmek yaşamaktan) daha hayırlıdır. (Çünkü artık dini ikame imkanı kalmaz).” (Tirmizi, Fiten 78/2266) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “-Gençlerinizin fıska düştüğü, kadınlarınızın azdığı zaman haliniz ne olur?” diye sormuştu. (Yanındakiler hayretle): “-Ey Allah’ın Rasûlü, yani böyle bir hal mi gelecek?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdu ve devam etti: “-Emr-i bi’l-ma’rufta bulunmadığınız, nehy-i ani’l-münker yapmadığınız vakit haliniz ne olur?” diye sordu. (Yanındakiler hayretle:) “-Yani bu olacak mı?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdular ve sormaya devam ettiler: “-Münkeri emredip, ma’rufu yasakladığınız zaman haliniz ne olur?” (Yanında bulunanlar iyice hayrete düşerek): “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bu mutlaka olacak mı?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdular ve devam ettiler: “-Ma’rufu münker, münkeri de ma’ruf addettiğiniz zaman haliniz ne olur?” (yanindeki Ashab:) “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bu mutlaka olacak mı?” diye sordular. “-Evet, olacak!” buyurdular.” (Heysemi, Mecma’u’z-Zevaid, VII, 281) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “İnsanların dünyaca en bahtiyarını âdi oğlu âdiler teşkil etmedikçe Kıyamet kopmaz.” (Tirmizi, Fiten 37/2209) Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-, yanındaki cemaate konuşurken, bir adam gelerek: “-Ey Allah’ın Rasûlü! Kıyamet ne zaman kopacak?” dedi. Sallallâhu aleyhi ve sellem- konuşmasına devam etti, sözlerini bitirdiği vakit: “-Sual sâhibi nerede?” buyurdular. Adam: “-İşte buradayım ey Allah’ın Rasûlü!” dedi. Sallallâhu aleyhi ve sellem-: “-Emanet zâyi edildiği vakit Kıyameti bekleyin!” buyurdular. Adam: “-Emanet nasıl zâyi edilir?” diye sordu. Efendimiz: “-İş, ehil olmayana tevdi edildi mi Kıyamet’i bekleyin!” buyurdular.” (Buhari, İlm 2, Rikâk 35) Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “Ümmetim onbeş şeyi yapmaya başlayınca ona büyük belanın gelmesi vâcip olur!” buyurmuşlardı. (Yanındakiler:) “Ey Allah’ın Rasûlü! Bunlar nelerdir?” diye sordular. Sallallâhu aleyhi ve sellem- saydı: -Ganimet (yani milli servet, fakir fukaraya uğramadan sadece zengin ve mevki sahibi kimseler arasında) tedavül eden bir metâ haline gelirse, -Emanet (edilen şeyleri emânet alan kimseler, sorumlu ve yetkililer, memurlar) ganimet (malı yerini tutup, yağmalayıp nefislerine helal) kıldıkları zaman, -Zekât (ödemeyi ibadet bilmeyip bir angarya ve) ceza telâkki ettikleri zaman. -Kişi annesinin hukukuna riayet etmeyip, kadınına itaat ettiği; -Babasından uzaklaşıp ahbabına yaklaştığı; -Mescidlerde (rıza-yı ilâhi gözetmeyen husûmet, alış-veriş, eğlence ve siyâsiyâta vs. müteallik) sesler yükseldiği zaman. -Kavme, onların en alçağı (erzel) reis olduğu; -(Devlet otoritesinin yetersizliği sebebiyle tedhiş ve zulümle insanları sindiren zorba) kişiye zararı dokunmasın diye hürmet edildiği; -(Çeşitli adlarla imal edilen) içkiler (serbestçe) içildiği; -İpek (haram bilinmeyip erkekler tarafından) giyildiği; -Çeşitli adlar altında şarkıcı kadınlar ve çalgı aletleri edinildiği; -Bu ümmetin sonradan gelen nesilleri, önceden gelip geçenlere (çeşitli ithamlar ve bahanelerle) hakâret ettiği zaman artık kızıl rüzgârı, (zelzeleyi), yere batışı (hasfı) veya suret değiştirmeyi (meshi) (veya gökten taş yağmasını, (kazfi) bekleyin.” (Tirmizi, Fiten 38/2210) Mikdam bin Ma’dikerb’in bir hizmetçisi vardı, süt satardı, Mikdam da karşılığında para alırdı. Ona: “-Sübhanallah, süt satıp para mı alıyorsun?” dediler. O da: “¬-Evet, bunda ne var ki? Ben Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-’in şöyle dediğini duydum: “-İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki o vakit dinar ve dirhemden başka bir şey fayda vermeyecek!” dedi. (Ahmed bin Hanbel, IV, 133) “Sizin üzerinize öyle bir zaman gelecek ki o vakit siz, iyilikleri emretmeyen ve kötülükleri yasaklamayan kimselerin en hayırlı kişiler olduğunu düşünürsünüz.” (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 686/8462) Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-: “-İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki o vakit müminin kalbi tuzun suda eridiği gibi eriyecek!” buyurdu. “-Niçin eriyecek yâ Rasûlallah?” diye sorulduğunda: “-Kötülükleri görüp de onları değiştirmeye güç yetiremediği için” buyurdu. (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 686/8463) Rabbim Bizleri Uyananlardan Eylesin İnşAllah.
ŞEYTANLARIN İNTİŞAR ETTİĞİ ZAMAN
Şeyh Muhammed Nazım El-Hakkani En-Nakşibendi Hazretlerinin 29 Aralık 2012 Sohbeti, Allahu Ekber Allahu Ekber Velillah İlhamd. Allahu Ekberul Kebira Vel Hamdulillahi Kesira. Ve Subhan'Allahu Bukratan ve Asila, La İlahe İll'Allah, Hu Allahu Ekber. Allahu Ekber Velillah İlhamd. Bunu çektirir misin kendilerine? Bu tertibi çektirir misin? İşte ona alış.Bazı mühim talimat var da söyleyeyim kısaca size. Şimdi, Destur ya Mevla.. Fatiha. İşittim ki.. Bismillahirrahmanirrahim. Siz gece bir volta vurursunuz Lefke'de. Öyle mi? Bir dolaşma yapar mısınız Yatsı'da sonra? Ne için yaparsınız? Bunun üzerine, Peygamber (sav) buyurdu: "Gençleriniz, çocuklarınızı Akşam namazından sonra dışarı bırakmayın" diyor. "Ahbi suhum" Onları hapsediniz. Ne için? O zaman "Li ennu şeyatin yen teşirun badel ğalas" Ğalas nedir? Karanlık bastığı vaktında şeytanların intişar ettiği, dağıldığı zamandır. "Ahbi suhum şebba lekum" Gençlerinizi akşamdan sonra hapsediniz. Çünkü sokakta şeytanların dağıldığı vakittir. Zulmet iner, o zulmetin içerisinde gecenin ağırlığı sizi ezer. Onların ağırlığı da size zarar verir. Şeytanların dağıldığı vakittir diyor. Akşamdan sonra gençlerinizi hapsediniz. Ne güzel emir. Bütün dünyanın başının belası bundandır. Geçinemiyoruz, eğlenemiyoruz. Yaşayamıyoruz. İdaremiz sıkıp, çıkmıyor. Sen akşamdan sonra dolaşırsan hadi oğlum, bu bizim evlatlarımız akşamdan sonra devriye yapar. Günün ölü vaktidir o. Dolaşacaksan, güneş böyle çıkmaya başladığı vakitte hayat verir. Devriye yapacaksan diyor, işrak namazını kıl, bir devriye yap. Gel duhan vakti yap. Ne hastalık görürsün, ne sıkıntı görürsün. Ne şeytanların şerrine uğrarsın. Bu talimatlar büyük; büyük talimat bu. Gecenin karanlığı çöktü mü ezer insanı. "Ve Cealne Leyle Libasen" Örtü yaptım diyor geceyi size. Örtünüp de rahat edesiniz. "Ve Cealna Nehara meaşa." Hayat, gündüzde size açılır. Gece kapanıktır. Gece Yatsı'yı kılıp, rahatınızı alınız. Subhan Allah. Çobanları bilir. Çobanlar bilir Feridun. Subhan Allah, hayvanlar seher vakti girdi mi davar tepinir derler. Yatmaz, tepinir. Tepinir manası; uyanır ve yürür. Seher vaktinde hiçbir davar dağda seher vaktinden evvel hiçbir davar kımıldamaz, yatar. Seher vaktinde davar tepinir diyor. Yani kalkar yürür. Eskiden çanları da vardı. Bir alayla yürürlerdi. Çünkü en bereketli vakit gece gündüzün, günün seher vaktidir. Bütün yükünü alır. O mübarek hayvanlar bilir; seher vakti girdi mi tepinir diyor, kalkar. Yürümeye başlar.Çoban o vakit arkalarına düşer. Geceyi hayvanlar biliyor, ağırlığını. Şey etmez, yürümez; yatar. O ağırlığı üzerine çekmesin diye. Seher vaktinde tepinir, yani kalkar ve yürür. Eskiden çanları, zilleri, çanları vardı boyunlarında. Bir alay başlarlar yürümeye. Çoban da kalkardı o zaman. Seher vaktidir. Seher vaktinden sonra, şimdi Seher vaktinde evde oluruz biz, dağda değiliz. Lakin biz günün intişarı yeni hayatla güneş doğar. Buradan seyrederim. Ne güzel doğuşu var. Ne güzel nur verir. Akşam böyle gün, böyle mahzun batar. Doğarken nurların içerisinde doğar. Gelin kız gibi doğar. Acayip, o vakit insanlar uyur. Şimdi zaten ne çoban kaldı, ne çiftçi. Hepsi yatarlar. Neden? Bütün gece otururlar onlar. Kahvelerde ve onun emsali bir sürü zibillik yerlerde çürürler. Maneviyat diye içlerinde birşey kalmaz. Hastalık da tepelerine biner. Cinlerin intişar vaktidir dedi Peygamber Aleyhi Salatu Ves Selam. Akşamdan sonra gençlerinizi hapsediniz. Bırakmayınız dışarıya. Çünkü şeytanların dağıldığı vakittir. Ezerler milleti. Zahirde de bu böyle. Maneviyatta da böyle görüyor Evliyalar. Peygamber sözü (sav). Bu dünyayı ıslah eder bu söz. Gece dışarı çıkma! Çünkü gece dışarıda şeytanlar cirit atar. Adam arar avlasın. Avlayıp dursun diye. Ezilmiş vücut, bütün gün yorulmuş vücut uyumak ister. Zorla uyutmaz onu. O bizim oturduğumuza bakma. Biz de fazla otururuz. Lakin dışarıda değiliz. Bir hizmette dururuz Rabbimiz'e karşı. Dolaşmıyoruz, onun için dolaşacak vakit, günün böyle doğduğu vaktinde dolaşın. Taze hayat verir, şey. Damadım, muhterem damadım. Muhterem torunum. Dışarı akşamdan sonra dolaşması iyi değildir. Vücudu ezer. Akşamdan sonra rahat edin. Sabah erken işrakı kıl, bir devriye yap. Yeni gün, yeni libas giydirir vücuda. Yeni vücud gelir. Yeni hayat, yeni teneffüs için vücuda gelir insanlar. Onun için atalarımız katiyen yatmaz, seher vaktinden sonra. Kuşluk vaktinde çiftini sürer, bahçesine bakar. Alacağını, toplayacağını alır getirir ve öğlen vaktinde eve geldiğinde bir parça yatar. Kayluledir o. Efendimiz de kuşluk vaktinde Medine-i Müvvere'nin bahçelerine gider ve o kuşluk kaylule uykusu uyurdu. Onu işittim, gece devriye yaptılardı. Gece devriyenin manası yok, zulmet var. Ağırlık çöker, hastalık gelir. Hatta benim bile ikindiden sonra çıkmam yani tam Şeriata bakarsan tadı yok. Gün batıyor, çünkü. Devriye yapacaksan gündüz yap diyor. Gün doğarken çıkayım. Ne hastalık bırakır, ne vücudumuzda zaaf bırakır. Bütün dünyanın belası bu gece hayatıdır. Bütün dünyayı sersem eden, akılsız yapan bütün dünyanın huzurunu kaçırttıran gece dışarı çıkmaları! Bunu kapattın, dünya gül gülistandır. Doğru mu? Öyledir. Şimdi vücut, geceyle kalkar, şey neder? İşrakı kıl, on adım olsun yürü. Güneşin doğduğu tarafa yürü.Yeni libas, Ya Rabbim. Güneşteki sevbul afiyet, afiyet gömleğinden bize de giydir Ya Rabbi diye güneşin çıkışını seyretsen arslan gibi durursun. Ne hap istersin, ne hekim istersin. Onu işittim, dün işittim. Şeyde devriyededir, devriye yaparlar onlar. Dedim yahu ben seslenmeyeyim ama gece bana talimat verildi. Talimat verildi, boş boşuna dolaşıp ezilirler dedi. Yatsınlar, erken kalksınlar; işrak vaktinde on adım yürüsünler, güneşin doğduğu tarafa. Bak bakalım, ne karnım der, ne kasığım der. Lakin bütün millet geceye hazır eder. Hazırlık yapar, geceye çıkmak için. Gündüzü iptal ettiler. Gece. Onun için hastalık gırla. Hırsızlık, yüzsüzlük gırla. İktisadi çöküntü evlerden tut, devletlere kadar; devletlerin hepsi bu belanın içine düşmüştür. Bir sırrı Peygamber'in kurtarır. Subhan Allahul Aliyyul Azim. Bunu işittim. Keşke dermanım olsa da dedim çıkayım, bir dolaşayım. Çok vakitler ben dervişlik, güya dervişlik yapardım da gittiğimiz yerlerde köylerde, sabah namazından sonra devriye yapardık. Yola çıkarsak, o vakit çıkardık. Temiz hava. Yediğimiz içimize siner; ne hap ister, ne ilaç ister. Bunları kullansa hiç hekime ihtiyacı yoktur oğlum. Arslan gibi olursun, gün doğduğu tarafa yürü 5 dakika. Beş dakika, beş adım; yürü, bir devriye yap gel. Gece; Ve Cealna Leyle Libasa. Ven Nehara Meaşa. Geceyi örtü yaptık size örtünesiz, yatasınız, dinlenesiniz. Allahu Ekber. Allahu Ekber. Ne söyleyen kaldı, ne bilen kaldı, ne yapan kaldı. Bütün dünyanın çivisi koptu. Mandalı koptu. Ne için? Bu gece hayatı için. Bu gece hayatı için. Bu İslam nizamı değil. Allah Zül Celal'in istediği hayat nizamı değildir. Onun için bunlar başlarına geliyor. Çok şey söyleyeceğim ama yetişir bu. İşte hemen şimdi yat işrak namazından sonra çık, bir devriye yap. Güneş de zaten dokuza, ona kadar yeni gelir. Böyle gelir ta buraya kadar. Setürreis derler ona. Tepesine gelinceye kadar gökyüzünün. Hayat verir, ondan sonra eksilmeye başlar. Güneşin getirdiği nur var; sentüres. Tam tepeye geldiğinde, gökyüzünün ortasına azalmaya başlar. Buradan çıkarken ziyadesiyle gelir, verir. Nasıl? Onu işittim, ben birşey demedim akşam. Lakin sabah bana tembihat geldi ki bunu söyleyeyim, bu bütün dünyayı kurtarır. Bütün dünyayı kurtarır. Gece hayatı yoktur İslam'da! Sokaklarda kimse bulunmaz yatsıdan sonra. Herkes evindedir. Ve sabah ezanı ile kalkar ve hizmetini yapar. Akşam ezanı evine gelir. Ya Rabbi İslam nizamını bize öğretecek, o yolu gösterecek, Sen'in muhlis kullarından gönder, şaşıp kaldık Ya Rabbi. Ne yapacağımız, ne edeceğimizi bilemiyoruz. Enerji yüklenirsin bu vakit. Öğleden sonra enerjini bitirirsin. Enerjisiz millet, onun için hepsi hasta. Dertli, hastaneler adam almaz oldu. Her evde herkes, hepsi hasta. Bir şeyi idare etse; ne hekim ister, ne hakim ister. Hakimlik vukuatların hepsi de gece olur. Her cinayet, her pislik gecenin içindedir. Onun için geceye çıkma diyor.Gençlerinizi evlatlarını bırakmayın akşamdan sonra sokakta. Allah. Ne güzel Peygamber. Hey Ya ResulAllah. Bunları bize talim edecek mübarekleri gönderin. Ne güzel bu talimat. Beğendin mi? Yaşa. "Çoktan gelirler" dedi. Ben dedim ne münasebet. Devriye yaparlar diyor onlar Lefke'yi. Bir acayip, o vakit devriye vakti mi? E öyledir diyor. Şimdi modadır. Akşamdan sonra, yatsıdan sonra herkes sokakta gezecektir, şeytanın talimatı bu. Ki millet eziyet çeksin, hasta olsun. Ceplerinde paraları kalmasın, rahatları huzurları kalmasın. Evlerinde muhabbetleri, evine muhabbeti evine muhabbeti olan kalmadı. Herkes evinde çoluk çocuğuylandı eskiden. Oturur, yatsıyı kıldı mı yatıverirdi. Şimdi çeşit türlü şeytan aletleri, bunları da icat edenler şeytanın şeyleri. Ne yapacaksın? Onların zulmeti de bizim üstümüze çöktü. Bakıyorum; bir ferahlık, bir haber gelir mi diye otururum orada. Gelmiyor oğlum, gelmiyor. Hep sıkıntı, hep cinayetler, vurmalar, öldürmeler. Bu insan hayatı değil. İnsanlara yakışan iş değil. Bunu insanlar, insanlıktan çıkmış, şeytanlaşmıştır. Şeytan insana zarar vermek için peşlerinde koşar. Şimdi bütün insanların hepsi, birbirine şeytanlık yapmak. Geceleri beklerler, geceleri de sokaklar kadın erkekten geçilmez. Ya Rabbi Sen bizi affeyle. Dolaş, yeni gün gelsin, yeni hayat gelsin. Hayat gelsin. Beş dakika git böyle dereye kadar. Kuvvetin varsa bir parça daha böyle güneşin doğduğu tarafa yürü. Hayat gelir oğlum. Gece nerededir o dedik? Hiç duymadık bunu da. E senin haberin olur mu diyor. Şey nerede? Devriye yapar. Ben bile o akşam devriyesinde yani tat bulmuyorum. Güneş batarken tadı gelmez. Güneş doğarken isterim çıkayım, yürüyeyim. İneyim, yürüyeyim. Canımız vücudumuz yenilenir, tazelenir,hoş gelir. Dağdaki hayvanlar bilir. Akşam karanlığında yatar, seher vaktinde kalkar. Biz o kadar olamadık. Hay bu insanlar, çektikleri hep şeytanın öğrettikleri belalar onları bu hale getirdi. Teknoloji batsın. Batsın teknolojileri. Dünyayı yakacaklar. Milyonlarca insanları öldürecekler. Teknoloji medeniyetleri bu, bunların hainlerin. Şeytan talimi. Masum insanları öldürüyor. Bu mudur bunların, Yirminci yüzyılın medeniyet dediği bunların işi bu. İnsanlara yarayacak birşey icat etmemiş. Çin'e gitmişler, gülsün damat bir parça.. Çok ciddi oturur da, bir parça daha söyleyeyim. Bazı gelir kalbime. Bu trenleri icat ettiklerinde bazı açık gözler Çin'e gitmiş de trenin faydalarını söylüyor. Tren hattı yapacağız size, bineanaleyh on günlük yolu bir günde yürüyeceksiniz. O ihtiyar Çinli demiş, peki demiş. On günlük yolu bir günde gittikten sonra dokuz gün ne yapacağız demiş.Şimdi de millet öyle. Hepsi ateş üstüne koşturuyor. Yediğin ne ya hu, yediğimiz işte bu. Giydiğimiz bu. Niye koşturuyorsun? Bir hayır yapmadıktan sonra, bir gününün içerisinde bir hayrın olmadıktan sonra, sen insan diye niye gezersin? Neler söylenebilir, ciltlerle kitap dolar bundan ey oğullarım, evlatlarım. Onun için dikkat et. İstersen git şimdi rahat et; İşrak vakti çıktı mı, çık bir devriye yap. On adım bile yürüsen yeni hayat gelir. Allahu Ekber, Allahu Ekber. Cinlerin intişar zamanı diyor. Gece cinlilerindir. Gündüz çıkmazlar. Gece cinlilerindir, dokunurlarsa fena dokunurlar. Allah bizi affeylesin. Bize doğru yollarımızı gösterecek sevgili kullarından göndersin. Biz birşey öğrenemeden kaldık. Ve şeytanın talimatı üzerine bütün dünya ateşe yürüyor. Aman Ya Rabbi, Aman Ya Rabbi. Tövbe Ya Rabbi. Tövbe Estağfirullah. Allah sizi gözetsin. Gece çıkma, gündüz işrak ta öğlene kadar da olsa, güneş şeye gelmeden yürüdüğün tamamdır. Öğleden sonra kuvveti eksilmeye başlar. Vereceğini verir, buraya kadar güneş. Setürreis derler, tepeye gelinceye kadar; gökyüzünün ortasına. Ondan sonra eksilmeye başlar, alamazsın. Fatiha. Allah bize bunları öğretecek kullarını yollasın. Allah. Allahu Ekber. Allah razı olsun, elin eteğin öpülsün. Kılmadan çıkıyor, tamamdır, lakin gün tam çıktığı vakitinde yürüyüşün vereceği kuvvet çok başkadır, yenidir. Güneşe giydirmiş, sevbul afiyet. Afiyet elbisesi giydirmiş güneşe Cenab-ı Allah. Giydirir bize. Allahu Ekber Velillah İlhamd. Akıbetiniz hayır olsun. Çoluk çocuklarınızla İslam üzerine yaşayın. Yaşayalım. Hadi Mehmet oku bana, oku bana. Allah'a şükürler, hamd olsun. İyi günler göstersin. Peygamber yolunu tutmak bize nasib olsun Ya Rabbi. Ya Rabbim, Ya Rabbim. Fatiha. Heykel gibi. Yani söylersin, söylersin ama kime söylersin. Canlı insan kalmadı. Allah'a şükür, Ya Muhavvilel Havli Vel Ahval. Havlil Halena İla Ahsinil Hal. Ne güzel İslam nizamı. Bir sözü kurtarır bütün dünyayı be Rukiye. Bir söz! "Ahbisu evladekum badeel gurubu şems". Yani Hadis-i Şerif bu manadadır. Bırakma diyor. Bırakma. Geçmiş ola. Şimdi kârı kalmadı. Gelecek, gelecek; geliyor. Aman Ya Rabbi, başımıza hayır gelsin.
  
101 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
MEHTER / TASAVVUF MÜZİK
SİTE HARİTASI
SAAT
Üyelik Girişi