CEMAZİYEL -EVVEL HAKİKAT DAMLASI
HADİS-İ ŞERİF IŞIĞINDA AHİRZAMAN “Siz öyle bir zamanda yaşıyorsunuz ki sizden biriniz emrolunduğu şeylerin onda birini terk etse helâk olur. Sonra öyle bir zaman gelecek ki sizden kim emrolunduğu şeyin onda birini yapsa kurtulur.” (Tirmizî, Fiten, 79/2267) “Öyle bir zaman gelecek ki o zaman şu üç şeyden daha kıymetli birşey olmayacaktır: Helal para, can u gönülden arkadaşlık yapılacak bir kardeş ve kendisiyle amel edilecek bir sünnet.” (Heysemî, I, 172) “Öyle bir zaman gelecek ki, kişi helâlden mi haramdan mı kazandığına aldırmayacak!” (Buharî, Büyû; 7) Ebu Said el-Hudrî’den rivayet edildiğine göre Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: “Aranızda öyle bir grup ortaya çıkacaktır ki, namazınızı onların namazları, oruçlarınızı onların oruçları ve diğer amellerinizi de onların amelleri yanında az göreceksiniz. onlar Kur’ân okurlar, fakat okudukları boğazlarından aşağı geçmez. onlar okun yaydan çıktığı gibi dinden çıkarlar...” (Buhârî, Fedâilü’l-Kur’ân, 36) “Öyle bir zaman gelecek ki okuma meraklı kurrâ çoğalacak; fakîhler ise azalacak ve bu sûretle ilim çekilip alınacak. Daha sonra öyle bir zaman gelecek ki insanların okudukları boğazlarından aşağı geçmeyecek.” (Hakim, Müstedrek, V, 504) “Şiddetli bir şekilde yaklaşan fitne sebebiyle vay insanların hâline. İnsanlar mü’min olarak sabahlar da akşam kâfir oluverirler. İnsanlar dinlerini küçük dünya menfaati karşılığı değiştiriverirler. İşte öyle zamanda dinlerinde sâbit kalabilenler ellerinde kor ateşi tutanlar gibidirler.” (Ahmed İbn Hanbel, Müsned, II, 390; Ayrıca bkz. Müslim, İman 186; Tirmizi, Fiten 30, (2196) “Öyle bir zaman gelecek ki bütün insanlar ribâ ile iş yapacak. Ondan sakınanlar dahi tozuna bulaşmak durumunda kalacaklar.” (Nesâî, Büyû 2; İbnu Mâce, Ticârât 58; İbn Hanbel, Müsned, IV, 494; Beyhakî Sünen, IV, 275) “Öyle bir zaman gelecek ki doğru söyleyenler yalanlanacak, yalancılar ise doğrulanacak. Güvenilir kimseler hain sayılacak, hâinlere güvenilecek. İnsanlardan şâhidlik etmeleri istenmediği halde şâhidlik edecekler, yemin etmeleri istenmediği halde yemin edecekler,” (Taberâni, XXIII, 314) “Öyle bir zaman gelecek ki insanlar iyiliği özendirmeyecek, kötülükten de sakındırmayacaklar.” (Heysemî, Mecmauz-zevâid, VII, 280) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “Muhakkak ki insanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, o vakit kişi altından sadaka ile (çarşı Pazar) dolaşır da bunu kendisinden sadaka olarak kabul edecek tek kişi bulamaz. O zaman, tek bir erkeğe kırk tane kadının tâbi olduğunu ve kadınların çokluğu ve erkeklerin azlığı sebebiyle ona sığındıklarını görürsün.” (Buhari, Zekât 9; MüsIim, Zekat 59) “Ben sizin dünya hırsıyla birbirinizle kapışmanızdan, birbirinizi katletmenizden ve sizden öncekiler gibi helâk olup gitmenizden korkuyorum.” (Müslim, Fezâil 31) “…Ben asıl sizin dünyayı elde etmek için birbirinizle kapışıp kavga etmenizden korkuyorum.” (Buhârî, Cenâiz 71, Menâkıb 25, Megâzî 27, Rikâk 7, 53; Müslim, Fezâil 30) Hz. Sevban radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “–Size çullanmak üzere, yabancı kavimlerin, tıpkı sofraya çağrışan yiyiciler gibi, birbirlerini çağıracakları zaman yakındır.” Orada bulunanlardan biri: “–O gün sayıca azlığımızdan mı bu durum başımıza gelecek?” diye sordu. “–Hayır, bilakis o gün siz çok olacaksınız. Lakin sizler bir selin getirip yığdığı çer-çöpler gibi hiçbir ağırlığı olmayan kimseler durumunda olacaksınız. Allah, düşmanlarınızın kalbinden size karşı korku duygusunu çıkaracak ve sizin kalplerinize zaafı atacak!” buyurdular. “–Zaaf da nedir ey Allah’ın Rasûlü?” denildi. “–Dünya sevgisi ve ölüm korkusu!” buyurdular.” (Ebu Davud, Melahim 5/4297) Ebu Ümeyye eş-Şa’bani anlatıyor: “Ey Ebu Sa’lebe dedim, şu ayet hakkında ne dersin?” (Mealen): “Ey iman edenler! Siz kendinize bakın. Siz doğru yolda oldukça, sapıtmış olanlar size zarar vermez.” (Maide 105) Bana şu cevabı verdi: “Gerçekten bunu, iyi bilen birine sordun. Zira ben aynı şeyi Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-’a sormuştum. Demişti ki: “Ma’rufa sarılın, münkerden de kaçının! Ne zaman uyulan bir cimrilik, takip edilen bir hevâ, (dine, ahirete) tercih edilen dünyalık görür, rey sahiplerinin (selefi dinlemeden) kendi reylerini beğendiklerini müşahade edersen, o zaman kendine bak. İnsanlarla uğraşmayı bırak. Zira (bu safhaya gelince) arkanızda sabır günleri var demektir. O günler avuçta ateş tutmak gibi (sıkıntılı)dır. O günlerde, sizin kadar amel yapabilen bir kimseye elli kişinin ecri verilecektir.” (Ebu Davud, Melahim 17/4341); Tirmizi, Tefsir, 5/3060); İbnu Mace, Fiten 21) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “-İnsanlar öyle günler görecek ki, katil niçin öldürdüğünü, maktul de niçin öldürüldüğünü bilemeyecek.” “-Bu nasıl olur?” diye soruldu. Şu cevabı verdi: “-Herçtir! Öldüren de ölen de ateştedir.” (Müslim, Fiten 56) Zübeyr İbnu Adiy rahimehullah anlatıyor: “Hz. Enes İbnu Mâlik radıyallahu anh’ın yanına girdik. Haccâc’ın bize yaptıklarını şikayet ettik. “-Sabredin, buyurdu. Zira öyle günlerle karşılaşacaksınız ki, her yeni gün, gidenden daha kötü olacak. Bu hal Rabbinize kavuşuncaya kadar devam edecek. Ben bunu, Rasûlunüz -sallallâhu aleyhi ve sellem-’den işittim.” (Buhari, Fiten 6; Tirmizi, Fiten 35/2206) Hz. Huzeyfe radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “-Bana kaç müslüman olduğunu sayıverin” buyurdular. Biz: “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bizim sayımız altı-yediyüze ulaşmış olduğu halde, hakkımızda korku mu taşıyorsunuz?” dedik. “-Siz bilemezsiniz, (çokluğunuza rağmen) imtihan olunabilirsiniz!” . Gerçekten öyle (belaya maruz kalıp) imtihan olunduk ki, içimizden namazını gizlice kılanlar oldu.” (Buhari, Cihad 181; Müslim, İman 235) Abdullah ibn-i Ömer -radıyallâhu anh- tarafından rivayet edilmiştir. Rasûlullâh –sallâllâhu aleyhi ve elem- bize yönelerek şöyle buyurdu: “Ey Muhacirler cemâati! Beş şey vardır ki, onlarla mübtelâ olacağınız zaman Ben sizlerin o şeylere erişmenizden Allâh’a sığınırım. Onlar şunlardır: 1- Bir milletin içinde zina, fuhuş ortaya çıkıp nihayet o millet bu suçu alenî olarak işlediğinde, mutlaka içlerinde taun hastalığı ve onlardan önce gelip-geçmiş milletlerde vuku bulmamış hastalıklar yayılır. 2- Ölçü ve tartıyı eksik yapan her millet mutlaka kıtlık, geçim sıkıntısı ve başlarındaki hükümdarların zulmü ile cezalandırılırlar. 3- Mallarının zekâtını vermekten kaçan her millet mutlaka yağmurdan menedilir (kuraklık cezası ile cezalandırılır) ve hayvanları olmasa (Allâh hayvanlara acımasa) onlara yağmur yağdırmaz. 4- Allâh’ın ahdini (emirlerini) ve Rasûlün sünnetini terk eden her milletin başına mutlaka Allâh kendilerinden olmayan düşmanı musallat eder ve düşman o milletin elindeki-avucundakilerin bir kısmını alır. 5- İmamları (yâni devlet adamları) Allâh’ın Kitabı ile amel etmeyip Allâh’ın indirdiği hükümlerden işlerine geleni seçtikçe Allâh onların hesabını kendi aralarında görür.” (İbn-i Mâce, Fiten, 22) Rasûlullah sallallahu aleyhi veselem şöyle buyurdu: “Fırat nehrinin suyu çekilip, aktığı yatakta bulunan bir altın dağı meydana çıkmadıkça ve kurtulup kazanan ben olayım diye birbiriyle çarpışan her yüz kişiden doksan dokuzu ölmedikçe kıyamet kopmaz.” (Buhârî, Fiten 24; Müslim, Fiten 29. Ayrıca bk. İbni Mâce, Fiten 25) Diğer bir rivayet ise şöyledir: “Pek yakında Fırat nehrinin suyu çekilerek aktığı yatakta bir altın hazinesi meydana çıkacaktır. O günü gören kimse, o hazineden kesinlikle bir şey almasın.” (Buhârî, Fiten 24; Müslim, Fiten 29-32. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Melâhim 13; Tirmizî, Sıfatü’l-cenne 26) “Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki kişi bir kabre uğrayıp üzerine abanarak: ‘Keşke bu kabrin içinde ben olsaydım’ demedikçe kıyamet kopmaz. Hâlbuki bu sözü ona söyleten din değil, belâ olacaktır.” (Buhârî, Fiten, 22; Müslim, Fiten, 53-54) Öyle bir zamanın geleceği, insanların kalblerinin dünya sevgisi ile dolacağı, cihadı zarar olarak görüp zekat vermeyi altından kalkılması zor bir borç olarak görecekleri bildirilir. (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 236/6322) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “-Beni İsrail üzerine gelen şeyler, aynıyla ümmetimin üzerine de gelecektir. Öyle ki onlardan aleni olarak annesine gelen olmuşsa, ümmetimden de bu çirkin işi mutlaka yapan olacaktır. Nitekim, Beni İsrail yetmişiki millete (dine, fırkaya) bölünmüştü. Benim ümmetim de yetmişüç millete bölünecektir. Bunlardan bir tanesi hariç hepsi ateştedir.” “-Bu fırka hangisidir?” diye soruldu. “-Benim ve ashabımın üzerinde olduğu şeyden ayrılmayanlardır!” buyurdular.” (Tirmizi, İman 18/2641) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “Ümeranız hayırlı olanlarınızdan iseler, zenginleriniz sehâvetkâr kimselerse, işlerinizi aranızda müşavere ile hallediyorsanız, bu durumda yerin üstü (hayat), altından (ölümden) hayırlıdır. Eğer ümeranız şerirlerinizden, zenginleriniz cimri ve işleriniz kadınların elinde ise, yerin altı üstünden, (ölmek yaşamaktan) daha hayırlıdır. (Çünkü artık dini ikame imkanı kalmaz).” (Tirmizi, Fiten 78/2266) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “-Gençlerinizin fıska düştüğü, kadınlarınızın azdığı zaman haliniz ne olur?” diye sormuştu. (Yanındakiler hayretle): “-Ey Allah’ın Rasûlü, yani böyle bir hal mi gelecek?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdu ve devam etti: “-Emr-i bi’l-ma’rufta bulunmadığınız, nehy-i ani’l-münker yapmadığınız vakit haliniz ne olur?” diye sordu. (Yanındakiler hayretle:) “-Yani bu olacak mı?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdular ve sormaya devam ettiler: “-Münkeri emredip, ma’rufu yasakladığınız zaman haliniz ne olur?” (Yanında bulunanlar iyice hayrete düşerek): “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bu mutlaka olacak mı?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdular ve devam ettiler: “-Ma’rufu münker, münkeri de ma’ruf addettiğiniz zaman haliniz ne olur?” (yanindeki Ashab:) “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bu mutlaka olacak mı?” diye sordular. “-Evet, olacak!” buyurdular.” (Heysemi, Mecma’u’z-Zevaid, VII, 281) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “İnsanların dünyaca en bahtiyarını âdi oğlu âdiler teşkil etmedikçe Kıyamet kopmaz.” (Tirmizi, Fiten 37/2209) Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-, yanındaki cemaate konuşurken, bir adam gelerek: “-Ey Allah’ın Rasûlü! Kıyamet ne zaman kopacak?” dedi. Sallallâhu aleyhi ve sellem- konuşmasına devam etti, sözlerini bitirdiği vakit: “-Sual sâhibi nerede?” buyurdular. Adam: “-İşte buradayım ey Allah’ın Rasûlü!” dedi. Sallallâhu aleyhi ve sellem-: “-Emanet zâyi edildiği vakit Kıyameti bekleyin!” buyurdular. Adam: “-Emanet nasıl zâyi edilir?” diye sordu. Efendimiz: “-İş, ehil olmayana tevdi edildi mi Kıyamet’i bekleyin!” buyurdular.” (Buhari, İlm 2, Rikâk 35) Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “Ümmetim onbeş şeyi yapmaya başlayınca ona büyük belanın gelmesi vâcip olur!” buyurmuşlardı. (Yanındakiler:) “Ey Allah’ın Rasûlü! Bunlar nelerdir?” diye sordular. Sallallâhu aleyhi ve sellem- saydı: -Ganimet (yani milli servet, fakir fukaraya uğramadan sadece zengin ve mevki sahibi kimseler arasında) tedavül eden bir metâ haline gelirse, -Emanet (edilen şeyleri emânet alan kimseler, sorumlu ve yetkililer, memurlar) ganimet (malı yerini tutup, yağmalayıp nefislerine helal) kıldıkları zaman, -Zekât (ödemeyi ibadet bilmeyip bir angarya ve) ceza telâkki ettikleri zaman. -Kişi annesinin hukukuna riayet etmeyip, kadınına itaat ettiği; -Babasından uzaklaşıp ahbabına yaklaştığı; -Mescidlerde (rıza-yı ilâhi gözetmeyen husûmet, alış-veriş, eğlence ve siyâsiyâta vs. müteallik) sesler yükseldiği zaman. -Kavme, onların en alçağı (erzel) reis olduğu; -(Devlet otoritesinin yetersizliği sebebiyle tedhiş ve zulümle insanları sindiren zorba) kişiye zararı dokunmasın diye hürmet edildiği; -(Çeşitli adlarla imal edilen) içkiler (serbestçe) içildiği; -İpek (haram bilinmeyip erkekler tarafından) giyildiği; -Çeşitli adlar altında şarkıcı kadınlar ve çalgı aletleri edinildiği; -Bu ümmetin sonradan gelen nesilleri, önceden gelip geçenlere (çeşitli ithamlar ve bahanelerle) hakâret ettiği zaman artık kızıl rüzgârı, (zelzeleyi), yere batışı (hasfı) veya suret değiştirmeyi (meshi) (veya gökten taş yağmasını, (kazfi) bekleyin.” (Tirmizi, Fiten 38/2210) Mikdam bin Ma’dikerb’in bir hizmetçisi vardı, süt satardı, Mikdam da karşılığında para alırdı. Ona: “-Sübhanallah, süt satıp para mı alıyorsun?” dediler. O da: “¬-Evet, bunda ne var ki? Ben Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-’in şöyle dediğini duydum: “-İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki o vakit dinar ve dirhemden başka bir şey fayda vermeyecek!” dedi. (Ahmed bin Hanbel, IV, 133) “Sizin üzerinize öyle bir zaman gelecek ki o vakit siz, iyilikleri emretmeyen ve kötülükleri yasaklamayan kimselerin en hayırlı kişiler olduğunu düşünürsünüz.” (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 686/8462) Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-: “-İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki o vakit müminin kalbi tuzun suda eridiği gibi eriyecek!” buyurdu. “-Niçin eriyecek yâ Rasûlallah?” diye sorulduğunda: “-Kötülükleri görüp de onları değiştirmeye güç yetiremediği için” buyurdu. (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 686/8463) Rabbim Bizleri Uyananlardan Eylesin İnşAllah.

SULTAN İBRAHİM HAN

 İbrahim (d. 5 Kasım 1615, İstanbul – ö. 18 Ağustos 1648, İstanbul), 18. Osmanlı padişahı ve 97. İslam halifesidir. İbrahim, 8 Şubat 1640'ta kardeşi IV. Murat’ın ölümü üzerine 25 yaşında ve 18. padişah olarak Osmanlı tahtına çıktı. Şehzadeliğinde çok sıkı bir saray hayatı yaşamış, kardeşleri öldürüldüğünden korku içinde büyümüştü. Sultan İbrahim tahta geçtiğinin ilk senesinde Mirgünoğlu olayı yaşandı. IV. Murat’ın İranSeferi sırasında Revan Kalesi kumandanı olan Emir Mirgünoğlu, kalenin fethinden sonra affedilerek Emirgan’da oturmasına izin verilmişti.Mirgünoğlu, IV. Murat’ın ölümünü fırsat bilerek bölücü ve yıkıcı propaganda yaptı. Bu faaliyetleri üzerine İbrahim, onu idam ettirdi. Ancak bundan dolayı İbrahim bazı çevrelerden düşmanlar kazandı. Saltanat dönemindeki önemli olaylar Sultan İbrahim 5 Kasım 1615 18 Ağustos 1648 Sultan İbrahim 5 Kasım 1615 18 Ağustos 1648 Diğer taraftan, Malta Şövalyelerinin fırsat buldukça Türk ticaret gemilerine saldırmaları yüzünden, Sultan İbrahim, onların en büyük sığınağı olan Girit Adasının fethini emretti. 20 Haziran 1645’te Sakız Adasından denize açılan Osmanlı donanması, 17 Temmuz’daGirit’in Hanya limanını fethetti. Hanya’nın Osmanlılar tarafından fethi, Avrupa’da büyük akisler uyandırdı. Almanya ve İtalya bölgelerinde ülkeler asker göndererek Venedik’e yardım kararı aldılar. Bu sırada Hanya muhâfazasına getirilen Deli Hüseyin Paşa, harekâta devâmla Resmo Kalesini ele geçirdi. Bu sırada Hezarpare Ahmed Paşa aleyhine olarak başlayan isyân, I. İbrahim'in de tahttan indirilmesiyle sonuçlandı. Tahta, oğlu IV. Mehmet çıkarıldı. İsyancılar ve bunların önderi olan Sofu Mehmed Paşa, I. İbrahim'i idam ettirdiler (18 Ağustos 1648). Ayasofya Selatin haziresinde Caminin Roma döneminde Vaftizhane olarak kullanılan yapıya defnedilmiştir (I. Mustafa ve I. İbrahim Türbesi). Sultan İbrahim döneminde devletin iç huzurunun sağlanması, malî durumunun düzeltilmesi için önemli çalışmalar yapılmış, para basılmadan para ayarının düşürülerek ve vergilerin adil bir şekilde toplanarak hazinenin güçlendirilmesine çalışılmıştı. Sultan İbrahim şehzadeliğinde, yıllarca cellat bekleme kabusu içinde yaşadığından sinirleri bozuktu; daimi bir baş ve vücut ağrısından şikayet ederdi. Kendisini tahta davet edenleri: «Bana taht-u saltanat gerekmez; karındaşım sağ olsun; benden ne istersiz?» diye karşıladı; hileyle idam edileceğini sanarak dairesini kilitledi. Annesinin zoru ile, dairesinden çıkarıldı; imparatorlukta titretmedik yürek bırakmayan ağabeysinin öldüğüne ancak cenazesini gördükten sonra inandı. İbrahim Deli Değildi Sultan İbrahim 5 Kasım 1615 18 Ağustos 1648 Sultan İbrahim’in «deli» olduğunun aslı yoktur; sonradan uydurulmuştur. Aleyhindeki şeylerin büyük kısmı da amansız düşmanı Şeyhülislâm Karaçelebizade Abdülâziz Efendi tarafından uydurulmuştur, bu tarihçinin «Ravzatu’l – Ebrâr» adındaki eseri, sonradan Sultan İbrahim hakkında yazılan bütün kitaplara kaynak olmuştur. Bütün toyluğuna, öteki Osmanlı prensleri içinde istisna teşkil edecek derecede az okumuş olmasına rağmen,. Sultan İbrahim, ilk yıllarda devlet işleriyle samimiyetle uğraştı. Yalnız, sonradan değersiz vezirler hükümdarı baştan çıkardılar. İbrahim de az zamanda kendini muvazenesiz emirler vermenin zevkine kaptırdı. Padişahın bu durumu etrafını saranlar tarafından gittikçe körüklendi. Hükümdara imparatorluğun gerçek durumu bile söylenmiyordu. Öte yandan, annesi Kösem Valide Sultanda devlet işlerinde kötü bir rol oynamakta devam etmiş, Sultan İbrahim, ağabeysi IV. Murat gibi annesini de sarayında hapsetmek zorunda kalmıştı. Ancak buna dayanamayan Valide-Sultan, oğlunu öldürtmeyi göze alarak, iktidara yükselmenin çaresini bulmuştu. Girit Seferi 8,5 yıl süren böyle bir saltanat buhranı sırasında en önemli dış mesele Girit Savaşı’ dır. Girit, Venedik Cumhuriyeti’nin elinde kalmış açık denizdeki son parça idi. 1644 temmuzunda, Mısır’a giden bir Türk yolcu gemisini, Girit açıklarında, Malta Şövalyeleri’nin 6 savaş gemisi zaptetti. Gemide Mekke kadısı ile eski darüssaade ağası (saray nazırı), çok kıymetli mallar, atlar, köleler, mücevherler bulunuyordu. Darüssaade Ağası, korsanlarla vuruşarak şehit oldu. Türkler’den alınan ganimetleri korsanlar Girit’e çıkarıp Hanya şehrinde sattılar. Satılan mallardan Türk atlarını gören bir rahip: «Ada’ya Türk atının ayağının basması hayır alâmeti değildir» demiş, Rodos ile Kıbrıs’ın da böyle bir uğursuzluktan dolayı Türkler’in eline geçtiğini söylemiştir. Bu olay İstanbul’da çok kötü karşılandı. Venedik’in İstanbul elçisi çağırıldı; Türk mallarının nasıl Girit’te satılıp vergi alındığı soruldu; Yedikule’ye gönderilip hapsedildi, Venedik’le siyasi münasebetler kesildi. Kışın tersanede donanma hazırlıkları yapıldı; Sultan İbrahim her gün tersaneye gidip işlere baktı. 30 nisan 1645’te Donanmay-ı Hümayun, kaptan-ı derya Yusuf Paşa’nın başkomutanlığında İstanbul’dan yola çıktı. Bütün dünya seferin Malta’ya olduğunu sanıyordu. İstanbul’daki bütün elçiler hükümetlerine bu şekilde bilgi vermişlerdi. Seferin Malta’ya olmadığını Türk devlet adamları arasında bile ancak birkaç kişi biliyordu. 106 savaş, 300 nakliye gemisinden kurulmuş Girit fethiyle ödevli donanmada bile bîr tek kişi, Kaptan-ı Derya, seferin Girit’e olduğundan haberdardı. Donanma yola çıktıktan 1 ay 21 gün sonra Yusuf Paşa, amiralleri gemisine çağırarak padişah’ın mühürlü hatt-ı hümayununu açıp okudu, seferin nereye olduğu anlaşıldı. Girit Fethinin Önemi 24 haziranda Türk askeri, Girit’e çıktı. Ertesi gün Hanya şehri kuşatıldı. 12 temmuzda Cezayir Beylerbeyi’nin gönderdiği 20 parçalık bir Türk filosu da geldi. 19 ağustosta Hanya kalesi düştü. Katolik Venedik’in zulmünden, pek ağır vergilerden bunalan Ortodoks Rumlar, Türkler’i büyük sevinçle karşıladılar. Girit’in fethi esasen çok gecikmişti; böylece, bütün Rum kavminin Türk idaresi altında birleştirilmesi de tamamlanmış olacaktı. 21 ekimde donanma Girit’ten ayrıldı. Hanya’da çok kuvvetli bir garnizon bırakıldı. 2 şubat 1646’dan başlıyarak 2. vezir Gazi Deli Hüseyin Paşa Girit başkomutanlığına getirildi (Hüseyin Paşa). 15 kasım 1646’da Resmo kalesi de düştü, 7 temmuz 1647’de adanın Türkler’in eline geçmemiş tek önemli mevkii olarak Kandiye kaldı. Son derecede berkitilmiş olan bu kalenin çeyrek yüzyıl sürecek olan kuşatmasına başlandı. Almanya Boyun Eğiyor Öte yandan, Almanya ile sınır vuruşmaları devam ediyor, bu vuruşmalar eninde sonunda yeni bir savaşa yol açacak gibi görünüyordu. Şeydi Paşa, Tata, Papa, Wessprim, Uyvar, Komorn ve Yanıkkale (Raab) gibi Slovakya kalelerini, Viyana’nın burnunun dibindeki yerleri vuruyordu. 1641 yazında akıncılar Aşağı Stirya’yı taradılar; Ratisbon’a (Bavyera’ya) kadar Tuna vadisini aştılar; Aşağı Bavyera ile Yukarı Tuna’yı geçtiler. Ratisbon yakınındaki bazı kasabalar, yani Almanya’nın tam göbeği, memleketlerinin yanıp yıkılmaması için, Türk egemenliğini kabul ettiklerini bildirdiler. Bu durum, Alman imparatorluğu’nun ne derece güçsüz olduğunu gösterir. Bu korkunç seferin sebebini soran Alman elçisi Schmid’e Sadrâzam Kara Mustafa Paşa’nın verdiği, güya özür dileme makamındaki, şu cevap ünlüdür; «Olan olmuş!». Kanije Beylerbeyi Sokulluzade Hasan Paşa da Raab vâdisinin Türk toprağı olduğunu ilan etti; bu vadideki Almanya’ya ait olması gereken kasabalara büyüklüklerine göre vergi takdir etti, gönderilmezse kendisi gelip alacağını bildirdi. 1642 yazında* Kaptan-ı Derya Küçük Piyale Paşa, İtalya’nın Calabria kıyılarını (İtalyan çizmesinin burnunu) yakıp yıktı. 1645’te 120 kişilik bir Türk elçilik heyeti Viyana’ya gitti; İmparatorla görüşüp 8 ağustos 1645 Türk-Alman dostluk antlaşması (Viyana Antlaşması) nı imzaladı. Avrupa kahveyi ilk defa bu Türk elcilik heyetinden görüp öğrendi. Rusya’ya Karşı Rusya ile siyasi münasebetler de Türk tehdidi altında devam ediyor, Ruslar’ın mümkün oldtığu kadar Ukrayna ve Lehistan’a inmemesine çalışılıyordu. Sultan İbrahim, yeni Çar Aleksey’e gönderdiği name-i hümayunda şöyle diyordu : — «Kırım Hanı’na kadimden Moskof Çarları taraflarından gönderilen vergileri, mûtâd üzre, vakt-u zamaniyle irsal eyliyesiz». Rusya’nın genişlemesine engel olabilmek için, İstanbul’dan her zaman Kırım Hanı’na Rusya’yı sıkıştırmak emirleri gönderiliyordu. Hatta Rus tahtına hak iddia eden biri İstanbul’a çağrılıp kendisiyle Kazan ve Astırhan’ı Osmanlı’ya vermek üzere anlaşıldı. Gürcistan’da sadrazam Salih Paşazade Erzurum Beylerbeyi Mehmet Paşa’nın komutasında gönderilen ordu ile Türk egemenliği berkitildi. İbrahim’in Tahttan İndirilmesi 6 ağustos 1648 akşamı vezir-i âzam Damat Ahmet Paşa, Topkapısı’ndaki sarayında bir ziyafet verdi. Davetliler arasında Yeniçeri Ocağının zorbalıkları ile tanınmış generalleri bulunuyordu. Vezir-i âzamin maksadı, ziyafetten sonra sarhoş olacak olan bu zorbaları temizlemekti. Bunu haber alan ağalar, o gece ziyafetin ortasında sıvışıverdiler. Yeniçeri Ocağı’nı o gece içinde ayağa kaldırdılar. İsyan tamamen Vezir-i âzam’a karşıydı ama, araya bazı ihtirasların girmesi, eğer Sultan İbrahim yerinde kalırsa bu hareketi zorbaların yanında bırakmıyacağı korkusu, padişahın tahttan indirilmesine yol açtı. Esasen Sultan İbrahim’ in tahttan indirilmesini istiyen bir fırka vardı. Bu fırka, padişahın nüfuzunu kırmak için devlet aleyhinde Anadolu’da isyan bile çıkartmış, fakat isyan bastırılmıştı. Niçin Öldürüldü Padişahın tahttan indirilmesinden sonra, Yeniçeriler’den nefret eden İstanbul halkı ayaklandı. — «Padişahımız uğruna kırılıp gene İbrahim Han’ı padişah ederiz!» diyerek, büyük gösterilerde bulundu. Bunun üzerine, padişah yeniden tahta çıktığı takdirde başlarından korkan ihtilâlciler, aralarında Kösem Valide Sultan ve müstakbel şeyhülislâm Abdülâziz Efendi ele bulunduğu halde, Sultan İbrahim’ in öldürülmesine karar verdiler. Nihayet yeniçerilerin ileri gelenleri kazan kaldırarak Padişahın damadı olan sadrazam Hezarpare Ahmet Paşa’yı parçalayarak öldürdüler. Sultan İbrahim’i de tahttan indirip yerine yedi yaşındaki oğlu IV. Mehmet‘i geçirdiler. Taş bir odaya kapatılan İbrahim’in bağırıp çağırmasından yeni bir ihtilâle yol açmasın diye, on gün sonra, 18 ağustos 1648’de, 33 yaşındaki padişahı devrin meşhur cellâdı Kara Ali’ye boğdurtarak öldürttüler. Devletin idaresi zorbaların eline geçti. Osmanlı tarihinde «Ağalar Saltanatı» denen uğursuz, karanlık devir başladı. Sultan İbrahim, Osmanoğulları’nın en silik bir iki simasından biridir. Çok güç şartların, çürümüş bîr merkezi idarenin hükümdarıydı. IV. Murat‘ın tamamen düzen verdiği imparatorluk mekanizması onun zamanında gene bozuldu, Köprülüler’in büyük ıslahatına kadar öyle kaldı. Sultan İbrahim, Ayasofya avlusundaki türbesinde gömülüdür. Kendisinden sonra 3 oğlu, birbiri ardı sıra padişah oldu:IV. Mehmet (saltanatı 1648-1687), II. Süleyman (s. 1687-1691 ),II. Ahmet (s. 1691-1695). Küçük oğlu Şehzade Selim, 1669 ekiminde 26 yaşında öldü. İbrahim’in 6 kızı, çeşitli vezirlerle evlendirildi. Mimari Gelişmeler Sultan İbrahim döneminde yapılan mimari eserlerden en önemlileri; Topkapı sarayının içine yapılan Sünnet Odası, Yine Topkapı sarayında, Sünnet Odası ile Bağdat Köşkü arasına inşa edilen Kameriye (İftar yeri) ve Sarayın alt tarafında, deniz kıyısına yapılan yazlık Sepetçiler Köşkü'dür. Ailesi Eşleri Turhan Hatice Sultan Valide Sultan Saliha Dil-aşub Valide Sultan Hatice Muazzez Sultan Hüma Şah Haseki Sultan Ayşe Sultan Mah-i Enver Sultan Şivekar Sultan Erkek çocukları IV. Mehmed II. Süleyman II. Ahmed Şehzade Orhan Şehzade Bayezid Şehzade Cihangir Şehzade Selim Şehzade Murad Kız çocukları Ümmü Gülsüm Sultan Peykân Sultan Atike Sultan Ayşe Sultan Gevherhan Sultan
MEHTER / TASAVVUF MÜZİK
SİTE HARİTASI
SAAT
Üyelik Girişi