CEMAZİYEL -EVVEL HAKİKAT DAMLASI
HADİS-İ ŞERİF IŞIĞINDA AHİRZAMAN “Siz öyle bir zamanda yaşıyorsunuz ki sizden biriniz emrolunduğu şeylerin onda birini terk etse helâk olur. Sonra öyle bir zaman gelecek ki sizden kim emrolunduğu şeyin onda birini yapsa kurtulur.” (Tirmizî, Fiten, 79/2267) “Öyle bir zaman gelecek ki o zaman şu üç şeyden daha kıymetli birşey olmayacaktır: Helal para, can u gönülden arkadaşlık yapılacak bir kardeş ve kendisiyle amel edilecek bir sünnet.” (Heysemî, I, 172) “Öyle bir zaman gelecek ki, kişi helâlden mi haramdan mı kazandığına aldırmayacak!” (Buharî, Büyû; 7) Ebu Said el-Hudrî’den rivayet edildiğine göre Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: “Aranızda öyle bir grup ortaya çıkacaktır ki, namazınızı onların namazları, oruçlarınızı onların oruçları ve diğer amellerinizi de onların amelleri yanında az göreceksiniz. onlar Kur’ân okurlar, fakat okudukları boğazlarından aşağı geçmez. onlar okun yaydan çıktığı gibi dinden çıkarlar...” (Buhârî, Fedâilü’l-Kur’ân, 36) “Öyle bir zaman gelecek ki okuma meraklı kurrâ çoğalacak; fakîhler ise azalacak ve bu sûretle ilim çekilip alınacak. Daha sonra öyle bir zaman gelecek ki insanların okudukları boğazlarından aşağı geçmeyecek.” (Hakim, Müstedrek, V, 504) “Şiddetli bir şekilde yaklaşan fitne sebebiyle vay insanların hâline. İnsanlar mü’min olarak sabahlar da akşam kâfir oluverirler. İnsanlar dinlerini küçük dünya menfaati karşılığı değiştiriverirler. İşte öyle zamanda dinlerinde sâbit kalabilenler ellerinde kor ateşi tutanlar gibidirler.” (Ahmed İbn Hanbel, Müsned, II, 390; Ayrıca bkz. Müslim, İman 186; Tirmizi, Fiten 30, (2196) “Öyle bir zaman gelecek ki bütün insanlar ribâ ile iş yapacak. Ondan sakınanlar dahi tozuna bulaşmak durumunda kalacaklar.” (Nesâî, Büyû 2; İbnu Mâce, Ticârât 58; İbn Hanbel, Müsned, IV, 494; Beyhakî Sünen, IV, 275) “Öyle bir zaman gelecek ki doğru söyleyenler yalanlanacak, yalancılar ise doğrulanacak. Güvenilir kimseler hain sayılacak, hâinlere güvenilecek. İnsanlardan şâhidlik etmeleri istenmediği halde şâhidlik edecekler, yemin etmeleri istenmediği halde yemin edecekler,” (Taberâni, XXIII, 314) “Öyle bir zaman gelecek ki insanlar iyiliği özendirmeyecek, kötülükten de sakındırmayacaklar.” (Heysemî, Mecmauz-zevâid, VII, 280) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “Muhakkak ki insanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, o vakit kişi altından sadaka ile (çarşı Pazar) dolaşır da bunu kendisinden sadaka olarak kabul edecek tek kişi bulamaz. O zaman, tek bir erkeğe kırk tane kadının tâbi olduğunu ve kadınların çokluğu ve erkeklerin azlığı sebebiyle ona sığındıklarını görürsün.” (Buhari, Zekât 9; MüsIim, Zekat 59) “Ben sizin dünya hırsıyla birbirinizle kapışmanızdan, birbirinizi katletmenizden ve sizden öncekiler gibi helâk olup gitmenizden korkuyorum.” (Müslim, Fezâil 31) “…Ben asıl sizin dünyayı elde etmek için birbirinizle kapışıp kavga etmenizden korkuyorum.” (Buhârî, Cenâiz 71, Menâkıb 25, Megâzî 27, Rikâk 7, 53; Müslim, Fezâil 30) Hz. Sevban radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “–Size çullanmak üzere, yabancı kavimlerin, tıpkı sofraya çağrışan yiyiciler gibi, birbirlerini çağıracakları zaman yakındır.” Orada bulunanlardan biri: “–O gün sayıca azlığımızdan mı bu durum başımıza gelecek?” diye sordu. “–Hayır, bilakis o gün siz çok olacaksınız. Lakin sizler bir selin getirip yığdığı çer-çöpler gibi hiçbir ağırlığı olmayan kimseler durumunda olacaksınız. Allah, düşmanlarınızın kalbinden size karşı korku duygusunu çıkaracak ve sizin kalplerinize zaafı atacak!” buyurdular. “–Zaaf da nedir ey Allah’ın Rasûlü?” denildi. “–Dünya sevgisi ve ölüm korkusu!” buyurdular.” (Ebu Davud, Melahim 5/4297) Ebu Ümeyye eş-Şa’bani anlatıyor: “Ey Ebu Sa’lebe dedim, şu ayet hakkında ne dersin?” (Mealen): “Ey iman edenler! Siz kendinize bakın. Siz doğru yolda oldukça, sapıtmış olanlar size zarar vermez.” (Maide 105) Bana şu cevabı verdi: “Gerçekten bunu, iyi bilen birine sordun. Zira ben aynı şeyi Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-’a sormuştum. Demişti ki: “Ma’rufa sarılın, münkerden de kaçının! Ne zaman uyulan bir cimrilik, takip edilen bir hevâ, (dine, ahirete) tercih edilen dünyalık görür, rey sahiplerinin (selefi dinlemeden) kendi reylerini beğendiklerini müşahade edersen, o zaman kendine bak. İnsanlarla uğraşmayı bırak. Zira (bu safhaya gelince) arkanızda sabır günleri var demektir. O günler avuçta ateş tutmak gibi (sıkıntılı)dır. O günlerde, sizin kadar amel yapabilen bir kimseye elli kişinin ecri verilecektir.” (Ebu Davud, Melahim 17/4341); Tirmizi, Tefsir, 5/3060); İbnu Mace, Fiten 21) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “-İnsanlar öyle günler görecek ki, katil niçin öldürdüğünü, maktul de niçin öldürüldüğünü bilemeyecek.” “-Bu nasıl olur?” diye soruldu. Şu cevabı verdi: “-Herçtir! Öldüren de ölen de ateştedir.” (Müslim, Fiten 56) Zübeyr İbnu Adiy rahimehullah anlatıyor: “Hz. Enes İbnu Mâlik radıyallahu anh’ın yanına girdik. Haccâc’ın bize yaptıklarını şikayet ettik. “-Sabredin, buyurdu. Zira öyle günlerle karşılaşacaksınız ki, her yeni gün, gidenden daha kötü olacak. Bu hal Rabbinize kavuşuncaya kadar devam edecek. Ben bunu, Rasûlunüz -sallallâhu aleyhi ve sellem-’den işittim.” (Buhari, Fiten 6; Tirmizi, Fiten 35/2206) Hz. Huzeyfe radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “-Bana kaç müslüman olduğunu sayıverin” buyurdular. Biz: “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bizim sayımız altı-yediyüze ulaşmış olduğu halde, hakkımızda korku mu taşıyorsunuz?” dedik. “-Siz bilemezsiniz, (çokluğunuza rağmen) imtihan olunabilirsiniz!” . Gerçekten öyle (belaya maruz kalıp) imtihan olunduk ki, içimizden namazını gizlice kılanlar oldu.” (Buhari, Cihad 181; Müslim, İman 235) Abdullah ibn-i Ömer -radıyallâhu anh- tarafından rivayet edilmiştir. Rasûlullâh –sallâllâhu aleyhi ve elem- bize yönelerek şöyle buyurdu: “Ey Muhacirler cemâati! Beş şey vardır ki, onlarla mübtelâ olacağınız zaman Ben sizlerin o şeylere erişmenizden Allâh’a sığınırım. Onlar şunlardır: 1- Bir milletin içinde zina, fuhuş ortaya çıkıp nihayet o millet bu suçu alenî olarak işlediğinde, mutlaka içlerinde taun hastalığı ve onlardan önce gelip-geçmiş milletlerde vuku bulmamış hastalıklar yayılır. 2- Ölçü ve tartıyı eksik yapan her millet mutlaka kıtlık, geçim sıkıntısı ve başlarındaki hükümdarların zulmü ile cezalandırılırlar. 3- Mallarının zekâtını vermekten kaçan her millet mutlaka yağmurdan menedilir (kuraklık cezası ile cezalandırılır) ve hayvanları olmasa (Allâh hayvanlara acımasa) onlara yağmur yağdırmaz. 4- Allâh’ın ahdini (emirlerini) ve Rasûlün sünnetini terk eden her milletin başına mutlaka Allâh kendilerinden olmayan düşmanı musallat eder ve düşman o milletin elindeki-avucundakilerin bir kısmını alır. 5- İmamları (yâni devlet adamları) Allâh’ın Kitabı ile amel etmeyip Allâh’ın indirdiği hükümlerden işlerine geleni seçtikçe Allâh onların hesabını kendi aralarında görür.” (İbn-i Mâce, Fiten, 22) Rasûlullah sallallahu aleyhi veselem şöyle buyurdu: “Fırat nehrinin suyu çekilip, aktığı yatakta bulunan bir altın dağı meydana çıkmadıkça ve kurtulup kazanan ben olayım diye birbiriyle çarpışan her yüz kişiden doksan dokuzu ölmedikçe kıyamet kopmaz.” (Buhârî, Fiten 24; Müslim, Fiten 29. Ayrıca bk. İbni Mâce, Fiten 25) Diğer bir rivayet ise şöyledir: “Pek yakında Fırat nehrinin suyu çekilerek aktığı yatakta bir altın hazinesi meydana çıkacaktır. O günü gören kimse, o hazineden kesinlikle bir şey almasın.” (Buhârî, Fiten 24; Müslim, Fiten 29-32. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Melâhim 13; Tirmizî, Sıfatü’l-cenne 26) “Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki kişi bir kabre uğrayıp üzerine abanarak: ‘Keşke bu kabrin içinde ben olsaydım’ demedikçe kıyamet kopmaz. Hâlbuki bu sözü ona söyleten din değil, belâ olacaktır.” (Buhârî, Fiten, 22; Müslim, Fiten, 53-54) Öyle bir zamanın geleceği, insanların kalblerinin dünya sevgisi ile dolacağı, cihadı zarar olarak görüp zekat vermeyi altından kalkılması zor bir borç olarak görecekleri bildirilir. (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 236/6322) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “-Beni İsrail üzerine gelen şeyler, aynıyla ümmetimin üzerine de gelecektir. Öyle ki onlardan aleni olarak annesine gelen olmuşsa, ümmetimden de bu çirkin işi mutlaka yapan olacaktır. Nitekim, Beni İsrail yetmişiki millete (dine, fırkaya) bölünmüştü. Benim ümmetim de yetmişüç millete bölünecektir. Bunlardan bir tanesi hariç hepsi ateştedir.” “-Bu fırka hangisidir?” diye soruldu. “-Benim ve ashabımın üzerinde olduğu şeyden ayrılmayanlardır!” buyurdular.” (Tirmizi, İman 18/2641) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “Ümeranız hayırlı olanlarınızdan iseler, zenginleriniz sehâvetkâr kimselerse, işlerinizi aranızda müşavere ile hallediyorsanız, bu durumda yerin üstü (hayat), altından (ölümden) hayırlıdır. Eğer ümeranız şerirlerinizden, zenginleriniz cimri ve işleriniz kadınların elinde ise, yerin altı üstünden, (ölmek yaşamaktan) daha hayırlıdır. (Çünkü artık dini ikame imkanı kalmaz).” (Tirmizi, Fiten 78/2266) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “-Gençlerinizin fıska düştüğü, kadınlarınızın azdığı zaman haliniz ne olur?” diye sormuştu. (Yanındakiler hayretle): “-Ey Allah’ın Rasûlü, yani böyle bir hal mi gelecek?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdu ve devam etti: “-Emr-i bi’l-ma’rufta bulunmadığınız, nehy-i ani’l-münker yapmadığınız vakit haliniz ne olur?” diye sordu. (Yanındakiler hayretle:) “-Yani bu olacak mı?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdular ve sormaya devam ettiler: “-Münkeri emredip, ma’rufu yasakladığınız zaman haliniz ne olur?” (Yanında bulunanlar iyice hayrete düşerek): “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bu mutlaka olacak mı?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdular ve devam ettiler: “-Ma’rufu münker, münkeri de ma’ruf addettiğiniz zaman haliniz ne olur?” (yanindeki Ashab:) “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bu mutlaka olacak mı?” diye sordular. “-Evet, olacak!” buyurdular.” (Heysemi, Mecma’u’z-Zevaid, VII, 281) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “İnsanların dünyaca en bahtiyarını âdi oğlu âdiler teşkil etmedikçe Kıyamet kopmaz.” (Tirmizi, Fiten 37/2209) Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-, yanındaki cemaate konuşurken, bir adam gelerek: “-Ey Allah’ın Rasûlü! Kıyamet ne zaman kopacak?” dedi. Sallallâhu aleyhi ve sellem- konuşmasına devam etti, sözlerini bitirdiği vakit: “-Sual sâhibi nerede?” buyurdular. Adam: “-İşte buradayım ey Allah’ın Rasûlü!” dedi. Sallallâhu aleyhi ve sellem-: “-Emanet zâyi edildiği vakit Kıyameti bekleyin!” buyurdular. Adam: “-Emanet nasıl zâyi edilir?” diye sordu. Efendimiz: “-İş, ehil olmayana tevdi edildi mi Kıyamet’i bekleyin!” buyurdular.” (Buhari, İlm 2, Rikâk 35) Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “Ümmetim onbeş şeyi yapmaya başlayınca ona büyük belanın gelmesi vâcip olur!” buyurmuşlardı. (Yanındakiler:) “Ey Allah’ın Rasûlü! Bunlar nelerdir?” diye sordular. Sallallâhu aleyhi ve sellem- saydı: -Ganimet (yani milli servet, fakir fukaraya uğramadan sadece zengin ve mevki sahibi kimseler arasında) tedavül eden bir metâ haline gelirse, -Emanet (edilen şeyleri emânet alan kimseler, sorumlu ve yetkililer, memurlar) ganimet (malı yerini tutup, yağmalayıp nefislerine helal) kıldıkları zaman, -Zekât (ödemeyi ibadet bilmeyip bir angarya ve) ceza telâkki ettikleri zaman. -Kişi annesinin hukukuna riayet etmeyip, kadınına itaat ettiği; -Babasından uzaklaşıp ahbabına yaklaştığı; -Mescidlerde (rıza-yı ilâhi gözetmeyen husûmet, alış-veriş, eğlence ve siyâsiyâta vs. müteallik) sesler yükseldiği zaman. -Kavme, onların en alçağı (erzel) reis olduğu; -(Devlet otoritesinin yetersizliği sebebiyle tedhiş ve zulümle insanları sindiren zorba) kişiye zararı dokunmasın diye hürmet edildiği; -(Çeşitli adlarla imal edilen) içkiler (serbestçe) içildiği; -İpek (haram bilinmeyip erkekler tarafından) giyildiği; -Çeşitli adlar altında şarkıcı kadınlar ve çalgı aletleri edinildiği; -Bu ümmetin sonradan gelen nesilleri, önceden gelip geçenlere (çeşitli ithamlar ve bahanelerle) hakâret ettiği zaman artık kızıl rüzgârı, (zelzeleyi), yere batışı (hasfı) veya suret değiştirmeyi (meshi) (veya gökten taş yağmasını, (kazfi) bekleyin.” (Tirmizi, Fiten 38/2210) Mikdam bin Ma’dikerb’in bir hizmetçisi vardı, süt satardı, Mikdam da karşılığında para alırdı. Ona: “-Sübhanallah, süt satıp para mı alıyorsun?” dediler. O da: “¬-Evet, bunda ne var ki? Ben Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-’in şöyle dediğini duydum: “-İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki o vakit dinar ve dirhemden başka bir şey fayda vermeyecek!” dedi. (Ahmed bin Hanbel, IV, 133) “Sizin üzerinize öyle bir zaman gelecek ki o vakit siz, iyilikleri emretmeyen ve kötülükleri yasaklamayan kimselerin en hayırlı kişiler olduğunu düşünürsünüz.” (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 686/8462) Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-: “-İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki o vakit müminin kalbi tuzun suda eridiği gibi eriyecek!” buyurdu. “-Niçin eriyecek yâ Rasûlallah?” diye sorulduğunda: “-Kötülükleri görüp de onları değiştirmeye güç yetiremediği için” buyurdu. (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 686/8463) Rabbim Bizleri Uyananlardan Eylesin İnşAllah.

PAKİSTANLI GAZETECİNİN ŞEYH MEHMET ADİL HZ.’LE OLAN SAMİMİ RÖPORTAJI

  PAKİSTANLI GAZETECİNİN ŞEYH MEHMET ADİL HZ.’LE OLAN SAMİMİ RÖPORTAJI Şeyh Mehmet Efendi’nin 14 Aralık 2016 Sohbeti ŞM: Esselamu ‘aleykum ve raḥmetullāhi ve berekātuhu. S: Es-selāmu ‘aleykum. ŞM: Ve aleykum selām. S: Şeyh Mehmet, pek çok insan sizin geçmişinizi ve yetiştiriliş şeklinizi merak ediyor. Nerede doğdunuz? Nerede eğitim gördünüz? Biraz bahseder misiniz? Şeyh Nazım hakkında pek çok bilgi var. Nerede doğduğu, çocukluğunda, gençliğinde ne yaptığı, eğitimi hakkında. Ama sizin hakkınızda çok az bilgi sahibiyiz. Nerede doğdunuz? Nerede okudunuz? Ne eğitimi gördünüz? Çalıştınız mı?ŞM: Evet. Çünkü Şeyh Efendi'nin geçmişini biliyorlar. Şam'da evlendi. Annem de aynı şekilde ikisi de Suriyeli değil. Ama o mübarek topraklarda karşılaştılar, buluştular. Yani hepimiz, kız kardeşlerim ve erkek kardeşim dördümüz de Şam'da doğduk. Şam'da eğitim gördük. Ben Şam'da İslam Medresesi'nde eğitim gördüm. O zamanlar küçük bir çocuktum normal bir medrese olduğunu zannetmiştim. Ama Şeyh Efendi, babam Şam'da arıyormuş bu medreseye özellikle gönderdi beni. Fethul İslami, Şeyh Salih el-Farfur. İslam Dünyası'ndaki en sağlam ilim verilen yerdi. Orada eğitim gördüm. S: Yani kaç yaşından kaç yaşına kadar? ŞM: 17 sene Şam'daydık. 17 sene sonra Araplar ve İsrailliler arasında büyük savaş çıkmadan önce. Savaştan 10 gün önce Büyük Şeyh, Mevlana Şeyh Abdullah vefat etti. Şeyh Efendi "Şam'da kalmak çok zor olacak" dedi. Lübnan'a gittik. Lübnan'da çalıştık. Ticaretle uğraştık, 25 yaşına kadar. Sonra Kıbrıs'a gitmemiz gerektiğini söyledi. Kıbrıs'ta onunlaydım şimdiye kadar. S: Yani 17 yaşınıza kadar Suriye'de medresede okudunuz. Sonra Lübnan'a taşınıp, orada çalışmaya başladınız. ŞM: Evet. S: Kendi işiniz miydi? Babanızla mı çalıştınız? ŞM: Hayır, babam hiç çalışmadı. Ben ve erkek kardeşim sadece. Önce kayınbiraderimle 2 sene çalıştık. Büyük bir dükkanları vardı. Sonra yalnızdık, tek ortağımızla. Elhamdulillah bereketliydi, başarılı olduk. Ama Şeyh Efendi "Bırakıp Kıbrıs'a gelmeniz lazım" dedi. S: Kıbrıs'a 25 yaşındayken mi geldiniz? ŞM: Evet, S: Peki. Sonra Kıbrıs'ta ne yapmaya başladınız? Burada da mı çalışmaya başladınız? ŞM: Burada da iş yapmaya çalıştık. Ama önce sadece bahçede. Bir kaç sene sonra ilk hanımım vefat etti. Tekrar evlendim, İstanbul'a taşındım, orada çalıştım. S: İlk kez kaç yaşında evlendiniz? SM: 22. S: 22 ve maşaAllah bir çocuğunuz mu oldu? ŞM: Hayır. S: İki mi? ŞM: Dört çocuk. S: İlk hanımınızdan mı? ŞM: Hayır, o... ilk hanımımda böbrek yetmezliği vardı. S: Sağlığı iyi değil miydi? ŞM: Yani bebek tamamlanmadı. Bir kaç düşük yaptı. S: Yani ilk eşinizden çocuğunuz olmadı. ŞM: Hayır. S: Peki. O vefat ettikten sonra tekrar evlendiniz. Kaç yaşındaydınız? ŞM: 30 yaşında.S: 30 yaşında. MaşaAllah dört çocuğunuz oldu. ŞM: Dört çocuk, evet. S: Ve o zamanlar daha çok Şeyh Efendi'nin toprakları, bahçeleriyle mi uğraşıyordunuz? Çok iş var mıydı? ŞM: Evet. S: Peki yetişirken bu sorumluluğu devralacağınızı biliyor veya hissediyor muydunuz? Yetişirken aklınızda ne vardı? SM: Hayır. Hiç aklıma gelmemişti. Başka insanlar bu makama geçer zannediyordum. Ama Şey Efendi... Bu Allah (cc)'ın isteği bence. Önceden hiç aklıma gelmezdi. S: Böylesine manevi bir çevrede, Şeyh Dağıstani ve babanızın etkisi altında yetişmek nasıldı? Nasıl bir histi? SM: Çok güzeldi çünkü maneviyat vardı. Bizim yaşadığımız bölge çok berbat bir bölgeydi. İnsanlar Şam'ı İslam'ın kalbi zannedebilirler ama o zaman öyle değildi. Çünkü insanlar sadece zevk peşindeydi kimse namaz kılmaz, bir şey yapmazdı. Her şeyi çalarlardı. Ama elhamdülillah, Şeyh Efendi'nin bereketiyle biz emniyetteydik. Komşuları bile Büyük Şeyh'i ziyaret etmezdi. Uzak mesafeden insanlar gelirdi ama komşuları gelmezdi. Yani elhamdülillah güzel günlerdi. O zamanda bile her gün ikindiden sonra gidip onunla çay içmekten, sohbet etmekten keyif alırdık, çok güzeldi. Şimdi daha iyi anlıyoruz. Ama o zaman hakikatten... S: Bir mücadele. Hem Suriye'de, hem Lübnan'da fazla kimse yoktu. İnsanlar moderndi, İslam'a yönelen yoktu pek. Kıbrıs'ta da mı? Bu üç yerde de ortam aynı mıydı, farklı mıydı? ŞM: Farklıydı, farklıydı. Her biri kendine hastı. Ama Lübnan daha moderndi. Şam değildi, fakirdi. S: Şeyh Efendi en sonunda, hepimizin Suriye'ye geri döneceğimizi söylemişti. Böyle bir planınız var mı? Yoksa bir işaret mi bekliyorsunuz? ŞM: İşaret. Şeyh Efendi işaret diyordu. Son Şam ziyaretinden dönüşünde dedi ki; "Şam buraya geldi." S: Şam buraya mı geldi? ŞM: Evet, öyle dedi. S: Yani artık Şam'a gitmeye gerek yok mu? ŞM: Daha sonra ne olacak bilmiyoruz, emir gelecek. O zamana kadar burada. S: Çünkü Suriye ve çevresinde durum çok kötü. Bu yerlerde durum iyiye gitmeden önce daha kötüleşeceğini mi düşünüyorsunuz? ŞM: Elbette. Bir kaside vardır. "işteddi azmatu tanfariji" zorlaşsın ki açılsın der. Bence böyle olacak. Sonra açılacak. Hakikatten çok kötü. S: Herkes Trump'ı konuşuyor. Bu çok yeni bir şey. Suriye'yi ve İslam ülkelerini nasıl etkiler? Çünkü çok farklı bir tutumu var. Öncekiler daha iyiydi demiyorum. Önceki hükümet Suriye, Yemen gibi yerlerde savaş çıkardı. Sizce daha iyi mi, daha kötü mü yoksa aynı mı olacak? Yoksa bir değişiklik mi olacak? Amerika'da neler oluyor, Trump'tan sonra? ŞM: Türkçe'de bir söz vardır; "En kötü düşman dost görünendir". S: Onlar iki yüzlü mü? Dost numarası mı yapıyorlar? ŞM: "Karşıyım" dese daha iyi biz de tetikte oluruz. Ama bu insanlar "Müslümanları seviyoruz" diyorlardı. Babası, dedesi Müslümandı ama o en kötüsünü yaptı. En başından söyledik, Trump gelirse, bu Allah'ın (cc) isteğidir. Trump'tan korkmuyoruz. Biz Allah (cc)'tan korkarız. Yani Trump veya başkası gelmiş fark etmez. Ama elhamdulillah o geldi.Ötekilerin hayalleri suya düştü. Çünkü bilirsiniz, onlar uzun vadeli plan yaparlar. S: O teşhir etti planlarını. ŞM: Özellikle koydular bu adamı. Deli dediler. Kimse kazanacağını düşünmedi. O kadının karşısına çıkardılar. Kadın rahat kazanır dediler. Ama elhamdülillah Allah dilediği gibi yaptı. İnşaAllah iyi olacak. Allah (cc) ne yaparsa, iyidir. Trump'tan korkmaya gerek yok. S: İnşaAllah, Şeyh Mehmet Pakistan'ı nasıl görüyorsunuz? Şu an zor durumdayız. Bir çok insan hükümete, yolsuzluğa karşı çıkıyor. Ordunun müdahale etmesini umuyorduk ahlaksız insanlardan kurtulmak için. Ama gerçekleşmedi. Şimdi seçimler geliyor. Pek çok insan "bir şey değişmezse yine aynı insanlar kazanır seçimleri" diyor. Pakistan için gelecekte ne görüyorsunuz? Umut var mı? Pakistanlılar ne yapabilir? Kimi desteklemeliyiz? Eski cumhurbaşkanı Müşerref de belki seçimlere katılacağını söyledi. Onu mu desteklemeliyiz? ŞM: Pakistan hakikatten harika bir yer. Özel ideolojileri var. Biz onlara erişemeyiz. Çünkü Hindistan'dan ayrıldılar "pak" olmak için. Pak, tertemiz demektir. Pakistan en temiz yerdir tüm İslam dünyası içinde. Tamam Müslümanlar ama Allah'tan, helalden, haramdan korkmuyorlar. İstediklerini alabilirler. Sorun değil. Yolsuzluğun kötü bir şey olduğunu bilelim. Ahirette hesap sorulacak. Ama bunu düşünen yok. Pek çok insan bu durumda görüyoruz. Müslümana benzerler, sakalları var ama haram yemekten korkmazlar. Pakistan'daki insanların öğrenmesi gereken bu. S: Evet, Taliban ve Vahabi camilerinin etkisi büyük. Bir çok insanın beynini yıkadılar bu yönde. Müşerref veya ordu şöyle diyordu; "Bu insanları temizleyeceğiz, yolsuzlukla savaşacağız". General Rahil Şerif'ten çok umutluyduk. Ama emekli oldu ve yeni biri geldi. Yüksek Mahkeme'den umudumuz vardı. Yüksek Mahkeme de bir şey yapmıyor. Pakistanlılar çok ama çok öfkeliler ve kafaları çok karışık. Biliyorsunuz, yönlendirilmeye ihtiyaçları var. ŞM: Benciller. S: Politikacıları mı kastediyorsunuz? ŞM: Bütün insanlar. S: Halk mı? ŞM: Sokaklara çöp atıyorlar. O atarsa, ben atarsam kim temizleyecek? "O yapıyorsa ben de yaparım" diye düşünüyorlar. Aynı böyle. Allah ne diyor? "Kema takunu, yuvalla aleykum". "Siz nasılsanız, Allah size öyle birini yollar." Başka ülkeden, Ay'dan, Mars'tan gelmiyorlar. Onlar da bu ülkenin evlatları. Maalesef bu yüzden oluyor. Pek çok medreseleri, alimleri var ama bencillikleri ortada. Bilmiyorum ama böyleler. S: Cehalet ve bencillik. Öğrenene kadar acı çekecekler. ŞM: Öyle olmalı. Ama ümitsizlik olmaz. İlk önce alimlerin, öğretmenlerin iyi insan yetiştirmesi lazım. S: Lütfen Pakistan'a gelip bir şeyler öğretin. 2018 için söz verin. Gelmenizi, öğretmenizi bekliyoruz. Ülkemize olumlu enerji getirmenizi. Çok ihtiyacımız var. ŞM: MaşaAllah Pakistan'da çok mürid var. İyi insanlar ama nefslerine hakim olmayı, nefslerine uymamayı öğrenmeliler.S: Lütfen bize ve Pakistan'da acı çeken herkese dua edin. Tabi her yerde iyi insanlar var. gazvahi Hind hakkında bir kehanet var, Mehdi ancak Hind ve Sind İslam'a döndükten sonra gelecek diye. Bunun olacağına inanıyor musunuz? Gazvahi Hind ne demek? ŞM: Şimdi pek çok kere söylediler değiştirilebilir veya farklı bir şekilde söylenebilir. Yani nasıl olacak bilmiyoruz çünkü Allah biliyor. Ama inşa’Allah Mehdi aleyhisselam, şu an dünyada olanlar için Peygamber (sav) hercü merc demişti. Herkes toplanıyor. Herkes biliyor olanları. Mehdi (as)'ın çıkma zamanı geldi gibi görünüyor. Ama kaç sene var bilmiyoruz. S: Şeyh Nazım, Müşerref'in Mehdi'nin generallerinden biri olduğunu Hindistan ve Pakistan'ın birleşmesinde rol oynayacağını söyledi mi? Halen bir rolü var mı sizce? Yoksa şansı vardı ama... şansı kaçırdı mı? ŞM: Bazen öyle olur, şanslar kaçırılır. Çünkü Şeyh Efendi çok insan tanırdı. Politikacılara kariyerlerinin başında bazı tavsiyeler vermişti. Ama dinlemediler, şanslarını kaybettiler. Bilmiyorum belki Müşerref'e de aynısı oldu. S: Emin değil misiniz? ŞM: Şeyh Efendi'yle buluştuklarında burada değildim. Ve o zaman 2001 senesinde Pakistan'daydı. Başbakan'la tanıştık. Alimdi galiba, sakalı vardı. Karaçi'de. "Belki Müşerref'le İslamabad'da buluşursunuz" dediler. Ama o zaman bir işi vardı. S: Başka toplantıları. ŞM: O yüzden buluşamadık. Şeyh Efendi'nin kerameti. S: 2003, 2004 veya daha sonra mıydı? ŞM: Hayır... S: Daha sonra geldi. ŞM: Evet, 2010 veya 11'de. S: Evet, görevden ayrılmıştı. O buluşmada Şeyh Efendi ona bazı tavsiyelerde bulundu belki de doğru anlamadı. Belki doğru uygulayamadı. ŞM: Bence insanlar çoğu zaman anlamıyorlar. Sonradan Şeyh Efendi şöyle demişti diye hatırlıyorlar. Ama iş işten geçmiş oluyor. S: Müşerref'e bir tavsiyeniz var mı? Manevi destek ve bereketi tekrar almasının bir yolu var mı? Düzeltmek için yapabileceği bir şey var mı? ŞM: İyi niyet koysun yolsuzluğu gerçekten temizlemek için "bu arkadaşım, bu yeğenim" demeden herkese eşit davransın. Belki inşaAllah niyeti bu olursa bu insanların duasıyla inşa’Allah yapabilir. Ama buna niyet etmesi lazım. S: İçtenlikle ülkesi için yapmalı kendisi için değil. ŞM: Evet. Çünkü hakikaten 15 senedir gitmedim. 15 sene öncesine göre 100 kat kötülediğini duydum Pakistan'daki durumun. S: Tabi, o görevdeyken hala istikrar vardı. Hala iyiydi. Şimdi yolsuzluk var. ŞM: Elektrik bile. Elektrik yok dediler. S: Evet. Çok borç aldık. Mortgage yaptık. Ülke içten tamamen çürüdü. Anlıyor musunuz? Ama şimdi Pakistan'da CPEC var Çin'le. Ve bir yol çiziyorlar. Belki CPEC refah getirir diyorlar. Çin'in dünya siyasetindeki etkisi hakkında ne düşüyorsunuz? Putin ve Rusya ile olan durum hakkında. ŞM: Önemi yok. Önemli olan helal ile bereketinizin olması, haram ile değil. Çinlilerle, Yahudilerle, Ruslarla herkesle çalışabilirsiniz. Ama dürüst olmalı ve halkı düşünmelisiniz. Sadece kendi cebinizi değil. S: Ama politikacılarımızın, liderlerimizin helal yaptıklarından, yolsuzluk yapmadıklarından nasıl emin oluruz? ŞM: Onlar nasılsa, ülkenizde o ortaya çıkar. Tahmin etmek zor değil. S: Yani insanlar ayaklanıp talep mi etmeli? ŞM: Hayır, hayır. Şeyh Efendi sokaklara çıkmayın derdi. İstersen camiye git dua et. Önce kendini düzelt. Allah sana iyi insan gönderir. S: İnşaAllah. Teşekkürler. ŞM: Teşekkürler. Allah inşaAllah iyi insanlar göndersin. Allah tövbe kapısını güneş Batı'dan doğana kadar açık tutar. İnşaAllah açıktır. Her kim Allah'tan af dilerse, Allah affeder. İnşaAllah bütün politikacılara Allah ilham versin ki tövbe istiğfar etsinler. İnsanlar da doğru yolda olsunlar. Allah bize iyi insanlar göndersin, bereket ve güzel hayat versin inşaAllah. Fatiha.
MEHTER / TASAVVUF MÜZİK
SİTE HARİTASI
SAAT
Üyelik Girişi