CEMAZİYEL -EVVEL HAKİKAT DAMLASI
HADİS-İ ŞERİF IŞIĞINDA AHİRZAMAN “Siz öyle bir zamanda yaşıyorsunuz ki sizden biriniz emrolunduğu şeylerin onda birini terk etse helâk olur. Sonra öyle bir zaman gelecek ki sizden kim emrolunduğu şeyin onda birini yapsa kurtulur.” (Tirmizî, Fiten, 79/2267) “Öyle bir zaman gelecek ki o zaman şu üç şeyden daha kıymetli birşey olmayacaktır: Helal para, can u gönülden arkadaşlık yapılacak bir kardeş ve kendisiyle amel edilecek bir sünnet.” (Heysemî, I, 172) “Öyle bir zaman gelecek ki, kişi helâlden mi haramdan mı kazandığına aldırmayacak!” (Buharî, Büyû; 7) Ebu Said el-Hudrî’den rivayet edildiğine göre Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: “Aranızda öyle bir grup ortaya çıkacaktır ki, namazınızı onların namazları, oruçlarınızı onların oruçları ve diğer amellerinizi de onların amelleri yanında az göreceksiniz. onlar Kur’ân okurlar, fakat okudukları boğazlarından aşağı geçmez. onlar okun yaydan çıktığı gibi dinden çıkarlar...” (Buhârî, Fedâilü’l-Kur’ân, 36) “Öyle bir zaman gelecek ki okuma meraklı kurrâ çoğalacak; fakîhler ise azalacak ve bu sûretle ilim çekilip alınacak. Daha sonra öyle bir zaman gelecek ki insanların okudukları boğazlarından aşağı geçmeyecek.” (Hakim, Müstedrek, V, 504) “Şiddetli bir şekilde yaklaşan fitne sebebiyle vay insanların hâline. İnsanlar mü’min olarak sabahlar da akşam kâfir oluverirler. İnsanlar dinlerini küçük dünya menfaati karşılığı değiştiriverirler. İşte öyle zamanda dinlerinde sâbit kalabilenler ellerinde kor ateşi tutanlar gibidirler.” (Ahmed İbn Hanbel, Müsned, II, 390; Ayrıca bkz. Müslim, İman 186; Tirmizi, Fiten 30, (2196) “Öyle bir zaman gelecek ki bütün insanlar ribâ ile iş yapacak. Ondan sakınanlar dahi tozuna bulaşmak durumunda kalacaklar.” (Nesâî, Büyû 2; İbnu Mâce, Ticârât 58; İbn Hanbel, Müsned, IV, 494; Beyhakî Sünen, IV, 275) “Öyle bir zaman gelecek ki doğru söyleyenler yalanlanacak, yalancılar ise doğrulanacak. Güvenilir kimseler hain sayılacak, hâinlere güvenilecek. İnsanlardan şâhidlik etmeleri istenmediği halde şâhidlik edecekler, yemin etmeleri istenmediği halde yemin edecekler,” (Taberâni, XXIII, 314) “Öyle bir zaman gelecek ki insanlar iyiliği özendirmeyecek, kötülükten de sakındırmayacaklar.” (Heysemî, Mecmauz-zevâid, VII, 280) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “Muhakkak ki insanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, o vakit kişi altından sadaka ile (çarşı Pazar) dolaşır da bunu kendisinden sadaka olarak kabul edecek tek kişi bulamaz. O zaman, tek bir erkeğe kırk tane kadının tâbi olduğunu ve kadınların çokluğu ve erkeklerin azlığı sebebiyle ona sığındıklarını görürsün.” (Buhari, Zekât 9; MüsIim, Zekat 59) “Ben sizin dünya hırsıyla birbirinizle kapışmanızdan, birbirinizi katletmenizden ve sizden öncekiler gibi helâk olup gitmenizden korkuyorum.” (Müslim, Fezâil 31) “…Ben asıl sizin dünyayı elde etmek için birbirinizle kapışıp kavga etmenizden korkuyorum.” (Buhârî, Cenâiz 71, Menâkıb 25, Megâzî 27, Rikâk 7, 53; Müslim, Fezâil 30) Hz. Sevban radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “–Size çullanmak üzere, yabancı kavimlerin, tıpkı sofraya çağrışan yiyiciler gibi, birbirlerini çağıracakları zaman yakındır.” Orada bulunanlardan biri: “–O gün sayıca azlığımızdan mı bu durum başımıza gelecek?” diye sordu. “–Hayır, bilakis o gün siz çok olacaksınız. Lakin sizler bir selin getirip yığdığı çer-çöpler gibi hiçbir ağırlığı olmayan kimseler durumunda olacaksınız. Allah, düşmanlarınızın kalbinden size karşı korku duygusunu çıkaracak ve sizin kalplerinize zaafı atacak!” buyurdular. “–Zaaf da nedir ey Allah’ın Rasûlü?” denildi. “–Dünya sevgisi ve ölüm korkusu!” buyurdular.” (Ebu Davud, Melahim 5/4297) Ebu Ümeyye eş-Şa’bani anlatıyor: “Ey Ebu Sa’lebe dedim, şu ayet hakkında ne dersin?” (Mealen): “Ey iman edenler! Siz kendinize bakın. Siz doğru yolda oldukça, sapıtmış olanlar size zarar vermez.” (Maide 105) Bana şu cevabı verdi: “Gerçekten bunu, iyi bilen birine sordun. Zira ben aynı şeyi Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-’a sormuştum. Demişti ki: “Ma’rufa sarılın, münkerden de kaçının! Ne zaman uyulan bir cimrilik, takip edilen bir hevâ, (dine, ahirete) tercih edilen dünyalık görür, rey sahiplerinin (selefi dinlemeden) kendi reylerini beğendiklerini müşahade edersen, o zaman kendine bak. İnsanlarla uğraşmayı bırak. Zira (bu safhaya gelince) arkanızda sabır günleri var demektir. O günler avuçta ateş tutmak gibi (sıkıntılı)dır. O günlerde, sizin kadar amel yapabilen bir kimseye elli kişinin ecri verilecektir.” (Ebu Davud, Melahim 17/4341); Tirmizi, Tefsir, 5/3060); İbnu Mace, Fiten 21) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “-İnsanlar öyle günler görecek ki, katil niçin öldürdüğünü, maktul de niçin öldürüldüğünü bilemeyecek.” “-Bu nasıl olur?” diye soruldu. Şu cevabı verdi: “-Herçtir! Öldüren de ölen de ateştedir.” (Müslim, Fiten 56) Zübeyr İbnu Adiy rahimehullah anlatıyor: “Hz. Enes İbnu Mâlik radıyallahu anh’ın yanına girdik. Haccâc’ın bize yaptıklarını şikayet ettik. “-Sabredin, buyurdu. Zira öyle günlerle karşılaşacaksınız ki, her yeni gün, gidenden daha kötü olacak. Bu hal Rabbinize kavuşuncaya kadar devam edecek. Ben bunu, Rasûlunüz -sallallâhu aleyhi ve sellem-’den işittim.” (Buhari, Fiten 6; Tirmizi, Fiten 35/2206) Hz. Huzeyfe radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “-Bana kaç müslüman olduğunu sayıverin” buyurdular. Biz: “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bizim sayımız altı-yediyüze ulaşmış olduğu halde, hakkımızda korku mu taşıyorsunuz?” dedik. “-Siz bilemezsiniz, (çokluğunuza rağmen) imtihan olunabilirsiniz!” . Gerçekten öyle (belaya maruz kalıp) imtihan olunduk ki, içimizden namazını gizlice kılanlar oldu.” (Buhari, Cihad 181; Müslim, İman 235) Abdullah ibn-i Ömer -radıyallâhu anh- tarafından rivayet edilmiştir. Rasûlullâh –sallâllâhu aleyhi ve elem- bize yönelerek şöyle buyurdu: “Ey Muhacirler cemâati! Beş şey vardır ki, onlarla mübtelâ olacağınız zaman Ben sizlerin o şeylere erişmenizden Allâh’a sığınırım. Onlar şunlardır: 1- Bir milletin içinde zina, fuhuş ortaya çıkıp nihayet o millet bu suçu alenî olarak işlediğinde, mutlaka içlerinde taun hastalığı ve onlardan önce gelip-geçmiş milletlerde vuku bulmamış hastalıklar yayılır. 2- Ölçü ve tartıyı eksik yapan her millet mutlaka kıtlık, geçim sıkıntısı ve başlarındaki hükümdarların zulmü ile cezalandırılırlar. 3- Mallarının zekâtını vermekten kaçan her millet mutlaka yağmurdan menedilir (kuraklık cezası ile cezalandırılır) ve hayvanları olmasa (Allâh hayvanlara acımasa) onlara yağmur yağdırmaz. 4- Allâh’ın ahdini (emirlerini) ve Rasûlün sünnetini terk eden her milletin başına mutlaka Allâh kendilerinden olmayan düşmanı musallat eder ve düşman o milletin elindeki-avucundakilerin bir kısmını alır. 5- İmamları (yâni devlet adamları) Allâh’ın Kitabı ile amel etmeyip Allâh’ın indirdiği hükümlerden işlerine geleni seçtikçe Allâh onların hesabını kendi aralarında görür.” (İbn-i Mâce, Fiten, 22) Rasûlullah sallallahu aleyhi veselem şöyle buyurdu: “Fırat nehrinin suyu çekilip, aktığı yatakta bulunan bir altın dağı meydana çıkmadıkça ve kurtulup kazanan ben olayım diye birbiriyle çarpışan her yüz kişiden doksan dokuzu ölmedikçe kıyamet kopmaz.” (Buhârî, Fiten 24; Müslim, Fiten 29. Ayrıca bk. İbni Mâce, Fiten 25) Diğer bir rivayet ise şöyledir: “Pek yakında Fırat nehrinin suyu çekilerek aktığı yatakta bir altın hazinesi meydana çıkacaktır. O günü gören kimse, o hazineden kesinlikle bir şey almasın.” (Buhârî, Fiten 24; Müslim, Fiten 29-32. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Melâhim 13; Tirmizî, Sıfatü’l-cenne 26) “Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki kişi bir kabre uğrayıp üzerine abanarak: ‘Keşke bu kabrin içinde ben olsaydım’ demedikçe kıyamet kopmaz. Hâlbuki bu sözü ona söyleten din değil, belâ olacaktır.” (Buhârî, Fiten, 22; Müslim, Fiten, 53-54) Öyle bir zamanın geleceği, insanların kalblerinin dünya sevgisi ile dolacağı, cihadı zarar olarak görüp zekat vermeyi altından kalkılması zor bir borç olarak görecekleri bildirilir. (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 236/6322) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “-Beni İsrail üzerine gelen şeyler, aynıyla ümmetimin üzerine de gelecektir. Öyle ki onlardan aleni olarak annesine gelen olmuşsa, ümmetimden de bu çirkin işi mutlaka yapan olacaktır. Nitekim, Beni İsrail yetmişiki millete (dine, fırkaya) bölünmüştü. Benim ümmetim de yetmişüç millete bölünecektir. Bunlardan bir tanesi hariç hepsi ateştedir.” “-Bu fırka hangisidir?” diye soruldu. “-Benim ve ashabımın üzerinde olduğu şeyden ayrılmayanlardır!” buyurdular.” (Tirmizi, İman 18/2641) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “Ümeranız hayırlı olanlarınızdan iseler, zenginleriniz sehâvetkâr kimselerse, işlerinizi aranızda müşavere ile hallediyorsanız, bu durumda yerin üstü (hayat), altından (ölümden) hayırlıdır. Eğer ümeranız şerirlerinizden, zenginleriniz cimri ve işleriniz kadınların elinde ise, yerin altı üstünden, (ölmek yaşamaktan) daha hayırlıdır. (Çünkü artık dini ikame imkanı kalmaz).” (Tirmizi, Fiten 78/2266) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “-Gençlerinizin fıska düştüğü, kadınlarınızın azdığı zaman haliniz ne olur?” diye sormuştu. (Yanındakiler hayretle): “-Ey Allah’ın Rasûlü, yani böyle bir hal mi gelecek?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdu ve devam etti: “-Emr-i bi’l-ma’rufta bulunmadığınız, nehy-i ani’l-münker yapmadığınız vakit haliniz ne olur?” diye sordu. (Yanındakiler hayretle:) “-Yani bu olacak mı?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdular ve sormaya devam ettiler: “-Münkeri emredip, ma’rufu yasakladığınız zaman haliniz ne olur?” (Yanında bulunanlar iyice hayrete düşerek): “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bu mutlaka olacak mı?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdular ve devam ettiler: “-Ma’rufu münker, münkeri de ma’ruf addettiğiniz zaman haliniz ne olur?” (yanindeki Ashab:) “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bu mutlaka olacak mı?” diye sordular. “-Evet, olacak!” buyurdular.” (Heysemi, Mecma’u’z-Zevaid, VII, 281) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “İnsanların dünyaca en bahtiyarını âdi oğlu âdiler teşkil etmedikçe Kıyamet kopmaz.” (Tirmizi, Fiten 37/2209) Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-, yanındaki cemaate konuşurken, bir adam gelerek: “-Ey Allah’ın Rasûlü! Kıyamet ne zaman kopacak?” dedi. Sallallâhu aleyhi ve sellem- konuşmasına devam etti, sözlerini bitirdiği vakit: “-Sual sâhibi nerede?” buyurdular. Adam: “-İşte buradayım ey Allah’ın Rasûlü!” dedi. Sallallâhu aleyhi ve sellem-: “-Emanet zâyi edildiği vakit Kıyameti bekleyin!” buyurdular. Adam: “-Emanet nasıl zâyi edilir?” diye sordu. Efendimiz: “-İş, ehil olmayana tevdi edildi mi Kıyamet’i bekleyin!” buyurdular.” (Buhari, İlm 2, Rikâk 35) Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “Ümmetim onbeş şeyi yapmaya başlayınca ona büyük belanın gelmesi vâcip olur!” buyurmuşlardı. (Yanındakiler:) “Ey Allah’ın Rasûlü! Bunlar nelerdir?” diye sordular. Sallallâhu aleyhi ve sellem- saydı: -Ganimet (yani milli servet, fakir fukaraya uğramadan sadece zengin ve mevki sahibi kimseler arasında) tedavül eden bir metâ haline gelirse, -Emanet (edilen şeyleri emânet alan kimseler, sorumlu ve yetkililer, memurlar) ganimet (malı yerini tutup, yağmalayıp nefislerine helal) kıldıkları zaman, -Zekât (ödemeyi ibadet bilmeyip bir angarya ve) ceza telâkki ettikleri zaman. -Kişi annesinin hukukuna riayet etmeyip, kadınına itaat ettiği; -Babasından uzaklaşıp ahbabına yaklaştığı; -Mescidlerde (rıza-yı ilâhi gözetmeyen husûmet, alış-veriş, eğlence ve siyâsiyâta vs. müteallik) sesler yükseldiği zaman. -Kavme, onların en alçağı (erzel) reis olduğu; -(Devlet otoritesinin yetersizliği sebebiyle tedhiş ve zulümle insanları sindiren zorba) kişiye zararı dokunmasın diye hürmet edildiği; -(Çeşitli adlarla imal edilen) içkiler (serbestçe) içildiği; -İpek (haram bilinmeyip erkekler tarafından) giyildiği; -Çeşitli adlar altında şarkıcı kadınlar ve çalgı aletleri edinildiği; -Bu ümmetin sonradan gelen nesilleri, önceden gelip geçenlere (çeşitli ithamlar ve bahanelerle) hakâret ettiği zaman artık kızıl rüzgârı, (zelzeleyi), yere batışı (hasfı) veya suret değiştirmeyi (meshi) (veya gökten taş yağmasını, (kazfi) bekleyin.” (Tirmizi, Fiten 38/2210) Mikdam bin Ma’dikerb’in bir hizmetçisi vardı, süt satardı, Mikdam da karşılığında para alırdı. Ona: “-Sübhanallah, süt satıp para mı alıyorsun?” dediler. O da: “¬-Evet, bunda ne var ki? Ben Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-’in şöyle dediğini duydum: “-İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki o vakit dinar ve dirhemden başka bir şey fayda vermeyecek!” dedi. (Ahmed bin Hanbel, IV, 133) “Sizin üzerinize öyle bir zaman gelecek ki o vakit siz, iyilikleri emretmeyen ve kötülükleri yasaklamayan kimselerin en hayırlı kişiler olduğunu düşünürsünüz.” (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 686/8462) Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-: “-İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki o vakit müminin kalbi tuzun suda eridiği gibi eriyecek!” buyurdu. “-Niçin eriyecek yâ Rasûlallah?” diye sorulduğunda: “-Kötülükleri görüp de onları değiştirmeye güç yetiremediği için” buyurdu. (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 686/8463) Rabbim Bizleri Uyananlardan Eylesin İnşAllah.

RUHLARIMIZ AĞLIYOR 12 Mart 2003 Sohbeti

  RUHLARIMIZ AĞLIYOR Şeyh Muhammed Nazım el-Hakkani en-Nakşibendi Hazretlerinin 12 Mart 2003 Sohbeti Euzubillahimineşşeytanirracim Bishmillahi r-Rahmani r-Rahim, Ya Rabbi şükür. "Nimetimi söyleyin" diyor Cenab-ı Allah Cenab-ı Allah diyor ki: "Nimetimi söyleyin, size bahşettiklerimi söylemelisiniz." Bu O'nun İlahi Emri'dir. Benim nimetimi, size verdiğim nimetlerimi söyleyin. Hatırlatmanız lazım,söylemeniz lazım, Rabbim bana bahşetti demeniz lazım.Biz mutluyuz, şereflendirilmiş olanlarız, biz uyanıyoruz ve O'nun İlahi Huzuru'nda durmak için temizlenmeye koşuyoruz. Milyarlarca insan o şerefe ulaşamıyor. Pek çok başkan, pek çok kral, pek çok zengin insan, pek çok devlet adamı o şerefe erişemiyor. Uyandıkları andan itibaren akılları meşgul "Bugün ne olacak?" Sadece o gün Dünya'da neler olacağı ile, kendilerinin başına ne geleceği ile ilgileniyorlar. İnsanların çoğu sadece kendini düşünür. Başka kimse umurlarında değildir. Çünkü nefsleri der ki: "Sadece benimle ilgilenmelisin. Başka kimsenin memnuniyeti ve mutluluğu ile ilgilenmene izin vermiyorum. Hayır. Sadece benim için çalışacaksın". Bu yüzden başkanlar, bütün ülkelerin ileri gelenleri, milletlerini, insanlarını, sıradan halkı önemsiyorlar zannetmeyin, hayır! Onların tek uğraştıkları, peşinde oldukları tek şey, "Bu koltukta nasıl sonsuza kadar otururuz? Ne yaparız da koltuklarımızı koruruz? İnsanları nasıl kandırırız ki bizim en iyi seçenek olduğumuzu zannetsinler? Onları nasıl kandırırız? Ne yapalım da insanlarımız bizim en iyi olduğumuzu düşünsünler, zannetsinler?" Burada binlerce insan var, dünyada milyonlarca insan var, Doğu'dan Batı'ya milyarlarca insan var. Hepsi de şuursuz. Onlar insanları yönettiklerini zannediyorlar. Başkanlar, hükümetler en iyi olduklarını, insanları cennete götürdüklerini zannediyorlar. Tam tersine insanları ateşe götürüyorlar tıpkı şimdi olduğu gibi. Şuursuz, o kadar şuursuz ki insanlar. Ve yöneticiler, Nero'nun, Firavun'un veya Nemrud'un karakterini temsil ediyorlar. Başka bir şey değil! Sadece kendilerini düşünüyorlar. Aslan payını, kendilerine alıyorlar. Çakallar, tilkiler, kurtlar da aslandan geriye kalanları kapışıyorlar. Nefslerinin sıfatları böyledir. O koltuğa oturanların hepsi de nefslerinin kontrolü altındadırlar. Nefsleri onlara der ki; "Sen 1 numara oldun artık herkes sana saygı göstermek, senin için çalışmak ve seni memnun etmek zorunda." Küçük akrepler, büyük akrepler, küçük yılanlar, büyük ejderhalar da aynı sıfata sahiptir. Bu sebeple bu dünya yanacaktır. Yanmak zorunda, çünkü insanlar birbirini yakacaktır. Allah beni affetsin.Biz sadece bütün insanlara tercüme ediyoruz. Bismillahi r-Rahmani r-Rahim demezlerse şeytanın bayrağı altında olacaklardır. Bismillahi r-Rahmani r-Rahim diyerek yemin etmeyenler, şeytanın bayrağı altındadır. Dünya üzerindeki Şeytani Krallığın temsilcileridir. Euzubillahimineşşeytanirracim demeyenler şeytan ve onun varisine veya temsilcisi veya halifesine tabi demektir. Erkek olsun, kadın olsun. Şeytanın takipçileri oldukları için, şeytani öğretileri uyguladıkları, şeytanın varisleri oldukları, şeytanın halifeleri ve şeytanın temsilcileri oldukları için çok mutludurlar. Onların akılları sıfırlanmıştır. Akıllarını kullanmazlar. Bitmiştir. Süpürülecekler ve toz gibi savrulacaklar. Onları güzel bir son beklemiyor. Tükenecekler, toz olacaklar. Rüzgar onları savuracak, ayrı düşecekler ve dağılacaklar. Ve onları tekrar bir araya sadece Allah toplayabilir. Biz diyoruz ki; Euzubillahimineşşeytanirracim iman edenlerin gerçek işareti budur. Euzubillahimineşşeytanirracim diyen bir kimse görürseniz bilin ki o inanmıştır. Cenabı Hakk sözünü tutar şeytanın şerrinden korunmak, sakınmak isteyen insanları, o kullarını korur, kollar. Eğer Euzubillahimineşşeytanirracim demiyorsa o kimse şeytani krallığa aittir ve o krallığın destekçisidir. Biz insanları ikaz ediyoruz ama insanlar kendi nefsleri için çalışıyorlar başka kimse için değil. Himmetuhum, onlar sadece nefsleri için endişeleniyorlar, sadece nefslerini gözetiyorlar. Nefsleri onların fiziksel bedenlerini ve fiziksel bedenlerinin arzularını temsil eder. Her sıkıntı, her acı, her kötülük, her kriz, kendi nefslerini memnun etmeye çalışan insanlar yüzünden olur. Hiç birisinin "insanlığa bir faydam olsun, insanları zorluklardan kurtarayım, insanlar rahata kavuşsun, mutlu ve huzurlu olsunlar" diye düşündüklerini zannetmeyin. Onların nefsleri engel olur buna, insanları rahata kavuşturmalarına. Nefsleri insanları çok kötü, berbat bir duruma doğru sürüklemektedir. Çünkü nefsiniz sizden intikam alır. Sizin fiziki varlığınız ruhunuzdan intikam almak peşindedir, onu öldürmek ister. Ruhu öldürüp, özgür kalmak ister nefs, çünkü ruh bir insandan ona hizmet etmesini ister çünkü ruh Cenabı Hakk'a aittir. Ruhunuz sizi çağırır, "Ey insan, benimle gel çünkü senin Rabbine, Yaratıcına aidim ben. Benimle gel, sonsuz mutluluk için, sonsuz zevk için, sonsuz hayat için. Benimle gel". Ruhlarımız ağlar, fiziksel bedenimize yalvarır. Ama şeytan ve onun temsilcisi olan nefs fiziksel bedenimize der ki; "Benimle gel hadi. Bu hayattaki her zevki, her lezzeti tatmak için benimle gel. Benimle gelmezsen hiçbir şeyden keyif alamazsın. Benimle gelmen lazım". Ve insanların nefsi sırf kendi zevki için fiziksel bedenlerini peşinden sürüklemek ister. Çünkü fiziksel varlığımız biterse, nefsin varlığı da biter. Onun için keyif yoktur artık. Bu sebeple sürekli insanın peşindedir, herkes kendine uysun ister, istediğini yaptırmak için uğraşır.Gökyüzüne ait olan ruhani varlığımız fiziksel varlığımıza "Benimle gel" der. Sonsuz zevklere, sonsuz güzelliğe, sonsuz mutluluğa, sonsuz lezzetlere, sonsuz ışıklara, sonsuz hayata, ebedi hayata ulaş benimle" der. Sadece bir avuç insan ruhani davete icabet etmek ister. İnsanlar ucuz şeylere kanarlar, ucuz, maddi şeylere. Basit bir büfeden tost, patates kızartması yemeye giden bir Lord gördünüz mü hiç? Yoksa restoranlara mı gittiklerini gördünüz? Kendi mevkilerine uygun büyük restoranlara giderler. Öyle yerlere giderler yemek yemeye. Ucuz şeyler istemezler, hayır. Meşhur restoranlara gidecek maddi güçleri vardır. Orada yemek yiyebilir, bahşiş bırakabilir ve cömertliklerini sergileyebilirler. Dostlarını alıp bir büfede "al bu tost senin, bu patates kızartması senin, bu da benim" demezler. Ama şimdiki insanlar ucuz şeylerin peşinde. Nefsleri istiyor, yönlendiriyor onları böyle ucuz şeylere. Ruhaniyetlerine tabi olmaya bırakmıyor ki çok değerli ve pahalı şeylerin peşine düşmelerine, talep etmelerine izin vermiyor. Büfede tost ve patates kızartması yemekten memnun değiller. Ruhlarımız bu dünyada maddi dünyada, fiziksel zevklerle tatmin olmaz asla. Çünkü maddi dünyaya ait ne varsa hem fiziki bedenimize hem de ruhani bedenimize ağırlık yapar. Ruhaniyetimiz taşıyamaz. Fiziksel bedeninize de maddi hedefler, maddi zevkler fazla gelir o da çöker sonunda. Ama şimdi insanlar şuursuzdur. Tv'larda böyle nasihat verecek, sohbetler, toplantılar, böyle yayınlar, böyle programlar, reklamlar, filmler bulamıyorlar. Üniversitelerde, okullarda öğretmiyorlar böyle şeyleri. Maddi zevkler, maddi istekler altında 'insanlar ezilir mi?' diye düşünmüyorlar hiç. Maddi zevkler arttıkça insan bunları yüklendikçe o insan hızla çöker, hayatı zorlaşır. Hayatı gittikçe zorlaşır ve sıkıntılarla dolar. Çünkü yemek, içmek ve diğer nefsani zevklerin yüklediği ağırlığı taşıyamaz fiziki bedenimiz. Çöker, yıkılır. Haddinizi bilirseniz tamam. Haddinizi aşarsanız, ezilirsiniz, tükenirsiniz, yok olursunuz. Ama şimdi insanlar hayatlarının asıl hedefinden uzaklaşmıştır. Hiç kimse neden yaratıldığını sorgulamıyor. Bu soruya bir cevap verebilirseniz bütün sıkıntılarınızdan kurtulabilirsiniz: "Ey insan, ne için yaratıldın?" Nefsinizi tatmin etmek için mi yaratıldınız sizce? Yoksa Rabbinizi razı etmek için mi yaratıldınız?" Ama Yaradan'a inanmıyorlar, o yüzden de şeytanı efendileri yapıyorlar. Şeytanı daha çok mutlu etmeye çalışıyorlar. Şeytani işlere milyarlarca dolar veya pound yatırıyorlar ki onlara zevk versin diye. Fiziksel bedeninize taşıyabileceğinden fazlasını yüklediğiniz zaman bir kaç adım atar sonra düşersiniz. Düştüğünüz zaman da, o yüklendiğiniz şeyler altında ezilir, bitersiniz. "Ah Kalbim, ah midem, ah bacaklarım ah böbreğim, ah pankreasım, ah başım, ah aşağı tarafım" derken bitersiniz. Ne oldu? Koşturuyordunuz, hani. Hiç koşamıyorum, bittim, ne oldu bana? Ne olduğunu bilirsiniz siz. Bir galon vardı, açtınız sonuna kadar bitirdiniz, şimdi böyle yapıyorsunuz içi boş. Boştur.Fiziki varlığınıza ait enerjiniz bitecektir. Bomboş kalacaksınız. Ruhaniyetiniz ise sıfırlanır. Ağır şeyler yükleyerek, öldürdüğünüz o fiziki bedeni, o ölü bedeni kesinlikle taşıyamaz. Ruhaniyetiniz taşıyamaz, tükenir. Allah bizi affetsin. Bütün milletlere hakikati ve doğru yolu gösterecek, dünyada ve ahirette mutlu olmamız için bizi yanlış yoldan doğru yola taşıyacak bir kimseyi gönder. İlahi Huzur'da en şerefli olan Seyyidina Muhammed (sas) hürmetine. Fatiha.
MEHTER / TASAVVUF MÜZİK
SİTE HARİTASI
SAAT
Üyelik Girişi