CEMAZİYEL -EVVEL HAKİKAT DAMLASI
HADİS-İ ŞERİF IŞIĞINDA AHİRZAMAN “Siz öyle bir zamanda yaşıyorsunuz ki sizden biriniz emrolunduğu şeylerin onda birini terk etse helâk olur. Sonra öyle bir zaman gelecek ki sizden kim emrolunduğu şeyin onda birini yapsa kurtulur.” (Tirmizî, Fiten, 79/2267) “Öyle bir zaman gelecek ki o zaman şu üç şeyden daha kıymetli birşey olmayacaktır: Helal para, can u gönülden arkadaşlık yapılacak bir kardeş ve kendisiyle amel edilecek bir sünnet.” (Heysemî, I, 172) “Öyle bir zaman gelecek ki, kişi helâlden mi haramdan mı kazandığına aldırmayacak!” (Buharî, Büyû; 7) Ebu Said el-Hudrî’den rivayet edildiğine göre Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: “Aranızda öyle bir grup ortaya çıkacaktır ki, namazınızı onların namazları, oruçlarınızı onların oruçları ve diğer amellerinizi de onların amelleri yanında az göreceksiniz. onlar Kur’ân okurlar, fakat okudukları boğazlarından aşağı geçmez. onlar okun yaydan çıktığı gibi dinden çıkarlar...” (Buhârî, Fedâilü’l-Kur’ân, 36) “Öyle bir zaman gelecek ki okuma meraklı kurrâ çoğalacak; fakîhler ise azalacak ve bu sûretle ilim çekilip alınacak. Daha sonra öyle bir zaman gelecek ki insanların okudukları boğazlarından aşağı geçmeyecek.” (Hakim, Müstedrek, V, 504) “Şiddetli bir şekilde yaklaşan fitne sebebiyle vay insanların hâline. İnsanlar mü’min olarak sabahlar da akşam kâfir oluverirler. İnsanlar dinlerini küçük dünya menfaati karşılığı değiştiriverirler. İşte öyle zamanda dinlerinde sâbit kalabilenler ellerinde kor ateşi tutanlar gibidirler.” (Ahmed İbn Hanbel, Müsned, II, 390; Ayrıca bkz. Müslim, İman 186; Tirmizi, Fiten 30, (2196) “Öyle bir zaman gelecek ki bütün insanlar ribâ ile iş yapacak. Ondan sakınanlar dahi tozuna bulaşmak durumunda kalacaklar.” (Nesâî, Büyû 2; İbnu Mâce, Ticârât 58; İbn Hanbel, Müsned, IV, 494; Beyhakî Sünen, IV, 275) “Öyle bir zaman gelecek ki doğru söyleyenler yalanlanacak, yalancılar ise doğrulanacak. Güvenilir kimseler hain sayılacak, hâinlere güvenilecek. İnsanlardan şâhidlik etmeleri istenmediği halde şâhidlik edecekler, yemin etmeleri istenmediği halde yemin edecekler,” (Taberâni, XXIII, 314) “Öyle bir zaman gelecek ki insanlar iyiliği özendirmeyecek, kötülükten de sakındırmayacaklar.” (Heysemî, Mecmauz-zevâid, VII, 280) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “Muhakkak ki insanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, o vakit kişi altından sadaka ile (çarşı Pazar) dolaşır da bunu kendisinden sadaka olarak kabul edecek tek kişi bulamaz. O zaman, tek bir erkeğe kırk tane kadının tâbi olduğunu ve kadınların çokluğu ve erkeklerin azlığı sebebiyle ona sığındıklarını görürsün.” (Buhari, Zekât 9; MüsIim, Zekat 59) “Ben sizin dünya hırsıyla birbirinizle kapışmanızdan, birbirinizi katletmenizden ve sizden öncekiler gibi helâk olup gitmenizden korkuyorum.” (Müslim, Fezâil 31) “…Ben asıl sizin dünyayı elde etmek için birbirinizle kapışıp kavga etmenizden korkuyorum.” (Buhârî, Cenâiz 71, Menâkıb 25, Megâzî 27, Rikâk 7, 53; Müslim, Fezâil 30) Hz. Sevban radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “–Size çullanmak üzere, yabancı kavimlerin, tıpkı sofraya çağrışan yiyiciler gibi, birbirlerini çağıracakları zaman yakındır.” Orada bulunanlardan biri: “–O gün sayıca azlığımızdan mı bu durum başımıza gelecek?” diye sordu. “–Hayır, bilakis o gün siz çok olacaksınız. Lakin sizler bir selin getirip yığdığı çer-çöpler gibi hiçbir ağırlığı olmayan kimseler durumunda olacaksınız. Allah, düşmanlarınızın kalbinden size karşı korku duygusunu çıkaracak ve sizin kalplerinize zaafı atacak!” buyurdular. “–Zaaf da nedir ey Allah’ın Rasûlü?” denildi. “–Dünya sevgisi ve ölüm korkusu!” buyurdular.” (Ebu Davud, Melahim 5/4297) Ebu Ümeyye eş-Şa’bani anlatıyor: “Ey Ebu Sa’lebe dedim, şu ayet hakkında ne dersin?” (Mealen): “Ey iman edenler! Siz kendinize bakın. Siz doğru yolda oldukça, sapıtmış olanlar size zarar vermez.” (Maide 105) Bana şu cevabı verdi: “Gerçekten bunu, iyi bilen birine sordun. Zira ben aynı şeyi Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-’a sormuştum. Demişti ki: “Ma’rufa sarılın, münkerden de kaçının! Ne zaman uyulan bir cimrilik, takip edilen bir hevâ, (dine, ahirete) tercih edilen dünyalık görür, rey sahiplerinin (selefi dinlemeden) kendi reylerini beğendiklerini müşahade edersen, o zaman kendine bak. İnsanlarla uğraşmayı bırak. Zira (bu safhaya gelince) arkanızda sabır günleri var demektir. O günler avuçta ateş tutmak gibi (sıkıntılı)dır. O günlerde, sizin kadar amel yapabilen bir kimseye elli kişinin ecri verilecektir.” (Ebu Davud, Melahim 17/4341); Tirmizi, Tefsir, 5/3060); İbnu Mace, Fiten 21) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “-İnsanlar öyle günler görecek ki, katil niçin öldürdüğünü, maktul de niçin öldürüldüğünü bilemeyecek.” “-Bu nasıl olur?” diye soruldu. Şu cevabı verdi: “-Herçtir! Öldüren de ölen de ateştedir.” (Müslim, Fiten 56) Zübeyr İbnu Adiy rahimehullah anlatıyor: “Hz. Enes İbnu Mâlik radıyallahu anh’ın yanına girdik. Haccâc’ın bize yaptıklarını şikayet ettik. “-Sabredin, buyurdu. Zira öyle günlerle karşılaşacaksınız ki, her yeni gün, gidenden daha kötü olacak. Bu hal Rabbinize kavuşuncaya kadar devam edecek. Ben bunu, Rasûlunüz -sallallâhu aleyhi ve sellem-’den işittim.” (Buhari, Fiten 6; Tirmizi, Fiten 35/2206) Hz. Huzeyfe radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “-Bana kaç müslüman olduğunu sayıverin” buyurdular. Biz: “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bizim sayımız altı-yediyüze ulaşmış olduğu halde, hakkımızda korku mu taşıyorsunuz?” dedik. “-Siz bilemezsiniz, (çokluğunuza rağmen) imtihan olunabilirsiniz!” . Gerçekten öyle (belaya maruz kalıp) imtihan olunduk ki, içimizden namazını gizlice kılanlar oldu.” (Buhari, Cihad 181; Müslim, İman 235) Abdullah ibn-i Ömer -radıyallâhu anh- tarafından rivayet edilmiştir. Rasûlullâh –sallâllâhu aleyhi ve elem- bize yönelerek şöyle buyurdu: “Ey Muhacirler cemâati! Beş şey vardır ki, onlarla mübtelâ olacağınız zaman Ben sizlerin o şeylere erişmenizden Allâh’a sığınırım. Onlar şunlardır: 1- Bir milletin içinde zina, fuhuş ortaya çıkıp nihayet o millet bu suçu alenî olarak işlediğinde, mutlaka içlerinde taun hastalığı ve onlardan önce gelip-geçmiş milletlerde vuku bulmamış hastalıklar yayılır. 2- Ölçü ve tartıyı eksik yapan her millet mutlaka kıtlık, geçim sıkıntısı ve başlarındaki hükümdarların zulmü ile cezalandırılırlar. 3- Mallarının zekâtını vermekten kaçan her millet mutlaka yağmurdan menedilir (kuraklık cezası ile cezalandırılır) ve hayvanları olmasa (Allâh hayvanlara acımasa) onlara yağmur yağdırmaz. 4- Allâh’ın ahdini (emirlerini) ve Rasûlün sünnetini terk eden her milletin başına mutlaka Allâh kendilerinden olmayan düşmanı musallat eder ve düşman o milletin elindeki-avucundakilerin bir kısmını alır. 5- İmamları (yâni devlet adamları) Allâh’ın Kitabı ile amel etmeyip Allâh’ın indirdiği hükümlerden işlerine geleni seçtikçe Allâh onların hesabını kendi aralarında görür.” (İbn-i Mâce, Fiten, 22) Rasûlullah sallallahu aleyhi veselem şöyle buyurdu: “Fırat nehrinin suyu çekilip, aktığı yatakta bulunan bir altın dağı meydana çıkmadıkça ve kurtulup kazanan ben olayım diye birbiriyle çarpışan her yüz kişiden doksan dokuzu ölmedikçe kıyamet kopmaz.” (Buhârî, Fiten 24; Müslim, Fiten 29. Ayrıca bk. İbni Mâce, Fiten 25) Diğer bir rivayet ise şöyledir: “Pek yakında Fırat nehrinin suyu çekilerek aktığı yatakta bir altın hazinesi meydana çıkacaktır. O günü gören kimse, o hazineden kesinlikle bir şey almasın.” (Buhârî, Fiten 24; Müslim, Fiten 29-32. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Melâhim 13; Tirmizî, Sıfatü’l-cenne 26) “Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki kişi bir kabre uğrayıp üzerine abanarak: ‘Keşke bu kabrin içinde ben olsaydım’ demedikçe kıyamet kopmaz. Hâlbuki bu sözü ona söyleten din değil, belâ olacaktır.” (Buhârî, Fiten, 22; Müslim, Fiten, 53-54) Öyle bir zamanın geleceği, insanların kalblerinin dünya sevgisi ile dolacağı, cihadı zarar olarak görüp zekat vermeyi altından kalkılması zor bir borç olarak görecekleri bildirilir. (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 236/6322) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “-Beni İsrail üzerine gelen şeyler, aynıyla ümmetimin üzerine de gelecektir. Öyle ki onlardan aleni olarak annesine gelen olmuşsa, ümmetimden de bu çirkin işi mutlaka yapan olacaktır. Nitekim, Beni İsrail yetmişiki millete (dine, fırkaya) bölünmüştü. Benim ümmetim de yetmişüç millete bölünecektir. Bunlardan bir tanesi hariç hepsi ateştedir.” “-Bu fırka hangisidir?” diye soruldu. “-Benim ve ashabımın üzerinde olduğu şeyden ayrılmayanlardır!” buyurdular.” (Tirmizi, İman 18/2641) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “Ümeranız hayırlı olanlarınızdan iseler, zenginleriniz sehâvetkâr kimselerse, işlerinizi aranızda müşavere ile hallediyorsanız, bu durumda yerin üstü (hayat), altından (ölümden) hayırlıdır. Eğer ümeranız şerirlerinizden, zenginleriniz cimri ve işleriniz kadınların elinde ise, yerin altı üstünden, (ölmek yaşamaktan) daha hayırlıdır. (Çünkü artık dini ikame imkanı kalmaz).” (Tirmizi, Fiten 78/2266) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “-Gençlerinizin fıska düştüğü, kadınlarınızın azdığı zaman haliniz ne olur?” diye sormuştu. (Yanındakiler hayretle): “-Ey Allah’ın Rasûlü, yani böyle bir hal mi gelecek?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdu ve devam etti: “-Emr-i bi’l-ma’rufta bulunmadığınız, nehy-i ani’l-münker yapmadığınız vakit haliniz ne olur?” diye sordu. (Yanındakiler hayretle:) “-Yani bu olacak mı?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdular ve sormaya devam ettiler: “-Münkeri emredip, ma’rufu yasakladığınız zaman haliniz ne olur?” (Yanında bulunanlar iyice hayrete düşerek): “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bu mutlaka olacak mı?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdular ve devam ettiler: “-Ma’rufu münker, münkeri de ma’ruf addettiğiniz zaman haliniz ne olur?” (yanindeki Ashab:) “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bu mutlaka olacak mı?” diye sordular. “-Evet, olacak!” buyurdular.” (Heysemi, Mecma’u’z-Zevaid, VII, 281) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “İnsanların dünyaca en bahtiyarını âdi oğlu âdiler teşkil etmedikçe Kıyamet kopmaz.” (Tirmizi, Fiten 37/2209) Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-, yanındaki cemaate konuşurken, bir adam gelerek: “-Ey Allah’ın Rasûlü! Kıyamet ne zaman kopacak?” dedi. Sallallâhu aleyhi ve sellem- konuşmasına devam etti, sözlerini bitirdiği vakit: “-Sual sâhibi nerede?” buyurdular. Adam: “-İşte buradayım ey Allah’ın Rasûlü!” dedi. Sallallâhu aleyhi ve sellem-: “-Emanet zâyi edildiği vakit Kıyameti bekleyin!” buyurdular. Adam: “-Emanet nasıl zâyi edilir?” diye sordu. Efendimiz: “-İş, ehil olmayana tevdi edildi mi Kıyamet’i bekleyin!” buyurdular.” (Buhari, İlm 2, Rikâk 35) Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “Ümmetim onbeş şeyi yapmaya başlayınca ona büyük belanın gelmesi vâcip olur!” buyurmuşlardı. (Yanındakiler:) “Ey Allah’ın Rasûlü! Bunlar nelerdir?” diye sordular. Sallallâhu aleyhi ve sellem- saydı: -Ganimet (yani milli servet, fakir fukaraya uğramadan sadece zengin ve mevki sahibi kimseler arasında) tedavül eden bir metâ haline gelirse, -Emanet (edilen şeyleri emânet alan kimseler, sorumlu ve yetkililer, memurlar) ganimet (malı yerini tutup, yağmalayıp nefislerine helal) kıldıkları zaman, -Zekât (ödemeyi ibadet bilmeyip bir angarya ve) ceza telâkki ettikleri zaman. -Kişi annesinin hukukuna riayet etmeyip, kadınına itaat ettiği; -Babasından uzaklaşıp ahbabına yaklaştığı; -Mescidlerde (rıza-yı ilâhi gözetmeyen husûmet, alış-veriş, eğlence ve siyâsiyâta vs. müteallik) sesler yükseldiği zaman. -Kavme, onların en alçağı (erzel) reis olduğu; -(Devlet otoritesinin yetersizliği sebebiyle tedhiş ve zulümle insanları sindiren zorba) kişiye zararı dokunmasın diye hürmet edildiği; -(Çeşitli adlarla imal edilen) içkiler (serbestçe) içildiği; -İpek (haram bilinmeyip erkekler tarafından) giyildiği; -Çeşitli adlar altında şarkıcı kadınlar ve çalgı aletleri edinildiği; -Bu ümmetin sonradan gelen nesilleri, önceden gelip geçenlere (çeşitli ithamlar ve bahanelerle) hakâret ettiği zaman artık kızıl rüzgârı, (zelzeleyi), yere batışı (hasfı) veya suret değiştirmeyi (meshi) (veya gökten taş yağmasını, (kazfi) bekleyin.” (Tirmizi, Fiten 38/2210) Mikdam bin Ma’dikerb’in bir hizmetçisi vardı, süt satardı, Mikdam da karşılığında para alırdı. Ona: “-Sübhanallah, süt satıp para mı alıyorsun?” dediler. O da: “¬-Evet, bunda ne var ki? Ben Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-’in şöyle dediğini duydum: “-İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki o vakit dinar ve dirhemden başka bir şey fayda vermeyecek!” dedi. (Ahmed bin Hanbel, IV, 133) “Sizin üzerinize öyle bir zaman gelecek ki o vakit siz, iyilikleri emretmeyen ve kötülükleri yasaklamayan kimselerin en hayırlı kişiler olduğunu düşünürsünüz.” (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 686/8462) Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-: “-İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki o vakit müminin kalbi tuzun suda eridiği gibi eriyecek!” buyurdu. “-Niçin eriyecek yâ Rasûlallah?” diye sorulduğunda: “-Kötülükleri görüp de onları değiştirmeye güç yetiremediği için” buyurdu. (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 686/8463) Rabbim Bizleri Uyananlardan Eylesin İnşAllah.

KIYAMET ALAMETLERİ 01/01/1997

  KIYAMET ALAMETLERİ Şeyh Muhammed Nazım el-Hakkani en-Nakşibendi Hazretlerinin 1 Ocak 1997 Sohbeti Estağfirullah, estağfirullah, estağfirullah min kulli dhanbin wa masiyatin wa min kulli ma yukhalif ud-din al-islam ya Erhame r-Rahimin. EuzuBillahimineşşeytanirracim Bismillahi r-Rahmani r-Rahim la havle ve la kuvvete illa Billhi l-Aliyyi l-Azim. Meded ya sultanul-evliya, destur... ya seyyidi l-evvelina vel-ahirin. Peygamber sünnetidir Resulullah (sas)'ın sünneti; nasihat etmek ve Cenab-ı Hakk'ın emridir. Bu sebeple, nasihat etmeye gayret etmeli, dinlemeli ve uymalıyız. Bu yüzden, bu akşamki mübarek bir toplantıdır. Her yerdeki camilerde mübarek insanlar vardır çünkü bütün mescidler Allah'a aittir. Cenab-ı Hakk lütuflarını gönderir. Camiden daha iyi bir yer bulamazsınız. Biz de buradayız. Sağ ayağımızla içeri girerken şöyle diyoruz; "Allahumme tahlena ebvaba r-rahmetik." "Ya Rabbi bana Rahmet Okyanusları'nın kapılarını aç." Sonsuz okyanuslarından bağışla. Ben ibadet etmek için buraya gelen bir kulunum. Neveytul-i'tikaf, Burada bulunduğum müddetçe Senin ibadetin, Senin kulluğun ile meşgul olmak için niyet ediyorum. Dünyayı terk ettim ve yüzümü Sana döndüm. Sadece Senin için buradayım." Bunun manası itikaftır. "Sen'den başka her şeyden vazgeçtim. Artık tamamen Senin emrindeyim, Senin iradendeyim." Bu edeptir camiye girerken ibadet edecekler söyler. Bunu yapmalısınız. Dünya'ya ait herşeyi kalbinizden çıkarın. Rabbinize, Cenab-ı Hakk'a kulluk etmekten başka hiçbir şey düşünmemelisiniz. O'nunla olmaya gelmek, O'nun için olmaya gelmek. İtikaf budur. Resulullah (sas)'ın öğretisidir bu. Camideyken, kafesteki kuş gibi olunmaz. Münafıklıktır o. Cami sizi sıkıyor, boğuyor mu, hmm? Nifak'ın işaretidir. Camiye girdiğiniz zaman denizde yüzen balık gibi olmalısınız. Evet. Müminin işareti budur, muhlisin işareti budur. Camide mutlu, mutmain olur. Çünkü burada müminin kalbi, muhlisin kalbi Rabbi iledir. Bu yüzden, müminler mescidlerde uzun süre kalmak isterler. Ve ihlaslarına göre, daha erken gelir ve daha geç giderler. Dışarı çıkmak için sabırsızlanmazlar. Burada, camide huzur içinde mutlu ve mutmain olurlar. Sadece bir kimsenin mazereti varsa veya uzun süre oturamıyorsa olabilir. Veya başka bir mazereti varsa. Normalde mümin hangi camiye gitse mutlu olur, daha çok kalmak ister. Ve mümin camiye gelir ve değimiz gibi şöyle söyler ve dua eder; "Allahumme ftahli ebvaba r-rahmetik, neveytu l-i'tikaf ve iki rekkat namaz kılar. Sadece kerahat vakti öğle namazından önce 15 dakika gerek yok, oturabilir. Akşam da güneş batarken, gerek yok. Sabah, güneş doğarken, 15 dakika, gerek yok- sonra yapabilirsiniz. Başka herhangi bir zamanda, 2 rekat, 4 rekat veya 8 rekat ne kadar isterse kılabilir, çünkü pek çok insan pek çok namaz vaktini kaçırır.Namaz kılmalılar ve kılmadan oturmamalılar. Kaza ul-hava'ij, manası kaçırdığı namazları kaza etmelidir. Bu bir borç ödemedir. Namaz kılmalıdır ve bu tahiyyetül mescid'dir. Alemlerin Rabbi'ne Cenab-ı Hakk'a saygı göstermelisin çünkü geldiğiniz yer Allah'ın evidir. "wa anna l-masajida lillah" (72:18). Şüphesiz mescidler Allah'ındır. Sonra bir zat güzel edeple geldiği zaman Peygamber Resulullah (sas), müjdeli haber verir ki, Cenab-ı Hakk her nefes için, aldığınız her nefes, buradayken aldığınız her nefes için sağınızdaki kiramen katibin meleğine 10 hasenat yazması için emir verir. Soldaki meleğe de 10 tane günahı silmesini emreder. Burada aldığınız her nefes için 10 hasenat yazılır ve 10 günah sillinir. Ayrıca Cenab-ı Allah 10 derece bahşeder. İnsanların çoğu bu hayatta bir derece atlamaya uğraşır ama yapamaz. Ve bu hayatta bir insanın elde edebileceği dereceler sadece Kıyamet Günü'ne kadar geçerlidir. Bu hayattan gidene kadar o mevkiye sahiptir. Öldüğü zaman biter. Ölümden sonra mevki, mertebe kalmaz. Dünya'daki mevki, mertebe biter. Ama Allah'ın size bahşettiği mertebe, şeref, lütuflar sonsuza kadardır. Bu yüzden "Meşgulüm, işim var, dükkanım var" diyerek camiden hemen çıkmaya çalışmayın. Dükkanınız, işiniz önemli değil. Asıl önemli olan camidir. Allah'a ve hizmetine daha çok zaman ayırmaya gayret edin. Eğer insanlar bilselerdi, inansalardı ve yapsalardı Cenab-ı Hakk onlara rızıklarını kolaylıkla ihsan ederdi. Herşey kolayca ihsan edilir ama biz "Yok, biz meşgulüz. Dünya'nın peşinden koşmalıyız, yorulmalıyız" diyoruz. İbadet etmek için yorulun. Kendinizi ibadet için yorun ve bakın ama kabul etmiyorsunuz. Biz diyoruz ki; "Hayır, dünya için yorulmalıyız, Mevla için değil. Biz Allah'a değil, dünyaya köleyiz" Allah da sizi bırakır - "Gidin, o pis dünyaya kölelik edin" der. İtaatkarlığa daha çok vakit ayırın. İbadete, kulluğa daha çok vakit ayırın. Şeref kazanırsın, daha çok ihsan edilirsiniz. İhsan edildikçe hayatınız daha lezzetli hale gelir. Siz kazanırsınız. En büyük iş budur. Ama Müslümanlar sadece Batı'da değil, her yerde kendi ülkelerinde de Batılılara, Hristiyanlara, Yahudilere benzemek istiyorlar; büyük işler yapmak, işadamı olmak istiyorlar. Onlar bizim inandığımıza inanmıyorlar. Hristiyanlar ve Yahudiler Mübarek Kur'an'a ve Peygamberimize Resulullah (sas)'a inanmıyorlar. Onlar sadece bu dünyaya bitmez tükenmez bir arzu duyuyorlar. Ama siz müminsiniz, onlara benzemeye çalışmayın. Biz ResulAllah (sas)'in izindeyiz o haber vermişti. "Öyle bir zaman gelecek ki ümmetim, kitap ehlini yani Hristiyan ve Yahudileri adım adım izleyecek. Yaptıklarının aynısını yapmaya çalışacaklar." Hatta Resulullah (sas) demiştir ki; "Hristiyanlar ve Yahudiler tilkilerin inine girseler onlar da girecekler." Tilkilerin, kurtların girdiği deliğe. Onlar gibi yapacaklar.Şimdi Müslümanlar kafirleri, Hristiyanları taklit ediyor, adım adım izliyorlar. Onlar Hristiyandır, Müslüman değiller. Müslümanların Hristiyanları taklit etmesi şeref vermez. Hayır. Hristiyanlara benzemememiz emredildi bize. Bize Müslüman gibi, ResulAllah (sas) gibi Sahabeler gibi sünnet üzerine davranmamız emredildi. En büyük sünneti de Allah'a ait olmaktır, Allah'a kulluk yapmaktır. Biz en büyük sünneti terk ettik dünyanın ve bu hayatın kölesi haline geldik. Ne istiyoruz? Daha çok yemek istiyoruz. Sade pilav istemiyoruz. İçinde daha çok yağ, daha çok et olsun istiyoruz. Pek çok çeşit olsun, bol yağlı olsun istiyoruz. "İngiltere'de üretilmiştir" yazan elbiseler giymek istiyoruz. Pahalı arabalara binmek, güzel evlerde yaşamak, lüks mobilyalar kullanmak, doktora yapmak için koşmak istiyoruz. Herkes çocukları master yapsın, doktora yapsın, doktor olsun, profesör olsun diye uğraşıyor. Hepsi de dünyaya aittir. Dünyaya kölelik etmek için uğraşıyoruz. Sonra zul, zul geliyor. Zul nedir? Aşağıda olmak. İzzet, zillet. İzzet, şeref. Zillet, şerefini kaybetmektir Yahudiler doğru yolu bırakınca Allah onların şerefini ellerinden aldı. Ve her kim Yahudilerin yolunu takip ederse Yahudilerle aynı sıfata sahip olur. Allah şeytana, dünyaya ve nefslerine köle olan kullarını cezalandırır. Ceza verir onlara. Bu sebeple, şimdi bütün İslam Dünyası belaların, kavgaların, felaketlerin içindedir. Kafirler Müslümanları umursamaz. Her yerde binlerce Müslüman katledilir ama 'Olsun, yok edin onları. Bırakın ölsünler" derler. Onlar hiç sevmezler Müslümanları, çünkü İslam'ı sevmezler, Peygamberi Resulullah (sas)'ı sevmezler. Müslüman gençler şuursuz olmayın! Dostunuzu, düşmanınızı tanıyın, bilin. Kim sizin tarafınızda, kim size karşı bilmezseniz o zaman ceza ve bela gelir. En büyük hatamız budur; bilmemek. Zannediyoruz ki Doğu veya Batı Müslümanlarla birlikte. Hayır. Doğu veya Batı onlar Hristiyandır veya Gayri Müslimdir veya Yahudidir. Sizin yüzünüze gülerler ama sadece Allah'ın size bahşettiği zenginlik için. Herşeyi elinizden almak için. Bu yüzden 'biz sizinleyiz' derler ama yalancıdır onlar. Bir deyim vardır bizde "Eğer kafir sahibine, yöneticisine veya arkadaşına hiçbir şey yapamasa gölgesine basar". Sizin üzerinize basamazlarsa, gölgenize basarlar. Müslümanların gölgesine. Güvende olmazsınız. Bu yüzden, Ey İnsanlar kafirlerden sakının! İslam'a inanmayan herkesten sakının! İslam'ın Peygamberi (sas)'ne aşık olmayan herkesten sakının! ResulAllah (sas)'a saygı göstermeyen herkesten sakının! Size salatu selam vermeyen herkesten sakının! Sakının! Dikkatli olmazsanız size zarar verirler, canınızı acıtırlar, onların ellerinde ızdırap çekersiniz. Allah asla samimi kullarının ızdırap çekmesini veya itibarsızlaşmasını istemez.Cenab-ı Allah muhlis kullarının şereflenmesini ve ve mübarek olmasını ister. Allah bizi affetsin ve ResulAllah (sas)'in sünnetini ve yolunu takip etmemiz için bizi uyandırsın. Bunlar son günlerdir. Dünya'nın başında değiliz. Bu yüzden görüyoruz ki, Müslümanların kendi aralarında bile saygı kalmamış, sevgi kalmamış, merhamet kalmamış. Aralarında adalet kalmamış. Kıyamet alametleridir bunlar. Bunun için Kıyamet'in büyük alametlerini bekliyoruz. Şu an olanlar hepsi de Kıyamet Alametleridir. Kıyamet Alametleri. Ve şimdi 10 büyük alamet bekleniyor. Aniden ortaya çıkar büyük alametler. Büyük alametlerden biri büyük savaştır. Mehdi (as) büyük alametlerdendir. Deccal büyük alametlerdendir. İsa (as) büyük alametlerdendir. 3 yerin batması büyük alametlerdendir. Bütün dünyayı bir duman sarması büyük alametlerdendir. Her yeri yerle bir eden depremler büyük alametlerdendir. Yangınlar büyük alametlerdendir. Yecüc ve Mecüc büyük alametlerdendir. Güneşin Batı'dan doğması büyük alametlerdendir. Ne zaman ortaya çıkacağını kimse bilmez. Bazıları der ki; "Belki ilk önce güneş Batı'dan doğar. Batı'dan doğduğu zaman tövbe kapıları kapanır. Bu yüzden mümin dikkat etmelidir. Kendine gelmelidir. Çünkü bu hayattan alacağımız en kıymetli şey imanımızdır. Bize lutfedilen en kıymetli şey, en kıymetli hazinedir. Bu yüzden şeytan koşar mü'minin peşinden ki o hazineyi çalsın. Kendinize gelin imanınızı korumak için dikkat edin. ResulAllah'ın (sas) değindiği tehlikeli bir zamandır bu. "Öyle bir zaman gelecek ki ümmetim mümin olarak sabahlayacak, kafir olarak akşamlayacak." Akşam mümin olarak yatacak sabah kafir olarak kalkacaklar. Allah bizi affetsin ve imanımızı muhafaza etsin. Allah Allah Allah Allah Allah Allah Aziz Allah. Allah Allah Allah Allah Allah Allah Sultan Allah. Sultansın Ya Rab biz kullarınız. Ziyadata lish-şerefin nebi sallallahu aleyhi ve sellem ve cemi' el-enbiya vel- evliya vel-meşayikhina... ve lil-mu'minin, el Fatiha.
MEHTER / TASAVVUF MÜZİK
SİTE HARİTASI
SAAT
Üyelik Girişi