CEMAZİYEL -EVVEL HAKİKAT DAMLASI
HADİS-İ ŞERİF IŞIĞINDA AHİRZAMAN “Siz öyle bir zamanda yaşıyorsunuz ki sizden biriniz emrolunduğu şeylerin onda birini terk etse helâk olur. Sonra öyle bir zaman gelecek ki sizden kim emrolunduğu şeyin onda birini yapsa kurtulur.” (Tirmizî, Fiten, 79/2267) “Öyle bir zaman gelecek ki o zaman şu üç şeyden daha kıymetli birşey olmayacaktır: Helal para, can u gönülden arkadaşlık yapılacak bir kardeş ve kendisiyle amel edilecek bir sünnet.” (Heysemî, I, 172) “Öyle bir zaman gelecek ki, kişi helâlden mi haramdan mı kazandığına aldırmayacak!” (Buharî, Büyû; 7) Ebu Said el-Hudrî’den rivayet edildiğine göre Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: “Aranızda öyle bir grup ortaya çıkacaktır ki, namazınızı onların namazları, oruçlarınızı onların oruçları ve diğer amellerinizi de onların amelleri yanında az göreceksiniz. onlar Kur’ân okurlar, fakat okudukları boğazlarından aşağı geçmez. onlar okun yaydan çıktığı gibi dinden çıkarlar...” (Buhârî, Fedâilü’l-Kur’ân, 36) “Öyle bir zaman gelecek ki okuma meraklı kurrâ çoğalacak; fakîhler ise azalacak ve bu sûretle ilim çekilip alınacak. Daha sonra öyle bir zaman gelecek ki insanların okudukları boğazlarından aşağı geçmeyecek.” (Hakim, Müstedrek, V, 504) “Şiddetli bir şekilde yaklaşan fitne sebebiyle vay insanların hâline. İnsanlar mü’min olarak sabahlar da akşam kâfir oluverirler. İnsanlar dinlerini küçük dünya menfaati karşılığı değiştiriverirler. İşte öyle zamanda dinlerinde sâbit kalabilenler ellerinde kor ateşi tutanlar gibidirler.” (Ahmed İbn Hanbel, Müsned, II, 390; Ayrıca bkz. Müslim, İman 186; Tirmizi, Fiten 30, (2196) “Öyle bir zaman gelecek ki bütün insanlar ribâ ile iş yapacak. Ondan sakınanlar dahi tozuna bulaşmak durumunda kalacaklar.” (Nesâî, Büyû 2; İbnu Mâce, Ticârât 58; İbn Hanbel, Müsned, IV, 494; Beyhakî Sünen, IV, 275) “Öyle bir zaman gelecek ki doğru söyleyenler yalanlanacak, yalancılar ise doğrulanacak. Güvenilir kimseler hain sayılacak, hâinlere güvenilecek. İnsanlardan şâhidlik etmeleri istenmediği halde şâhidlik edecekler, yemin etmeleri istenmediği halde yemin edecekler,” (Taberâni, XXIII, 314) “Öyle bir zaman gelecek ki insanlar iyiliği özendirmeyecek, kötülükten de sakındırmayacaklar.” (Heysemî, Mecmauz-zevâid, VII, 280) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “Muhakkak ki insanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, o vakit kişi altından sadaka ile (çarşı Pazar) dolaşır da bunu kendisinden sadaka olarak kabul edecek tek kişi bulamaz. O zaman, tek bir erkeğe kırk tane kadının tâbi olduğunu ve kadınların çokluğu ve erkeklerin azlığı sebebiyle ona sığındıklarını görürsün.” (Buhari, Zekât 9; MüsIim, Zekat 59) “Ben sizin dünya hırsıyla birbirinizle kapışmanızdan, birbirinizi katletmenizden ve sizden öncekiler gibi helâk olup gitmenizden korkuyorum.” (Müslim, Fezâil 31) “…Ben asıl sizin dünyayı elde etmek için birbirinizle kapışıp kavga etmenizden korkuyorum.” (Buhârî, Cenâiz 71, Menâkıb 25, Megâzî 27, Rikâk 7, 53; Müslim, Fezâil 30) Hz. Sevban radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “–Size çullanmak üzere, yabancı kavimlerin, tıpkı sofraya çağrışan yiyiciler gibi, birbirlerini çağıracakları zaman yakındır.” Orada bulunanlardan biri: “–O gün sayıca azlığımızdan mı bu durum başımıza gelecek?” diye sordu. “–Hayır, bilakis o gün siz çok olacaksınız. Lakin sizler bir selin getirip yığdığı çer-çöpler gibi hiçbir ağırlığı olmayan kimseler durumunda olacaksınız. Allah, düşmanlarınızın kalbinden size karşı korku duygusunu çıkaracak ve sizin kalplerinize zaafı atacak!” buyurdular. “–Zaaf da nedir ey Allah’ın Rasûlü?” denildi. “–Dünya sevgisi ve ölüm korkusu!” buyurdular.” (Ebu Davud, Melahim 5/4297) Ebu Ümeyye eş-Şa’bani anlatıyor: “Ey Ebu Sa’lebe dedim, şu ayet hakkında ne dersin?” (Mealen): “Ey iman edenler! Siz kendinize bakın. Siz doğru yolda oldukça, sapıtmış olanlar size zarar vermez.” (Maide 105) Bana şu cevabı verdi: “Gerçekten bunu, iyi bilen birine sordun. Zira ben aynı şeyi Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-’a sormuştum. Demişti ki: “Ma’rufa sarılın, münkerden de kaçının! Ne zaman uyulan bir cimrilik, takip edilen bir hevâ, (dine, ahirete) tercih edilen dünyalık görür, rey sahiplerinin (selefi dinlemeden) kendi reylerini beğendiklerini müşahade edersen, o zaman kendine bak. İnsanlarla uğraşmayı bırak. Zira (bu safhaya gelince) arkanızda sabır günleri var demektir. O günler avuçta ateş tutmak gibi (sıkıntılı)dır. O günlerde, sizin kadar amel yapabilen bir kimseye elli kişinin ecri verilecektir.” (Ebu Davud, Melahim 17/4341); Tirmizi, Tefsir, 5/3060); İbnu Mace, Fiten 21) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “-İnsanlar öyle günler görecek ki, katil niçin öldürdüğünü, maktul de niçin öldürüldüğünü bilemeyecek.” “-Bu nasıl olur?” diye soruldu. Şu cevabı verdi: “-Herçtir! Öldüren de ölen de ateştedir.” (Müslim, Fiten 56) Zübeyr İbnu Adiy rahimehullah anlatıyor: “Hz. Enes İbnu Mâlik radıyallahu anh’ın yanına girdik. Haccâc’ın bize yaptıklarını şikayet ettik. “-Sabredin, buyurdu. Zira öyle günlerle karşılaşacaksınız ki, her yeni gün, gidenden daha kötü olacak. Bu hal Rabbinize kavuşuncaya kadar devam edecek. Ben bunu, Rasûlunüz -sallallâhu aleyhi ve sellem-’den işittim.” (Buhari, Fiten 6; Tirmizi, Fiten 35/2206) Hz. Huzeyfe radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “-Bana kaç müslüman olduğunu sayıverin” buyurdular. Biz: “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bizim sayımız altı-yediyüze ulaşmış olduğu halde, hakkımızda korku mu taşıyorsunuz?” dedik. “-Siz bilemezsiniz, (çokluğunuza rağmen) imtihan olunabilirsiniz!” . Gerçekten öyle (belaya maruz kalıp) imtihan olunduk ki, içimizden namazını gizlice kılanlar oldu.” (Buhari, Cihad 181; Müslim, İman 235) Abdullah ibn-i Ömer -radıyallâhu anh- tarafından rivayet edilmiştir. Rasûlullâh –sallâllâhu aleyhi ve elem- bize yönelerek şöyle buyurdu: “Ey Muhacirler cemâati! Beş şey vardır ki, onlarla mübtelâ olacağınız zaman Ben sizlerin o şeylere erişmenizden Allâh’a sığınırım. Onlar şunlardır: 1- Bir milletin içinde zina, fuhuş ortaya çıkıp nihayet o millet bu suçu alenî olarak işlediğinde, mutlaka içlerinde taun hastalığı ve onlardan önce gelip-geçmiş milletlerde vuku bulmamış hastalıklar yayılır. 2- Ölçü ve tartıyı eksik yapan her millet mutlaka kıtlık, geçim sıkıntısı ve başlarındaki hükümdarların zulmü ile cezalandırılırlar. 3- Mallarının zekâtını vermekten kaçan her millet mutlaka yağmurdan menedilir (kuraklık cezası ile cezalandırılır) ve hayvanları olmasa (Allâh hayvanlara acımasa) onlara yağmur yağdırmaz. 4- Allâh’ın ahdini (emirlerini) ve Rasûlün sünnetini terk eden her milletin başına mutlaka Allâh kendilerinden olmayan düşmanı musallat eder ve düşman o milletin elindeki-avucundakilerin bir kısmını alır. 5- İmamları (yâni devlet adamları) Allâh’ın Kitabı ile amel etmeyip Allâh’ın indirdiği hükümlerden işlerine geleni seçtikçe Allâh onların hesabını kendi aralarında görür.” (İbn-i Mâce, Fiten, 22) Rasûlullah sallallahu aleyhi veselem şöyle buyurdu: “Fırat nehrinin suyu çekilip, aktığı yatakta bulunan bir altın dağı meydana çıkmadıkça ve kurtulup kazanan ben olayım diye birbiriyle çarpışan her yüz kişiden doksan dokuzu ölmedikçe kıyamet kopmaz.” (Buhârî, Fiten 24; Müslim, Fiten 29. Ayrıca bk. İbni Mâce, Fiten 25) Diğer bir rivayet ise şöyledir: “Pek yakında Fırat nehrinin suyu çekilerek aktığı yatakta bir altın hazinesi meydana çıkacaktır. O günü gören kimse, o hazineden kesinlikle bir şey almasın.” (Buhârî, Fiten 24; Müslim, Fiten 29-32. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Melâhim 13; Tirmizî, Sıfatü’l-cenne 26) “Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki kişi bir kabre uğrayıp üzerine abanarak: ‘Keşke bu kabrin içinde ben olsaydım’ demedikçe kıyamet kopmaz. Hâlbuki bu sözü ona söyleten din değil, belâ olacaktır.” (Buhârî, Fiten, 22; Müslim, Fiten, 53-54) Öyle bir zamanın geleceği, insanların kalblerinin dünya sevgisi ile dolacağı, cihadı zarar olarak görüp zekat vermeyi altından kalkılması zor bir borç olarak görecekleri bildirilir. (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 236/6322) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “-Beni İsrail üzerine gelen şeyler, aynıyla ümmetimin üzerine de gelecektir. Öyle ki onlardan aleni olarak annesine gelen olmuşsa, ümmetimden de bu çirkin işi mutlaka yapan olacaktır. Nitekim, Beni İsrail yetmişiki millete (dine, fırkaya) bölünmüştü. Benim ümmetim de yetmişüç millete bölünecektir. Bunlardan bir tanesi hariç hepsi ateştedir.” “-Bu fırka hangisidir?” diye soruldu. “-Benim ve ashabımın üzerinde olduğu şeyden ayrılmayanlardır!” buyurdular.” (Tirmizi, İman 18/2641) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “Ümeranız hayırlı olanlarınızdan iseler, zenginleriniz sehâvetkâr kimselerse, işlerinizi aranızda müşavere ile hallediyorsanız, bu durumda yerin üstü (hayat), altından (ölümden) hayırlıdır. Eğer ümeranız şerirlerinizden, zenginleriniz cimri ve işleriniz kadınların elinde ise, yerin altı üstünden, (ölmek yaşamaktan) daha hayırlıdır. (Çünkü artık dini ikame imkanı kalmaz).” (Tirmizi, Fiten 78/2266) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “-Gençlerinizin fıska düştüğü, kadınlarınızın azdığı zaman haliniz ne olur?” diye sormuştu. (Yanındakiler hayretle): “-Ey Allah’ın Rasûlü, yani böyle bir hal mi gelecek?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdu ve devam etti: “-Emr-i bi’l-ma’rufta bulunmadığınız, nehy-i ani’l-münker yapmadığınız vakit haliniz ne olur?” diye sordu. (Yanındakiler hayretle:) “-Yani bu olacak mı?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdular ve sormaya devam ettiler: “-Münkeri emredip, ma’rufu yasakladığınız zaman haliniz ne olur?” (Yanında bulunanlar iyice hayrete düşerek): “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bu mutlaka olacak mı?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdular ve devam ettiler: “-Ma’rufu münker, münkeri de ma’ruf addettiğiniz zaman haliniz ne olur?” (yanindeki Ashab:) “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bu mutlaka olacak mı?” diye sordular. “-Evet, olacak!” buyurdular.” (Heysemi, Mecma’u’z-Zevaid, VII, 281) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “İnsanların dünyaca en bahtiyarını âdi oğlu âdiler teşkil etmedikçe Kıyamet kopmaz.” (Tirmizi, Fiten 37/2209) Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-, yanındaki cemaate konuşurken, bir adam gelerek: “-Ey Allah’ın Rasûlü! Kıyamet ne zaman kopacak?” dedi. Sallallâhu aleyhi ve sellem- konuşmasına devam etti, sözlerini bitirdiği vakit: “-Sual sâhibi nerede?” buyurdular. Adam: “-İşte buradayım ey Allah’ın Rasûlü!” dedi. Sallallâhu aleyhi ve sellem-: “-Emanet zâyi edildiği vakit Kıyameti bekleyin!” buyurdular. Adam: “-Emanet nasıl zâyi edilir?” diye sordu. Efendimiz: “-İş, ehil olmayana tevdi edildi mi Kıyamet’i bekleyin!” buyurdular.” (Buhari, İlm 2, Rikâk 35) Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “Ümmetim onbeş şeyi yapmaya başlayınca ona büyük belanın gelmesi vâcip olur!” buyurmuşlardı. (Yanındakiler:) “Ey Allah’ın Rasûlü! Bunlar nelerdir?” diye sordular. Sallallâhu aleyhi ve sellem- saydı: -Ganimet (yani milli servet, fakir fukaraya uğramadan sadece zengin ve mevki sahibi kimseler arasında) tedavül eden bir metâ haline gelirse, -Emanet (edilen şeyleri emânet alan kimseler, sorumlu ve yetkililer, memurlar) ganimet (malı yerini tutup, yağmalayıp nefislerine helal) kıldıkları zaman, -Zekât (ödemeyi ibadet bilmeyip bir angarya ve) ceza telâkki ettikleri zaman. -Kişi annesinin hukukuna riayet etmeyip, kadınına itaat ettiği; -Babasından uzaklaşıp ahbabına yaklaştığı; -Mescidlerde (rıza-yı ilâhi gözetmeyen husûmet, alış-veriş, eğlence ve siyâsiyâta vs. müteallik) sesler yükseldiği zaman. -Kavme, onların en alçağı (erzel) reis olduğu; -(Devlet otoritesinin yetersizliği sebebiyle tedhiş ve zulümle insanları sindiren zorba) kişiye zararı dokunmasın diye hürmet edildiği; -(Çeşitli adlarla imal edilen) içkiler (serbestçe) içildiği; -İpek (haram bilinmeyip erkekler tarafından) giyildiği; -Çeşitli adlar altında şarkıcı kadınlar ve çalgı aletleri edinildiği; -Bu ümmetin sonradan gelen nesilleri, önceden gelip geçenlere (çeşitli ithamlar ve bahanelerle) hakâret ettiği zaman artık kızıl rüzgârı, (zelzeleyi), yere batışı (hasfı) veya suret değiştirmeyi (meshi) (veya gökten taş yağmasını, (kazfi) bekleyin.” (Tirmizi, Fiten 38/2210) Mikdam bin Ma’dikerb’in bir hizmetçisi vardı, süt satardı, Mikdam da karşılığında para alırdı. Ona: “-Sübhanallah, süt satıp para mı alıyorsun?” dediler. O da: “¬-Evet, bunda ne var ki? Ben Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-’in şöyle dediğini duydum: “-İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki o vakit dinar ve dirhemden başka bir şey fayda vermeyecek!” dedi. (Ahmed bin Hanbel, IV, 133) “Sizin üzerinize öyle bir zaman gelecek ki o vakit siz, iyilikleri emretmeyen ve kötülükleri yasaklamayan kimselerin en hayırlı kişiler olduğunu düşünürsünüz.” (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 686/8462) Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-: “-İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki o vakit müminin kalbi tuzun suda eridiği gibi eriyecek!” buyurdu. “-Niçin eriyecek yâ Rasûlallah?” diye sorulduğunda: “-Kötülükleri görüp de onları değiştirmeye güç yetiremediği için” buyurdu. (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 686/8463) Rabbim Bizleri Uyananlardan Eylesin İnşAllah.

SADIKLARLA BERABER OLUN (25-07-2017) (İNGİLTERE SOHBETİ)

 SADIKLARLA BERABER OLUN (9:119) (İNGİLTERE SOHBETİ) Şeyh Mehmet Efendi’nin 25 Temmuz Sohbeti Önce, inşaAllah, bu davet ve karşılama için size teşekkür ediyoruz. MaşaAllah. Çok şey söylüyor, inşaAllah, Allah جل جلاله iyi niyetinizi söylediğimiz gibi, bizde yok, fakat, inşaAllah sizin duanızla, bereketinizle iyi bir rehber oluruz ümmet için, Müslümanlar için, gençler için, yaşlılar, orta yaşlılar- hepsi için iyi bir rehber olmalıyız. İnşaAllah, iyi yol için rehberlik, Allah Azze ve Celle'nin yolu için.Çünkü O جل جلاله Kur'an'da buyurdu: Euzubillahimineşşeytanirraciym Bismillahirrahmanirrahiym. "Ya eyyuhellezina amenut takullahe ve kunu ma‘es sadikin." (9:119) ''Ey iman eden, Allah'tan جل جلاله korkun ve dürüst insanlarla olun. Bazı insanlar derler, neden Allah'tan جل جلاله korkacağız? Çünkü Seyyidina Ali radiyallahu anhu kerremallahu vechehu, buyurdu, "Ra’sul hikme mahafatullah." ''İlmin zirvesi Allah'tan ''.korkmaktır جل جلاله Eğer Allah'tan جل جلاله korkarsan... Korku vardır, korkmanın çok manası vardır. Biz korkuyoruz, Rabbimiz Allah Azze ve Celle'nin karşısında utanmak gibi. Onlardan bazıları farklı korkarlar fakat Allah'ın جل جلاله karşısında kötü durumda olmaktan korkuyoruz. Yanlış şey yapıyoruz ve Allah O جل جلاله bizi görüyor. Bizim korktuğumuz budur. ve bu ilmin zirvesidir. Eğer bu şekilde düşünürsen, her vakit yanlış bir şey yapmamanın farkında olursun, Allah'tan جل جلاله korkmayan, utanmayan insanlarla beraber olmazsın. Onlar korkmadan her kötülüğü yapıyorlar. Onlar Allah جل جلاله adına yapıyorlar. Onlar politika adına yapıyorlar. Onlar insanlık adına yapıyorlar. Bunların hepsini insanlar onları takip etsinler diye kullanıyorlar ve onları yanlış yola götürüyorlar. Allah O جل جلاله hayatımızın başından sonuna kadar bu insanları takip etmeyelim diye bizi uyarıyor. İnsanlardan işitiyorsunuz, 'ulema' dan, Meşayıh'dan, imam'dan normal insanlar da nasihat, tavsiye veriyorlar iyi insanlarla beraber olun diye fakat halen isteklerinin peşine koşuyorlar ve onları yanlış yöne, yanlış yola götüren insanları takip ediyorlar. Eski zamanda hapishanede bir adam varmış. Mahkumlar ondan bıkmışlar çünkü o bir dolandırıcıydı ve iflas etmiş ve bütün insanları aldatıyordu. Onlardan para alıp geri vermiyordu. Onu hapishaneye attılar, o zaman zindandı.Şimdi hapishane diyoruz, o zaman zindan değil miydi? Evet. Hapishaneden daha korkunç, şimdi hapishane, tatil oteli gibi. Böylece bu mahkuma geldi - bir şey gördüklerinde çabuk yerler, saldırırlar, otururlar ve her ne varsa hepsini yerler. Onu davet etmeden, o geldi. Her şey. O çok aç gözlüydü - çok kötü sıfat, davranış. Böylece, bir kere, iki kere, bu insanlar ondan bıktılar. Onlar zindandalar, hapishane ve o geldiğinde kabus gibi oluyordu onun gelmesi. Ve ne yapmalıyız? Onun altmış insan gibi yemek yediğini düşünmüyorlar değildi - her vakit yiyebilirdi. Yani ne olması gerekiyor diye düşündüler. Sonunda hakime yazmamız gerekir dediler. Hakim o vakit bildiğiniz gibi kadıydı. O özellikle, çok yüksek zeki insandı eski zamanda ve onlar karar veriyorlardı, bir davayı çok çabuk bitiriyorlardı. Avrupa'da on yıl, yirmi yıl düşünüyorlardı bir davayı bitirmek için. Müslüman ülkesinde o zaman onlar bir veya iki seferde bitiriyorlardı çünkü onlar özeller. Onlar seçilmişler ve onlara en yüksek aylık verilirdi ki onlardan şüphe duyulmazdı- bundan mı alırsın, yoksa bundan mı. Yani bu adalet iledir, "ve bil adli tadumul..." adaletle hükümeti, devleti uzun ömürlü yaparsın. Adaletle, tüm adaletle altı yüz yıl Osmanlı vardı, onlar Müslüman veya gayri Müslim diye veya Arap’la Türk arasında, başkaları arasında kimseyi ayırt etmezlerdi. Onların hepsi aynıydı. Adalet. Adalet hiçbir şeyi yanlış yapmaz. Böylece şikayetlerini yaptılar, hakime mektup yazdılar ve ona dediler, ''O lütfen bizi bu adamdan kurtar. Kanımızı kurutuyor. Sizin gönderdiğiniz her şey yiyip içiyor. Biz... yapamıyoruz. O halen burada kalırsa bundan sonra belki burada ölürüz. Lütfen onu buradan çıkartın.'' Ve baktı ve araştırdı böylece bu adamın gerçekten çok kötü olduğunun kararına vardı. Onu çağırın, ''buraya gel, senin sorunun nedir?'' ''Benim bir şeyim yok. Bu zindan benim için cennet gibi. Lütfen beni dışarı atmayın çünkü gidecek yerim yok, yapacak bir şeyim yok. Ben burada yaşıyorum, bu yerde ben cennet gibi yaşıyorum.'' dedi. Fakat tabii ki de adalet vardır. Ve o (kadı) araştırdı ve baktı. Gerçekten dışarıda satın alacak bir şeyi yok ki insanlara iflasını ödesin, hiçbir şey. Yani İslam'da, "El-muflasun la yuhbasun." ''İflas etmiş insanları hapishaneye atamazsınız.'' Çünkü onların bir şeyleri yoktur, onları neden atarsınız? Onu dışarı atın. Fakat onu dışarı atarsanız da insanlara öğretmelisiniz, insanlara bu adam hakkında anlatmalısınız- ''o iflas etti. Ona bir borç verirseniz vermeyin çünkü onun bir şeyi yok ve o denendi. Eskiden iflas etti ve ticarette iyi değildi yani eğer ona paranızı verirseniz artık geri alamazsınız. Onun sözüne güvenirseniz, güvenmeyin. Sadece ne yapabilirsiniz? Ona paranızla yardım edebilirsiniz veya ona yiyecek veya bunun gibi bir şey verebilirsiniz.'' Fakat gerisi için kimse mesul değildir. Tabii ki de bir adam ve tüm kocaman şehir var. Belki birisine veya ikisine anlatırsın ve o bundan sonra aldatacak bin insan bulur. Yani eskiden ne yaparlardı?Onu deveye veya eşeğe bindirirlerdi ve şehri dolaşırlardı ve o zaman mikrofon veya yüksek hoparlör yoktu. İnsanlar vardı, subhanAllah, onların sesleri yüksek sesli hoparlör kadar güçlüydü. SubhanAllah, eski zamanda bunun gibi insanlar vardı. Ve onlara tellal derler. Onu atarlar. Yakmak için odun ve kömür satan Kürt bir adam buldular. Onun devesi var ve dediler, onu bu deveyle götür ve herkes onu görsün diye en tepeye koy. Sabahtan başlayıp her yere gittiler, Türk olan yere gittiler veya Türkçe bağırdılar. Arapların olduğu yere gidince, Arapça bağırdılar. Kürt insanın olduğu yere gidince, yine bağırdılar. Yunan yere gidince Yunan dilinde bağırdılar. Bosnalılar gibi - çünkü Osmanlıların belki yüz farklı insanları vardı. Sabahtan akşama kadar herkese bağırdılar. ''Ey insanlar, bu adam iflas etti, o bir dolandırıcıdır, o güvenilir insan değildir, o... Eğer ona bir şey verirseniz geri alabileceğinizi zannetmeyin. Ondan bir nasihat almayın. Bunu yapmayın, şunu yapmayın'' diye bağırdılar. Yani tüm zaman akşama kadar gittiler ve akşam geldiklerinde, onu dağdan aldılar, ''özgürsün, şimdi gidebilirsin'' dediler. Aşağı indiğinde, bu adam, devenin sahibi olan, bu adama geldi, bu iflas etmiş olan adama. Ona, ''Ey kardeş, sabahtan akşama seninle beraber gittim. Tüm bu yolculuktan bir şey almadım. Lütfen bana ödememi ver '' dedi. Bunu ona söyledi - ''bana tüm gün için ver. Bana ne kadar verebilirsen, o kadar istiyorum, ver '' dedi. Bu adam ona dedi, ''Ey kardeş sabahtan şimdiye kadar bu bağırma vardı ve benim kulağımı patlattılar, senin kulağını. Onların ne söylediğini anlamadın mı? Yapma, ben iflas ettikten sonra nereye gittiğini bilmiyorsun, sana verecek bir şeyim yok ve bütün gün bu şekilde Kürtçe, Türkçe, Arapça, tüm dillerde bağırmadılar mı? Sen Kürtsün, sen bunu bilmelisin '' dedi. Yani hayatımızdaki insanlar her şeyde, her yerde bize doğru yolu gösterirler fakat biz yanlış yol, yanlış insanların peşine gidiyoruz. Nefsimiz bu şekildedir. Çoğu insanlar gelip, ''bu adama bu miktar para verdik çünkü o Şeyh'e benziyordu, veya Müslümana yardım edecek gibi gözüküyordu '' dedi. Çoğu zaman bu şekilde Mevlana Şeyh'in yanına gelirler ve Mevlana Şeyh her seferinde onlara ''Bana neden sormuyorsunuz?'' der. Sormadan yapıyorsun ve sorsan bile ve Mevlana yapma derse, halen yaparsınız. Yani yapmalısın, biraz cezadır fakat, inşaAllah, seni uyandırır. Uyan. Dürüst insanlarla beraber olun, doğru insanlarla. İslam'da her şey olabilir fakat yalancı olamazsın. Yalancı insanlar - onları takip etmeyin. Onları kabul etmeyin çünkü Peygamber صلى الله عليه وسلم asla yalan söylemez şaka da bile ve o صلى الله عليه وسلم buyurdu ''Allah جل جلاله bizi dürüst yapsın şakada bile yanlış bir şey söylemeyelim.''Allah جل جلاله bizi uyandırsın çünkü bu hapishanedeki adam şeytan gibi, her şeyi aldı. Fakat Allah جل جلاله bile şeytana dikkat et diye insanlara buyurur - Euzubillahimineşşeytanirraciym. Her gün yüzlerce defa söylüyoruz ve ne söylediğimizi bilmiyoruz. Allah جل جلاله bizi uyandırsın, duamız budur. Eğer uyanık olursak bizim için her şey güzel olur, bizim için kolay olur. Her zorluk, çok kolay, çok kolay ve bizim için bir lütuf gibi olur. Allah'tan جل جلاله ne gelirse kabul ediyoruz. Fakat inanan değilsen ve insanları takip edersen sadece kendilerine baktırırlar, onlar mutsuz olurlar ve bundan bir fayda olmaz. Allah جل جلاله bizi korusun, inşaAllah, kendimizden korusun. Mevlana Şeyh ve tüm evliyalar niyet eden doğru insanları takip ettiler, onların niyetleri doğruysa, Allah جل جلاله sana doğru insan verir. Çünkü bu günlerde onlar yanlış insanlar, onlar yalancılar. Onlar çok özellikle bu şekil selefi, vahhabiler, onlar ilk yalancılar. Neden? Çünkü onlar şeytanın adamları. Onlar İslam'ı bitirmeye çalışıyorlar. Fakat, inşaAllah, dürüst insanlar Allah جل جلاله İslam'ı destekler, inşaAllah. Çünkü bu bize bir kere Rusya' da oldu. Camiye gidiyorduk, duha namazı kılıyorduk, ve orada insanlar vardı. Sonra selefi olduklarını öğrendik. Geldiler ve bağırdılar, ''şirk, şirk'' diye bağırmaya ve konuşmaya başladılar. Sonra resim çektiler. Biz onlara bir şey söylemiyoruz fakat fakat video çektiler ve internete koydular. ''Nakşibendiler geldiler, Rusya'daki Müslümanlara saldırdılar'' dediler. SubhanAllah, bizim iyi niyetimiz var ve Müslüman olan herkesin böyle bir şey yapacağını düşünemiyoruz. Fakat bunu yaptıklarında bu onların şeytan olduklarının ispatıydı ve onlar şeytanın takipçileridir. Onlar yalancılar, yüzde yüz değil, yüzde milyar. Onlar için yaptıkları her şey, fikir şeytanın fikridir. Allah جل جلاله insanlarımızı korusun çünkü burada çok insanlar aldatılıyorlar ve ... düşünüyorlar şimdi, şimdi bile düşünüyorlar, onların dürüst insanlar olduğunu düşünen insanlar var. Onlar dürüst değiller. Onlar yalancılar. Ve yalancı olanlar asla başarılı olamazlar ve Allah'ın جل جلاله ilahi huzurunda kabul edilmezler ve özellikle Peygamber صلى الله عليه وسلم yanında. Yani, inşaAllah, Allah جل جلاله bizi dürüst etsin şaka bile yapsak dürüst yapalım. Elhamdülillah Rabbil alemiyn. Ve min Allahit tevfik el-Fatiha.
MEHTER / TASAVVUF MÜZİK
SİTE HARİTASI
SAAT
Üyelik Girişi