CEMAZİYEL -EVVEL HAKİKAT DAMLASI
HADİS-İ ŞERİF IŞIĞINDA AHİRZAMAN “Siz öyle bir zamanda yaşıyorsunuz ki sizden biriniz emrolunduğu şeylerin onda birini terk etse helâk olur. Sonra öyle bir zaman gelecek ki sizden kim emrolunduğu şeyin onda birini yapsa kurtulur.” (Tirmizî, Fiten, 79/2267) “Öyle bir zaman gelecek ki o zaman şu üç şeyden daha kıymetli birşey olmayacaktır: Helal para, can u gönülden arkadaşlık yapılacak bir kardeş ve kendisiyle amel edilecek bir sünnet.” (Heysemî, I, 172) “Öyle bir zaman gelecek ki, kişi helâlden mi haramdan mı kazandığına aldırmayacak!” (Buharî, Büyû; 7) Ebu Said el-Hudrî’den rivayet edildiğine göre Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: “Aranızda öyle bir grup ortaya çıkacaktır ki, namazınızı onların namazları, oruçlarınızı onların oruçları ve diğer amellerinizi de onların amelleri yanında az göreceksiniz. onlar Kur’ân okurlar, fakat okudukları boğazlarından aşağı geçmez. onlar okun yaydan çıktığı gibi dinden çıkarlar...” (Buhârî, Fedâilü’l-Kur’ân, 36) “Öyle bir zaman gelecek ki okuma meraklı kurrâ çoğalacak; fakîhler ise azalacak ve bu sûretle ilim çekilip alınacak. Daha sonra öyle bir zaman gelecek ki insanların okudukları boğazlarından aşağı geçmeyecek.” (Hakim, Müstedrek, V, 504) “Şiddetli bir şekilde yaklaşan fitne sebebiyle vay insanların hâline. İnsanlar mü’min olarak sabahlar da akşam kâfir oluverirler. İnsanlar dinlerini küçük dünya menfaati karşılığı değiştiriverirler. İşte öyle zamanda dinlerinde sâbit kalabilenler ellerinde kor ateşi tutanlar gibidirler.” (Ahmed İbn Hanbel, Müsned, II, 390; Ayrıca bkz. Müslim, İman 186; Tirmizi, Fiten 30, (2196) “Öyle bir zaman gelecek ki bütün insanlar ribâ ile iş yapacak. Ondan sakınanlar dahi tozuna bulaşmak durumunda kalacaklar.” (Nesâî, Büyû 2; İbnu Mâce, Ticârât 58; İbn Hanbel, Müsned, IV, 494; Beyhakî Sünen, IV, 275) “Öyle bir zaman gelecek ki doğru söyleyenler yalanlanacak, yalancılar ise doğrulanacak. Güvenilir kimseler hain sayılacak, hâinlere güvenilecek. İnsanlardan şâhidlik etmeleri istenmediği halde şâhidlik edecekler, yemin etmeleri istenmediği halde yemin edecekler,” (Taberâni, XXIII, 314) “Öyle bir zaman gelecek ki insanlar iyiliği özendirmeyecek, kötülükten de sakındırmayacaklar.” (Heysemî, Mecmauz-zevâid, VII, 280) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “Muhakkak ki insanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, o vakit kişi altından sadaka ile (çarşı Pazar) dolaşır da bunu kendisinden sadaka olarak kabul edecek tek kişi bulamaz. O zaman, tek bir erkeğe kırk tane kadının tâbi olduğunu ve kadınların çokluğu ve erkeklerin azlığı sebebiyle ona sığındıklarını görürsün.” (Buhari, Zekât 9; MüsIim, Zekat 59) “Ben sizin dünya hırsıyla birbirinizle kapışmanızdan, birbirinizi katletmenizden ve sizden öncekiler gibi helâk olup gitmenizden korkuyorum.” (Müslim, Fezâil 31) “…Ben asıl sizin dünyayı elde etmek için birbirinizle kapışıp kavga etmenizden korkuyorum.” (Buhârî, Cenâiz 71, Menâkıb 25, Megâzî 27, Rikâk 7, 53; Müslim, Fezâil 30) Hz. Sevban radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “–Size çullanmak üzere, yabancı kavimlerin, tıpkı sofraya çağrışan yiyiciler gibi, birbirlerini çağıracakları zaman yakındır.” Orada bulunanlardan biri: “–O gün sayıca azlığımızdan mı bu durum başımıza gelecek?” diye sordu. “–Hayır, bilakis o gün siz çok olacaksınız. Lakin sizler bir selin getirip yığdığı çer-çöpler gibi hiçbir ağırlığı olmayan kimseler durumunda olacaksınız. Allah, düşmanlarınızın kalbinden size karşı korku duygusunu çıkaracak ve sizin kalplerinize zaafı atacak!” buyurdular. “–Zaaf da nedir ey Allah’ın Rasûlü?” denildi. “–Dünya sevgisi ve ölüm korkusu!” buyurdular.” (Ebu Davud, Melahim 5/4297) Ebu Ümeyye eş-Şa’bani anlatıyor: “Ey Ebu Sa’lebe dedim, şu ayet hakkında ne dersin?” (Mealen): “Ey iman edenler! Siz kendinize bakın. Siz doğru yolda oldukça, sapıtmış olanlar size zarar vermez.” (Maide 105) Bana şu cevabı verdi: “Gerçekten bunu, iyi bilen birine sordun. Zira ben aynı şeyi Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-’a sormuştum. Demişti ki: “Ma’rufa sarılın, münkerden de kaçının! Ne zaman uyulan bir cimrilik, takip edilen bir hevâ, (dine, ahirete) tercih edilen dünyalık görür, rey sahiplerinin (selefi dinlemeden) kendi reylerini beğendiklerini müşahade edersen, o zaman kendine bak. İnsanlarla uğraşmayı bırak. Zira (bu safhaya gelince) arkanızda sabır günleri var demektir. O günler avuçta ateş tutmak gibi (sıkıntılı)dır. O günlerde, sizin kadar amel yapabilen bir kimseye elli kişinin ecri verilecektir.” (Ebu Davud, Melahim 17/4341); Tirmizi, Tefsir, 5/3060); İbnu Mace, Fiten 21) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “-İnsanlar öyle günler görecek ki, katil niçin öldürdüğünü, maktul de niçin öldürüldüğünü bilemeyecek.” “-Bu nasıl olur?” diye soruldu. Şu cevabı verdi: “-Herçtir! Öldüren de ölen de ateştedir.” (Müslim, Fiten 56) Zübeyr İbnu Adiy rahimehullah anlatıyor: “Hz. Enes İbnu Mâlik radıyallahu anh’ın yanına girdik. Haccâc’ın bize yaptıklarını şikayet ettik. “-Sabredin, buyurdu. Zira öyle günlerle karşılaşacaksınız ki, her yeni gün, gidenden daha kötü olacak. Bu hal Rabbinize kavuşuncaya kadar devam edecek. Ben bunu, Rasûlunüz -sallallâhu aleyhi ve sellem-’den işittim.” (Buhari, Fiten 6; Tirmizi, Fiten 35/2206) Hz. Huzeyfe radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “-Bana kaç müslüman olduğunu sayıverin” buyurdular. Biz: “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bizim sayımız altı-yediyüze ulaşmış olduğu halde, hakkımızda korku mu taşıyorsunuz?” dedik. “-Siz bilemezsiniz, (çokluğunuza rağmen) imtihan olunabilirsiniz!” . Gerçekten öyle (belaya maruz kalıp) imtihan olunduk ki, içimizden namazını gizlice kılanlar oldu.” (Buhari, Cihad 181; Müslim, İman 235) Abdullah ibn-i Ömer -radıyallâhu anh- tarafından rivayet edilmiştir. Rasûlullâh –sallâllâhu aleyhi ve elem- bize yönelerek şöyle buyurdu: “Ey Muhacirler cemâati! Beş şey vardır ki, onlarla mübtelâ olacağınız zaman Ben sizlerin o şeylere erişmenizden Allâh’a sığınırım. Onlar şunlardır: 1- Bir milletin içinde zina, fuhuş ortaya çıkıp nihayet o millet bu suçu alenî olarak işlediğinde, mutlaka içlerinde taun hastalığı ve onlardan önce gelip-geçmiş milletlerde vuku bulmamış hastalıklar yayılır. 2- Ölçü ve tartıyı eksik yapan her millet mutlaka kıtlık, geçim sıkıntısı ve başlarındaki hükümdarların zulmü ile cezalandırılırlar. 3- Mallarının zekâtını vermekten kaçan her millet mutlaka yağmurdan menedilir (kuraklık cezası ile cezalandırılır) ve hayvanları olmasa (Allâh hayvanlara acımasa) onlara yağmur yağdırmaz. 4- Allâh’ın ahdini (emirlerini) ve Rasûlün sünnetini terk eden her milletin başına mutlaka Allâh kendilerinden olmayan düşmanı musallat eder ve düşman o milletin elindeki-avucundakilerin bir kısmını alır. 5- İmamları (yâni devlet adamları) Allâh’ın Kitabı ile amel etmeyip Allâh’ın indirdiği hükümlerden işlerine geleni seçtikçe Allâh onların hesabını kendi aralarında görür.” (İbn-i Mâce, Fiten, 22) Rasûlullah sallallahu aleyhi veselem şöyle buyurdu: “Fırat nehrinin suyu çekilip, aktığı yatakta bulunan bir altın dağı meydana çıkmadıkça ve kurtulup kazanan ben olayım diye birbiriyle çarpışan her yüz kişiden doksan dokuzu ölmedikçe kıyamet kopmaz.” (Buhârî, Fiten 24; Müslim, Fiten 29. Ayrıca bk. İbni Mâce, Fiten 25) Diğer bir rivayet ise şöyledir: “Pek yakında Fırat nehrinin suyu çekilerek aktığı yatakta bir altın hazinesi meydana çıkacaktır. O günü gören kimse, o hazineden kesinlikle bir şey almasın.” (Buhârî, Fiten 24; Müslim, Fiten 29-32. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Melâhim 13; Tirmizî, Sıfatü’l-cenne 26) “Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki kişi bir kabre uğrayıp üzerine abanarak: ‘Keşke bu kabrin içinde ben olsaydım’ demedikçe kıyamet kopmaz. Hâlbuki bu sözü ona söyleten din değil, belâ olacaktır.” (Buhârî, Fiten, 22; Müslim, Fiten, 53-54) Öyle bir zamanın geleceği, insanların kalblerinin dünya sevgisi ile dolacağı, cihadı zarar olarak görüp zekat vermeyi altından kalkılması zor bir borç olarak görecekleri bildirilir. (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 236/6322) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “-Beni İsrail üzerine gelen şeyler, aynıyla ümmetimin üzerine de gelecektir. Öyle ki onlardan aleni olarak annesine gelen olmuşsa, ümmetimden de bu çirkin işi mutlaka yapan olacaktır. Nitekim, Beni İsrail yetmişiki millete (dine, fırkaya) bölünmüştü. Benim ümmetim de yetmişüç millete bölünecektir. Bunlardan bir tanesi hariç hepsi ateştedir.” “-Bu fırka hangisidir?” diye soruldu. “-Benim ve ashabımın üzerinde olduğu şeyden ayrılmayanlardır!” buyurdular.” (Tirmizi, İman 18/2641) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “Ümeranız hayırlı olanlarınızdan iseler, zenginleriniz sehâvetkâr kimselerse, işlerinizi aranızda müşavere ile hallediyorsanız, bu durumda yerin üstü (hayat), altından (ölümden) hayırlıdır. Eğer ümeranız şerirlerinizden, zenginleriniz cimri ve işleriniz kadınların elinde ise, yerin altı üstünden, (ölmek yaşamaktan) daha hayırlıdır. (Çünkü artık dini ikame imkanı kalmaz).” (Tirmizi, Fiten 78/2266) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “-Gençlerinizin fıska düştüğü, kadınlarınızın azdığı zaman haliniz ne olur?” diye sormuştu. (Yanındakiler hayretle): “-Ey Allah’ın Rasûlü, yani böyle bir hal mi gelecek?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdu ve devam etti: “-Emr-i bi’l-ma’rufta bulunmadığınız, nehy-i ani’l-münker yapmadığınız vakit haliniz ne olur?” diye sordu. (Yanındakiler hayretle:) “-Yani bu olacak mı?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdular ve sormaya devam ettiler: “-Münkeri emredip, ma’rufu yasakladığınız zaman haliniz ne olur?” (Yanında bulunanlar iyice hayrete düşerek): “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bu mutlaka olacak mı?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdular ve devam ettiler: “-Ma’rufu münker, münkeri de ma’ruf addettiğiniz zaman haliniz ne olur?” (yanindeki Ashab:) “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bu mutlaka olacak mı?” diye sordular. “-Evet, olacak!” buyurdular.” (Heysemi, Mecma’u’z-Zevaid, VII, 281) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “İnsanların dünyaca en bahtiyarını âdi oğlu âdiler teşkil etmedikçe Kıyamet kopmaz.” (Tirmizi, Fiten 37/2209) Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-, yanındaki cemaate konuşurken, bir adam gelerek: “-Ey Allah’ın Rasûlü! Kıyamet ne zaman kopacak?” dedi. Sallallâhu aleyhi ve sellem- konuşmasına devam etti, sözlerini bitirdiği vakit: “-Sual sâhibi nerede?” buyurdular. Adam: “-İşte buradayım ey Allah’ın Rasûlü!” dedi. Sallallâhu aleyhi ve sellem-: “-Emanet zâyi edildiği vakit Kıyameti bekleyin!” buyurdular. Adam: “-Emanet nasıl zâyi edilir?” diye sordu. Efendimiz: “-İş, ehil olmayana tevdi edildi mi Kıyamet’i bekleyin!” buyurdular.” (Buhari, İlm 2, Rikâk 35) Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “Ümmetim onbeş şeyi yapmaya başlayınca ona büyük belanın gelmesi vâcip olur!” buyurmuşlardı. (Yanındakiler:) “Ey Allah’ın Rasûlü! Bunlar nelerdir?” diye sordular. Sallallâhu aleyhi ve sellem- saydı: -Ganimet (yani milli servet, fakir fukaraya uğramadan sadece zengin ve mevki sahibi kimseler arasında) tedavül eden bir metâ haline gelirse, -Emanet (edilen şeyleri emânet alan kimseler, sorumlu ve yetkililer, memurlar) ganimet (malı yerini tutup, yağmalayıp nefislerine helal) kıldıkları zaman, -Zekât (ödemeyi ibadet bilmeyip bir angarya ve) ceza telâkki ettikleri zaman. -Kişi annesinin hukukuna riayet etmeyip, kadınına itaat ettiği; -Babasından uzaklaşıp ahbabına yaklaştığı; -Mescidlerde (rıza-yı ilâhi gözetmeyen husûmet, alış-veriş, eğlence ve siyâsiyâta vs. müteallik) sesler yükseldiği zaman. -Kavme, onların en alçağı (erzel) reis olduğu; -(Devlet otoritesinin yetersizliği sebebiyle tedhiş ve zulümle insanları sindiren zorba) kişiye zararı dokunmasın diye hürmet edildiği; -(Çeşitli adlarla imal edilen) içkiler (serbestçe) içildiği; -İpek (haram bilinmeyip erkekler tarafından) giyildiği; -Çeşitli adlar altında şarkıcı kadınlar ve çalgı aletleri edinildiği; -Bu ümmetin sonradan gelen nesilleri, önceden gelip geçenlere (çeşitli ithamlar ve bahanelerle) hakâret ettiği zaman artık kızıl rüzgârı, (zelzeleyi), yere batışı (hasfı) veya suret değiştirmeyi (meshi) (veya gökten taş yağmasını, (kazfi) bekleyin.” (Tirmizi, Fiten 38/2210) Mikdam bin Ma’dikerb’in bir hizmetçisi vardı, süt satardı, Mikdam da karşılığında para alırdı. Ona: “-Sübhanallah, süt satıp para mı alıyorsun?” dediler. O da: “¬-Evet, bunda ne var ki? Ben Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-’in şöyle dediğini duydum: “-İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki o vakit dinar ve dirhemden başka bir şey fayda vermeyecek!” dedi. (Ahmed bin Hanbel, IV, 133) “Sizin üzerinize öyle bir zaman gelecek ki o vakit siz, iyilikleri emretmeyen ve kötülükleri yasaklamayan kimselerin en hayırlı kişiler olduğunu düşünürsünüz.” (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 686/8462) Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-: “-İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki o vakit müminin kalbi tuzun suda eridiği gibi eriyecek!” buyurdu. “-Niçin eriyecek yâ Rasûlallah?” diye sorulduğunda: “-Kötülükleri görüp de onları değiştirmeye güç yetiremediği için” buyurdu. (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 686/8463) Rabbim Bizleri Uyananlardan Eylesin İnşAllah.

SOHBET 002

Bismillâhi'r-Rahmâni'r-Rahîm / بِسْــــــــــــــــــمِ اﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم MÂ ŞÂALLÂHU LÂ KUVVETE İLLÂ BİLLÂH / مَا شَاء اللَّهُ لَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللَّهِ  [Sultânu'l-Evliyâ Şeyh Muhammed Nâzım El-Hakkânî (KaddesAllâhu Sirrahu'l-Azîz) Hazretleri Tarîkatun assohbê ve hayrufîcêmiyye Şâh-ı Nakşibendi Hz.leri,Nakşibendi tarîkatının pîridir. O olmasa Nakşibendi tarîkatı mevcut olmayacaktı. Allah sırrını takdis etsin,derecâtını âli eylesin,himmetleri hazır olsun. Mühim olan himmetlerinin devamıdır. Cereyan yürümese bu ışık yanmaz,makina dönmez,araba yürümez,bu enerjidir. Enerji mânâsi;işi gören güçtür.Soruyorum; ---cereyan tellerin üzerinde mi,içinde mi yürür?isim mi cisim mi?telin üstünde mi gider, aksine içinden tünel gibi yol yapıp öyle mi yürür? O bilinemiyor. Cereyanda,bu ampulde başka sırlar vardır, o olmadan bu elektirik nur veremez. Bizim söylediğimiz hakikata dâir olan bir sözdür. Zâhirde yürürsen hakikati bulursun. Bir kimse tayyâreye binip uçmasa,gemiye binip geminin üzerinde yüzüp gitmese,otobüse binip çöllerin içerisine akıp gitmese Kâbe-i Muazzamayı bulamaz. Aslında istenen ne tâyyare,ne vapur,ne otobüstür. İstenen Kâbe-i Muazzamadır. Şeriat hakikata çıkan bir yoldur.Şeriat bir vasıtadır.Tarîkat şeriatın üzerinde yürüyeceği yoldur. Hakikat,tarîkat yoluyla yürüyenlerin varacağı noktadır. Şeriat senin üzerine bineceğin vasıta,meselâ;tayyâre,at,eşek,gemi gibidir. Ata binersen yol olmadan yürüyemezsin, gemiye bindiğinde deniz gerekir. Tayyâreye bindiğinde gökyüzü gerekir ki herbiri seni Kâbe-i Muazzamanın ve müşerrefenin hakikatine yetiştirsin. Şeriatı inkâr eden tarîkatı da inkâr eder. Tarîkatı inkâr eden Hakikatı inkâr eder. Hakikatı inkâr eden ise kâfir olur. --- dünyaya gelmekten gaye ve maksat nedir?insanların öğrendikleri nedir? okuyup öğrenmekten bilinecek nedir? Dünyaya gelmenin maksadı yemek içmek içinse değeri yoktur,çünkü hayvanlarda yeyip içer. ---Temsil yoluyla insanın kıymeti ve hayvanın kıymeti nedir? Hayvanın kıymeti okkasına göre taşıdığı et kadardır,meselâ onbin baş koyun kesseler kimse gelip de davacılık etmez. Bir kimsenin başını kesseler ortalık kalkar oturur;“Nasıl?kim?niçin kesti?” diye hükümet,adliye,hâkimler, polisler seferber olur. Bu ufak misâl, hayvanla insanın arasındaki farkı anlatır. Sen kendini hayvan sûretine düşürürsen kıymetin kalmaz. Dünyaya geliş amacın yemekten içmekten ibaret ise,seninle hayvanın arasında bir fark kalmaz yâni kıymet farkı yoktur. O kimse hayvan sınıfına yazılır. İnsanın işi yemek içmek değildir,bu gâye olamaz. Yemek içmek vâsıtadır ama gâye değildir. Yemek içmek maksat ve maksut da değildir çünkü insan hayvan değil. Hayvanlar hergün yiyeceğini içeceğini düşünür;gündüz bütün gün yaş veya kuru ot toplar,alêl acele içeriye istifler kendi midesinde onu saklayacak yere depolar,meradan başını kaldırmaz. Gece olduğunda,gündüz topladıklarını kemâli zevk ile tekrar ağzına getirir ve çiğnemekten keyif eder. Bu hayvanın sıfatıdır. ---insan yemek içmekle niçin hayvan sınıfına girer? Yemek içmekten başka bir merağı,hissi olmayanlar hayvan sınıfına girer. Halbukî senden istenen: hayvan sınıfından geçip,sana tâyin olan olan sınıfa gelmendir. Oraya yetişmeye gayret etmen ve hazırlanmandır. İnsan yemek içmekle insanı kamîl olamaz. Çok yemek çok içmekle bir kimse kemâl bulacak olsaydı ot yiyen dört ayaklı hayvanat, birinci sırada olacaktı. Çünkü onlar bizden çok yer. İşte bizim dâvâmız budur. Biz isteriz ki insan kendi kadrini ve kıymetini takdir etsin. İnsan neyle insan olur onu tahkik etsin ve anlasın. --- insan mahlukatın içinde en şereflisidir,o şeref niye verildi? Bir maksat ve gaye var. Cenâb-ı Hak biz inananlar için,müslümanlar ve müminler için ebedi cennet hazırlamıştır. Cennetlerin nîmetleri lâyuhzâdır yani sayılamaz. Çünkü her günkü tecelliye göre yeni bir nimet gelir. Aristokratların sofrasında bir parça çorba, arkasından yeşili muhafaza edilmiş fasulye,kaynamış havuç rosto,tavuk,balık gibi bir menü getirirler. Eğer daveti yapan müslüman kimselerse vereceği pilav,batırım yemek ve ya bundan ibarettir. Ertesi gün başka bir lokantaya gitse,ya bir çorba,ya kebab veya kebabın nevînden bir tane takdim olunur. Hepsi ayaküstü veya oturarak aşhanede yenen on-onbeş çeşit yemektir. Lâkin âhirette olan nimetler bu gün için başkadır,yarınki gene başkadır. Bunlar kaybolmadığı gibi ertesigün başka türlü tecelliyle gelecek nimetler vardır. Onun için Allah bizi cennet yolundan ayırmasın. Şöyle dua etmelisin; Yâ Rabbi,cennetlik kullarının amelini işlemeyi bize müesser kıl.cehennemliklerin amelini yapmaktan bizi sakla Çünkü cennetlik ameli ile cehennemlik ameli sırt sırtadır. Allah’ın gönderdiği mâide(sofra) hergün cennet ehline gelecektir. Her sofrada bir nimet ikinci defa aynı sûrette gelmez,başka têville gelecektir. Cenâb-ı Hak çeşit türlü nimetler halk etmiş ve mahlûkat bizim hizmetimize tayin edilmiştir. ---buna karşılık bizden istenen nedir? Allah’ı tanımaktır. Marifetullâhı düşünen bu noktaya gelir; “ Sen varsın Ya Rabbi! Sana teslim olduk” Diyebilmelidir. İnsan bu âlemde hakîkati bulmakla mükelleftir; Namaz kılmak hatti zâtında gaye değildir,vasıtadır. Oruç gaye değildir,vasıtadır. Matlûb olan birşey gaye değildir lâkin orucun insanları ilâhi dîvana göndermek için kuvveti vardır. Hâsılı kelâm ibadetler seni Allah’a yaklaştırır,günahlarda aksine şeytana yaklaştırır. Kulluktan geri kalan kimsenin yediği içtiği yaşadığıda haram olur.Geceleri yatsıdan sonra mecbûri bir hizmet olmazsa oturmak vûcudu rahat ettirir. Vûcudun rahat olduğunda her işin hakkından gelirsin,aklında,bedeninde çalışır. Uykuya dikkat edip vücudu dinlendirmek esastır. Şeyhimiz Sultânûl Evliyâ Abdullah Dağistani Hz.’leri öyle buyururdu; ---Gecenin üçte ikisi geçipte üçte bir kaldığında, Cenâb-ı Hak uyanık olan kullarına ilâhi lütfu ve ihsânını gönderir. Gecenin o zamanında uyanık olanlara tecelli gelir. Uyanık olmayan uyuklar kalır. Kalkıp o ilâhi mâideye (sofraya)oturup yiyemez ve içemez. Uyku vûcudu dinlendiren ilâhi bir lûtuftur. Biz Allah’ın kulluğuna yaratılmışız. Allah’a olan şükür borcumuzu yerine getirmeliyiz. O ilâhi tecelli üzerine inen kimseler Hakkul Hayâtı bulur. Akşamdan uyunursa gecenin son bölümünde ayağa kalkılır ve Cenâb-ı Hakk’ın gönderdiğ ilâhi lütuf denizlerine dalar. Değilse o uyanamaz. Uykunun hakkını vücuda vermediğinden boşuna zahmet altında kalır. Gündüzün zulmeti gecenin zulmetine hemen hemen müsâvi olmuş. Gündüzde de zulmet var gecede daha fazla zulmet var. Allah’ın Evliyâsı müminler,daha ziyâde bu insanların günah yüklerinin altına girerler ve onları bağışlatıncaya kadar Allah’ın huzurundan ayrılmazlar. Gece ve gündüz helâl olan rızkı topla. Hayatta olan büyük zatların hepsi kapandı ve gizlendi. Kabristanda olan büyük zatların ziyâretine gidip feyiz talep ettiğinde onların himmetleri hazır olur. Onlar ölü değil diridirler. Bir şeyden şikayet edersen arkası gelir. Uyanıklık vermek için söylüyoruz,âhir zaman olduğundan umumen milletler en kötüler tarafından idâre olunacaktır. ---Niçin Tarîkata girmeye gerek vardır? İnsanoğlu cennet yolunu bırakıp cehennem yoluna hücum ediyor. Cehennem yolu şeytanın göstermesiyle güzel görünüyor. Dünya olmasa kimse kimseye düşman olmaz Aslında insanları birbirine düşman yapan dünyadır. Düşmanlık yapan sonra pişman olsada pişmanlığı işe yaramaz. Felâ tevvûrennekulumul hayâtûddünyâ: “Ey kullarım dünya hayatı sizi mağrur etmesin” ---Neden dünyaya mağrur olma? Dünya hayatı kimseye kalıcı değil. Yiyemezsin,alıp götüremezsin,taşıyamazsın. Cirmimiz küçük hırsımız büyük. İnsanlar da milletlerde hırs küpü haline gelmiş. Hırstan dolayı birbirine düşmanlık ve adâvet yapar. Geçmişten ibret almamışlar sonra kendileri başkalarına ibret olmuş. Azıcık aşım kaygısız başım demiş atalarımız,yâni bir kimseye verdiğiyle kanaat olsa başı kaygısız olur. Başa güreşen kimse iyi zahmet çeker. Dünyada baş olupta ferah eden adam olmadı. Kediye bir et parçası tutsak kimseye bakmaz ete bakar,hele balık olursa birbirlerini yiyecek,ah ben ona yetişsem diye yüz tane kedi hücum eder. Şeytan da öyle dünyayı tutuyor ---kim var yetişmek isteyen? veriyorum Bütün dikkatler oraya çevrilmiştir. Hiç kimse başkasına vermiyor,ben yetişeyim diyor. Nefsin tabiatı ve cibilliyeti böyledir. İnsanın nefsi terbiyeye muhtaçtır. Etmezsen yabânidir,hırslı ve hınçlıdır. Allah c.c., insanoğlunun nefsini terbiye etmek için Peygamberleri terbiyeci olarak gönderdi. İnsan nefsi terbiye olmaya muhyaçtır.Terbiyenin çeşit türlü yoları vardır. Şeriat terbiyesini tatbik eden tarîkatlardır. İnsanlar üzerinde gerçekleştiren ve yapan,tekmil eden tarîkatlardır. Bu yol olmazsa kimse şeriat terbiyesine giremez. Tarîkatı olmayan din,ne kadar ilmi olursa mağrur olur,onda nefsâni kibir vardır. *Abid ne kadar ibâdet sahibi olsa tarîkata girmese ibâdetiyle mağrur olur,büyüklenir. *Zengin tarîkata girmese zenginliğiyle mağrur olur ve o mağrurlukla başaşağı gider. *Hakim tarîkata girmese zâlim olur,çünkü kendi makâmında mağrur olur. Nefsinin sebebiyle o gurur onu haksız yollara sevk eder. *Hükümdar tarîkata girmese adâlet üzerine yaşatamaz,nefsâni gurura düşürür; ben sultanım,cumhurreisiyim,beyim,paşayım deyip dünyayla mağrur olur. *Âlim olan kimse tarikat terbiyesi almasa büyüklük satar kibirlenir ve ilmiyle gururlanır. İlmiyle gururlanan şeytan olur,ameliyle gururlanan gene şeytan olur,çünkü; benden çok bilen,benden çok ibâdet yapan varmıdır? dedi. Allahû Tealâ onu imtihan etti, o kadar ilmi ve ameliyle beraber bir secde yapamadı. Önceki yaptığı secdelerin hepsi gitti. Büyük Şeyh Efendinin(Abdullah Dağistani Hz.’nin) bir mürîdi varmış,okumuş kimse,demiş ki; ---Ya Hazrêtel Ûstad,bana izin verilse tarîkata girecek adamı iki sene askerlik yaptırmadan kabul etmezdim,ama bu mesele benim elimde değil onun için yapamam Büyük Şeyh Hz; ---doğru yapardın,edep öğreniyor çünkü insan iki sene askerlikte hayır,niçin? demeyi unutur,“bu emri niçin verdin? yapmam komutanım” demez. Bu bir insanın bir insana kemâli ittîbâsıdır yani tam uygunluğudur. O sıfatın Allah’a karşı her kulda bulunması lazımdır. Bilhassa Cenâb-ı Hak’kın iradesi karşısında niçin? hayır! Dememek teslimiyet makâmıdır. Kulun Hakka teslimiyetini tarîkat öğretir. Azgın nefis teslim olmaz. Askerde mecburi baş eğer,o korku kalktıktan sonra Allah’a karşı; ---niçin böyle oldu?ben onu yapmam , Demek yollarını kapatan,insanın vahşi nefsini terbiye eden tarîkattır. Şeriatı bilen adam kendini terbiye edemiyor. Dedikya bir âlim kimse tarîkata girmeden nefsine hükmedemez. İlmi arttıkça benden büyük âlim varmı diye nefsi azgınlaşır. Âbid ise benden iyi zikir çeken varmı,Kuran-ı Kerîm okuyan varmı diye gurura düşer. Şeytanın âkibetine gider. Benî Îsraillerden bir âbid kimse varmış,onikibin talebesi onun kuvetinden havada uçarmış,Cenâb-ı Allah ona oraya kadar meydan verdi,bir defa gururlandı,gururlanmasıyla kolu kanadı kırıldı,bizim ilmimizin yetiştiği yerde imansız geçti. (Allah’ sığındık) Bizim yolumuz tarîkat yoludur. Niçin tarîkattayız diyen adamlara, bizi itham etmek isteyenlere karşı Cenâb-ı Hakk’ın lütfu inâyetiyle kendimizi müdâfa edecek kuvvetimiz vardır. Bu batın yolunda olmadığımıza dâir söylediğimiz sözlerdir. ---niçin tarîkata giriyorsunuz,tarîkata girmeye ne gerek vardır? Dendiğinde biz onlara bu sohbet esnasında cevap verdik. Çünkü insanın nefsini ilimde azdırır,amelde,zenginlikte,rütbede azdırır,yüzünün muvakkat güzelliği de azdırır,pazusu, kuvveti ile mağrurlanır. Hâlbuki büyüklük satmaya ne varsa hepsi gururdan gelir. İnsanın nefsi Allah yolunda ilâhi lütufla yapmış olduğu hizmetleri unutup kendine nispet eder. ---benden daha fazla bilgili,ibâdet edici kimse varmı? Diyerek kendini birinci sırada durdurur ve o gurur içerisinde dünyadan çıkar. Cenâb-ı Vâcibul Vûcut Hz.’leri,Efendimizin vûcudundan bize bildirdi ki; “Kalbinde zerre miktarı gurur ve kibir taşıyan kimse cennete giremez” HİKÂYE İskender bir kavimden hoşnut olunca onları huzuruna çağırıp sormuş; ---benden ne dilerseniz ihsan edeyim ---sen buna muktedir değilsin ---ben yedi düvele hükmeden bir imparatorum,hazinelerim altın ve cevahirle dolu --- bu altınla halledilecek bir mesele değildir ---isteyin öyleyse ---biz sonumuza hükmetmek istiyoruz,sonumuzun istediğimiz gibi olmasını bize îkram et,son gürlüğü ver istediğimiz gibi dünyadan çıkalım ---ben onu kendim içinde arıyorum ama elimden gelmiyor El Fatiha
MEHTER / TASAVVUF MÜZİK
SİTE HARİTASI
SAAT
Üyelik Girişi