CEMAZİYEL -EVVEL HAKİKAT DAMLASI
HADİS-İ ŞERİF IŞIĞINDA AHİRZAMAN “Siz öyle bir zamanda yaşıyorsunuz ki sizden biriniz emrolunduğu şeylerin onda birini terk etse helâk olur. Sonra öyle bir zaman gelecek ki sizden kim emrolunduğu şeyin onda birini yapsa kurtulur.” (Tirmizî, Fiten, 79/2267) “Öyle bir zaman gelecek ki o zaman şu üç şeyden daha kıymetli birşey olmayacaktır: Helal para, can u gönülden arkadaşlık yapılacak bir kardeş ve kendisiyle amel edilecek bir sünnet.” (Heysemî, I, 172) “Öyle bir zaman gelecek ki, kişi helâlden mi haramdan mı kazandığına aldırmayacak!” (Buharî, Büyû; 7) Ebu Said el-Hudrî’den rivayet edildiğine göre Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: “Aranızda öyle bir grup ortaya çıkacaktır ki, namazınızı onların namazları, oruçlarınızı onların oruçları ve diğer amellerinizi de onların amelleri yanında az göreceksiniz. onlar Kur’ân okurlar, fakat okudukları boğazlarından aşağı geçmez. onlar okun yaydan çıktığı gibi dinden çıkarlar...” (Buhârî, Fedâilü’l-Kur’ân, 36) “Öyle bir zaman gelecek ki okuma meraklı kurrâ çoğalacak; fakîhler ise azalacak ve bu sûretle ilim çekilip alınacak. Daha sonra öyle bir zaman gelecek ki insanların okudukları boğazlarından aşağı geçmeyecek.” (Hakim, Müstedrek, V, 504) “Şiddetli bir şekilde yaklaşan fitne sebebiyle vay insanların hâline. İnsanlar mü’min olarak sabahlar da akşam kâfir oluverirler. İnsanlar dinlerini küçük dünya menfaati karşılığı değiştiriverirler. İşte öyle zamanda dinlerinde sâbit kalabilenler ellerinde kor ateşi tutanlar gibidirler.” (Ahmed İbn Hanbel, Müsned, II, 390; Ayrıca bkz. Müslim, İman 186; Tirmizi, Fiten 30, (2196) “Öyle bir zaman gelecek ki bütün insanlar ribâ ile iş yapacak. Ondan sakınanlar dahi tozuna bulaşmak durumunda kalacaklar.” (Nesâî, Büyû 2; İbnu Mâce, Ticârât 58; İbn Hanbel, Müsned, IV, 494; Beyhakî Sünen, IV, 275) “Öyle bir zaman gelecek ki doğru söyleyenler yalanlanacak, yalancılar ise doğrulanacak. Güvenilir kimseler hain sayılacak, hâinlere güvenilecek. İnsanlardan şâhidlik etmeleri istenmediği halde şâhidlik edecekler, yemin etmeleri istenmediği halde yemin edecekler,” (Taberâni, XXIII, 314) “Öyle bir zaman gelecek ki insanlar iyiliği özendirmeyecek, kötülükten de sakındırmayacaklar.” (Heysemî, Mecmauz-zevâid, VII, 280) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “Muhakkak ki insanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, o vakit kişi altından sadaka ile (çarşı Pazar) dolaşır da bunu kendisinden sadaka olarak kabul edecek tek kişi bulamaz. O zaman, tek bir erkeğe kırk tane kadının tâbi olduğunu ve kadınların çokluğu ve erkeklerin azlığı sebebiyle ona sığındıklarını görürsün.” (Buhari, Zekât 9; MüsIim, Zekat 59) “Ben sizin dünya hırsıyla birbirinizle kapışmanızdan, birbirinizi katletmenizden ve sizden öncekiler gibi helâk olup gitmenizden korkuyorum.” (Müslim, Fezâil 31) “…Ben asıl sizin dünyayı elde etmek için birbirinizle kapışıp kavga etmenizden korkuyorum.” (Buhârî, Cenâiz 71, Menâkıb 25, Megâzî 27, Rikâk 7, 53; Müslim, Fezâil 30) Hz. Sevban radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “–Size çullanmak üzere, yabancı kavimlerin, tıpkı sofraya çağrışan yiyiciler gibi, birbirlerini çağıracakları zaman yakındır.” Orada bulunanlardan biri: “–O gün sayıca azlığımızdan mı bu durum başımıza gelecek?” diye sordu. “–Hayır, bilakis o gün siz çok olacaksınız. Lakin sizler bir selin getirip yığdığı çer-çöpler gibi hiçbir ağırlığı olmayan kimseler durumunda olacaksınız. Allah, düşmanlarınızın kalbinden size karşı korku duygusunu çıkaracak ve sizin kalplerinize zaafı atacak!” buyurdular. “–Zaaf da nedir ey Allah’ın Rasûlü?” denildi. “–Dünya sevgisi ve ölüm korkusu!” buyurdular.” (Ebu Davud, Melahim 5/4297) Ebu Ümeyye eş-Şa’bani anlatıyor: “Ey Ebu Sa’lebe dedim, şu ayet hakkında ne dersin?” (Mealen): “Ey iman edenler! Siz kendinize bakın. Siz doğru yolda oldukça, sapıtmış olanlar size zarar vermez.” (Maide 105) Bana şu cevabı verdi: “Gerçekten bunu, iyi bilen birine sordun. Zira ben aynı şeyi Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-’a sormuştum. Demişti ki: “Ma’rufa sarılın, münkerden de kaçının! Ne zaman uyulan bir cimrilik, takip edilen bir hevâ, (dine, ahirete) tercih edilen dünyalık görür, rey sahiplerinin (selefi dinlemeden) kendi reylerini beğendiklerini müşahade edersen, o zaman kendine bak. İnsanlarla uğraşmayı bırak. Zira (bu safhaya gelince) arkanızda sabır günleri var demektir. O günler avuçta ateş tutmak gibi (sıkıntılı)dır. O günlerde, sizin kadar amel yapabilen bir kimseye elli kişinin ecri verilecektir.” (Ebu Davud, Melahim 17/4341); Tirmizi, Tefsir, 5/3060); İbnu Mace, Fiten 21) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “-İnsanlar öyle günler görecek ki, katil niçin öldürdüğünü, maktul de niçin öldürüldüğünü bilemeyecek.” “-Bu nasıl olur?” diye soruldu. Şu cevabı verdi: “-Herçtir! Öldüren de ölen de ateştedir.” (Müslim, Fiten 56) Zübeyr İbnu Adiy rahimehullah anlatıyor: “Hz. Enes İbnu Mâlik radıyallahu anh’ın yanına girdik. Haccâc’ın bize yaptıklarını şikayet ettik. “-Sabredin, buyurdu. Zira öyle günlerle karşılaşacaksınız ki, her yeni gün, gidenden daha kötü olacak. Bu hal Rabbinize kavuşuncaya kadar devam edecek. Ben bunu, Rasûlunüz -sallallâhu aleyhi ve sellem-’den işittim.” (Buhari, Fiten 6; Tirmizi, Fiten 35/2206) Hz. Huzeyfe radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “-Bana kaç müslüman olduğunu sayıverin” buyurdular. Biz: “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bizim sayımız altı-yediyüze ulaşmış olduğu halde, hakkımızda korku mu taşıyorsunuz?” dedik. “-Siz bilemezsiniz, (çokluğunuza rağmen) imtihan olunabilirsiniz!” . Gerçekten öyle (belaya maruz kalıp) imtihan olunduk ki, içimizden namazını gizlice kılanlar oldu.” (Buhari, Cihad 181; Müslim, İman 235) Abdullah ibn-i Ömer -radıyallâhu anh- tarafından rivayet edilmiştir. Rasûlullâh –sallâllâhu aleyhi ve elem- bize yönelerek şöyle buyurdu: “Ey Muhacirler cemâati! Beş şey vardır ki, onlarla mübtelâ olacağınız zaman Ben sizlerin o şeylere erişmenizden Allâh’a sığınırım. Onlar şunlardır: 1- Bir milletin içinde zina, fuhuş ortaya çıkıp nihayet o millet bu suçu alenî olarak işlediğinde, mutlaka içlerinde taun hastalığı ve onlardan önce gelip-geçmiş milletlerde vuku bulmamış hastalıklar yayılır. 2- Ölçü ve tartıyı eksik yapan her millet mutlaka kıtlık, geçim sıkıntısı ve başlarındaki hükümdarların zulmü ile cezalandırılırlar. 3- Mallarının zekâtını vermekten kaçan her millet mutlaka yağmurdan menedilir (kuraklık cezası ile cezalandırılır) ve hayvanları olmasa (Allâh hayvanlara acımasa) onlara yağmur yağdırmaz. 4- Allâh’ın ahdini (emirlerini) ve Rasûlün sünnetini terk eden her milletin başına mutlaka Allâh kendilerinden olmayan düşmanı musallat eder ve düşman o milletin elindeki-avucundakilerin bir kısmını alır. 5- İmamları (yâni devlet adamları) Allâh’ın Kitabı ile amel etmeyip Allâh’ın indirdiği hükümlerden işlerine geleni seçtikçe Allâh onların hesabını kendi aralarında görür.” (İbn-i Mâce, Fiten, 22) Rasûlullah sallallahu aleyhi veselem şöyle buyurdu: “Fırat nehrinin suyu çekilip, aktığı yatakta bulunan bir altın dağı meydana çıkmadıkça ve kurtulup kazanan ben olayım diye birbiriyle çarpışan her yüz kişiden doksan dokuzu ölmedikçe kıyamet kopmaz.” (Buhârî, Fiten 24; Müslim, Fiten 29. Ayrıca bk. İbni Mâce, Fiten 25) Diğer bir rivayet ise şöyledir: “Pek yakında Fırat nehrinin suyu çekilerek aktığı yatakta bir altın hazinesi meydana çıkacaktır. O günü gören kimse, o hazineden kesinlikle bir şey almasın.” (Buhârî, Fiten 24; Müslim, Fiten 29-32. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Melâhim 13; Tirmizî, Sıfatü’l-cenne 26) “Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki kişi bir kabre uğrayıp üzerine abanarak: ‘Keşke bu kabrin içinde ben olsaydım’ demedikçe kıyamet kopmaz. Hâlbuki bu sözü ona söyleten din değil, belâ olacaktır.” (Buhârî, Fiten, 22; Müslim, Fiten, 53-54) Öyle bir zamanın geleceği, insanların kalblerinin dünya sevgisi ile dolacağı, cihadı zarar olarak görüp zekat vermeyi altından kalkılması zor bir borç olarak görecekleri bildirilir. (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 236/6322) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “-Beni İsrail üzerine gelen şeyler, aynıyla ümmetimin üzerine de gelecektir. Öyle ki onlardan aleni olarak annesine gelen olmuşsa, ümmetimden de bu çirkin işi mutlaka yapan olacaktır. Nitekim, Beni İsrail yetmişiki millete (dine, fırkaya) bölünmüştü. Benim ümmetim de yetmişüç millete bölünecektir. Bunlardan bir tanesi hariç hepsi ateştedir.” “-Bu fırka hangisidir?” diye soruldu. “-Benim ve ashabımın üzerinde olduğu şeyden ayrılmayanlardır!” buyurdular.” (Tirmizi, İman 18/2641) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “Ümeranız hayırlı olanlarınızdan iseler, zenginleriniz sehâvetkâr kimselerse, işlerinizi aranızda müşavere ile hallediyorsanız, bu durumda yerin üstü (hayat), altından (ölümden) hayırlıdır. Eğer ümeranız şerirlerinizden, zenginleriniz cimri ve işleriniz kadınların elinde ise, yerin altı üstünden, (ölmek yaşamaktan) daha hayırlıdır. (Çünkü artık dini ikame imkanı kalmaz).” (Tirmizi, Fiten 78/2266) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “-Gençlerinizin fıska düştüğü, kadınlarınızın azdığı zaman haliniz ne olur?” diye sormuştu. (Yanındakiler hayretle): “-Ey Allah’ın Rasûlü, yani böyle bir hal mi gelecek?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdu ve devam etti: “-Emr-i bi’l-ma’rufta bulunmadığınız, nehy-i ani’l-münker yapmadığınız vakit haliniz ne olur?” diye sordu. (Yanındakiler hayretle:) “-Yani bu olacak mı?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdular ve sormaya devam ettiler: “-Münkeri emredip, ma’rufu yasakladığınız zaman haliniz ne olur?” (Yanında bulunanlar iyice hayrete düşerek): “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bu mutlaka olacak mı?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdular ve devam ettiler: “-Ma’rufu münker, münkeri de ma’ruf addettiğiniz zaman haliniz ne olur?” (yanindeki Ashab:) “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bu mutlaka olacak mı?” diye sordular. “-Evet, olacak!” buyurdular.” (Heysemi, Mecma’u’z-Zevaid, VII, 281) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “İnsanların dünyaca en bahtiyarını âdi oğlu âdiler teşkil etmedikçe Kıyamet kopmaz.” (Tirmizi, Fiten 37/2209) Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-, yanındaki cemaate konuşurken, bir adam gelerek: “-Ey Allah’ın Rasûlü! Kıyamet ne zaman kopacak?” dedi. Sallallâhu aleyhi ve sellem- konuşmasına devam etti, sözlerini bitirdiği vakit: “-Sual sâhibi nerede?” buyurdular. Adam: “-İşte buradayım ey Allah’ın Rasûlü!” dedi. Sallallâhu aleyhi ve sellem-: “-Emanet zâyi edildiği vakit Kıyameti bekleyin!” buyurdular. Adam: “-Emanet nasıl zâyi edilir?” diye sordu. Efendimiz: “-İş, ehil olmayana tevdi edildi mi Kıyamet’i bekleyin!” buyurdular.” (Buhari, İlm 2, Rikâk 35) Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “Ümmetim onbeş şeyi yapmaya başlayınca ona büyük belanın gelmesi vâcip olur!” buyurmuşlardı. (Yanındakiler:) “Ey Allah’ın Rasûlü! Bunlar nelerdir?” diye sordular. Sallallâhu aleyhi ve sellem- saydı: -Ganimet (yani milli servet, fakir fukaraya uğramadan sadece zengin ve mevki sahibi kimseler arasında) tedavül eden bir metâ haline gelirse, -Emanet (edilen şeyleri emânet alan kimseler, sorumlu ve yetkililer, memurlar) ganimet (malı yerini tutup, yağmalayıp nefislerine helal) kıldıkları zaman, -Zekât (ödemeyi ibadet bilmeyip bir angarya ve) ceza telâkki ettikleri zaman. -Kişi annesinin hukukuna riayet etmeyip, kadınına itaat ettiği; -Babasından uzaklaşıp ahbabına yaklaştığı; -Mescidlerde (rıza-yı ilâhi gözetmeyen husûmet, alış-veriş, eğlence ve siyâsiyâta vs. müteallik) sesler yükseldiği zaman. -Kavme, onların en alçağı (erzel) reis olduğu; -(Devlet otoritesinin yetersizliği sebebiyle tedhiş ve zulümle insanları sindiren zorba) kişiye zararı dokunmasın diye hürmet edildiği; -(Çeşitli adlarla imal edilen) içkiler (serbestçe) içildiği; -İpek (haram bilinmeyip erkekler tarafından) giyildiği; -Çeşitli adlar altında şarkıcı kadınlar ve çalgı aletleri edinildiği; -Bu ümmetin sonradan gelen nesilleri, önceden gelip geçenlere (çeşitli ithamlar ve bahanelerle) hakâret ettiği zaman artık kızıl rüzgârı, (zelzeleyi), yere batışı (hasfı) veya suret değiştirmeyi (meshi) (veya gökten taş yağmasını, (kazfi) bekleyin.” (Tirmizi, Fiten 38/2210) Mikdam bin Ma’dikerb’in bir hizmetçisi vardı, süt satardı, Mikdam da karşılığında para alırdı. Ona: “-Sübhanallah, süt satıp para mı alıyorsun?” dediler. O da: “¬-Evet, bunda ne var ki? Ben Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-’in şöyle dediğini duydum: “-İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki o vakit dinar ve dirhemden başka bir şey fayda vermeyecek!” dedi. (Ahmed bin Hanbel, IV, 133) “Sizin üzerinize öyle bir zaman gelecek ki o vakit siz, iyilikleri emretmeyen ve kötülükleri yasaklamayan kimselerin en hayırlı kişiler olduğunu düşünürsünüz.” (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 686/8462) Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-: “-İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki o vakit müminin kalbi tuzun suda eridiği gibi eriyecek!” buyurdu. “-Niçin eriyecek yâ Rasûlallah?” diye sorulduğunda: “-Kötülükleri görüp de onları değiştirmeye güç yetiremediği için” buyurdu. (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 686/8463) Rabbim Bizleri Uyananlardan Eylesin İnşAllah.

MÜBAREKLERDEN YARDIM İSTEYİN

Bismillâhi'r-Rahmâni'r-Rahîm / بِسْــــــــــــــــــمِ اﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم MÂ ŞÂALLÂHU LÂ KUVVETE İLLÂ BİLLÂH / مَا شَاء اللَّهُ لَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللَّهِ Sultânu'l- Evliyâ Şeyh Muhammed Nâzım El-Hakkânî (KaddesAllâhu Sirrahu'l-Azîz) Hazretleri  Allahu Ekber. Allahu Ekber. Allahu Ekber Lailahe illAllahu Allahu Ekber Allahu Ekber velillahil hamd. Elfu Selat Elfu Selam Ala Seyyidil Evvelin Vel Ahiriyn Seyyidina Muhammedin Ve Alihi Ve Sahbihi Ecmain Ve Ala Ummetihi Cemian... Subhanehu Ve Teâlâ. Esselamun Aleyküm dinleyicilerimiz. Dinliyorsunuz ve duyuyorsunuz (Şeyhimiz gözlük takıyor) ve anlıyorsunuz. Anlamıyorsanız dinlemiyorsunuz. Dinleyin ve itaat edin. Duyun ve dinleyin ve göklerin ilahi emirleri takip edin. Medet Ya Sultanul Evliya. Bu dünyanın büyüğünden manevi destek istiyorum, onu unutmayın. Eğer zor bir duruma düşerseniz, ondan manevi bir destek isteyin. İnsanlar şimdi zor duruma düşünce gücü olan insanlara bakarlar ve onlara koşarlar. Onlardan yârdim isterler çünkü onların, bizlerden bazıları ve başkalarının ihtiyacı vardır. Bütün ilahi kitaplarda, hem Tevrat’ta hem de İncil’de yazar, bu ilahi emirdir. Allah Allah. Hem de Kur'an-ı Kerim’de yazar, Rabbimizin ilahi emridir. Estağuzubillah...(arapça). Arap Müslüman kardeşlerimiz veya bütün araplar ilahi emirleri anlarlar. ... (arapça)... Ey insanlar, birbirinize iyi işlerde yardımcı olun, bu önemlidir, hiç değişmez. Bu bütün ilahi kitaplarda yazan ilahi emirdir. Onun için bazı insanlardan birşeyler için yârdim isteyin. Maddiyatçı insanlar başka maddiyatçı insanlardan yardım isterler. “Gel beni destekle, iyi durumda değilim” derler. Evet, isterler. Kim maneviyata inanırsa, onlar da göklerin değişik mevkilerden olan ve yetki ve kuvvet sahibi olan insanlardan isteyebilirler. Onlar yardım edebilir. Eğer insanlar yardımı iyi bir maksat için kullanırsa o zaman onlar yardımcı olurlar. Olmazsa yardım etmezler. Kötü maksatlar için şeytan yârdim eder. Onun için biz inananlarız. Maneviyata inanıyoruz. Bu inanç bize destek verir. Sadece inanmak insanoğluna destek verir. Belki bütün insanoğlu sana yardım edemez, ama onlardan bir tanesi yardım edebilir. Ben zayıf bir kulum ve büyüğümden yardım istiyorum. O bu dünyanın büyüğüdür. Beni desteklemesini istiyorum. Bana ilahi bilgiler gönderir, bu da bana uyanıklık verir. Maddi varlığımıza bir uyanıklık verir. İsteyin, onlar asla reddetmezler, her zaman verirler. Bugün biraz zayıfım ama dinleyicilerimizi bırakmak istemiyorum. Bizim iyi niyetli insanları bırakmak istemiyorum, birşeylere ulaşsınlar diye. Bana ne kadar ikram ederlerse onu konuşurum. Dinleyicileri veya iyileri desteklemek için. Evet. Ey dinleyicilerimiz, Esselamun Aleyküm ve Rahmetullahu ve Berakatuhu. Bu ilahi selam bir kişiye ulaşırsa ona ilah destek ve canlılık ulaşır. Hareket etsin ve Rabbi için gayret göstersin. Evet, bu önemlidir. Onun için dinleyicilerimize söylüyorum. Belki benim dinleyicilerim üç kişidir, belki üç yüz kişidir, belki üç yüz bin kişi, belki üç yüz milyon kişi, Âlemlerin Rabbi beni ödüllüyor, ben Rabbimden çok razıyım. ( Yayın burada kesilmiştir.) Rabbimin isçisi olmayı arzu ediyorum. O, herşeye kadir olan Allah’ın sonsuz şeref okyanusları vardır. Sonsuz şeref okyanusları ulaşır. Mutlak okyanuslar büyüklüğünü ve azametini ve gücünü gösterir. Sesim biraz daha açılsın diye onun için biraz su içiyorum. Evet, manevi kuvveti böyle şeylere kullanamayız. Hayır, gereği yok. Cenâb-ı Allah o kadar bitkileri ve mineralleri insanlara ilaç olsun ve onlara sağlık versin diye yaptı. Âlemlerin Rabbi kullarına sağlık için herşey veriyor. Ve onlara sonsuz zenginlikler veriyor. Bu dünyanın bütün hazineleri sizin olsa ne yaparsınız? Bugün buradasınız, yârin öleceksiniz. Hiçbir insan gördünüz mü ki bir insan evini köprünün üzerine yapsın? Hayır, böyle birşey daha önce hiç görmedim. Görsen ne dersin? Ne yapıyorsun orda. “ Köprünün üzerine ev yapıyorum orada yaşamak için .” Orası ev yapıp yaşayacak yer değil ki.” “Hayır, bu köprü insanları bir taraftan bir tarafa götürmek içindir. Neden oraya ev yapıyorsun? Senin hiç aklın yok mu?” Böyle insanlardan sayısız vardır. Şimdi çok katlı binalar yapıyorlar. Ve melekler onlara der ki, bir bina iki kattan daha yüksek olunca. “ Ey insanoğlu, nereye ulaşmak istiyorsunuz? Nemrut gibi bir kule mi yapmak istiyorsunuz. İki kat size yetmiyor mu?” “Hayır, iki kattan fazla yapmamız gerekiyor. Yapabilsek iki yüz kat yapmak isteriz. O çok acayip ve dehşetlidir. Ne yapıyorsunuz? Şimdi biz kısa bir zaman için bu gezegendeyiz. Bakın ve dinleyin. Bana Isa a.s. hakkında konuşmamı söylüyorlar. Bu hikâye ilahi kitaplarda yazar. İsa a.s. her zaman seyahat ederdi. Ama arabalarla veya uçaklarla seyahat etmezdi, hatta atla bile seyahat etmezdi. Eşek kullanırdı at kullanmazdı. İsa a.s. her zaman seyahat ederdi. Ne için? İnsanlarla buluşmak için. Onlarla konuşmak ve onlara nasihat etmek için. Bir kere yürüyordu, bir dağda yüksek bir yere geldi. Baktı ve orda eski elbiselerle, başında ve ayağında bir şey olmayan bir adam buldu. O kişi Rabbine ibadet etmek için oturuyordu. İsa a.s. geldi ve selam verdi. “ Ey Rabbimin kulu, sen kimsin?” “ Sen Ruhumme’sin. Kutsal ruh. Allah’ın ruhu. Bunu bana mı soruyorsun?” “ Biliyorum ama kendi aramızda bu konuşmaları severim.” “ Evet tanıyorum seni. Burada ne yapıyorsun ya İsa a.s. Ben burada oturuyorum.” “Ne yapıyorsun?” “İbadet ediyorum. Rabbimin mübarek ismini zikrediyorum. Diyorum ki; Allah Allah Allah Allah Allah Allah Allah Allah Allah Allah”, o bunları söylemeye başlayınca; “Allah Allah Allah Allah Allah Allah Allah” İsa a.s. gördü ki yükselmeye başladı. “ Bunu nasıl yapıyorsun?” Maneviyatımdan dolayı, Rabbimin mübarek ismini zikredince beni yukarıya yükseltir. Dinleniyorum, yerde oturmuyorum havada oturuyorum. Elimde geldiği kadar zikir yapıyorum. İsa a.s. sordu; “ Şapkan nerde?” “ Ey İsa a.s. biliyorsunuz ki, ben çok yaşlıyım, yüz senedir buradayım. Rabbime kulluk yapmakla meşgulüm. Onun için Rabbime kulluğu bırakıp ta birşey yapmaya zaman bulamıyorum. Gece gündüz buradayım, yaz ve kış buradayım. Hareket etmiyorum.” “ Ooo sen melekler gibisin.” “ Evet, Âlemlerin Rabbi, Rabbim beni rızıklıyor. Acıktığım zaman bana kendi sonsuz rahmet okyanuslarından veriyor. Bana öyle içecekler veriyor ki beni susatmıyor.” İsa a.s. diyor ki; “ Ey Rabbimin mesut kulu, Rabbimin övülen kulu, sen muhteşemsin. Sen çok özelsin. Bunu nasıl yaparsın?” “ Evet, Rabbim acıkınca beni doyurur, susayınca içmek için birşey ikram eder. Ben O’na kulluk yapmakla çok mutluyum.” “ Kaç senedir buradasın?” “ SubhanAllah 700 sene oldu.” “ 700 sene oldu ve kendine içinde oturmak için ev yapmıyor musun?” “ Ey İsa a.s. 700 sene çok kısa bir ömür. Burada sabah akşam, yaz kış demeden oturuyorum. Rabbime kulluk etmekten bir taş koymaya vaktım yok. Ve Peygamberlerin Mührü gelecek. ( Yayın burada kesilmiştir) “Ey Rabbim Muhammed (s.a.v.)’in hürmetine bizi affeyle. Bir zaman gelecek ki, onun ümmeti birbirleriyle müsabaka yapacaklar, hangisi daha yüksek binalar yapacak diye. Ve onların yaşları en fazla altmış veya yetmiş arasında olacak.” “ Ey İsa a.s. bana bildirdiler ki, benim ömrüm yedi yüz (seneden)biraz fazla olacak. Onun için maddi varlığıma zevk vermek istemedim. Ancak rabbimden razı olmak istedim. Bu benim vazifemdir.” “ İsa a.s. mahzun oldu; dedi ki, Ey Peygamberlerin Mührü’nün ümmeti, onlar kendi aralarında rekabet yaparlar kim daha yüksek binalar yapacak diye.” Hatta Mekke-i Mükereme’de bile. Hükümetler Nemrut’un kuleleri gibi kule yapmalarına izin veriyor. Ne söyleyelim? Selefi ulemaların fetvaları nedir diye soruyorum. Esselatu Vesselamu Aleyke Ya Rasurullah diyenleri müşrikler diye suçluyorlar. Onlar cahil kişilerdir. Kurânı Kerim’i anlamazlar. O binalardan ne haber? Onlara kim Nemrut’un binaları gibi yapma yetkisini verdi? Ve İsa a.s. Rabbimin abid kuluna sordu; “Ey Rabbimin kulu, sana sadece altmış veya yetmiş sene ömür verilseydi ne yapardın? Yedi yüz sene bir bina yapmadın. Eğer ömrün ancak altmış sene olsaydı o zaman ne yapardın?” “Ey İsa a.s. ben sadece “ Allahu Ekber” başımı secdeye koyardım altmış sene geçene kadar, ta ki Azrail a.s. gelip ruhumu alana kadar.” İsa a.s. ağlamaya başladı. Ey kutsal papa, Ey kutsal haham başları, Ey bu ümmetin Ezheri Şerif’in doktorları ve başka yerdeki doktorlar. Bu hikaye hakkında muteala’nız, meramınız nedir? Bana Israiliyat demeyin. Hayır. Hayır. O zaman size sorarım... (arapça). İspatınızı verin. Eğer bilmiyorsanız, size göklerin varlıklarından birşeyler dokunur onu sizden kimse alamaz, mecnun olursunuz. Deli yahu. Deli olursunuz. Ey dinleyicilerim, zaman zaman ilahi büyüklerimiz, özellikle de bu dünyanın büyüğü, O kutuptur, bana size konuşmak için böyle ilhamlar gönderir. İnsanlar düşünsünler ve hatırlasınlar diye. Dünya peşine koştuğunuz yeterlidir. Siz dünya için yaratılmadınız ama Âlemlerin Rabbine kulluk için yaratıldınız. Allah Celle Celaluhu... Celle Celaluhu... Celle Azametuhu... Ve la Ilahe illallah ... Ya Rabbi!!!! Fatiha. Ey Âlemlerin Rabbi bize bir fırsat ver, bir an bile olsa hakikatleri ve doğrular okyanuslarını düşünelim. Bu bize daha çok şeref verir. Sonsuz şeref okyanusları... Ey Rabbim bizi affeyle. Beklediğimiz Allah’ın aslanını bize gönder. Allah... Uzun ömürlü olmanızı dilerim. Cenâb-ı Allah için yaşayın, nefsiniz için değil. Cenâb-ı Allah için çalışın. Cenâb-ı Allah için çalışana kimseye vermediğini verir. Sadece Cenâb-ı Allah için!!! Fatiha.
MEHTER / TASAVVUF MÜZİK
SİTE HARİTASI
SAAT
Üyelik Girişi