CEMAZİYEL -EVVEL HAKİKAT DAMLASI
HADİS-İ ŞERİF IŞIĞINDA AHİRZAMAN “Siz öyle bir zamanda yaşıyorsunuz ki sizden biriniz emrolunduğu şeylerin onda birini terk etse helâk olur. Sonra öyle bir zaman gelecek ki sizden kim emrolunduğu şeyin onda birini yapsa kurtulur.” (Tirmizî, Fiten, 79/2267) “Öyle bir zaman gelecek ki o zaman şu üç şeyden daha kıymetli birşey olmayacaktır: Helal para, can u gönülden arkadaşlık yapılacak bir kardeş ve kendisiyle amel edilecek bir sünnet.” (Heysemî, I, 172) “Öyle bir zaman gelecek ki, kişi helâlden mi haramdan mı kazandığına aldırmayacak!” (Buharî, Büyû; 7) Ebu Said el-Hudrî’den rivayet edildiğine göre Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: “Aranızda öyle bir grup ortaya çıkacaktır ki, namazınızı onların namazları, oruçlarınızı onların oruçları ve diğer amellerinizi de onların amelleri yanında az göreceksiniz. onlar Kur’ân okurlar, fakat okudukları boğazlarından aşağı geçmez. onlar okun yaydan çıktığı gibi dinden çıkarlar...” (Buhârî, Fedâilü’l-Kur’ân, 36) “Öyle bir zaman gelecek ki okuma meraklı kurrâ çoğalacak; fakîhler ise azalacak ve bu sûretle ilim çekilip alınacak. Daha sonra öyle bir zaman gelecek ki insanların okudukları boğazlarından aşağı geçmeyecek.” (Hakim, Müstedrek, V, 504) “Şiddetli bir şekilde yaklaşan fitne sebebiyle vay insanların hâline. İnsanlar mü’min olarak sabahlar da akşam kâfir oluverirler. İnsanlar dinlerini küçük dünya menfaati karşılığı değiştiriverirler. İşte öyle zamanda dinlerinde sâbit kalabilenler ellerinde kor ateşi tutanlar gibidirler.” (Ahmed İbn Hanbel, Müsned, II, 390; Ayrıca bkz. Müslim, İman 186; Tirmizi, Fiten 30, (2196) “Öyle bir zaman gelecek ki bütün insanlar ribâ ile iş yapacak. Ondan sakınanlar dahi tozuna bulaşmak durumunda kalacaklar.” (Nesâî, Büyû 2; İbnu Mâce, Ticârât 58; İbn Hanbel, Müsned, IV, 494; Beyhakî Sünen, IV, 275) “Öyle bir zaman gelecek ki doğru söyleyenler yalanlanacak, yalancılar ise doğrulanacak. Güvenilir kimseler hain sayılacak, hâinlere güvenilecek. İnsanlardan şâhidlik etmeleri istenmediği halde şâhidlik edecekler, yemin etmeleri istenmediği halde yemin edecekler,” (Taberâni, XXIII, 314) “Öyle bir zaman gelecek ki insanlar iyiliği özendirmeyecek, kötülükten de sakındırmayacaklar.” (Heysemî, Mecmauz-zevâid, VII, 280) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “Muhakkak ki insanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, o vakit kişi altından sadaka ile (çarşı Pazar) dolaşır da bunu kendisinden sadaka olarak kabul edecek tek kişi bulamaz. O zaman, tek bir erkeğe kırk tane kadının tâbi olduğunu ve kadınların çokluğu ve erkeklerin azlığı sebebiyle ona sığındıklarını görürsün.” (Buhari, Zekât 9; MüsIim, Zekat 59) “Ben sizin dünya hırsıyla birbirinizle kapışmanızdan, birbirinizi katletmenizden ve sizden öncekiler gibi helâk olup gitmenizden korkuyorum.” (Müslim, Fezâil 31) “…Ben asıl sizin dünyayı elde etmek için birbirinizle kapışıp kavga etmenizden korkuyorum.” (Buhârî, Cenâiz 71, Menâkıb 25, Megâzî 27, Rikâk 7, 53; Müslim, Fezâil 30) Hz. Sevban radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “–Size çullanmak üzere, yabancı kavimlerin, tıpkı sofraya çağrışan yiyiciler gibi, birbirlerini çağıracakları zaman yakındır.” Orada bulunanlardan biri: “–O gün sayıca azlığımızdan mı bu durum başımıza gelecek?” diye sordu. “–Hayır, bilakis o gün siz çok olacaksınız. Lakin sizler bir selin getirip yığdığı çer-çöpler gibi hiçbir ağırlığı olmayan kimseler durumunda olacaksınız. Allah, düşmanlarınızın kalbinden size karşı korku duygusunu çıkaracak ve sizin kalplerinize zaafı atacak!” buyurdular. “–Zaaf da nedir ey Allah’ın Rasûlü?” denildi. “–Dünya sevgisi ve ölüm korkusu!” buyurdular.” (Ebu Davud, Melahim 5/4297) Ebu Ümeyye eş-Şa’bani anlatıyor: “Ey Ebu Sa’lebe dedim, şu ayet hakkında ne dersin?” (Mealen): “Ey iman edenler! Siz kendinize bakın. Siz doğru yolda oldukça, sapıtmış olanlar size zarar vermez.” (Maide 105) Bana şu cevabı verdi: “Gerçekten bunu, iyi bilen birine sordun. Zira ben aynı şeyi Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-’a sormuştum. Demişti ki: “Ma’rufa sarılın, münkerden de kaçının! Ne zaman uyulan bir cimrilik, takip edilen bir hevâ, (dine, ahirete) tercih edilen dünyalık görür, rey sahiplerinin (selefi dinlemeden) kendi reylerini beğendiklerini müşahade edersen, o zaman kendine bak. İnsanlarla uğraşmayı bırak. Zira (bu safhaya gelince) arkanızda sabır günleri var demektir. O günler avuçta ateş tutmak gibi (sıkıntılı)dır. O günlerde, sizin kadar amel yapabilen bir kimseye elli kişinin ecri verilecektir.” (Ebu Davud, Melahim 17/4341); Tirmizi, Tefsir, 5/3060); İbnu Mace, Fiten 21) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “-İnsanlar öyle günler görecek ki, katil niçin öldürdüğünü, maktul de niçin öldürüldüğünü bilemeyecek.” “-Bu nasıl olur?” diye soruldu. Şu cevabı verdi: “-Herçtir! Öldüren de ölen de ateştedir.” (Müslim, Fiten 56) Zübeyr İbnu Adiy rahimehullah anlatıyor: “Hz. Enes İbnu Mâlik radıyallahu anh’ın yanına girdik. Haccâc’ın bize yaptıklarını şikayet ettik. “-Sabredin, buyurdu. Zira öyle günlerle karşılaşacaksınız ki, her yeni gün, gidenden daha kötü olacak. Bu hal Rabbinize kavuşuncaya kadar devam edecek. Ben bunu, Rasûlunüz -sallallâhu aleyhi ve sellem-’den işittim.” (Buhari, Fiten 6; Tirmizi, Fiten 35/2206) Hz. Huzeyfe radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “-Bana kaç müslüman olduğunu sayıverin” buyurdular. Biz: “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bizim sayımız altı-yediyüze ulaşmış olduğu halde, hakkımızda korku mu taşıyorsunuz?” dedik. “-Siz bilemezsiniz, (çokluğunuza rağmen) imtihan olunabilirsiniz!” . Gerçekten öyle (belaya maruz kalıp) imtihan olunduk ki, içimizden namazını gizlice kılanlar oldu.” (Buhari, Cihad 181; Müslim, İman 235) Abdullah ibn-i Ömer -radıyallâhu anh- tarafından rivayet edilmiştir. Rasûlullâh –sallâllâhu aleyhi ve elem- bize yönelerek şöyle buyurdu: “Ey Muhacirler cemâati! Beş şey vardır ki, onlarla mübtelâ olacağınız zaman Ben sizlerin o şeylere erişmenizden Allâh’a sığınırım. Onlar şunlardır: 1- Bir milletin içinde zina, fuhuş ortaya çıkıp nihayet o millet bu suçu alenî olarak işlediğinde, mutlaka içlerinde taun hastalığı ve onlardan önce gelip-geçmiş milletlerde vuku bulmamış hastalıklar yayılır. 2- Ölçü ve tartıyı eksik yapan her millet mutlaka kıtlık, geçim sıkıntısı ve başlarındaki hükümdarların zulmü ile cezalandırılırlar. 3- Mallarının zekâtını vermekten kaçan her millet mutlaka yağmurdan menedilir (kuraklık cezası ile cezalandırılır) ve hayvanları olmasa (Allâh hayvanlara acımasa) onlara yağmur yağdırmaz. 4- Allâh’ın ahdini (emirlerini) ve Rasûlün sünnetini terk eden her milletin başına mutlaka Allâh kendilerinden olmayan düşmanı musallat eder ve düşman o milletin elindeki-avucundakilerin bir kısmını alır. 5- İmamları (yâni devlet adamları) Allâh’ın Kitabı ile amel etmeyip Allâh’ın indirdiği hükümlerden işlerine geleni seçtikçe Allâh onların hesabını kendi aralarında görür.” (İbn-i Mâce, Fiten, 22) Rasûlullah sallallahu aleyhi veselem şöyle buyurdu: “Fırat nehrinin suyu çekilip, aktığı yatakta bulunan bir altın dağı meydana çıkmadıkça ve kurtulup kazanan ben olayım diye birbiriyle çarpışan her yüz kişiden doksan dokuzu ölmedikçe kıyamet kopmaz.” (Buhârî, Fiten 24; Müslim, Fiten 29. Ayrıca bk. İbni Mâce, Fiten 25) Diğer bir rivayet ise şöyledir: “Pek yakında Fırat nehrinin suyu çekilerek aktığı yatakta bir altın hazinesi meydana çıkacaktır. O günü gören kimse, o hazineden kesinlikle bir şey almasın.” (Buhârî, Fiten 24; Müslim, Fiten 29-32. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Melâhim 13; Tirmizî, Sıfatü’l-cenne 26) “Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki kişi bir kabre uğrayıp üzerine abanarak: ‘Keşke bu kabrin içinde ben olsaydım’ demedikçe kıyamet kopmaz. Hâlbuki bu sözü ona söyleten din değil, belâ olacaktır.” (Buhârî, Fiten, 22; Müslim, Fiten, 53-54) Öyle bir zamanın geleceği, insanların kalblerinin dünya sevgisi ile dolacağı, cihadı zarar olarak görüp zekat vermeyi altından kalkılması zor bir borç olarak görecekleri bildirilir. (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 236/6322) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “-Beni İsrail üzerine gelen şeyler, aynıyla ümmetimin üzerine de gelecektir. Öyle ki onlardan aleni olarak annesine gelen olmuşsa, ümmetimden de bu çirkin işi mutlaka yapan olacaktır. Nitekim, Beni İsrail yetmişiki millete (dine, fırkaya) bölünmüştü. Benim ümmetim de yetmişüç millete bölünecektir. Bunlardan bir tanesi hariç hepsi ateştedir.” “-Bu fırka hangisidir?” diye soruldu. “-Benim ve ashabımın üzerinde olduğu şeyden ayrılmayanlardır!” buyurdular.” (Tirmizi, İman 18/2641) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “Ümeranız hayırlı olanlarınızdan iseler, zenginleriniz sehâvetkâr kimselerse, işlerinizi aranızda müşavere ile hallediyorsanız, bu durumda yerin üstü (hayat), altından (ölümden) hayırlıdır. Eğer ümeranız şerirlerinizden, zenginleriniz cimri ve işleriniz kadınların elinde ise, yerin altı üstünden, (ölmek yaşamaktan) daha hayırlıdır. (Çünkü artık dini ikame imkanı kalmaz).” (Tirmizi, Fiten 78/2266) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “-Gençlerinizin fıska düştüğü, kadınlarınızın azdığı zaman haliniz ne olur?” diye sormuştu. (Yanındakiler hayretle): “-Ey Allah’ın Rasûlü, yani böyle bir hal mi gelecek?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdu ve devam etti: “-Emr-i bi’l-ma’rufta bulunmadığınız, nehy-i ani’l-münker yapmadığınız vakit haliniz ne olur?” diye sordu. (Yanındakiler hayretle:) “-Yani bu olacak mı?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdular ve sormaya devam ettiler: “-Münkeri emredip, ma’rufu yasakladığınız zaman haliniz ne olur?” (Yanında bulunanlar iyice hayrete düşerek): “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bu mutlaka olacak mı?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdular ve devam ettiler: “-Ma’rufu münker, münkeri de ma’ruf addettiğiniz zaman haliniz ne olur?” (yanindeki Ashab:) “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bu mutlaka olacak mı?” diye sordular. “-Evet, olacak!” buyurdular.” (Heysemi, Mecma’u’z-Zevaid, VII, 281) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “İnsanların dünyaca en bahtiyarını âdi oğlu âdiler teşkil etmedikçe Kıyamet kopmaz.” (Tirmizi, Fiten 37/2209) Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-, yanındaki cemaate konuşurken, bir adam gelerek: “-Ey Allah’ın Rasûlü! Kıyamet ne zaman kopacak?” dedi. Sallallâhu aleyhi ve sellem- konuşmasına devam etti, sözlerini bitirdiği vakit: “-Sual sâhibi nerede?” buyurdular. Adam: “-İşte buradayım ey Allah’ın Rasûlü!” dedi. Sallallâhu aleyhi ve sellem-: “-Emanet zâyi edildiği vakit Kıyameti bekleyin!” buyurdular. Adam: “-Emanet nasıl zâyi edilir?” diye sordu. Efendimiz: “-İş, ehil olmayana tevdi edildi mi Kıyamet’i bekleyin!” buyurdular.” (Buhari, İlm 2, Rikâk 35) Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “Ümmetim onbeş şeyi yapmaya başlayınca ona büyük belanın gelmesi vâcip olur!” buyurmuşlardı. (Yanındakiler:) “Ey Allah’ın Rasûlü! Bunlar nelerdir?” diye sordular. Sallallâhu aleyhi ve sellem- saydı: -Ganimet (yani milli servet, fakir fukaraya uğramadan sadece zengin ve mevki sahibi kimseler arasında) tedavül eden bir metâ haline gelirse, -Emanet (edilen şeyleri emânet alan kimseler, sorumlu ve yetkililer, memurlar) ganimet (malı yerini tutup, yağmalayıp nefislerine helal) kıldıkları zaman, -Zekât (ödemeyi ibadet bilmeyip bir angarya ve) ceza telâkki ettikleri zaman. -Kişi annesinin hukukuna riayet etmeyip, kadınına itaat ettiği; -Babasından uzaklaşıp ahbabına yaklaştığı; -Mescidlerde (rıza-yı ilâhi gözetmeyen husûmet, alış-veriş, eğlence ve siyâsiyâta vs. müteallik) sesler yükseldiği zaman. -Kavme, onların en alçağı (erzel) reis olduğu; -(Devlet otoritesinin yetersizliği sebebiyle tedhiş ve zulümle insanları sindiren zorba) kişiye zararı dokunmasın diye hürmet edildiği; -(Çeşitli adlarla imal edilen) içkiler (serbestçe) içildiği; -İpek (haram bilinmeyip erkekler tarafından) giyildiği; -Çeşitli adlar altında şarkıcı kadınlar ve çalgı aletleri edinildiği; -Bu ümmetin sonradan gelen nesilleri, önceden gelip geçenlere (çeşitli ithamlar ve bahanelerle) hakâret ettiği zaman artık kızıl rüzgârı, (zelzeleyi), yere batışı (hasfı) veya suret değiştirmeyi (meshi) (veya gökten taş yağmasını, (kazfi) bekleyin.” (Tirmizi, Fiten 38/2210) Mikdam bin Ma’dikerb’in bir hizmetçisi vardı, süt satardı, Mikdam da karşılığında para alırdı. Ona: “-Sübhanallah, süt satıp para mı alıyorsun?” dediler. O da: “¬-Evet, bunda ne var ki? Ben Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-’in şöyle dediğini duydum: “-İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki o vakit dinar ve dirhemden başka bir şey fayda vermeyecek!” dedi. (Ahmed bin Hanbel, IV, 133) “Sizin üzerinize öyle bir zaman gelecek ki o vakit siz, iyilikleri emretmeyen ve kötülükleri yasaklamayan kimselerin en hayırlı kişiler olduğunu düşünürsünüz.” (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 686/8462) Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-: “-İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki o vakit müminin kalbi tuzun suda eridiği gibi eriyecek!” buyurdu. “-Niçin eriyecek yâ Rasûlallah?” diye sorulduğunda: “-Kötülükleri görüp de onları değiştirmeye güç yetiremediği için” buyurdu. (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 686/8463) Rabbim Bizleri Uyananlardan Eylesin İnşAllah.

ARMA "NASREDDİN HOCA HAZRETLERİ

 Arma olarak alınıp,anılan kişinin heybeti dünyaya bedel ,arkasındaki yazı süper kalabalık fakat içi küçük ve basit kısaca dağ yine fare doğurdu ,oldukça masraflı bir organizasyon işte karşınızda Nasreddin Hoca Sivrihisar uluslararası kültür ve sanat festivali baktığın zaman misal “, donat koçum masayı gibi bir şey ama ortada bacakları kırık bir tahta masa etrafında derme çatma birkaç sandalye masanın üstünde kenarları kırık tabaklar , kaşık çatalları karmakarışık ve masayla alakasız paçavra bir masa örtüsü , şimdi yıllardır dünyada kabul görmüş en güzel yiyeceklerinden oluşmuş menüyü böyle bir masaya servis ile sunum yaparsanız , bu kadar heybetli bir ihtişam güdük ve basit kalır yani bu durumun neticesi mubarek şahsiyet Nasrettin hoca hazretleri yine kendisinden bir haber olarak bu senede kandırıldı. İşte bu sebep den yüzyıllardır zamanın içinde, zamanı her yönüyle hayatın için yerleştirip yaşatan evliyadan Allah dostu takva ehli büyük alim , zahid , arif ve muallim kimliğiyle insanlara hakikati öğreten Nasreddin Hoca hazretleri bu şekildeki icraatlar ile kesinlikle onere edilemez ancak bu şekilde hakiki gayesinden uzak değersiz kılınabilinir maalesef bu senede bu yapılmıştır bu olaylar da ilk de değildir Müslüman Türk aile ve sosyal hayat yaklaşımın da bu gibi zatların hakikat menbaın dan günün durumuna göre uyarlamalarının ehil kişiler tarafından yapılarak genç insanların yetiştirilip yarına bilinçli imanlı,şahsiyetli,karakterli milliyetci kişilikleri hazırlamamız bu vatan toprağı için gerekir.Bu gibi mubarek kişiler için hazırlanan organizasyonlarda ehil kişilerden istişare yapılıp ona göre hareket edilmesi liyakat ve edeb halidir,misal vermek gerekirse siz yıllardır Mevlana hazretleri gibi bir Allah dostunun ifa edildiği törenlerde maddi aşrılığa ,müsrifliğe ve konuyla alakasız kişilerin proğrama davet edildiğini gördünüzmü misal ,Mevlana şebi aruz törenlerine her yıl katılan Ahmet Özhan beyefendi Türk sanat muzikisi icra eden halk tarafından tanınan bir sanatçı olmasına rağmen o merasimlerde senenin en popüler şarkılarını icra etmemiş tasaffuv müziğiyle konunun mahiyeti ile ilgili eserler icra etmiştir olay budur Nasreddin Hocanında değerli tasavvuf ehli öğretim üyeleri ,tarihci ve konuyla alakalı olabilecek kimlik sahibi kişilerin davet edileceği gerçek kimliğimizi yansıtacak muziki ve tiyatral etkinlikler ve anlatımlarla insanlara umut ve ufuk olacak paylaşımları yapılması insanlara insanlığı için gereklidir bu zamanda artık örf ,adet ve gelenekler unutulmuş ve yok olma aşamasındadır insanlar nefsinin kölesi olmuş bir şekilde hayattan bir beklentileri ve gayeleri olmadan yaşamın içinde bocalıyorlar olmaları ve ayrıca bu şehirde sorun ve problemler zirve halini yaşarken ve istihdam probleminin büyük sebeb olduğu Türkiyenin en ücra bölgesi iç Anadolu Bölgesinin en içinde ve ortasında ulaşılması çok zor olan beldenin , müthiş bir şekilde azalan nüfus kaybı ve en önemlisi neslin bataklığa doğru koştuğu içki,tütün ve diğer içtikleri pisliğe doğru kaymaları çizgi üstündeki kişilerin umurunda olmayıp burada dahi kalmayıp başka şehirlerde ikamet ederek burayı sever gibi görünmeleri abesle iştigaldir ve sonra yüzünü Sivrihisar dağına çevirip önümüz açıkda ufka bizmi bakmıyoruz demeleri yerine dağın yamacından şehre bakıpda burası türkiyenin güzel bir beldesidir burayı en güzel nasıl yapabiliriz demeleri gerekirken Orhan veli kanık,ın İstanbul şiiri aklıma geliyor ve değişik versiyonuyla” ''Sivrihisarı Dinliyorum gözlerim kapalı,,, Önce hafiften bir rüzgar esiyor,,,Yavaş yavaş sallanıyor Yapraklar ağaçlarda,,,Uzaklarda, çok uzaklarda sadece birkaç yaşlı insanın nefesini duyuyor ama çocuk sesi kalmamış buralarda,,, ve sivrihisarı dinliyorum gözlerim kapalı , sakın ha açtırmayın gözlerimi ,,, yıllardır değişen hiçbir şey yokki,, benki hayal etmekten korkuyorum,,, sivrihisarı dinliyor ve imamı bekliyorum gözlerim kapalı hep aynı noktada ……….. Nasıl ama üstad burayı bilseydi bugün yazacağı şiir ancak bu şekilde olurdu ,Hayatın içinde yaşanmışlıkların neticeleri insanların geleceği için bir meşale olur yeterki gelecek karanlık olmasın ferah olsun diye misal sadece Fransız aristokratların keyfi yaşamı içinde halkın sefaletle boğuşmalarının sebebinin ortaya çıkarmış olduğu Fransız ihtilalindeki o meşhur kelam gibi “ halk ekmek bulamıyorsa pasta yesin “ hali harcanan ve çarçur edilen bazı kişileri alın terlerinden ödemiş olduğu vergi vs ler ile devlet kasasına giden devletin halkın menfaati için hizmetine ödenek ettiği devletin parası öbür tarafı hiç sormayın yada şöyle resim edelim manzarayı bir kişi vesikalık resim çektiriyor saçlar taranmış traş olmuş yanağa çimdik atarak kanlı ve canlı bir yüz, bir gömlek yakası ve kravatın boğum kısmı vesikalık için yeterli kısım işte hepsi bu, o resmin birde boy hali var gömleğin alt kısmı yırtık eski ve kirli bir pantolon ayakkabılar ayak dan büyük yırtık çoraplar ve kirli ayaklar durum bu kadar vahimken yollar domino taşları gibi kırık ve yatık ,kanalizasyonlar nereye ve nerden çıktığı belli olmayan sızıntıları ,insanların ne zaman, hangi milletin veya kavimin alt yapısını yaptığı boruların içine neyin karışıp neyin karışmadığı bazı günlerde günlerce akmayan çeşmelerdeki bol kireçli suların kullanmasından dolayı eklem rahatsızlıkları alt yapı –üst yapı vs …vs…. insan ister istemez merak ediyor,yaz çiz bitmez bu ahval , yine biz konumuzla ilgili bugünümüze döndüğümüzde İnsani büyüklüğü heybeti ve kişiliğiyle maskara edilen Nasreddin Hoca, ile ilgili akla bazı sorular geliyor acaba gelen sanatçıları hoca ,danscıları vs..çok severmiydi hayranlığı varmıydı acaba , kilise meydanında papazın olmaması Nasreddin hoca ile halkın birlikteliği için bir fırsatmıydı bir sürü envai çeşit havai fişekler atılırken parayı veren düdüğü çalar diyen hocanın içindede parası varmıydı , hoca hayranlarına sözüm ona çoook ülkelerden gelen hayranlarına hangi lisanda mizansen ettide kim anladı da gülmekten karınları ağrıdı veya kim anlamadı, bu kişiler hangi ülkelerden kaç kişiydi şehri turist bastıda oteller doldu taştı iğne atsan yere düşmedi Sivrihisarlılar misafirlerini ağırlamak isterken dışardamı kaldı ,gibi yahu insan sordukça sorası geliyor, hoca lisan ederken zorlandımı acaba yoksa gelenlerin alakasız gürültülerinden dolayı fincancı katırlarının ürkmemesi için katırlar etrafa zarar vermesin diye başındamı bekliyordu yada bu organizasyon düzenleyen ekib için bir gün lazım olur diye fincancıları hazırmı tutuyordu ,acaba seneye daha kapsamlı ve ihtişamlı olsun diye caz konserleri ,opera ve bale gösterimleri ile halkı , şehiri ve Nasreddin Hocayıda modernize ederek çağdaş medeniyetler seviyesine ulaşıp uluslararası yelpazesi daha geniş bir katılımlı bir organizasyon yapılabilinirmi nasıl ama gidişat bu yana biz bizden çıktık hayırlısı istikamet bakalım ne yana , yani maşallah Müslümanlıkla ve maneviyat örf adet ve geleneklerimizle taban tabana zıt , tasavvuf ile alakalı olmayan ne kadar gereksiz şeyler varsa burada mevcutdu,yahu niye abartıyosunuz diyenlere sadece şunu söylemek yeterlidir el emeği göz nuru bir örgüyü sökmek bir ilmiğe bağlıdır. Nasreddin Hocanın organizasyonundan da daha büyük ve anlamlı Allah ve resulullahın mukaddesatındaki birkaç günde bu arada geçti –gitti sessiz ve sedasız garip bir Ramazan fıtr bayramı ne şenlik ,ne tören ,ne havai fişek ,ne bayrak, ne sanatçı ama biryerde de doğru ramazanda oruçda tutanda yoktu ama oruçta tutmayıp aç kalanlarada iftar törenleri ve şenlikleride mevcuttu acaba iftar törenleri yerine hey millet şu akşamın teravih namazını Eskişehir veya Sivrihisar stadyumunda toplanıp allahı anıp manevi açlığımızı doyuralım diye bir davetiye yoktu ve yapılmadı tutan ve daha çok tutmayan iftar bahane yemek yiyelim işkembeyi dolduralım şahane sanki çok ihtiyaçları varmış gibi alakasız harcamalar islamiyetde dinimizde desinler diye böyle iftarlar yoktur iftar gerçekten aç olana ihtiyacı olana incitmeden sahuruyla verilir ne diyelim Allah cc bize çok veriyor, neyse gelelim biz esas konuya dünya toprağının altında sorgu , aba niyetine giyilmiş kefen ama en önemlisi sopa ellerinde hazır hoş geldiniz pankartları elinde zebaniler var bak o zaman sana günün şarkılarını hangi notayla söyletecekler böyle bir Allah dostununu onurunu heba etme hakkına girip devletin parasını halka değilde aleme akıttığının hesabı muhakkaki sebeb olanlara sorulacaktır Allah cc adalet sahibidir bu beldenin toprağında bir çok Allah dostu ikamet eder yani meskundur ve her şeyi görür ve bilirler ve gerektiğinde şahitlik edeceklerdir muhakkak hadisde derki görüpte yanlışı ifade etmeyen dilsiz şeytandır ,,,, hayat her zaman söylediğimiz şekliyle alıpta veremediğin içinde kalan sadece bir nefestir ,bu sebeble Allah dostunun gönlünü almak istersen gönül ehliyle hasbihal etki gönül ehli seni abad etsin gönül ehli hakkın lisanı ile halka, hakkın kelamından lafz eder hakkın kelamını duyan edeb edeni evliyalar ve melekler muhakkak hakka arz eder hakkın nazarına girene resulullah tebessüm eder ve şefaat eder. İtaat etmeyenide şeytan kendine binek edip ister ters biner ister düz biner ey insan akıllı ol şeytanı sırtına sakın bindirme o binmeden sen onun sırtına binki ahret durağına geldiğinde vakit geçip gitmesin her ten muhakkakki toprakla harman olacak ve hasadı yapılacaktır sen toprağına gitmeden rahmete sebep olacak tohumdan bolca ekesin, kabrinde de hasatın heybetli olsun resululah ve gönül dostlarının iltifatıyla hak seni gönül sofrasında baş köşesine oturtsun… Ercan KARA
Yorumlar - Yorum Yaz
MEHTER / TASAVVUF MÜZİK
SİTE HARİTASI
SAAT
Üyelik Girişi