CEMAZİYEL -EVVEL HAKİKAT DAMLASI
HADİS-İ ŞERİF IŞIĞINDA AHİRZAMAN “Siz öyle bir zamanda yaşıyorsunuz ki sizden biriniz emrolunduğu şeylerin onda birini terk etse helâk olur. Sonra öyle bir zaman gelecek ki sizden kim emrolunduğu şeyin onda birini yapsa kurtulur.” (Tirmizî, Fiten, 79/2267) “Öyle bir zaman gelecek ki o zaman şu üç şeyden daha kıymetli birşey olmayacaktır: Helal para, can u gönülden arkadaşlık yapılacak bir kardeş ve kendisiyle amel edilecek bir sünnet.” (Heysemî, I, 172) “Öyle bir zaman gelecek ki, kişi helâlden mi haramdan mı kazandığına aldırmayacak!” (Buharî, Büyû; 7) Ebu Said el-Hudrî’den rivayet edildiğine göre Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: “Aranızda öyle bir grup ortaya çıkacaktır ki, namazınızı onların namazları, oruçlarınızı onların oruçları ve diğer amellerinizi de onların amelleri yanında az göreceksiniz. onlar Kur’ân okurlar, fakat okudukları boğazlarından aşağı geçmez. onlar okun yaydan çıktığı gibi dinden çıkarlar...” (Buhârî, Fedâilü’l-Kur’ân, 36) “Öyle bir zaman gelecek ki okuma meraklı kurrâ çoğalacak; fakîhler ise azalacak ve bu sûretle ilim çekilip alınacak. Daha sonra öyle bir zaman gelecek ki insanların okudukları boğazlarından aşağı geçmeyecek.” (Hakim, Müstedrek, V, 504) “Şiddetli bir şekilde yaklaşan fitne sebebiyle vay insanların hâline. İnsanlar mü’min olarak sabahlar da akşam kâfir oluverirler. İnsanlar dinlerini küçük dünya menfaati karşılığı değiştiriverirler. İşte öyle zamanda dinlerinde sâbit kalabilenler ellerinde kor ateşi tutanlar gibidirler.” (Ahmed İbn Hanbel, Müsned, II, 390; Ayrıca bkz. Müslim, İman 186; Tirmizi, Fiten 30, (2196) “Öyle bir zaman gelecek ki bütün insanlar ribâ ile iş yapacak. Ondan sakınanlar dahi tozuna bulaşmak durumunda kalacaklar.” (Nesâî, Büyû 2; İbnu Mâce, Ticârât 58; İbn Hanbel, Müsned, IV, 494; Beyhakî Sünen, IV, 275) “Öyle bir zaman gelecek ki doğru söyleyenler yalanlanacak, yalancılar ise doğrulanacak. Güvenilir kimseler hain sayılacak, hâinlere güvenilecek. İnsanlardan şâhidlik etmeleri istenmediği halde şâhidlik edecekler, yemin etmeleri istenmediği halde yemin edecekler,” (Taberâni, XXIII, 314) “Öyle bir zaman gelecek ki insanlar iyiliği özendirmeyecek, kötülükten de sakındırmayacaklar.” (Heysemî, Mecmauz-zevâid, VII, 280) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “Muhakkak ki insanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, o vakit kişi altından sadaka ile (çarşı Pazar) dolaşır da bunu kendisinden sadaka olarak kabul edecek tek kişi bulamaz. O zaman, tek bir erkeğe kırk tane kadının tâbi olduğunu ve kadınların çokluğu ve erkeklerin azlığı sebebiyle ona sığındıklarını görürsün.” (Buhari, Zekât 9; MüsIim, Zekat 59) “Ben sizin dünya hırsıyla birbirinizle kapışmanızdan, birbirinizi katletmenizden ve sizden öncekiler gibi helâk olup gitmenizden korkuyorum.” (Müslim, Fezâil 31) “…Ben asıl sizin dünyayı elde etmek için birbirinizle kapışıp kavga etmenizden korkuyorum.” (Buhârî, Cenâiz 71, Menâkıb 25, Megâzî 27, Rikâk 7, 53; Müslim, Fezâil 30) Hz. Sevban radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “–Size çullanmak üzere, yabancı kavimlerin, tıpkı sofraya çağrışan yiyiciler gibi, birbirlerini çağıracakları zaman yakındır.” Orada bulunanlardan biri: “–O gün sayıca azlığımızdan mı bu durum başımıza gelecek?” diye sordu. “–Hayır, bilakis o gün siz çok olacaksınız. Lakin sizler bir selin getirip yığdığı çer-çöpler gibi hiçbir ağırlığı olmayan kimseler durumunda olacaksınız. Allah, düşmanlarınızın kalbinden size karşı korku duygusunu çıkaracak ve sizin kalplerinize zaafı atacak!” buyurdular. “–Zaaf da nedir ey Allah’ın Rasûlü?” denildi. “–Dünya sevgisi ve ölüm korkusu!” buyurdular.” (Ebu Davud, Melahim 5/4297) Ebu Ümeyye eş-Şa’bani anlatıyor: “Ey Ebu Sa’lebe dedim, şu ayet hakkında ne dersin?” (Mealen): “Ey iman edenler! Siz kendinize bakın. Siz doğru yolda oldukça, sapıtmış olanlar size zarar vermez.” (Maide 105) Bana şu cevabı verdi: “Gerçekten bunu, iyi bilen birine sordun. Zira ben aynı şeyi Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-’a sormuştum. Demişti ki: “Ma’rufa sarılın, münkerden de kaçının! Ne zaman uyulan bir cimrilik, takip edilen bir hevâ, (dine, ahirete) tercih edilen dünyalık görür, rey sahiplerinin (selefi dinlemeden) kendi reylerini beğendiklerini müşahade edersen, o zaman kendine bak. İnsanlarla uğraşmayı bırak. Zira (bu safhaya gelince) arkanızda sabır günleri var demektir. O günler avuçta ateş tutmak gibi (sıkıntılı)dır. O günlerde, sizin kadar amel yapabilen bir kimseye elli kişinin ecri verilecektir.” (Ebu Davud, Melahim 17/4341); Tirmizi, Tefsir, 5/3060); İbnu Mace, Fiten 21) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “-İnsanlar öyle günler görecek ki, katil niçin öldürdüğünü, maktul de niçin öldürüldüğünü bilemeyecek.” “-Bu nasıl olur?” diye soruldu. Şu cevabı verdi: “-Herçtir! Öldüren de ölen de ateştedir.” (Müslim, Fiten 56) Zübeyr İbnu Adiy rahimehullah anlatıyor: “Hz. Enes İbnu Mâlik radıyallahu anh’ın yanına girdik. Haccâc’ın bize yaptıklarını şikayet ettik. “-Sabredin, buyurdu. Zira öyle günlerle karşılaşacaksınız ki, her yeni gün, gidenden daha kötü olacak. Bu hal Rabbinize kavuşuncaya kadar devam edecek. Ben bunu, Rasûlunüz -sallallâhu aleyhi ve sellem-’den işittim.” (Buhari, Fiten 6; Tirmizi, Fiten 35/2206) Hz. Huzeyfe radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “-Bana kaç müslüman olduğunu sayıverin” buyurdular. Biz: “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bizim sayımız altı-yediyüze ulaşmış olduğu halde, hakkımızda korku mu taşıyorsunuz?” dedik. “-Siz bilemezsiniz, (çokluğunuza rağmen) imtihan olunabilirsiniz!” . Gerçekten öyle (belaya maruz kalıp) imtihan olunduk ki, içimizden namazını gizlice kılanlar oldu.” (Buhari, Cihad 181; Müslim, İman 235) Abdullah ibn-i Ömer -radıyallâhu anh- tarafından rivayet edilmiştir. Rasûlullâh –sallâllâhu aleyhi ve elem- bize yönelerek şöyle buyurdu: “Ey Muhacirler cemâati! Beş şey vardır ki, onlarla mübtelâ olacağınız zaman Ben sizlerin o şeylere erişmenizden Allâh’a sığınırım. Onlar şunlardır: 1- Bir milletin içinde zina, fuhuş ortaya çıkıp nihayet o millet bu suçu alenî olarak işlediğinde, mutlaka içlerinde taun hastalığı ve onlardan önce gelip-geçmiş milletlerde vuku bulmamış hastalıklar yayılır. 2- Ölçü ve tartıyı eksik yapan her millet mutlaka kıtlık, geçim sıkıntısı ve başlarındaki hükümdarların zulmü ile cezalandırılırlar. 3- Mallarının zekâtını vermekten kaçan her millet mutlaka yağmurdan menedilir (kuraklık cezası ile cezalandırılır) ve hayvanları olmasa (Allâh hayvanlara acımasa) onlara yağmur yağdırmaz. 4- Allâh’ın ahdini (emirlerini) ve Rasûlün sünnetini terk eden her milletin başına mutlaka Allâh kendilerinden olmayan düşmanı musallat eder ve düşman o milletin elindeki-avucundakilerin bir kısmını alır. 5- İmamları (yâni devlet adamları) Allâh’ın Kitabı ile amel etmeyip Allâh’ın indirdiği hükümlerden işlerine geleni seçtikçe Allâh onların hesabını kendi aralarında görür.” (İbn-i Mâce, Fiten, 22) Rasûlullah sallallahu aleyhi veselem şöyle buyurdu: “Fırat nehrinin suyu çekilip, aktığı yatakta bulunan bir altın dağı meydana çıkmadıkça ve kurtulup kazanan ben olayım diye birbiriyle çarpışan her yüz kişiden doksan dokuzu ölmedikçe kıyamet kopmaz.” (Buhârî, Fiten 24; Müslim, Fiten 29. Ayrıca bk. İbni Mâce, Fiten 25) Diğer bir rivayet ise şöyledir: “Pek yakında Fırat nehrinin suyu çekilerek aktığı yatakta bir altın hazinesi meydana çıkacaktır. O günü gören kimse, o hazineden kesinlikle bir şey almasın.” (Buhârî, Fiten 24; Müslim, Fiten 29-32. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Melâhim 13; Tirmizî, Sıfatü’l-cenne 26) “Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki kişi bir kabre uğrayıp üzerine abanarak: ‘Keşke bu kabrin içinde ben olsaydım’ demedikçe kıyamet kopmaz. Hâlbuki bu sözü ona söyleten din değil, belâ olacaktır.” (Buhârî, Fiten, 22; Müslim, Fiten, 53-54) Öyle bir zamanın geleceği, insanların kalblerinin dünya sevgisi ile dolacağı, cihadı zarar olarak görüp zekat vermeyi altından kalkılması zor bir borç olarak görecekleri bildirilir. (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 236/6322) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “-Beni İsrail üzerine gelen şeyler, aynıyla ümmetimin üzerine de gelecektir. Öyle ki onlardan aleni olarak annesine gelen olmuşsa, ümmetimden de bu çirkin işi mutlaka yapan olacaktır. Nitekim, Beni İsrail yetmişiki millete (dine, fırkaya) bölünmüştü. Benim ümmetim de yetmişüç millete bölünecektir. Bunlardan bir tanesi hariç hepsi ateştedir.” “-Bu fırka hangisidir?” diye soruldu. “-Benim ve ashabımın üzerinde olduğu şeyden ayrılmayanlardır!” buyurdular.” (Tirmizi, İman 18/2641) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “Ümeranız hayırlı olanlarınızdan iseler, zenginleriniz sehâvetkâr kimselerse, işlerinizi aranızda müşavere ile hallediyorsanız, bu durumda yerin üstü (hayat), altından (ölümden) hayırlıdır. Eğer ümeranız şerirlerinizden, zenginleriniz cimri ve işleriniz kadınların elinde ise, yerin altı üstünden, (ölmek yaşamaktan) daha hayırlıdır. (Çünkü artık dini ikame imkanı kalmaz).” (Tirmizi, Fiten 78/2266) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “-Gençlerinizin fıska düştüğü, kadınlarınızın azdığı zaman haliniz ne olur?” diye sormuştu. (Yanındakiler hayretle): “-Ey Allah’ın Rasûlü, yani böyle bir hal mi gelecek?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdu ve devam etti: “-Emr-i bi’l-ma’rufta bulunmadığınız, nehy-i ani’l-münker yapmadığınız vakit haliniz ne olur?” diye sordu. (Yanındakiler hayretle:) “-Yani bu olacak mı?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdular ve sormaya devam ettiler: “-Münkeri emredip, ma’rufu yasakladığınız zaman haliniz ne olur?” (Yanında bulunanlar iyice hayrete düşerek): “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bu mutlaka olacak mı?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdular ve devam ettiler: “-Ma’rufu münker, münkeri de ma’ruf addettiğiniz zaman haliniz ne olur?” (yanindeki Ashab:) “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bu mutlaka olacak mı?” diye sordular. “-Evet, olacak!” buyurdular.” (Heysemi, Mecma’u’z-Zevaid, VII, 281) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “İnsanların dünyaca en bahtiyarını âdi oğlu âdiler teşkil etmedikçe Kıyamet kopmaz.” (Tirmizi, Fiten 37/2209) Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-, yanındaki cemaate konuşurken, bir adam gelerek: “-Ey Allah’ın Rasûlü! Kıyamet ne zaman kopacak?” dedi. Sallallâhu aleyhi ve sellem- konuşmasına devam etti, sözlerini bitirdiği vakit: “-Sual sâhibi nerede?” buyurdular. Adam: “-İşte buradayım ey Allah’ın Rasûlü!” dedi. Sallallâhu aleyhi ve sellem-: “-Emanet zâyi edildiği vakit Kıyameti bekleyin!” buyurdular. Adam: “-Emanet nasıl zâyi edilir?” diye sordu. Efendimiz: “-İş, ehil olmayana tevdi edildi mi Kıyamet’i bekleyin!” buyurdular.” (Buhari, İlm 2, Rikâk 35) Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “Ümmetim onbeş şeyi yapmaya başlayınca ona büyük belanın gelmesi vâcip olur!” buyurmuşlardı. (Yanındakiler:) “Ey Allah’ın Rasûlü! Bunlar nelerdir?” diye sordular. Sallallâhu aleyhi ve sellem- saydı: -Ganimet (yani milli servet, fakir fukaraya uğramadan sadece zengin ve mevki sahibi kimseler arasında) tedavül eden bir metâ haline gelirse, -Emanet (edilen şeyleri emânet alan kimseler, sorumlu ve yetkililer, memurlar) ganimet (malı yerini tutup, yağmalayıp nefislerine helal) kıldıkları zaman, -Zekât (ödemeyi ibadet bilmeyip bir angarya ve) ceza telâkki ettikleri zaman. -Kişi annesinin hukukuna riayet etmeyip, kadınına itaat ettiği; -Babasından uzaklaşıp ahbabına yaklaştığı; -Mescidlerde (rıza-yı ilâhi gözetmeyen husûmet, alış-veriş, eğlence ve siyâsiyâta vs. müteallik) sesler yükseldiği zaman. -Kavme, onların en alçağı (erzel) reis olduğu; -(Devlet otoritesinin yetersizliği sebebiyle tedhiş ve zulümle insanları sindiren zorba) kişiye zararı dokunmasın diye hürmet edildiği; -(Çeşitli adlarla imal edilen) içkiler (serbestçe) içildiği; -İpek (haram bilinmeyip erkekler tarafından) giyildiği; -Çeşitli adlar altında şarkıcı kadınlar ve çalgı aletleri edinildiği; -Bu ümmetin sonradan gelen nesilleri, önceden gelip geçenlere (çeşitli ithamlar ve bahanelerle) hakâret ettiği zaman artık kızıl rüzgârı, (zelzeleyi), yere batışı (hasfı) veya suret değiştirmeyi (meshi) (veya gökten taş yağmasını, (kazfi) bekleyin.” (Tirmizi, Fiten 38/2210) Mikdam bin Ma’dikerb’in bir hizmetçisi vardı, süt satardı, Mikdam da karşılığında para alırdı. Ona: “-Sübhanallah, süt satıp para mı alıyorsun?” dediler. O da: “¬-Evet, bunda ne var ki? Ben Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-’in şöyle dediğini duydum: “-İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki o vakit dinar ve dirhemden başka bir şey fayda vermeyecek!” dedi. (Ahmed bin Hanbel, IV, 133) “Sizin üzerinize öyle bir zaman gelecek ki o vakit siz, iyilikleri emretmeyen ve kötülükleri yasaklamayan kimselerin en hayırlı kişiler olduğunu düşünürsünüz.” (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 686/8462) Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-: “-İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki o vakit müminin kalbi tuzun suda eridiği gibi eriyecek!” buyurdu. “-Niçin eriyecek yâ Rasûlallah?” diye sorulduğunda: “-Kötülükleri görüp de onları değiştirmeye güç yetiremediği için” buyurdu. (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 686/8463) Rabbim Bizleri Uyananlardan Eylesin İnşAllah.

KAPIDA Şeyh Muhammed Nazım El-Hakkani En-Nakşibendi Hz.’nin 29 Haziran 2012 Sohbeti

 KAPIDA Şeyh Muhammed Nazım El-Hakkani En-Nakşibendi Hz.’nin 29 Haziran 2012 Sohbeti, Ahir zamanda yaşıyoruz, herkesin kendi ahvalini tertib ettiği zamanda. Ve bizler yalnız kulluk/ubudiyet için yaratıldık. Ubudiyeti terk ettikleri vakit, Sema'dan üzerlerine çeşit türlü afetler geldi. Neuzubillah,Hafazan Allah! Rabbinize dönün ey insanlar! Ki O (svt) sizi dünyanın afetlerinden ve ahiretin azabından kurtarsın. Yoksa insan için ne dünyada, ne kabirde ne de ahirette kurtuluş ümidi yoktur. Neuzubillah! Ey insanlar! Ey insanlar! İkaz eden.. Her insan başka bir insan için uyarıcı olsun, uyandırsın. Bu mühimdir. Hükümet mühim değildir ama, bir insanın başkasını ikaz etmesi,uyarması mühimdir. Eğer bu yoksa, o zaman onlara ne demokrasiden ne seçimlerden, ne para ne hazinelerden fayda gelmez. Ey insanlar, ey insanlar.. Bizler Hak yolunu bıraktık. İnsanlar dosdoğru/müstakim olan yolu bıraktılar ve Sema üzerlerine istemedikleri şeyler yolladı. Onu reddetmek, geri çevirmek mümkün değil. Biz şimdi yaz zamanındayız, ama insanların üzerlerine gelen afet ve belaları geri döndürmek mümkün değil. Rab'lerine istiğfar ve tövbe edenler, ibadetlerine geri dönenler müstesna. Eğer kulluk yapmazlarsa, Semavi emir intikam alacak onlardan. Allah (svt) buyurdu, "De ki: O, sizin üstünüzden veya ayaklarınızın altından üzerinize bir azap göndermeye, veya sizi bölük bölük birbirinize katıp, sizin bir kısmınızın şiddetini, bir kısmınıza tattırmaya kaadirdir" (6:65) Ve o muhakkak, mücrimin/suçlular üzerine Semavi bir cezadır. Allah (svt) intikam alacak. Çünkü O (svt) "Azizun Züntikam- Azîz'dir, intikam sahibidir". Ey insanlar, Allah Azze ve Cel'i ciddiye alın ve Hak emirlere uyun! Hak emirleri ciddiye alın, hafife almayın yoksa sizi kurtaracak kimse olmaz. "Veya sizi bölük bölük birbirinize katıp (düşman edip)" (6:65) İşte biz şimdi bu noktaya geldik. Bu yüzden ey insanlar, Rabbinize dönün. Ubudiyetin hududlarını muhafaza edin ki Rabbimiz Celle ve Ala bize rahmet etsin, bu dünyanın bütün afetlerinden ve ahiretin azabından kurtarsın. Tövbe ya Rabbi. Fatiha. Evliyaullah'tan nakledilmiştir ki Mısır sel sularının altında kalacaktır. Bunlar "Saat"/Kıyametin alametlerindendir. Bu yüzden sakının ey Allah’ın kulları, kaçacak yeriniz olmaz. Bir kere Allah'ın Gadabı üzerinize geldikten sonra artık kendinizi kurtaracak bir tedbir alamazsınız. Nil-i Mübarek taşacak ve bütün ülkeyi kaplayacak. O zaman ölenlerin haddi hesabı olmaz. Allahu alem. Hatta mümkün ki bu, İmam-ı Şarani Hz tarafından da zikredilmiştir. Kendisi işaret etti ki Mısır'daki selde suların yetişeceği noktayı gösteren bir emare vardır minarenin üzerinde. Bu yüzden sakının ey Allah'ın kulları, Rabbinize dönün ki, O (svt) üzerinizden belaları kaldırsın ve gelecek belaları da uzaklaştırsın. Yoksa... Hafazan Allah, Hafazan Allah.. Yüzler değil binler gidecek selde. Bizi kurtar ya Rabbi. Tövbe ya Rabbi. Fatiha. Ey Mısır'ın alimleri! Allah'ın kullarını ikaz edin, ve onları uyandırın. Onları kapılarındaki beladan kurtarmak lazım.Page 2 Ey insanlar, bir insanın başka bir insanı yönetmesi mümkün değildir. İnsan eşeği yönetebilir ama başka bir insanı yönetemez. İnsanın idaresi Sema'dandır, dünyadan değil. Ve bu yüzden, dünyanın başından beri Allah'ın kullarının hükmü Kral ve Sultanlardaydı. Ve onların emsalleri kulların işlerini idare eder, yönetirdi. Onları bıraktıkları zaman, demektir ki artık şeytana tabi oldular. Ve şeytan milletleri en kötü, şerli ahvale götürür. Ey Mısırlılar, kendinizi kurtarın. Kendinizi seçimlerle, "şunu seçeceğiz, bunu seçeceğiz" diye meşgul etmeyin. Ama tövbe ile Rabbinize dönün, O sizi kurtarır. Bunlar Şaban-ı Muazzam'ın bu mübarek gecesinde kalbimize gelen birkaç kelime. Cuma gecesi..HafazanAllah, Ya Rabbi tübna ve reca'na ileyk. Fatiha. Türk’ün başına gelecek çok şey var ama Amuk ovasında büyük harb olur. İskenderun'un şeyidir o, Amuk Ovası derler. Orada muharebe olacak. O muharebe, melhame'dir, büyük muharebe. Semanin, 80 liva inecek yukarıdan o Amuk ovasına. 80 liva Şam tarafından gelecek. Bir liva manası, bir fırka. Fırkadan fazla. Fırkadan fazladır. Müslümanlar arasında harb olacak. Oraya Şam tarafından gelecek askerler üç fırkaya bölünür. İslam tarafında üç fırka olacak, bir fırkadakiler şehid olacak. Bir fırkadakiler kaçacaklar. Ve son fırkadakileri Allah (svt) sağlam tutacak ve onlar Benu Esfere galip gelecekler. Benu Esferi yenecekler İstanbul'a, Konstantaniyye'ye kapısına kadar ulaşacaklar. Sonra Mehdi (as) çıkacak. Allah bizi muhafaza etsin. Ya Rabbi Ya Allah. Ya Rabbi Ya Allah! Bu şeyler kitaplarda zikredilmiştir. Mısır'dan kadir ve kuvvetli bir adam gelecek. İsmi Ahmed olacak ve Mısır'ın tarafından Suriye'ye saldıracak. Ve bu adam, Allah Celle ve Ala'yı, O'nun azametini ve Sultanların şanını inkar eden bütün insanların köklerini kazıyacak. Hepsini çıkaracak. O sonra Suriye'ye ulaşacak, Amuk Ovasına gelene kadar, orada da melhame/büyük savaş olacak. Rivayet edilir ki İslam ehli, Allah ve Resulünü inkar eden o cemaati ortadan kaldıracak. Kellelerini vuracak, bir tanesi bile kalmayacak kaçmaya. Şam'dan gelecek bir kuvvet de var. Ve min Allahu tevfik. Bu, bütün insanların bilmesi gereken önemli bir meseledir. Denir ki, İslam'ın kuvveti Mısır'dan zuhur ettiği ve Suriye'ye geldiği zaman, denir ki "mim"- bunun manası Moskova'dır. Onlar yeryüzünden kaldırılacak. Onlardan hiçbir kuvvet kalmayacak, hatta yurtlarından bile kaçacaklar. Bu eski Arap ve Türk kitaplarında zikredilmiştir. Eski kitaplar. Ey insanlar, sakının! Rabbinize karşı dininizi, edebinizi ve ubudiyetinizi muhafaza edin. Akibetiniz güzel gelir. Yoksa o milyonlarla süpürülecek, imha edilecek insanlardan olursunuz. Hafazan Allah. Fatiha. Mısır'dan Ahmed gelir, diyor. Kılıç kana bulanır. Mim'i yüzü üzerine sürerler. Mim dediği Moskovdur. Bitirecekler, Moskov'dan eser kalmayacak. Hiç korkma, şimdi hazırlanıyor iş. Hafazan Allah. Allah...Fatiha.
MEHTER / TASAVVUF MÜZİK
SİTE HARİTASI
SAAT
Üyelik Girişi