CEMAZİYEL -EVVEL HAKİKAT DAMLASI
HADİS-İ ŞERİF IŞIĞINDA AHİRZAMAN “Siz öyle bir zamanda yaşıyorsunuz ki sizden biriniz emrolunduğu şeylerin onda birini terk etse helâk olur. Sonra öyle bir zaman gelecek ki sizden kim emrolunduğu şeyin onda birini yapsa kurtulur.” (Tirmizî, Fiten, 79/2267) “Öyle bir zaman gelecek ki o zaman şu üç şeyden daha kıymetli birşey olmayacaktır: Helal para, can u gönülden arkadaşlık yapılacak bir kardeş ve kendisiyle amel edilecek bir sünnet.” (Heysemî, I, 172) “Öyle bir zaman gelecek ki, kişi helâlden mi haramdan mı kazandığına aldırmayacak!” (Buharî, Büyû; 7) Ebu Said el-Hudrî’den rivayet edildiğine göre Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: “Aranızda öyle bir grup ortaya çıkacaktır ki, namazınızı onların namazları, oruçlarınızı onların oruçları ve diğer amellerinizi de onların amelleri yanında az göreceksiniz. onlar Kur’ân okurlar, fakat okudukları boğazlarından aşağı geçmez. onlar okun yaydan çıktığı gibi dinden çıkarlar...” (Buhârî, Fedâilü’l-Kur’ân, 36) “Öyle bir zaman gelecek ki okuma meraklı kurrâ çoğalacak; fakîhler ise azalacak ve bu sûretle ilim çekilip alınacak. Daha sonra öyle bir zaman gelecek ki insanların okudukları boğazlarından aşağı geçmeyecek.” (Hakim, Müstedrek, V, 504) “Şiddetli bir şekilde yaklaşan fitne sebebiyle vay insanların hâline. İnsanlar mü’min olarak sabahlar da akşam kâfir oluverirler. İnsanlar dinlerini küçük dünya menfaati karşılığı değiştiriverirler. İşte öyle zamanda dinlerinde sâbit kalabilenler ellerinde kor ateşi tutanlar gibidirler.” (Ahmed İbn Hanbel, Müsned, II, 390; Ayrıca bkz. Müslim, İman 186; Tirmizi, Fiten 30, (2196) “Öyle bir zaman gelecek ki bütün insanlar ribâ ile iş yapacak. Ondan sakınanlar dahi tozuna bulaşmak durumunda kalacaklar.” (Nesâî, Büyû 2; İbnu Mâce, Ticârât 58; İbn Hanbel, Müsned, IV, 494; Beyhakî Sünen, IV, 275) “Öyle bir zaman gelecek ki doğru söyleyenler yalanlanacak, yalancılar ise doğrulanacak. Güvenilir kimseler hain sayılacak, hâinlere güvenilecek. İnsanlardan şâhidlik etmeleri istenmediği halde şâhidlik edecekler, yemin etmeleri istenmediği halde yemin edecekler,” (Taberâni, XXIII, 314) “Öyle bir zaman gelecek ki insanlar iyiliği özendirmeyecek, kötülükten de sakındırmayacaklar.” (Heysemî, Mecmauz-zevâid, VII, 280) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “Muhakkak ki insanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, o vakit kişi altından sadaka ile (çarşı Pazar) dolaşır da bunu kendisinden sadaka olarak kabul edecek tek kişi bulamaz. O zaman, tek bir erkeğe kırk tane kadının tâbi olduğunu ve kadınların çokluğu ve erkeklerin azlığı sebebiyle ona sığındıklarını görürsün.” (Buhari, Zekât 9; MüsIim, Zekat 59) “Ben sizin dünya hırsıyla birbirinizle kapışmanızdan, birbirinizi katletmenizden ve sizden öncekiler gibi helâk olup gitmenizden korkuyorum.” (Müslim, Fezâil 31) “…Ben asıl sizin dünyayı elde etmek için birbirinizle kapışıp kavga etmenizden korkuyorum.” (Buhârî, Cenâiz 71, Menâkıb 25, Megâzî 27, Rikâk 7, 53; Müslim, Fezâil 30) Hz. Sevban radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “–Size çullanmak üzere, yabancı kavimlerin, tıpkı sofraya çağrışan yiyiciler gibi, birbirlerini çağıracakları zaman yakındır.” Orada bulunanlardan biri: “–O gün sayıca azlığımızdan mı bu durum başımıza gelecek?” diye sordu. “–Hayır, bilakis o gün siz çok olacaksınız. Lakin sizler bir selin getirip yığdığı çer-çöpler gibi hiçbir ağırlığı olmayan kimseler durumunda olacaksınız. Allah, düşmanlarınızın kalbinden size karşı korku duygusunu çıkaracak ve sizin kalplerinize zaafı atacak!” buyurdular. “–Zaaf da nedir ey Allah’ın Rasûlü?” denildi. “–Dünya sevgisi ve ölüm korkusu!” buyurdular.” (Ebu Davud, Melahim 5/4297) Ebu Ümeyye eş-Şa’bani anlatıyor: “Ey Ebu Sa’lebe dedim, şu ayet hakkında ne dersin?” (Mealen): “Ey iman edenler! Siz kendinize bakın. Siz doğru yolda oldukça, sapıtmış olanlar size zarar vermez.” (Maide 105) Bana şu cevabı verdi: “Gerçekten bunu, iyi bilen birine sordun. Zira ben aynı şeyi Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-’a sormuştum. Demişti ki: “Ma’rufa sarılın, münkerden de kaçının! Ne zaman uyulan bir cimrilik, takip edilen bir hevâ, (dine, ahirete) tercih edilen dünyalık görür, rey sahiplerinin (selefi dinlemeden) kendi reylerini beğendiklerini müşahade edersen, o zaman kendine bak. İnsanlarla uğraşmayı bırak. Zira (bu safhaya gelince) arkanızda sabır günleri var demektir. O günler avuçta ateş tutmak gibi (sıkıntılı)dır. O günlerde, sizin kadar amel yapabilen bir kimseye elli kişinin ecri verilecektir.” (Ebu Davud, Melahim 17/4341); Tirmizi, Tefsir, 5/3060); İbnu Mace, Fiten 21) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “-İnsanlar öyle günler görecek ki, katil niçin öldürdüğünü, maktul de niçin öldürüldüğünü bilemeyecek.” “-Bu nasıl olur?” diye soruldu. Şu cevabı verdi: “-Herçtir! Öldüren de ölen de ateştedir.” (Müslim, Fiten 56) Zübeyr İbnu Adiy rahimehullah anlatıyor: “Hz. Enes İbnu Mâlik radıyallahu anh’ın yanına girdik. Haccâc’ın bize yaptıklarını şikayet ettik. “-Sabredin, buyurdu. Zira öyle günlerle karşılaşacaksınız ki, her yeni gün, gidenden daha kötü olacak. Bu hal Rabbinize kavuşuncaya kadar devam edecek. Ben bunu, Rasûlunüz -sallallâhu aleyhi ve sellem-’den işittim.” (Buhari, Fiten 6; Tirmizi, Fiten 35/2206) Hz. Huzeyfe radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “-Bana kaç müslüman olduğunu sayıverin” buyurdular. Biz: “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bizim sayımız altı-yediyüze ulaşmış olduğu halde, hakkımızda korku mu taşıyorsunuz?” dedik. “-Siz bilemezsiniz, (çokluğunuza rağmen) imtihan olunabilirsiniz!” . Gerçekten öyle (belaya maruz kalıp) imtihan olunduk ki, içimizden namazını gizlice kılanlar oldu.” (Buhari, Cihad 181; Müslim, İman 235) Abdullah ibn-i Ömer -radıyallâhu anh- tarafından rivayet edilmiştir. Rasûlullâh –sallâllâhu aleyhi ve elem- bize yönelerek şöyle buyurdu: “Ey Muhacirler cemâati! Beş şey vardır ki, onlarla mübtelâ olacağınız zaman Ben sizlerin o şeylere erişmenizden Allâh’a sığınırım. Onlar şunlardır: 1- Bir milletin içinde zina, fuhuş ortaya çıkıp nihayet o millet bu suçu alenî olarak işlediğinde, mutlaka içlerinde taun hastalığı ve onlardan önce gelip-geçmiş milletlerde vuku bulmamış hastalıklar yayılır. 2- Ölçü ve tartıyı eksik yapan her millet mutlaka kıtlık, geçim sıkıntısı ve başlarındaki hükümdarların zulmü ile cezalandırılırlar. 3- Mallarının zekâtını vermekten kaçan her millet mutlaka yağmurdan menedilir (kuraklık cezası ile cezalandırılır) ve hayvanları olmasa (Allâh hayvanlara acımasa) onlara yağmur yağdırmaz. 4- Allâh’ın ahdini (emirlerini) ve Rasûlün sünnetini terk eden her milletin başına mutlaka Allâh kendilerinden olmayan düşmanı musallat eder ve düşman o milletin elindeki-avucundakilerin bir kısmını alır. 5- İmamları (yâni devlet adamları) Allâh’ın Kitabı ile amel etmeyip Allâh’ın indirdiği hükümlerden işlerine geleni seçtikçe Allâh onların hesabını kendi aralarında görür.” (İbn-i Mâce, Fiten, 22) Rasûlullah sallallahu aleyhi veselem şöyle buyurdu: “Fırat nehrinin suyu çekilip, aktığı yatakta bulunan bir altın dağı meydana çıkmadıkça ve kurtulup kazanan ben olayım diye birbiriyle çarpışan her yüz kişiden doksan dokuzu ölmedikçe kıyamet kopmaz.” (Buhârî, Fiten 24; Müslim, Fiten 29. Ayrıca bk. İbni Mâce, Fiten 25) Diğer bir rivayet ise şöyledir: “Pek yakında Fırat nehrinin suyu çekilerek aktığı yatakta bir altın hazinesi meydana çıkacaktır. O günü gören kimse, o hazineden kesinlikle bir şey almasın.” (Buhârî, Fiten 24; Müslim, Fiten 29-32. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Melâhim 13; Tirmizî, Sıfatü’l-cenne 26) “Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki kişi bir kabre uğrayıp üzerine abanarak: ‘Keşke bu kabrin içinde ben olsaydım’ demedikçe kıyamet kopmaz. Hâlbuki bu sözü ona söyleten din değil, belâ olacaktır.” (Buhârî, Fiten, 22; Müslim, Fiten, 53-54) Öyle bir zamanın geleceği, insanların kalblerinin dünya sevgisi ile dolacağı, cihadı zarar olarak görüp zekat vermeyi altından kalkılması zor bir borç olarak görecekleri bildirilir. (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 236/6322) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “-Beni İsrail üzerine gelen şeyler, aynıyla ümmetimin üzerine de gelecektir. Öyle ki onlardan aleni olarak annesine gelen olmuşsa, ümmetimden de bu çirkin işi mutlaka yapan olacaktır. Nitekim, Beni İsrail yetmişiki millete (dine, fırkaya) bölünmüştü. Benim ümmetim de yetmişüç millete bölünecektir. Bunlardan bir tanesi hariç hepsi ateştedir.” “-Bu fırka hangisidir?” diye soruldu. “-Benim ve ashabımın üzerinde olduğu şeyden ayrılmayanlardır!” buyurdular.” (Tirmizi, İman 18/2641) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “Ümeranız hayırlı olanlarınızdan iseler, zenginleriniz sehâvetkâr kimselerse, işlerinizi aranızda müşavere ile hallediyorsanız, bu durumda yerin üstü (hayat), altından (ölümden) hayırlıdır. Eğer ümeranız şerirlerinizden, zenginleriniz cimri ve işleriniz kadınların elinde ise, yerin altı üstünden, (ölmek yaşamaktan) daha hayırlıdır. (Çünkü artık dini ikame imkanı kalmaz).” (Tirmizi, Fiten 78/2266) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “-Gençlerinizin fıska düştüğü, kadınlarınızın azdığı zaman haliniz ne olur?” diye sormuştu. (Yanındakiler hayretle): “-Ey Allah’ın Rasûlü, yani böyle bir hal mi gelecek?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdu ve devam etti: “-Emr-i bi’l-ma’rufta bulunmadığınız, nehy-i ani’l-münker yapmadığınız vakit haliniz ne olur?” diye sordu. (Yanındakiler hayretle:) “-Yani bu olacak mı?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdular ve sormaya devam ettiler: “-Münkeri emredip, ma’rufu yasakladığınız zaman haliniz ne olur?” (Yanında bulunanlar iyice hayrete düşerek): “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bu mutlaka olacak mı?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdular ve devam ettiler: “-Ma’rufu münker, münkeri de ma’ruf addettiğiniz zaman haliniz ne olur?” (yanindeki Ashab:) “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bu mutlaka olacak mı?” diye sordular. “-Evet, olacak!” buyurdular.” (Heysemi, Mecma’u’z-Zevaid, VII, 281) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “İnsanların dünyaca en bahtiyarını âdi oğlu âdiler teşkil etmedikçe Kıyamet kopmaz.” (Tirmizi, Fiten 37/2209) Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-, yanındaki cemaate konuşurken, bir adam gelerek: “-Ey Allah’ın Rasûlü! Kıyamet ne zaman kopacak?” dedi. Sallallâhu aleyhi ve sellem- konuşmasına devam etti, sözlerini bitirdiği vakit: “-Sual sâhibi nerede?” buyurdular. Adam: “-İşte buradayım ey Allah’ın Rasûlü!” dedi. Sallallâhu aleyhi ve sellem-: “-Emanet zâyi edildiği vakit Kıyameti bekleyin!” buyurdular. Adam: “-Emanet nasıl zâyi edilir?” diye sordu. Efendimiz: “-İş, ehil olmayana tevdi edildi mi Kıyamet’i bekleyin!” buyurdular.” (Buhari, İlm 2, Rikâk 35) Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “Ümmetim onbeş şeyi yapmaya başlayınca ona büyük belanın gelmesi vâcip olur!” buyurmuşlardı. (Yanındakiler:) “Ey Allah’ın Rasûlü! Bunlar nelerdir?” diye sordular. Sallallâhu aleyhi ve sellem- saydı: -Ganimet (yani milli servet, fakir fukaraya uğramadan sadece zengin ve mevki sahibi kimseler arasında) tedavül eden bir metâ haline gelirse, -Emanet (edilen şeyleri emânet alan kimseler, sorumlu ve yetkililer, memurlar) ganimet (malı yerini tutup, yağmalayıp nefislerine helal) kıldıkları zaman, -Zekât (ödemeyi ibadet bilmeyip bir angarya ve) ceza telâkki ettikleri zaman. -Kişi annesinin hukukuna riayet etmeyip, kadınına itaat ettiği; -Babasından uzaklaşıp ahbabına yaklaştığı; -Mescidlerde (rıza-yı ilâhi gözetmeyen husûmet, alış-veriş, eğlence ve siyâsiyâta vs. müteallik) sesler yükseldiği zaman. -Kavme, onların en alçağı (erzel) reis olduğu; -(Devlet otoritesinin yetersizliği sebebiyle tedhiş ve zulümle insanları sindiren zorba) kişiye zararı dokunmasın diye hürmet edildiği; -(Çeşitli adlarla imal edilen) içkiler (serbestçe) içildiği; -İpek (haram bilinmeyip erkekler tarafından) giyildiği; -Çeşitli adlar altında şarkıcı kadınlar ve çalgı aletleri edinildiği; -Bu ümmetin sonradan gelen nesilleri, önceden gelip geçenlere (çeşitli ithamlar ve bahanelerle) hakâret ettiği zaman artık kızıl rüzgârı, (zelzeleyi), yere batışı (hasfı) veya suret değiştirmeyi (meshi) (veya gökten taş yağmasını, (kazfi) bekleyin.” (Tirmizi, Fiten 38/2210) Mikdam bin Ma’dikerb’in bir hizmetçisi vardı, süt satardı, Mikdam da karşılığında para alırdı. Ona: “-Sübhanallah, süt satıp para mı alıyorsun?” dediler. O da: “¬-Evet, bunda ne var ki? Ben Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-’in şöyle dediğini duydum: “-İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki o vakit dinar ve dirhemden başka bir şey fayda vermeyecek!” dedi. (Ahmed bin Hanbel, IV, 133) “Sizin üzerinize öyle bir zaman gelecek ki o vakit siz, iyilikleri emretmeyen ve kötülükleri yasaklamayan kimselerin en hayırlı kişiler olduğunu düşünürsünüz.” (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 686/8462) Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-: “-İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki o vakit müminin kalbi tuzun suda eridiği gibi eriyecek!” buyurdu. “-Niçin eriyecek yâ Rasûlallah?” diye sorulduğunda: “-Kötülükleri görüp de onları değiştirmeye güç yetiremediği için” buyurdu. (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 686/8463) Rabbim Bizleri Uyananlardan Eylesin İnşAllah.

DOĞRULAR AÇIĞA ÇIKACAKTIR 6/ KASIM /2017

 DOĞRULAR AÇIĞA ÇIKACAKTIR Yurtdışı sohbeti Şeyh Mehmet Efendi’nin 6 Kasım 2017 Sohbeti Es selamun Aleykum ve Rahmetullahi ve berekatuhu. Euzubillahimineşşeytanirraciym Bismillahirrahmanirrahim. Ves selatu vesselamu ala Rasuline Muhammedin Seyyidil evveline vel ahiriyn. Meded ya Rasulullah, meded ya Sadatı Ashabı Rasulillah, meded ya Meşhayihina, destur. Mevlana Şeyh Abdullah el-Faiz ed-Dağıstani. Şeyh Muhammed Nazım el-Hakkani meded. Tarikatuna es sohbe vel hayru fi cemiyyah. Peygamber'den صلى الله عليه وسلم beri İslam şimdi, onu Allah جل جلاله koruyor iyi insanlarla salihlerle ulema, alimlerle, dürüst alimler. Onlar, Allah جل جلاله onlara dinin bu sevgisini verdi, İslam için, savunmak için ve gece gündüz yorulmaları için fakat şikayet etmek için değil sadece mutlu olup bu dine Allah جل جلاله rızası için hizmet etmek için. Tabii ki şeytan ve takipçisi de var bunu yıkmaya çalışan fakat Allah جل جلاله O جل جلاله bir şey isterse Allah جل جلاله bize yardım eder. Ve Müslümanların dört mezhepleri var- mezhebin anlamı yol ve özel eğitim. Mezhepler, dört mezhebe hak diyoruz. Beşincisi yok. Ehli sünnet vel cemaatin dışındadır. Bu sefer bunun gibi fakat eskiden her sahabenin kendi mezhebi vardı, kendi yolu, çünkü onlar Peygamberle صلى الله عليه وسلم beraberlerdi ve Peygamber'in صلى الله عليه وسلم nasıl yaptığını görüyorlardı, o yapıyordu. Yüz binden fazla mezhep. Fakat her birisi başka insanı eğitmiyor. Yani sonunda belki yüz tane, onlardan çoğu da. Çünkü çok fazla insanlar bilmiyorlar veya anlamıyorlar, sonunda dört mezhep var ve hepsi doğru yoldalar. Allah'ın جل جلاله yolunu sevmeyen insanlar, şeytanı severler, nefislerin, onlar mutluluk zannediyorlar fakat mutluluk değil. Buna saldırıyorlar çünkü bu direk İslam içindir. Günümüzde ehli sünnet vel cemaat dört mezhep için direktir. Fakat şimdi, devrimci olduklarını iddia edenler, İslam'ın şimdi eski moda olduğunu söylerler. Onu yeniden düzenlemelisin, onu yenilemelisin. Bu dini yeniden tasarlamalısın. Bu.. Bu eski ev veya eski mobilya değil ki antika insanlara verip temizletip ve bir şey yapmak için. Hayır. Bu insan, gerçek insan tarafından yapıldı, Allah جل جلاله için sevildi. Allah جل جلاله onları seçti bu vazife için. Çünkü bu bölgedesin- takip ediyorsun burada çoğu Şafi mezhebini takip ediyor. Malezya, Endonezya, Hindistan'ın bazıları, çoğu Arap ülkesi, onlar şafidir. Şafilerin milyonlarca, yüz milyonlarca takipçileri var. Ve İmam Şafi nasıldı- bir sahabenin torunuydu ve annesi de Peygamber'den صلى الله عليه وسلم idi- Seyyidina Hasan'ın büyük, büyük torunu, Hüseyin'den değil Hasan'dan. Fakat babası da Peygamberler صلى الله عليه وسلم aynı çizgide. O Seyyidina Muhammed'in صلى الله عليه وسلم dedesidir. Ve Gazze Filistin'de doğdu. Gazze'yi biliyorsunuz, herkes biliyor, şimdi meşhur.Fakat o çok küçükken, çok bebekken belki halen yürüyemezken, babası vefat etti ve annesi onu Mekke'ye götürdü çünkü ailesi oradaydı. İki yaşındayken ve altı yaşında onu okula verdi. Bir yılda Kur'an'in kalpten okudu, kalpten okumayı öğrendi. Ve o çok keskin zekalıydı. On iki yaşında ulemalara, bu insanlara Mekke'de fetva verdi. Annesi...o onlar... O ''Ben Mekke'deyken o zamanda çok ulema vardı, ders veren çok alimler vardı fakat biz çok fakirdik'' dedi. ''Yazmak için kağıt bulamadım. Kemik üzerine yazıyordum, bu deve kemiği veya hatırlamak için başka bir şeydi'' dedi. Ve o İmam Malik hakkında işittim. İmam Malik, Maliki Mezhebi- Medine'deydi. Hadis için Muvatta diye büyük kitabı vardı. ''Bunu işittiğimde, çok alimden ders alıyordum, burada işittiğimde onunla buluşmak için Medine'ye gittim, ondan ilim istemek için. Ve Medine'ye ulaştığımda beni karşıladı ve ''Sen kimsin?'' dedi. Ona senden ders almaya geldim'' dedim. Ve ona, ''Yarın gel ve seninle beraber bu kitabı okuyacak birini getireceğim'' dedi. Ona '' Bunu kalbimden biliyorum. Okumak için öğrendim'' dedi. Ve o ''Yarın gel'' dedi ve o ''Ben büyük kitaptan okuyordum. O benden memnundu'' dedi. ''İmam Malik imam olarak en çok ilmi olandır,'' dedi. imam en yüksek demektir. ''Her dur dediğimde- belki yorulmuştur veya bıkmıştır diye- benden memnundu, okuma şivemle ve ''Oku oku oku'' dedi, bir oturuşta bu kitabı bitirene kadar. Bundan sonra dokuz senede beni alıp tüm ilmi verdi'' dedi. Dokuz yıl sonra mezun oldum. Yaklaşık otuz yaşındaydı. Oradan onu Yemen'e hakim olmak için gönderdiler. Yemen'de beş yıl hakim oldu. Bundan sonra ''Irak hakkında işittim ve oraya annesiyle gittim ve orada İmam Muhammed'i buldum'' dedi. İmam Muhammed Seyyidina Ebu Hanife'nin talebesidir. Ebu Hanife İmam-u Azam'dır, en büyük alim, dedi onun hakkında. Hanefi mezhebi, bu Hanefi mezhebinde de yüz milyon insan var. ''Ondan bu ilim aldım. ve o gerçekten bilgili birisiydi. Ondan öğrendiğim ilimle bir deve dolusu kitap yazabilirim'' dedi. O çok bilgiliydi ve onun imamı, ustası, Şeyhi, Seyyidina Ebu Hanife tüm bu ulemaları beslemeye yeterliydi. Ondan sonra geri Medine, Mekke'ye döndü. O insanları eğitiyordu ve tam olarak nasıl içtihat edileceğini, fetva verileceğini çünkü dilde, Arap dilinde de bilgiliydi, çünkü o Mekke'deydi ve etrafında bu kabilesinin Arapçası çok netti. Onlar biliyor, onlardan öğreniyorlar. Ve o biliyor, Kur'an'dan, hadisten nasıl alındığını ve o bundan alırdı. Seyyidina Ebu... Ebu Hanife'den ders alırdı, onun talebesi İmam Muhammed ve Seyyidina Malik ibn Enes ki Maliki mezhebindeydi. Ve baktı ve bu Şafi mezhebini yaptı ve herkes onu imam olarak kabul etti. Bu mezhep de hak dediler. Ve ''Belki bunun için gençken Peygamber'i صلى الله عليه وسلم gördüm. O صلى الله عليه وسلم ağzındaki mübarek sudan aldı ve onun ağzına koydu ve bu ilmi ondan aldım dedi.'' Onlar Peygamber'e صلى الله عليه وسلم saygı duyuyorlar ve onlar evliyaullah'tır. Onlar evliyaullah bunun için herkes, belki bu mezhepten binlerce evliyaullah vardır çünkü bu mezhep, haktır. Dağıstani insanları da bundandır.Mevlana Şeyh Abdullah el-Faizi Dağıstani, Mevlana Şeyh Şerafettin ed-Dağıstani, Cemalettin Gumuki hepsi Şafi mezhebinden. Ve o da Salimur Rai'den aldı- o Şeyh'i ile tasavvuftaydı. Ve onun da büyük kerameti vardı. Gerçek keramet evliyaullahın yaptığıydı. Bir zaman, meşhur Harun-u Reşid'in zamanında, yaşıyordu- meşhur halife. Halife Bizans imparatorundan vergi alıyordu, kendi aralarında sorun olmasın diye vergi alıyordu. Fakat onlar çok para ve altın ve bir şey veriyordu, çok şey. Böylece bıktılar ve bu imparator halifeye, ''Sana dört yüz papaz rahip göndereceğim ki Müslüman imam meşayihlerle tartışın. Ve eğer onlar kazanırsa artık vermeyeceğiz. Eğer kazanmazsa, biz kazanmazsak, size ödemeye devam edeceğiz.'' Ve Seyyidina Sultan Harun-u Reşid Seyyidina İmam Şafi'yi çağırdı ve ona gel bak ne istiyorlar dedi. Onlar geldiler ve onu Dicle dedikleri nehre götürdüler. İngilizce'de başka bir ismi var fakat İngilizce de yok biz biliyoruz- zannedersem Tigris, bunun gibi bir şey. Dicle. Onların hepsi geldi, dört yüze yakın rahip ve İmam Şafi geldi ve bu seccadeyi, seccadeyi getirdi. Ve geldi ve nehre gitti ve bu seccadeyi nehrin üstüne attı. Ve üstüne oturdu ve, ''Sizinle tartışmaya geldim'' dedi, onlar söyledi. Onlar bunu gördüklerinde hepsi Müslüman oldu. Bu hakiki dindir ve onların hepsi Müslüman oldular. Bu onun kerameti ve bunun gibi çok kerameti vardı. Ve İmparator bunu işittiğinde papaza ne yaptı, hepsi Müslüman oldular, ''Onu buraya çağırmadığım için çok mutluyum. Eğer o buraya gelseydi hepimiz Müslüman olurduk'' dedi. Böyle dedi ve tabii ki onun hepsini Müslüman edecek gücü vardı fakat Allah جل جلاله bunun için farklı şey istiyordu, yani. Şeriat ve tarikat, evliyaullah her zaman beraberdir. Şeriatı takip etmeyen, mezhebi takip etmez, onlar yoldan çıkmıştır. Allah جل جلاله onlara bakmayacak çünkü onlar nefislerini takip ediyorlar. Bunu kim yapabilir? Yirmi yıl okur ve eğitim alır ve paraya hiç kıymet vermez. O da hiç paraya bakmaz. Bir defasında Yemen'den geliyordu- onu davet etti ve geldiğinde ona on bin dirhem verdi. O Mekke'ye geldi. Mekke'ye girmeden önce, bir çadır yaptı ve insanları çağırdı- ''Ben geliyorum beni görmeye gelebilirsiniz.'' Tüm insanlar onu çok seviyorlardı. Herkes ona geldi. Ne istiyorlarsa, istediler. Onlar ne... ve çok fakir insanlar da vardı ona verdiler. Ta ki bitene kadar. ''Oh, şimdi mutluyum. Şimdi hafifledim'' dedi. Ve bir defasından o Kabe'den evine geldiğinde, zengin bir adam ona verdiğinde- hizmetçisiyle ona çantayla altın gönderdi, çanta, küçük çanta. Onunla beraber olan birisi, ''Onu böyle görünce, ona bunu verdiler, ve bir süre sonra adam geldi ''Benim karım onun şimdi çocuğu var ve benim bir şeyi yok'' dedi. Açmadan ona verdi'' Ve o dünyaya çok ehemmiyet vermiyordu, sadece bu insanlara yardım etmek istiyordu. Mezhebe karşı gelenlere, İslam’ı yine yeniliyordu, onların hep düşündüğü- para. Çünkü bunu söyleyen, İslam’ı yıkmak için, dini yıkmak için onlara birileri para veriyordu.Fakat, elhamdülillah başlangıçtan beri biz, bazı ulemalar kendilerine biz de bu yeni fikirleri takip ediyoruz dediler, fakat, elhamdülillah, çok insan görüyoruz, sessiz insanlar, onlar hakla, doğruyla beraberler. Ve onlar konuştuğunda, mutluyuz. Bu memlekette çok hazine var, elhamdülillah. İnşaAllah, doğru her zaman yükselir. Size teşekkürler. Ve Min Allahi Tevfik el-Fatiha.
MEHTER / TASAVVUF MÜZİK
SİTE HARİTASI
SAAT
Üyelik Girişi