CEMAZİYEL -EVVEL HAKİKAT DAMLASI
HADİS-İ ŞERİF IŞIĞINDA AHİRZAMAN “Siz öyle bir zamanda yaşıyorsunuz ki sizden biriniz emrolunduğu şeylerin onda birini terk etse helâk olur. Sonra öyle bir zaman gelecek ki sizden kim emrolunduğu şeyin onda birini yapsa kurtulur.” (Tirmizî, Fiten, 79/2267) “Öyle bir zaman gelecek ki o zaman şu üç şeyden daha kıymetli birşey olmayacaktır: Helal para, can u gönülden arkadaşlık yapılacak bir kardeş ve kendisiyle amel edilecek bir sünnet.” (Heysemî, I, 172) “Öyle bir zaman gelecek ki, kişi helâlden mi haramdan mı kazandığına aldırmayacak!” (Buharî, Büyû; 7) Ebu Said el-Hudrî’den rivayet edildiğine göre Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: “Aranızda öyle bir grup ortaya çıkacaktır ki, namazınızı onların namazları, oruçlarınızı onların oruçları ve diğer amellerinizi de onların amelleri yanında az göreceksiniz. onlar Kur’ân okurlar, fakat okudukları boğazlarından aşağı geçmez. onlar okun yaydan çıktığı gibi dinden çıkarlar...” (Buhârî, Fedâilü’l-Kur’ân, 36) “Öyle bir zaman gelecek ki okuma meraklı kurrâ çoğalacak; fakîhler ise azalacak ve bu sûretle ilim çekilip alınacak. Daha sonra öyle bir zaman gelecek ki insanların okudukları boğazlarından aşağı geçmeyecek.” (Hakim, Müstedrek, V, 504) “Şiddetli bir şekilde yaklaşan fitne sebebiyle vay insanların hâline. İnsanlar mü’min olarak sabahlar da akşam kâfir oluverirler. İnsanlar dinlerini küçük dünya menfaati karşılığı değiştiriverirler. İşte öyle zamanda dinlerinde sâbit kalabilenler ellerinde kor ateşi tutanlar gibidirler.” (Ahmed İbn Hanbel, Müsned, II, 390; Ayrıca bkz. Müslim, İman 186; Tirmizi, Fiten 30, (2196) “Öyle bir zaman gelecek ki bütün insanlar ribâ ile iş yapacak. Ondan sakınanlar dahi tozuna bulaşmak durumunda kalacaklar.” (Nesâî, Büyû 2; İbnu Mâce, Ticârât 58; İbn Hanbel, Müsned, IV, 494; Beyhakî Sünen, IV, 275) “Öyle bir zaman gelecek ki doğru söyleyenler yalanlanacak, yalancılar ise doğrulanacak. Güvenilir kimseler hain sayılacak, hâinlere güvenilecek. İnsanlardan şâhidlik etmeleri istenmediği halde şâhidlik edecekler, yemin etmeleri istenmediği halde yemin edecekler,” (Taberâni, XXIII, 314) “Öyle bir zaman gelecek ki insanlar iyiliği özendirmeyecek, kötülükten de sakındırmayacaklar.” (Heysemî, Mecmauz-zevâid, VII, 280) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “Muhakkak ki insanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, o vakit kişi altından sadaka ile (çarşı Pazar) dolaşır da bunu kendisinden sadaka olarak kabul edecek tek kişi bulamaz. O zaman, tek bir erkeğe kırk tane kadının tâbi olduğunu ve kadınların çokluğu ve erkeklerin azlığı sebebiyle ona sığındıklarını görürsün.” (Buhari, Zekât 9; MüsIim, Zekat 59) “Ben sizin dünya hırsıyla birbirinizle kapışmanızdan, birbirinizi katletmenizden ve sizden öncekiler gibi helâk olup gitmenizden korkuyorum.” (Müslim, Fezâil 31) “…Ben asıl sizin dünyayı elde etmek için birbirinizle kapışıp kavga etmenizden korkuyorum.” (Buhârî, Cenâiz 71, Menâkıb 25, Megâzî 27, Rikâk 7, 53; Müslim, Fezâil 30) Hz. Sevban radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “–Size çullanmak üzere, yabancı kavimlerin, tıpkı sofraya çağrışan yiyiciler gibi, birbirlerini çağıracakları zaman yakındır.” Orada bulunanlardan biri: “–O gün sayıca azlığımızdan mı bu durum başımıza gelecek?” diye sordu. “–Hayır, bilakis o gün siz çok olacaksınız. Lakin sizler bir selin getirip yığdığı çer-çöpler gibi hiçbir ağırlığı olmayan kimseler durumunda olacaksınız. Allah, düşmanlarınızın kalbinden size karşı korku duygusunu çıkaracak ve sizin kalplerinize zaafı atacak!” buyurdular. “–Zaaf da nedir ey Allah’ın Rasûlü?” denildi. “–Dünya sevgisi ve ölüm korkusu!” buyurdular.” (Ebu Davud, Melahim 5/4297) Ebu Ümeyye eş-Şa’bani anlatıyor: “Ey Ebu Sa’lebe dedim, şu ayet hakkında ne dersin?” (Mealen): “Ey iman edenler! Siz kendinize bakın. Siz doğru yolda oldukça, sapıtmış olanlar size zarar vermez.” (Maide 105) Bana şu cevabı verdi: “Gerçekten bunu, iyi bilen birine sordun. Zira ben aynı şeyi Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-’a sormuştum. Demişti ki: “Ma’rufa sarılın, münkerden de kaçının! Ne zaman uyulan bir cimrilik, takip edilen bir hevâ, (dine, ahirete) tercih edilen dünyalık görür, rey sahiplerinin (selefi dinlemeden) kendi reylerini beğendiklerini müşahade edersen, o zaman kendine bak. İnsanlarla uğraşmayı bırak. Zira (bu safhaya gelince) arkanızda sabır günleri var demektir. O günler avuçta ateş tutmak gibi (sıkıntılı)dır. O günlerde, sizin kadar amel yapabilen bir kimseye elli kişinin ecri verilecektir.” (Ebu Davud, Melahim 17/4341); Tirmizi, Tefsir, 5/3060); İbnu Mace, Fiten 21) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “-İnsanlar öyle günler görecek ki, katil niçin öldürdüğünü, maktul de niçin öldürüldüğünü bilemeyecek.” “-Bu nasıl olur?” diye soruldu. Şu cevabı verdi: “-Herçtir! Öldüren de ölen de ateştedir.” (Müslim, Fiten 56) Zübeyr İbnu Adiy rahimehullah anlatıyor: “Hz. Enes İbnu Mâlik radıyallahu anh’ın yanına girdik. Haccâc’ın bize yaptıklarını şikayet ettik. “-Sabredin, buyurdu. Zira öyle günlerle karşılaşacaksınız ki, her yeni gün, gidenden daha kötü olacak. Bu hal Rabbinize kavuşuncaya kadar devam edecek. Ben bunu, Rasûlunüz -sallallâhu aleyhi ve sellem-’den işittim.” (Buhari, Fiten 6; Tirmizi, Fiten 35/2206) Hz. Huzeyfe radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “-Bana kaç müslüman olduğunu sayıverin” buyurdular. Biz: “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bizim sayımız altı-yediyüze ulaşmış olduğu halde, hakkımızda korku mu taşıyorsunuz?” dedik. “-Siz bilemezsiniz, (çokluğunuza rağmen) imtihan olunabilirsiniz!” . Gerçekten öyle (belaya maruz kalıp) imtihan olunduk ki, içimizden namazını gizlice kılanlar oldu.” (Buhari, Cihad 181; Müslim, İman 235) Abdullah ibn-i Ömer -radıyallâhu anh- tarafından rivayet edilmiştir. Rasûlullâh –sallâllâhu aleyhi ve elem- bize yönelerek şöyle buyurdu: “Ey Muhacirler cemâati! Beş şey vardır ki, onlarla mübtelâ olacağınız zaman Ben sizlerin o şeylere erişmenizden Allâh’a sığınırım. Onlar şunlardır: 1- Bir milletin içinde zina, fuhuş ortaya çıkıp nihayet o millet bu suçu alenî olarak işlediğinde, mutlaka içlerinde taun hastalığı ve onlardan önce gelip-geçmiş milletlerde vuku bulmamış hastalıklar yayılır. 2- Ölçü ve tartıyı eksik yapan her millet mutlaka kıtlık, geçim sıkıntısı ve başlarındaki hükümdarların zulmü ile cezalandırılırlar. 3- Mallarının zekâtını vermekten kaçan her millet mutlaka yağmurdan menedilir (kuraklık cezası ile cezalandırılır) ve hayvanları olmasa (Allâh hayvanlara acımasa) onlara yağmur yağdırmaz. 4- Allâh’ın ahdini (emirlerini) ve Rasûlün sünnetini terk eden her milletin başına mutlaka Allâh kendilerinden olmayan düşmanı musallat eder ve düşman o milletin elindeki-avucundakilerin bir kısmını alır. 5- İmamları (yâni devlet adamları) Allâh’ın Kitabı ile amel etmeyip Allâh’ın indirdiği hükümlerden işlerine geleni seçtikçe Allâh onların hesabını kendi aralarında görür.” (İbn-i Mâce, Fiten, 22) Rasûlullah sallallahu aleyhi veselem şöyle buyurdu: “Fırat nehrinin suyu çekilip, aktığı yatakta bulunan bir altın dağı meydana çıkmadıkça ve kurtulup kazanan ben olayım diye birbiriyle çarpışan her yüz kişiden doksan dokuzu ölmedikçe kıyamet kopmaz.” (Buhârî, Fiten 24; Müslim, Fiten 29. Ayrıca bk. İbni Mâce, Fiten 25) Diğer bir rivayet ise şöyledir: “Pek yakında Fırat nehrinin suyu çekilerek aktığı yatakta bir altın hazinesi meydana çıkacaktır. O günü gören kimse, o hazineden kesinlikle bir şey almasın.” (Buhârî, Fiten 24; Müslim, Fiten 29-32. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Melâhim 13; Tirmizî, Sıfatü’l-cenne 26) “Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki kişi bir kabre uğrayıp üzerine abanarak: ‘Keşke bu kabrin içinde ben olsaydım’ demedikçe kıyamet kopmaz. Hâlbuki bu sözü ona söyleten din değil, belâ olacaktır.” (Buhârî, Fiten, 22; Müslim, Fiten, 53-54) Öyle bir zamanın geleceği, insanların kalblerinin dünya sevgisi ile dolacağı, cihadı zarar olarak görüp zekat vermeyi altından kalkılması zor bir borç olarak görecekleri bildirilir. (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 236/6322) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “-Beni İsrail üzerine gelen şeyler, aynıyla ümmetimin üzerine de gelecektir. Öyle ki onlardan aleni olarak annesine gelen olmuşsa, ümmetimden de bu çirkin işi mutlaka yapan olacaktır. Nitekim, Beni İsrail yetmişiki millete (dine, fırkaya) bölünmüştü. Benim ümmetim de yetmişüç millete bölünecektir. Bunlardan bir tanesi hariç hepsi ateştedir.” “-Bu fırka hangisidir?” diye soruldu. “-Benim ve ashabımın üzerinde olduğu şeyden ayrılmayanlardır!” buyurdular.” (Tirmizi, İman 18/2641) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “Ümeranız hayırlı olanlarınızdan iseler, zenginleriniz sehâvetkâr kimselerse, işlerinizi aranızda müşavere ile hallediyorsanız, bu durumda yerin üstü (hayat), altından (ölümden) hayırlıdır. Eğer ümeranız şerirlerinizden, zenginleriniz cimri ve işleriniz kadınların elinde ise, yerin altı üstünden, (ölmek yaşamaktan) daha hayırlıdır. (Çünkü artık dini ikame imkanı kalmaz).” (Tirmizi, Fiten 78/2266) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “-Gençlerinizin fıska düştüğü, kadınlarınızın azdığı zaman haliniz ne olur?” diye sormuştu. (Yanındakiler hayretle): “-Ey Allah’ın Rasûlü, yani böyle bir hal mi gelecek?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdu ve devam etti: “-Emr-i bi’l-ma’rufta bulunmadığınız, nehy-i ani’l-münker yapmadığınız vakit haliniz ne olur?” diye sordu. (Yanındakiler hayretle:) “-Yani bu olacak mı?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdular ve sormaya devam ettiler: “-Münkeri emredip, ma’rufu yasakladığınız zaman haliniz ne olur?” (Yanında bulunanlar iyice hayrete düşerek): “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bu mutlaka olacak mı?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdular ve devam ettiler: “-Ma’rufu münker, münkeri de ma’ruf addettiğiniz zaman haliniz ne olur?” (yanindeki Ashab:) “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bu mutlaka olacak mı?” diye sordular. “-Evet, olacak!” buyurdular.” (Heysemi, Mecma’u’z-Zevaid, VII, 281) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “İnsanların dünyaca en bahtiyarını âdi oğlu âdiler teşkil etmedikçe Kıyamet kopmaz.” (Tirmizi, Fiten 37/2209) Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-, yanındaki cemaate konuşurken, bir adam gelerek: “-Ey Allah’ın Rasûlü! Kıyamet ne zaman kopacak?” dedi. Sallallâhu aleyhi ve sellem- konuşmasına devam etti, sözlerini bitirdiği vakit: “-Sual sâhibi nerede?” buyurdular. Adam: “-İşte buradayım ey Allah’ın Rasûlü!” dedi. Sallallâhu aleyhi ve sellem-: “-Emanet zâyi edildiği vakit Kıyameti bekleyin!” buyurdular. Adam: “-Emanet nasıl zâyi edilir?” diye sordu. Efendimiz: “-İş, ehil olmayana tevdi edildi mi Kıyamet’i bekleyin!” buyurdular.” (Buhari, İlm 2, Rikâk 35) Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “Ümmetim onbeş şeyi yapmaya başlayınca ona büyük belanın gelmesi vâcip olur!” buyurmuşlardı. (Yanındakiler:) “Ey Allah’ın Rasûlü! Bunlar nelerdir?” diye sordular. Sallallâhu aleyhi ve sellem- saydı: -Ganimet (yani milli servet, fakir fukaraya uğramadan sadece zengin ve mevki sahibi kimseler arasında) tedavül eden bir metâ haline gelirse, -Emanet (edilen şeyleri emânet alan kimseler, sorumlu ve yetkililer, memurlar) ganimet (malı yerini tutup, yağmalayıp nefislerine helal) kıldıkları zaman, -Zekât (ödemeyi ibadet bilmeyip bir angarya ve) ceza telâkki ettikleri zaman. -Kişi annesinin hukukuna riayet etmeyip, kadınına itaat ettiği; -Babasından uzaklaşıp ahbabına yaklaştığı; -Mescidlerde (rıza-yı ilâhi gözetmeyen husûmet, alış-veriş, eğlence ve siyâsiyâta vs. müteallik) sesler yükseldiği zaman. -Kavme, onların en alçağı (erzel) reis olduğu; -(Devlet otoritesinin yetersizliği sebebiyle tedhiş ve zulümle insanları sindiren zorba) kişiye zararı dokunmasın diye hürmet edildiği; -(Çeşitli adlarla imal edilen) içkiler (serbestçe) içildiği; -İpek (haram bilinmeyip erkekler tarafından) giyildiği; -Çeşitli adlar altında şarkıcı kadınlar ve çalgı aletleri edinildiği; -Bu ümmetin sonradan gelen nesilleri, önceden gelip geçenlere (çeşitli ithamlar ve bahanelerle) hakâret ettiği zaman artık kızıl rüzgârı, (zelzeleyi), yere batışı (hasfı) veya suret değiştirmeyi (meshi) (veya gökten taş yağmasını, (kazfi) bekleyin.” (Tirmizi, Fiten 38/2210) Mikdam bin Ma’dikerb’in bir hizmetçisi vardı, süt satardı, Mikdam da karşılığında para alırdı. Ona: “-Sübhanallah, süt satıp para mı alıyorsun?” dediler. O da: “¬-Evet, bunda ne var ki? Ben Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-’in şöyle dediğini duydum: “-İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki o vakit dinar ve dirhemden başka bir şey fayda vermeyecek!” dedi. (Ahmed bin Hanbel, IV, 133) “Sizin üzerinize öyle bir zaman gelecek ki o vakit siz, iyilikleri emretmeyen ve kötülükleri yasaklamayan kimselerin en hayırlı kişiler olduğunu düşünürsünüz.” (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 686/8462) Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-: “-İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki o vakit müminin kalbi tuzun suda eridiği gibi eriyecek!” buyurdu. “-Niçin eriyecek yâ Rasûlallah?” diye sorulduğunda: “-Kötülükleri görüp de onları değiştirmeye güç yetiremediği için” buyurdu. (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 686/8463) Rabbim Bizleri Uyananlardan Eylesin İnşAllah.

KUDÜS İSLAMINDIR VE İSLAM KALACAKTIR YAHİDİ ALEMİ VARKEN ŞEYTANA NE GEREK VAR

Biz bilirizki Cenabı Allah bu dünyaya yarattıkları içindeki en büyük inkarcı ve fitnecisi şeytanı yani iblisi gönderdi sebep adem oğlunu imtihan etmesi ve mükafatına layık olanlar ile olmayanları edeb ile itaat edenlere şeref liyakat hırkasını hüllesini giyip Allahın o güzel cemaline cennette mazhar olması için ama şeytana gerek kalmadı insanlık aleminin içinede belki islah olurlar hakikatı görürler ,imana gelirler şefaate nail olurlar diye bir çok peygamberi istikamet vermesi için gönderdiği israiloğulları denilen bir kavmi yani Yahudileri ise bu dünyaya gönderilip yaşayan mahlukatın içindeki en necis ve pislik halkıdır bu adamlar halen Allaha biz dünyaya gönderilmiş en illetli halkız biz varken şeytanı yaratıp da bu aleme niye gönderdin diye Allaha savaş açmış kibirlik taslayan şeytanın saltanatının tersinde oturan ve insanlık alemine dünyada cehennemi yaşatanlardır Allah c.c o kadar merhametliki belki bir sebep olurda şefaat ederim yani bu düşünce islamın cevheridir işte İslam olan her insanın düşüncesi budur yaratılanı severiz yaratandan ötürü diyerek cenabı Allahın bunlara verdiği cezalar dünyada yaşadıkları sıkıntılara hep acıdık ve merhamet gösterdik yahu Allah cc acımıyor yaptıklarına bir sebep kılıyor ve cezasını kesiyor merhamete layık bir kavim değil sana ne ispanyada katl ediliyor kanuni sultan Süleyman acıyor ve merhamet ediyor ve Osmanlıya yapılan bütün entrikalarda o şerefsizler var hitler buhar kazanlarında yakıyor belki temizlenirler diye sabun yapıyor yine biz Türkler merhamet gösteriyoruz Yahudiler dünyanın her yerindeki bütün insanlık alemi ,hayvanlar aleminin ayarını bozuyor bitkiler aleminin dahi genetiğini bozuyorlar adamlar bu dünyadaki insanlık alemi için gönderilmiş şeytanın özel timleri gibiler yıllarca bizim için değerli olanları bize çeşitli oyunlar ile bize hakaret ettiriyorlar nasılmı uyan ey müslümanım diyen ayak da uyuyanlar OKU VE ARAŞTIR : HAZRETİ KAKA Radiyallahü anh: Büyük komutan, büyük sahabe… Ve ya-hudilerin en çok nefret ettiği sahabelerden biri KAKA, Radiyallahü anh… Ya-hudiler cesareti, harp kaabiliyeti ve kendilerine karşı kazandığı üstün muvaffakıyetlerinden dolayı Hazreti KAKA’ya nefret duyar, kin kusarlar. Bu düşmanlıklarından dolayı çocuklarının yaptığı pisliğe “KAKA” dediler. Bizler de hiç araştırmadan aynı şeye kaka dedik… El-Ka’ka’ bin Amr bin Mâlik et-Temîmî Hulefâ-yî Râşidîn devrinin meşhur kumandanlarındandır. Hazreti EBU BEKİR radiyallahü anh, döneminde irtidat eden Alkame bin Ulâse üzerine müfreze kumandanı olarak gönderildi ve vazifesini muvaffakıyetle, başarıyla tamamladı . Aynı sene Hâlid bin Velîd’in PEYGAMBERLİK iddiasında bulunan Tuleyha ile yaptığı Büzâha harbine katıldı. Ulleys’in ve Übulle’nin fethine Hâlid bin Velid’le beraber iştirak etti. Hîre’nin fethinde de bulunan Ka’kâ’, Hâlid bin Velid’in emriyle bîr süre Hîre’de kaldı. Daha sonra çeşitli fetihlerde vazifelendirildi. Ebû Ubeyde onu Hazreti ÖMER’in, radiyallahü anh, emri üzerine öncü kuvvetlerin kumandanı sıfatıyla Irak’a gönderdi . Ka’kâ’, radiyallahü anh, Kâdisiye öncesi İran fetihlerinde de mühim rol oynadı. Ağvâs’ta cereyan eden harp, öncü kuvvetlerin başında bulunan hazreti Ka’kâ’ın gösterdiği gayretler sonucunda kazanıldı. Hâlid bin Velid’in, radiyallahü anh, emriyle Suriye’deki fetihlere de katılan hazreti Ka’kâ’, Yermük Muharebesinde bir süvari birliğinin başında mücadele etti. Hazreti Ka’kâ’ asıl şöhretini Kâdisiye Harbinde elde etti; Bu muharebenin kazanılmasında onun büyük payının olduğu rivayet edilir. Medâin’in fethinde Kisrâ III. Yezdicerd’e ait zırh, kılıç, miğfer gibi teçhizatı ele geçiren hazreti Ka’kâ’, daha sonra Hazreti Ömer, radiyallahü anhın emriyle Celûlâ Savaşına öncü kuvvetin kumandanı olarak katıldı. Muharebenin Hulvân’a giderek bir garnizon tesis etti. Aynı sene Sa’d bin Ebû Vakkâs kuvvetlerine katılıp onun emrinde çalıştı. Ertesi sene Humus’a gönderildi ve bu sırada gerçekleştirilen el-Cezîre fetihlerine iştirak etti. 21’de Nihâvend’in ve 24’te Hemedan’ın fethinde vazife aldı. Bir müddet sonra Kûfe’ye yerleşen Ka’kâ, radiyallahü anh’ Hazreti OSMAN, radiyallahü anh, dönemindeki iç karışıklıklarda halifeyi desteklediMuhalifler Medine’yi muhasara edince, kuşatınca Hazreti OSMAN, radiyallahü anhın talebi üzerine yardıma gelenler arasında hazreti Ka’kâ” da bulunuyordu. Hazreti ALİ, radiyallahü anh, döneminde onu destekleyen Ka’kâ’, radiyallahü anh, Cemel Vak’ası’ndan önceki müzakerelerde Hazreti ALİ, radiyallahü anhı temsilen Talha bin Ubeydullah ve Zübeyr bin Avvâm ile görüştü. Cemel ve Siffîn muharebelerinde Hazreti ALİ, radiyallahü anh, saflarında çarpıştı. Hazreti Ka’kâ’ cesaretiyle tanınmıştı. Hazreti EBE BEKİR, radiyallahü anh, onun cesaretinden ve faydalı işlerinden dolayı takdir eder, över. Aynı zamanda şair olan hazreti Ka’kâ’nın şiirleri daha çok muharebe ve kahramanlıklarla alakalıdır. HAZRETİ FATMA Radiyallahü anha Beyaz nur yüzlü, ANNEMİZ VE TESETTÜR İÇİN GİYDİĞİ KARA CİLBAB-I ŞERİFE hakaret olsun diye bir böceğe KARA FATMA dediler. Maalesef bizler de aynısını demeden çekinmedik. Hâlâ da cahilce demeye devam ediyoruz…AYYAŞ BİN EBİ REBİA R.A ., Mekke’de İslam güneşinin doğduğu ilk yıllarda Dâru’l-Erkam’dan önce İslam’la şereflenen bir sahâbi!.. Habeşistan’a hicret eden ikinci grubun içinde yer alan bir muhacir!.. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in Himyer kralına gönderdiği bir elçi!.. Hazret-i Ömer radıyallahu anh’ın Medine’ye hicrette yol arkadaşı!.. Mekke’de doğup büyüdü. O, İslâm’ın çile dolu ilk yıllarını yaşadı. Eziyetlere ve ambargolara karşı direndi. Müşriklerden ağır işkenceler gördüğü için hanımı ile Habeşistan’a ikinci grup içerisinde hicret etmek zorunda kaldı. Oğlu Abdullah orada doğdu. Habeşistan’dan döndükten sonra Hazreti Ömer radıyallahu anh ile beraber Medine’ye hicret etti. Ayyaş Bin Ebi Rebîa radıyallahu anh, Hâlid Bin Velîd radıyallahu anh’ın amcazâdesidir. Aynı zamanda İslâm’ın azılı düşmanı Ebû Cehil’in ana bir kardeşidir. Medine’ye hicret ettikten sonra kardeşleri Ebû Cehil ile Hâris Bin Hişâm, bir bahane ile onu Mekke’ye geri götürmek için ona tuzak kurdular. Annelerinin onu tekrar görünceye kadar yas tutacağına yemin ettiğini söyleyerek Mekke’ye dönmesini istediler. O, Hazreti Ömer radıyallahu anh ile durumu değerlendirdi. Hazreti Ömer radıyallahu anh kardeşlerinin kötü niyet ve emeller beslediğini söyledi. Oyuna gelmemesi için onu uyardı. Fakat o, Mekke’de kalan bir miktar malını almak ve annesini ziyaret etmek düşüncesiyle dönmeye razı oldu. Bunun üzerine Hazret-i Ömer radıyallahu anh arkadaşına merhamet edercesine: “-Artık, sen yapmak istediğini yapacaksın! Bari şu devemi al! Bu, soylu, süratli ve uysal bir devedir. Sen daima onun üzerinde bulun. Kavminden şüphelenirsen, onunla kaç, kurtul!” diyerek bir yol daha gösterdi. Ayyaş Bin Ebi Rebia radıyallahu anh bunu kabul etti ve deveye binip müşrik kardeşleriyle birlikte Mekke’ye geri döndü. Yolun uzun bir kısmını gittikten sonra Ebu Cehil ona sinsice yaklaştı ve: “-Ey kardeşim! Vallahi bu devem artık beni taşıyamıyor! Sen beni şu devenin üzerine, terkine alamaz mısın?” dedi. O da gayet saf ve samimi olarak: “Olur!” deyip devesini çöktürdü. Devesinin üstünden yere indiği zaman, müşrik iki kardeşi üzerine çullandı. Ayyaş Bin Ebi Rebia radıyallahu anh’ın ellerini, kollarını sımsıkı bağladılar. O vaziyette Mekke’ye götürdüler. Gündüzün aydınlığında Mekke’ye girdiler. Kendilerini karşılayanlara şöyle seslendiler: “-Ey Mekkeliler! Bizim bu beyinsizimize yaptığımız gibi siz de kendi beyinsizlerinize böyle yapınız!” Onu elleri bağlı vaziyette annesinin yanına götürdüler. Hatta Ebu Cehil ile Haris onu dövdüler. Uzun müddet de Medine’ye dönmesine engel oldular. Ayyâş Bin Ebi Rebia radıyallahu anh’ın başından geçen bu hâdise üzerine şu âyet-i kerime nâzil oldu: “Biz, insana, ana-babasına iyi davranmasını tavsiye etmişizdir. Eğer onlar, seni, hakkında bilgin olmayan bir şeyi (körü körüne) Bana şirk koşman için zorlarlarsa, onlara itaat etme! Dönüşünüz ancak Bana’dır. O zaman size yapmış olduklarınızı haber vereceğim.” (Ankebût: 8) Ayyâş Bin Ebi Rebîa el-Mahzûmî radıyallahu anh, hicrette yol arkadaşı, Emirü’l-mü’minin Hazreti Ömer radıyallahu anh’in hilâfeti zamanında Şam’da vefat etti. EY MÜSLÜMAN KARDEŞLERİM İŞTE DURUM BÖYLE şimdi bu kendini bilmezler bizim mukaddesatımız olan kudüse yeni bir çerçeve yapıp dünyaya bu çerçeveden seyrettireceklermiş elhamdülillah bu millet ve ümmet o çerçeveye kimin resmini koyacağını iyi bilir Allah muhakkakki iman ederek itaat edenlerin yanındadır bizim imanımız inandığımız değerlerimizdir sadece abdestimizi alır ya hu ya allah der ve teslim oluruz Tevfik allahtandır .. Saygılarımla Ercan KARA
MEHTER / TASAVVUF MÜZİK
SİTE HARİTASI
SAAT
Üyelik Girişi