CEMAZİYEL -EVVEL HAKİKAT DAMLASI
HADİS-İ ŞERİF IŞIĞINDA AHİRZAMAN “Siz öyle bir zamanda yaşıyorsunuz ki sizden biriniz emrolunduğu şeylerin onda birini terk etse helâk olur. Sonra öyle bir zaman gelecek ki sizden kim emrolunduğu şeyin onda birini yapsa kurtulur.” (Tirmizî, Fiten, 79/2267) “Öyle bir zaman gelecek ki o zaman şu üç şeyden daha kıymetli birşey olmayacaktır: Helal para, can u gönülden arkadaşlık yapılacak bir kardeş ve kendisiyle amel edilecek bir sünnet.” (Heysemî, I, 172) “Öyle bir zaman gelecek ki, kişi helâlden mi haramdan mı kazandığına aldırmayacak!” (Buharî, Büyû; 7) Ebu Said el-Hudrî’den rivayet edildiğine göre Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: “Aranızda öyle bir grup ortaya çıkacaktır ki, namazınızı onların namazları, oruçlarınızı onların oruçları ve diğer amellerinizi de onların amelleri yanında az göreceksiniz. onlar Kur’ân okurlar, fakat okudukları boğazlarından aşağı geçmez. onlar okun yaydan çıktığı gibi dinden çıkarlar...” (Buhârî, Fedâilü’l-Kur’ân, 36) “Öyle bir zaman gelecek ki okuma meraklı kurrâ çoğalacak; fakîhler ise azalacak ve bu sûretle ilim çekilip alınacak. Daha sonra öyle bir zaman gelecek ki insanların okudukları boğazlarından aşağı geçmeyecek.” (Hakim, Müstedrek, V, 504) “Şiddetli bir şekilde yaklaşan fitne sebebiyle vay insanların hâline. İnsanlar mü’min olarak sabahlar da akşam kâfir oluverirler. İnsanlar dinlerini küçük dünya menfaati karşılığı değiştiriverirler. İşte öyle zamanda dinlerinde sâbit kalabilenler ellerinde kor ateşi tutanlar gibidirler.” (Ahmed İbn Hanbel, Müsned, II, 390; Ayrıca bkz. Müslim, İman 186; Tirmizi, Fiten 30, (2196) “Öyle bir zaman gelecek ki bütün insanlar ribâ ile iş yapacak. Ondan sakınanlar dahi tozuna bulaşmak durumunda kalacaklar.” (Nesâî, Büyû 2; İbnu Mâce, Ticârât 58; İbn Hanbel, Müsned, IV, 494; Beyhakî Sünen, IV, 275) “Öyle bir zaman gelecek ki doğru söyleyenler yalanlanacak, yalancılar ise doğrulanacak. Güvenilir kimseler hain sayılacak, hâinlere güvenilecek. İnsanlardan şâhidlik etmeleri istenmediği halde şâhidlik edecekler, yemin etmeleri istenmediği halde yemin edecekler,” (Taberâni, XXIII, 314) “Öyle bir zaman gelecek ki insanlar iyiliği özendirmeyecek, kötülükten de sakındırmayacaklar.” (Heysemî, Mecmauz-zevâid, VII, 280) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “Muhakkak ki insanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, o vakit kişi altından sadaka ile (çarşı Pazar) dolaşır da bunu kendisinden sadaka olarak kabul edecek tek kişi bulamaz. O zaman, tek bir erkeğe kırk tane kadının tâbi olduğunu ve kadınların çokluğu ve erkeklerin azlığı sebebiyle ona sığındıklarını görürsün.” (Buhari, Zekât 9; MüsIim, Zekat 59) “Ben sizin dünya hırsıyla birbirinizle kapışmanızdan, birbirinizi katletmenizden ve sizden öncekiler gibi helâk olup gitmenizden korkuyorum.” (Müslim, Fezâil 31) “…Ben asıl sizin dünyayı elde etmek için birbirinizle kapışıp kavga etmenizden korkuyorum.” (Buhârî, Cenâiz 71, Menâkıb 25, Megâzî 27, Rikâk 7, 53; Müslim, Fezâil 30) Hz. Sevban radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “–Size çullanmak üzere, yabancı kavimlerin, tıpkı sofraya çağrışan yiyiciler gibi, birbirlerini çağıracakları zaman yakındır.” Orada bulunanlardan biri: “–O gün sayıca azlığımızdan mı bu durum başımıza gelecek?” diye sordu. “–Hayır, bilakis o gün siz çok olacaksınız. Lakin sizler bir selin getirip yığdığı çer-çöpler gibi hiçbir ağırlığı olmayan kimseler durumunda olacaksınız. Allah, düşmanlarınızın kalbinden size karşı korku duygusunu çıkaracak ve sizin kalplerinize zaafı atacak!” buyurdular. “–Zaaf da nedir ey Allah’ın Rasûlü?” denildi. “–Dünya sevgisi ve ölüm korkusu!” buyurdular.” (Ebu Davud, Melahim 5/4297) Ebu Ümeyye eş-Şa’bani anlatıyor: “Ey Ebu Sa’lebe dedim, şu ayet hakkında ne dersin?” (Mealen): “Ey iman edenler! Siz kendinize bakın. Siz doğru yolda oldukça, sapıtmış olanlar size zarar vermez.” (Maide 105) Bana şu cevabı verdi: “Gerçekten bunu, iyi bilen birine sordun. Zira ben aynı şeyi Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-’a sormuştum. Demişti ki: “Ma’rufa sarılın, münkerden de kaçının! Ne zaman uyulan bir cimrilik, takip edilen bir hevâ, (dine, ahirete) tercih edilen dünyalık görür, rey sahiplerinin (selefi dinlemeden) kendi reylerini beğendiklerini müşahade edersen, o zaman kendine bak. İnsanlarla uğraşmayı bırak. Zira (bu safhaya gelince) arkanızda sabır günleri var demektir. O günler avuçta ateş tutmak gibi (sıkıntılı)dır. O günlerde, sizin kadar amel yapabilen bir kimseye elli kişinin ecri verilecektir.” (Ebu Davud, Melahim 17/4341); Tirmizi, Tefsir, 5/3060); İbnu Mace, Fiten 21) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “-İnsanlar öyle günler görecek ki, katil niçin öldürdüğünü, maktul de niçin öldürüldüğünü bilemeyecek.” “-Bu nasıl olur?” diye soruldu. Şu cevabı verdi: “-Herçtir! Öldüren de ölen de ateştedir.” (Müslim, Fiten 56) Zübeyr İbnu Adiy rahimehullah anlatıyor: “Hz. Enes İbnu Mâlik radıyallahu anh’ın yanına girdik. Haccâc’ın bize yaptıklarını şikayet ettik. “-Sabredin, buyurdu. Zira öyle günlerle karşılaşacaksınız ki, her yeni gün, gidenden daha kötü olacak. Bu hal Rabbinize kavuşuncaya kadar devam edecek. Ben bunu, Rasûlunüz -sallallâhu aleyhi ve sellem-’den işittim.” (Buhari, Fiten 6; Tirmizi, Fiten 35/2206) Hz. Huzeyfe radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “-Bana kaç müslüman olduğunu sayıverin” buyurdular. Biz: “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bizim sayımız altı-yediyüze ulaşmış olduğu halde, hakkımızda korku mu taşıyorsunuz?” dedik. “-Siz bilemezsiniz, (çokluğunuza rağmen) imtihan olunabilirsiniz!” . Gerçekten öyle (belaya maruz kalıp) imtihan olunduk ki, içimizden namazını gizlice kılanlar oldu.” (Buhari, Cihad 181; Müslim, İman 235) Abdullah ibn-i Ömer -radıyallâhu anh- tarafından rivayet edilmiştir. Rasûlullâh –sallâllâhu aleyhi ve elem- bize yönelerek şöyle buyurdu: “Ey Muhacirler cemâati! Beş şey vardır ki, onlarla mübtelâ olacağınız zaman Ben sizlerin o şeylere erişmenizden Allâh’a sığınırım. Onlar şunlardır: 1- Bir milletin içinde zina, fuhuş ortaya çıkıp nihayet o millet bu suçu alenî olarak işlediğinde, mutlaka içlerinde taun hastalığı ve onlardan önce gelip-geçmiş milletlerde vuku bulmamış hastalıklar yayılır. 2- Ölçü ve tartıyı eksik yapan her millet mutlaka kıtlık, geçim sıkıntısı ve başlarındaki hükümdarların zulmü ile cezalandırılırlar. 3- Mallarının zekâtını vermekten kaçan her millet mutlaka yağmurdan menedilir (kuraklık cezası ile cezalandırılır) ve hayvanları olmasa (Allâh hayvanlara acımasa) onlara yağmur yağdırmaz. 4- Allâh’ın ahdini (emirlerini) ve Rasûlün sünnetini terk eden her milletin başına mutlaka Allâh kendilerinden olmayan düşmanı musallat eder ve düşman o milletin elindeki-avucundakilerin bir kısmını alır. 5- İmamları (yâni devlet adamları) Allâh’ın Kitabı ile amel etmeyip Allâh’ın indirdiği hükümlerden işlerine geleni seçtikçe Allâh onların hesabını kendi aralarında görür.” (İbn-i Mâce, Fiten, 22) Rasûlullah sallallahu aleyhi veselem şöyle buyurdu: “Fırat nehrinin suyu çekilip, aktığı yatakta bulunan bir altın dağı meydana çıkmadıkça ve kurtulup kazanan ben olayım diye birbiriyle çarpışan her yüz kişiden doksan dokuzu ölmedikçe kıyamet kopmaz.” (Buhârî, Fiten 24; Müslim, Fiten 29. Ayrıca bk. İbni Mâce, Fiten 25) Diğer bir rivayet ise şöyledir: “Pek yakında Fırat nehrinin suyu çekilerek aktığı yatakta bir altın hazinesi meydana çıkacaktır. O günü gören kimse, o hazineden kesinlikle bir şey almasın.” (Buhârî, Fiten 24; Müslim, Fiten 29-32. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Melâhim 13; Tirmizî, Sıfatü’l-cenne 26) “Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki kişi bir kabre uğrayıp üzerine abanarak: ‘Keşke bu kabrin içinde ben olsaydım’ demedikçe kıyamet kopmaz. Hâlbuki bu sözü ona söyleten din değil, belâ olacaktır.” (Buhârî, Fiten, 22; Müslim, Fiten, 53-54) Öyle bir zamanın geleceği, insanların kalblerinin dünya sevgisi ile dolacağı, cihadı zarar olarak görüp zekat vermeyi altından kalkılması zor bir borç olarak görecekleri bildirilir. (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 236/6322) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “-Beni İsrail üzerine gelen şeyler, aynıyla ümmetimin üzerine de gelecektir. Öyle ki onlardan aleni olarak annesine gelen olmuşsa, ümmetimden de bu çirkin işi mutlaka yapan olacaktır. Nitekim, Beni İsrail yetmişiki millete (dine, fırkaya) bölünmüştü. Benim ümmetim de yetmişüç millete bölünecektir. Bunlardan bir tanesi hariç hepsi ateştedir.” “-Bu fırka hangisidir?” diye soruldu. “-Benim ve ashabımın üzerinde olduğu şeyden ayrılmayanlardır!” buyurdular.” (Tirmizi, İman 18/2641) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “Ümeranız hayırlı olanlarınızdan iseler, zenginleriniz sehâvetkâr kimselerse, işlerinizi aranızda müşavere ile hallediyorsanız, bu durumda yerin üstü (hayat), altından (ölümden) hayırlıdır. Eğer ümeranız şerirlerinizden, zenginleriniz cimri ve işleriniz kadınların elinde ise, yerin altı üstünden, (ölmek yaşamaktan) daha hayırlıdır. (Çünkü artık dini ikame imkanı kalmaz).” (Tirmizi, Fiten 78/2266) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “-Gençlerinizin fıska düştüğü, kadınlarınızın azdığı zaman haliniz ne olur?” diye sormuştu. (Yanındakiler hayretle): “-Ey Allah’ın Rasûlü, yani böyle bir hal mi gelecek?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdu ve devam etti: “-Emr-i bi’l-ma’rufta bulunmadığınız, nehy-i ani’l-münker yapmadığınız vakit haliniz ne olur?” diye sordu. (Yanındakiler hayretle:) “-Yani bu olacak mı?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdular ve sormaya devam ettiler: “-Münkeri emredip, ma’rufu yasakladığınız zaman haliniz ne olur?” (Yanında bulunanlar iyice hayrete düşerek): “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bu mutlaka olacak mı?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdular ve devam ettiler: “-Ma’rufu münker, münkeri de ma’ruf addettiğiniz zaman haliniz ne olur?” (yanindeki Ashab:) “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bu mutlaka olacak mı?” diye sordular. “-Evet, olacak!” buyurdular.” (Heysemi, Mecma’u’z-Zevaid, VII, 281) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “İnsanların dünyaca en bahtiyarını âdi oğlu âdiler teşkil etmedikçe Kıyamet kopmaz.” (Tirmizi, Fiten 37/2209) Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-, yanındaki cemaate konuşurken, bir adam gelerek: “-Ey Allah’ın Rasûlü! Kıyamet ne zaman kopacak?” dedi. Sallallâhu aleyhi ve sellem- konuşmasına devam etti, sözlerini bitirdiği vakit: “-Sual sâhibi nerede?” buyurdular. Adam: “-İşte buradayım ey Allah’ın Rasûlü!” dedi. Sallallâhu aleyhi ve sellem-: “-Emanet zâyi edildiği vakit Kıyameti bekleyin!” buyurdular. Adam: “-Emanet nasıl zâyi edilir?” diye sordu. Efendimiz: “-İş, ehil olmayana tevdi edildi mi Kıyamet’i bekleyin!” buyurdular.” (Buhari, İlm 2, Rikâk 35) Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “Ümmetim onbeş şeyi yapmaya başlayınca ona büyük belanın gelmesi vâcip olur!” buyurmuşlardı. (Yanındakiler:) “Ey Allah’ın Rasûlü! Bunlar nelerdir?” diye sordular. Sallallâhu aleyhi ve sellem- saydı: -Ganimet (yani milli servet, fakir fukaraya uğramadan sadece zengin ve mevki sahibi kimseler arasında) tedavül eden bir metâ haline gelirse, -Emanet (edilen şeyleri emânet alan kimseler, sorumlu ve yetkililer, memurlar) ganimet (malı yerini tutup, yağmalayıp nefislerine helal) kıldıkları zaman, -Zekât (ödemeyi ibadet bilmeyip bir angarya ve) ceza telâkki ettikleri zaman. -Kişi annesinin hukukuna riayet etmeyip, kadınına itaat ettiği; -Babasından uzaklaşıp ahbabına yaklaştığı; -Mescidlerde (rıza-yı ilâhi gözetmeyen husûmet, alış-veriş, eğlence ve siyâsiyâta vs. müteallik) sesler yükseldiği zaman. -Kavme, onların en alçağı (erzel) reis olduğu; -(Devlet otoritesinin yetersizliği sebebiyle tedhiş ve zulümle insanları sindiren zorba) kişiye zararı dokunmasın diye hürmet edildiği; -(Çeşitli adlarla imal edilen) içkiler (serbestçe) içildiği; -İpek (haram bilinmeyip erkekler tarafından) giyildiği; -Çeşitli adlar altında şarkıcı kadınlar ve çalgı aletleri edinildiği; -Bu ümmetin sonradan gelen nesilleri, önceden gelip geçenlere (çeşitli ithamlar ve bahanelerle) hakâret ettiği zaman artık kızıl rüzgârı, (zelzeleyi), yere batışı (hasfı) veya suret değiştirmeyi (meshi) (veya gökten taş yağmasını, (kazfi) bekleyin.” (Tirmizi, Fiten 38/2210) Mikdam bin Ma’dikerb’in bir hizmetçisi vardı, süt satardı, Mikdam da karşılığında para alırdı. Ona: “-Sübhanallah, süt satıp para mı alıyorsun?” dediler. O da: “¬-Evet, bunda ne var ki? Ben Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-’in şöyle dediğini duydum: “-İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki o vakit dinar ve dirhemden başka bir şey fayda vermeyecek!” dedi. (Ahmed bin Hanbel, IV, 133) “Sizin üzerinize öyle bir zaman gelecek ki o vakit siz, iyilikleri emretmeyen ve kötülükleri yasaklamayan kimselerin en hayırlı kişiler olduğunu düşünürsünüz.” (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 686/8462) Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-: “-İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki o vakit müminin kalbi tuzun suda eridiği gibi eriyecek!” buyurdu. “-Niçin eriyecek yâ Rasûlallah?” diye sorulduğunda: “-Kötülükleri görüp de onları değiştirmeye güç yetiremediği için” buyurdu. (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 686/8463) Rabbim Bizleri Uyananlardan Eylesin İnşAllah.

MEHDİ ZUHUR ETTİĞİNDE Şeyh Muhammed Nazım El-Hakkani En-Nakşibendi Hazretlerinin 1980 Sohbeti,

MEHDİ ZUHUR ETTİĞİNDE Şeyh Muhammed Nazım El-Hakkani En-Nakşibendi Hazretlerinin 1980 Sohbeti, Rub' Al-Khali, kimse o yerin üzerinde yürüyemez. Ne hayvanlar, ne arabalar, kim ayağını bassa aşağıya çeker. Orada hareketli kum vardır, kimse onu aşamaz. Ve bu yer Suudi Arabistan'da iyi bilinir, Taif ve Riyad'da da iyi bilinir. Bir yol vardır, "Mehdi'nin yolu" derler. Oraya gitmek, oraya ulaşmak avam sınıfına yasaktır, sadece Doğu'da ve Batı'da ümmet için vazifeli olan Evliyalara oraya gitmeye izin var. Onlar orada olmalıdırlar.Ve Mehdi aleyhisselam, sadece izin bekliyor, çıkmak için Allah'ın emrini bekliyor. Ve zuhur ettiği zaman Şam'a gidecektir. Daraa'ya girerken binalar vardır, Kadar'a girerken, Kadar var, yakın güney tarafında. Oradan Şam'a girecek, Tekbirle beraber. Zuhur için emir aldığı zaman, işte o zaman Tekbir çekecek, "Allahu Ekber! Allahu Ekber! Allahu Ekber!" İlk tekbiriyle zuhur edince, onun Tekbiriyle bütün silahlar, tüfekler hemen duracak! Bitti, kimse daha fazla silah ve cephanelerini kullanamayacak. Allah'ın emri ile durdurulacaktır. Ve ikinci tekbiriyle, Allahu Ekber! Allahu Ekber! Allahu Ekber! her müminin kalbine hakiki iman gücünü verir, böylece onlar Allah rızası için fi Sebillillah cihad etmeye hazır olurlar. Küffardan bin kişi bile hücum etse bir müminin üzerine, kalbinde korkunun eseri olmadan, hepsine karşı durur. Üçüncü tekbir; Allahu Ekber! Allahu Ekber! Allahu Ekber! Ve üçüncü tekbirle, Yüce Allah kafirlerin kalblerine korku salacaktır. Doğudan batıya hepsi bu tekbiri işitecek ve kalblerine büyük bir korku düşecek. Mehdi (as)'a karşı yapabilecekleri bir şey yoktur. İmam olduğu için biyat verecektir. Bütün insanlardan biyat kabul edecektir. Ve sonra Şam'dan İstanbul'a doğru hereket edecek, İstanbul'da muhafaza edilen kutsal emanetleri teslim almak için. Oraya yetişecek ve Peygamber (sav) sancağını ve kılıcını teslim alacak, çünkü bütün Müslümanlar, Peygamber (sav) sancağı altında birleşecektir. İstanbul'da vaziyet bu hal üzere iken, deccal Horosan'dan çıkacak. Mehdi (as) emir buyuracak ki; bütün dünyadaki Müslümanlara, her kim ki selamet olmak isterse, imanlarını ve canlarını deccal'dan korumak için, Şam'a, Mekke'ye, Medine'ye gitsinler. Ve burada (Şam'da) mahşeri bir kalabalık olacak. Büyük Şeyh Efendi derdi ki "Bu Kasiyun Dağıdır." Bana dedi ki 40 yıl önce, " Nazım Efendi, bu dağ, mübarek bir dağdır. Kur'an-ı Kerim'de bahsi geçer". O zaman sadece buralarda evler vardı. Böyle değildi. Ve dedi ki, "Bu dağ tam Şam'ın ortasında kalacak. dağdan bu tarafa ne kadar şehir varsa, dağın diğer tarafında da şehir o kadar büyüyecek." - Beş veya yedi yıl önce, hükümet projeler hazırladı, dağın üstüne ve etrafına binalar yapılması için. Bir sürü yollar açıldı ve biz görünce şaşırdık. Belki de bu tarafdan daha büyük.O zamanda su olacağını söylerler - Muhiyddin Ibn Al Arabi (ra) dedi ki o zamanda bir adam takkesini savursa, insanların üzerine düşer, yere düşecek kadar da bir boşluk olmaz. Peygamber Efendimiz Hadisi Şerifinde buyurdu ki, bu buluşma Şam'da olacaktır. Ve deccal dünyadaki her yere gidecek, üç yer dışında, Şam, Mekke ve Medine. Sonra Halep yolunda bir nokta vardır, oraya kadar gelecek, deccal askeri ve takipçileri ile oraya yetişecek. Takipçileri; onu bekleyen tüm Yahudiler, ve evlilik dışı doğan çocuklar, kişiler, ve şerefsiz kadınlar hep onun arkasında olacak. Oraya yetişecek ve Cebrail onun önüne kanatını koyacak. Oraya gelecek, böyle bakacak oradan ötesini göremeyecek. Ve daha ileri gidemeyecek. Takipçilerine diyecek ki "Ey benim halkım, ey benim kullarım, dünyanın gidilecek son noktasına kadar geldik. Bundan öteye dünya yok, bu noktadan öteye! Bütün dünya artık benim emrim altındadır." Orada durur, ve Yüce Allah İsa (as)'a gökyüzünden inmesini emreder. Sabah namazı vakti Şam'daki Emevi (Umayyad) camisine iner. Sol taraftaki minareye iner ve Mehdi (as) imamlık için mihraba doğru yürürken bakar ve İsa (as)'ı gelirken görür. Bakar, bekler ve peygamber olduğu için imamlığa davet eder, İsa (as) peygamberlik yapmıştır. Ancak o der ki "Peygamber Seyyidina Muhammad (sav)'dir". Der ki, "Ben gelsem de imamlık senindir. Onun ümmetinden İmam sensin, kamet senin için okundu, imam sensin." Seyyidina Mehdi(as) imam olur ve İsa(as) arkasında ona tabi olur, onun arkasında bu ümmetten kabul edilmek için bu ümmetin bir ferdi olarak geride durur. Cemaatımızın arasında bizlerle birlikte, ümmetle birlikte durur. Bundan sonra bütün müminler, başta İsa(as) o da kılıcıyla gelir, seyf ile gelir. O hayatında eline hiç kılıç almamıştır. Elindeki kılıç işarettir ki o tabi olmaya gelmiştir, takip etmeye gelmiştir, takip olunmaya değil. Hz. Muhammed (sav)'in şeriatına uyacaktır. Seyf'i var, kılıcı var onu öldürmek için savaşacaktır - Deccal İsa (as)'ın kokusunu alır ve o İsa (as)'ın kokusunu alınca tuzun suda eridiği gibi erimeye başlar ta ki İsa(as) ona ulaşana kadar ve onu bir kılıç darbesiyle öldürür - İsa (as) Halep yolunun girişinde deccal'i öldürür. Sonra bütün Müslümanlar onun takipçilerine bir tek kişi bile bırakmazlar, işlerini bitirirler. Dünya üzerinde, "La Ilaha illa Allah Muhammadun Rasulullah (sav)," diyenlerden başka kimse kalmayacak. Bu gelmektedir, adım adım bu noktaya yaklaşmaktayız. Bu olaylarla aramızda sadece büyük savaş vardır ki Peygamber Efendimiz bunun haberini vermiştir; Melhamatül Kübra, en büyük savaş, en büyük çarpışma Peygamber Efendimizin hadisine göre bu dünyada (büyük savaş) yaşanacaktır. Bu şekilde son zamanlara gelindiğinde dünya iki kutup olacaktır, bütün dünya ikiye bölünecektir. Ve bu iki kutup arasında büyük savaş kopacaktır, bu savaş esnasında, Mehdi (as) Tekbir alır ve herşey durur. Şimdi eğer küçük savaşlar devam ederse bile, devler (büyük devletler) gelecek ve "Durun!" diyecekler, diğerlerine de, "Durun!" Büyük devler hepsini süpürecek. Büyük devler geldiği zaman uuuuh! Hiç bir şey fayda etmez sadece İlahi Kuvvet çalışır! Çok fazla insan telef olunca Yüce Allah Mehdi(as) durdurması için emir verir. Ne zaman ki tekbir alır ve der "Allahu Ekber! Allahu Ekber yoksa sizin silahlarınız mı ekber/büyük? Allah mı büyük yoksa sizin teknolojiniz mi büyük? O zaman anlayacaklar! Edepsizler! M: Ehlü Beyt'ten de pek çok kişi var. ŞN: Onunla beraber Ehlü Beyt olmasına gerek yok farklı milletlerden 40 tane Halifesi vardır. Senin ülkenden, Türkiye'den, Şam'dan, Suriye'den, Mısır'dan, Sudan'dan Afrika'dan, Amerika'dan Doğu'dan Batı'dan her yerden! Yedi tane veziri vardır, hiç birisi Arab değil, vezirlerinde Arab yok ama kendisi Arab'dır. 'Ala ilm wal ras, İmam el Mehdi Arab'dır ve Kureyşi'dir. Vezirlerinden hiç birisi Arab değildir. Yabancıdırlar, 40 halifesi onunla birlikte orada bekliyorlar. Hepsinde Melekut-i kuvvet vardır. M: Bize tavsiyeniz nedir? ŞN: Niyetinizi hayırlı tutun, iyi niyet iyi netice. Kötü niyet kötü netice doğurur. Bizler her yerde olabiliriz, ama doğruluğun ve iyiliğin, adalet ve merhametin hizmetinde olalım. Her yerde olabilirsiniz, bekliyoruz ama size benim tavsiyem aldığınız ilhamlara göre davranın. İzin verilmiştir size. İlham yoluyla kalbinize gelen ne varsa yapabilirsiniz. Eğer yoldan bir taş bile kaldırabilirseniz, bunu yapabiliyorsanız yoldan zarar verecek taşı kaldırın, çünkü İslam'ın yoluna büyük kayalar konmuştur. Gücümüz bunları kaldırmaya yetmez, ama yoldaki küçük taşları da kaldırsak olur, ve bekliyoruz büyük bir gücün gelip o devasa kayaları yoldan kaldırmasını, başka yapabileceğimiz bir şey yok! Size gelen ilhamlara göre bunu yapabilirsiniz.
MEHTER / TASAVVUF MÜZİK
SİTE HARİTASI
SAAT
Üyelik Girişi