RAMAZAN AYI HAKİKAT DAMLASI
.RAMAZAN MÜMİNİN KUTLU AYI ResulAllah'ın (sas) değindiği tehlikeli bir zamandır bu. "Öyle bir zaman gelecek ki ümmetim mümin olarak sabahlayacak, kafir olarak akşamlayacak." Akşam mümin olarak yatacak sabah kafir olarak kalkacaklar. Allah bizi affetsin ve imanımızı muhafaza etsin. Aziz Allah. Sultan Allah. Sultansın Ya Rab biz kullarınız. Ziyadata lisani-şerefin nebi sallallahu aleyhi ve sellem ve cemi' el-enbiya vel mürselin- evliya vel-meşayikhina... ve lil-mu'minin, el Fatiha. Kapıların üzerine, “Bismillahirrahmanirrahim, yâ Mâlikel Mülk: Biz Müslümanız” yazın. Bu, gelen melâikeye ihbardır. Onlar evinize bakıp, “Bu hânede müslüman var” derler. İçinde müslüman olan haneler ve “Mülk senindir yâ Rabbi, biz senin mülkünde duruyoruz” diye ikrâr eden kimseler mahfuzdur, onlara birşey olmaz. Dünya sallansa onlar sallanmaz, rahmet onların üzerine iner. Bir şiddet görülürse veya korku anında, abdest alıp seccâdeyi serip kıbleye karşı diz üstü oturun, oraya buraya kaçmayın. Yâ Latîf çekin, olursa yüz defâdan üçyüz defâya kadar yâ Vedûd çekin. Çünkü Allah denen yerler yıkılmaz. Evin içerisinde Allah’ın gazabına mucib olacak resim, heykel, yazı, sigara, içki varsa bunlardan siz mesulsunuz. Allah’ın sevmediği kimselerin resmini koymayın. Evin içinde çoluk çocuk herkes şeriat üzerine giyinin, avret yerlerinizi kapalı tutun. Erkekler göbekten diz altına kapalı olun, hanımlar baş açık gezmeyin, bağırlarınızı, kollarınızı, bacaklarınızı örtün, mümkün mertebe vücut hatlarını belli etmeyecek şekilde elbise giymeye dikkat edin. Evin dört bir köşesine yedişer Âyet-el Kürsî okuyun ve yatarken de yirmibir Besmele çekin. Bunların hepsi tedbirdir, Allah’ın gazabını geri çevirmeye sebeptir. Bunlara dikkat etmeyenleri, evleri yıkılmasa da, Allah korkutur ve bütün bunlara riayet edenlerin bereketine Allah aynı binada kalan diğer insanları da gözetir. - Mevlana Şeyh Muhammed Nazım Kıbrısi Hz.

Hayatımız neyi razı etmek için, ne yolda geçi­yor?

Şeyh Nazım Kıbrisi k.s Hazretleri Hayatımız neyi razı etmek için, ne yolda geçi­yor? Nefsimizi hoşnut etmek yolunda, nefsin ar­zularını yerine getirmek yolunda geçiyor. O arzular da birbirine dolanarak, boyuna artarak en son demi­ne yetişiyor. Daha gözü arkasında kalıp o tara­fa geçiyor. Onun için nefsin senin düşmanın oldu­ğunu bil ve onun arzularının bitmediğini de bil. Hiçbir zaman “yeter, tamam, oldu, kâfi” diyecek diye bekleme, ümit etme. Nefis çocuk gibidir, nasıl insan çocuğa onun arzularını verdik sonra daha fazlasının arkasına koşturursa nefis de aynı tabiattadır. Ona haddini göstermezsen hudutsuz gi­der. İnsanı helak eder. Evet, o yavru çocuklar seher vakitlerinde uyanıp ana babasını da uyandırır. Lâkin insanoğlu gafle­tinden o vakit soldaysa sağa dö­ner, sağdaysa sola dönerek yine bi­raz daha uyuyayım da uykusuzluğum kalmasın diye devam eder. Kendi nefsime diyorum ki, “Kaç senedir uyu­yorsun?” Kaç sene var? Altmış sene, yetmiş sene, seksen sene? Bu kadar sene, kırk sene, elli sene uyuyorsun, hâlâ doymadın mı bu uykuya? Yeni gün, yeni uyku hani sanki elli senedir uyuyup doymayan ey nefsim, şimdi bu gece­nin en mukaddes vakitte biraz daha uyuyayım biraz daha doyayım da ona göre kalkarım demeye utanmaz mı­sın? De kendi nefsine. Beni niye aldatıyorsun? Çün­kü uykuya doyan cins değilsinsen ey nefis, bırak, uykudan bir parça fedakârlık yap, kabrin içerisinde zaten uyuyacaksın, uyuturlarsa…! Uyuturlarsa…! Peygamber Aleyhis selatü ve’s selâm, «Ya Rabbi!Kabir azabından sana sığınırım» diye münacat buyururdu. Kabrin içerisine gireceğini düşün, uykun biraz daha hafifler. İşte Efendimiz Hazretleri, «Fâtıma! O beşikteki çocu­ğu da buraya getir, beşikteki ço­cukları da getiriniz, bu tecelliden onlar da nasiplerini alsınlar, mahrum olmasınlar» dermiş. O vakit Hakk divanında bulunan kimselerin hepsine o melâike-i kiram gelir. İşte Suhurî Hazretleri Allah’ın has kul­larından büyük bir zattır, büyük Şeyhimiz Şeyh Şerafeddin Hazretlerini hayatta değilken ruhâniyetiyle irşad edip terbiye etti. Suhurî Hazretleri’nin âdeti oydu ki her kim huzuruna gelirse kelime-i şehâdeti getirtirdi; diz be diz oturtup kelime-i şehâdeti okuturdu. Öyle büyük bir zat huzurunda o kelime-i şehâdeti okuyan kimse­nin kalbine, kalbinden hiç çıkmayacak nakış­la nakşediyor, onun kalbine saadet mührünü basıyordu. Kelime-i şehâdeti söyledikten sonra onun imanını, bütün dünyada ins-û cinnin adedince şeytan olup üzerine gelse son nefeste o imanı ondan almaya imkân yoktur. Bitti, o mühür bastıktan sonra tamamdır. Onun için her gelene, o kelime-i şehâdeti getirttirir ve şöyle dua ederdi; «Kelime-i şehâdeyni indeke yâ Rasûlullah vahyelena ve biatün yevme’l kıyâmeti ya men erselehullahu tealâ Rahmetenlilalemiyn.» «Ya Rasûlullah! Bu okuduğumuz kelime-i şehâdeti sizin hazineye koyduk, size emanet eyledik, kıyamet gününde bu emanetimizi isteriz.» Diyerek peygamberin hazinesinde mü­hürler, kıyamet günü olduğunda o emaneti bize tes­lim eder. O gelen ziyaretçilerine ilk bu hizmeti yaparmış, bu hizmette yeter zaten. Onun için ebedi olan iman rütbelerinin kemal makamları için o kelime-i şehâdeti bana okut dedi. Şeyh Efendi Hazretleri, “bunların hepsi benim evlatlarımdır, hepsinin ahitleri bizdedir” dedi ve onlara bu hizmette bulunalım diye emretti. Gumukî Hazretleri’nin de şimdi onlara bu telkini yapmak için bana izni ol­du. Bu kelime-i şehâdet ki, onu da yapmaya muvaffak ol­duk. Şimdi onların şahadetiyle onlara emanet teslim ettik. Kıyamet gününde o evliyalar bizim emaneti­mizi bize takdim ettikleri günde bu günü hatırlarsınız. Evet, mühim olan budur. İnsan kıymetli olan şeyini, iyi yerde kilit altında muhafaza altında saklayıp du­rur. Çok kıymetli şeyini en sağlam yerde saklar. En kıymetli olan şey, imanımızdır. Şimdi onu bir defa sağlam yere koyduk. Bu, Allah’ın fazl-u keremindendir ─ bizim vazifemiz nedir? Allah’u zülcelâl’ın lütf-u keremi ile bize bağışlamış olduğu bu en bü­yük nimetini gözetmek, bakımına dikkat edip de gürleştirmek; iman ağacını kalbimizde yeşertip, gürleştirip, sonra o ağacın meyvesini de yemek lâzım.
MEHTER / TASAVVUF MÜZİK
SİTE HARİTASI
SAAT
Üyelik Girişi