CEMAZİYEL -EVVEL HAKİKAT DAMLASI
HADİS-İ ŞERİF IŞIĞINDA AHİRZAMAN “Siz öyle bir zamanda yaşıyorsunuz ki sizden biriniz emrolunduğu şeylerin onda birini terk etse helâk olur. Sonra öyle bir zaman gelecek ki sizden kim emrolunduğu şeyin onda birini yapsa kurtulur.” (Tirmizî, Fiten, 79/2267) “Öyle bir zaman gelecek ki o zaman şu üç şeyden daha kıymetli birşey olmayacaktır: Helal para, can u gönülden arkadaşlık yapılacak bir kardeş ve kendisiyle amel edilecek bir sünnet.” (Heysemî, I, 172) “Öyle bir zaman gelecek ki, kişi helâlden mi haramdan mı kazandığına aldırmayacak!” (Buharî, Büyû; 7) Ebu Said el-Hudrî’den rivayet edildiğine göre Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: “Aranızda öyle bir grup ortaya çıkacaktır ki, namazınızı onların namazları, oruçlarınızı onların oruçları ve diğer amellerinizi de onların amelleri yanında az göreceksiniz. onlar Kur’ân okurlar, fakat okudukları boğazlarından aşağı geçmez. onlar okun yaydan çıktığı gibi dinden çıkarlar...” (Buhârî, Fedâilü’l-Kur’ân, 36) “Öyle bir zaman gelecek ki okuma meraklı kurrâ çoğalacak; fakîhler ise azalacak ve bu sûretle ilim çekilip alınacak. Daha sonra öyle bir zaman gelecek ki insanların okudukları boğazlarından aşağı geçmeyecek.” (Hakim, Müstedrek, V, 504) “Şiddetli bir şekilde yaklaşan fitne sebebiyle vay insanların hâline. İnsanlar mü’min olarak sabahlar da akşam kâfir oluverirler. İnsanlar dinlerini küçük dünya menfaati karşılığı değiştiriverirler. İşte öyle zamanda dinlerinde sâbit kalabilenler ellerinde kor ateşi tutanlar gibidirler.” (Ahmed İbn Hanbel, Müsned, II, 390; Ayrıca bkz. Müslim, İman 186; Tirmizi, Fiten 30, (2196) “Öyle bir zaman gelecek ki bütün insanlar ribâ ile iş yapacak. Ondan sakınanlar dahi tozuna bulaşmak durumunda kalacaklar.” (Nesâî, Büyû 2; İbnu Mâce, Ticârât 58; İbn Hanbel, Müsned, IV, 494; Beyhakî Sünen, IV, 275) “Öyle bir zaman gelecek ki doğru söyleyenler yalanlanacak, yalancılar ise doğrulanacak. Güvenilir kimseler hain sayılacak, hâinlere güvenilecek. İnsanlardan şâhidlik etmeleri istenmediği halde şâhidlik edecekler, yemin etmeleri istenmediği halde yemin edecekler,” (Taberâni, XXIII, 314) “Öyle bir zaman gelecek ki insanlar iyiliği özendirmeyecek, kötülükten de sakındırmayacaklar.” (Heysemî, Mecmauz-zevâid, VII, 280) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “Muhakkak ki insanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, o vakit kişi altından sadaka ile (çarşı Pazar) dolaşır da bunu kendisinden sadaka olarak kabul edecek tek kişi bulamaz. O zaman, tek bir erkeğe kırk tane kadının tâbi olduğunu ve kadınların çokluğu ve erkeklerin azlığı sebebiyle ona sığındıklarını görürsün.” (Buhari, Zekât 9; MüsIim, Zekat 59) “Ben sizin dünya hırsıyla birbirinizle kapışmanızdan, birbirinizi katletmenizden ve sizden öncekiler gibi helâk olup gitmenizden korkuyorum.” (Müslim, Fezâil 31) “…Ben asıl sizin dünyayı elde etmek için birbirinizle kapışıp kavga etmenizden korkuyorum.” (Buhârî, Cenâiz 71, Menâkıb 25, Megâzî 27, Rikâk 7, 53; Müslim, Fezâil 30) Hz. Sevban radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “–Size çullanmak üzere, yabancı kavimlerin, tıpkı sofraya çağrışan yiyiciler gibi, birbirlerini çağıracakları zaman yakındır.” Orada bulunanlardan biri: “–O gün sayıca azlığımızdan mı bu durum başımıza gelecek?” diye sordu. “–Hayır, bilakis o gün siz çok olacaksınız. Lakin sizler bir selin getirip yığdığı çer-çöpler gibi hiçbir ağırlığı olmayan kimseler durumunda olacaksınız. Allah, düşmanlarınızın kalbinden size karşı korku duygusunu çıkaracak ve sizin kalplerinize zaafı atacak!” buyurdular. “–Zaaf da nedir ey Allah’ın Rasûlü?” denildi. “–Dünya sevgisi ve ölüm korkusu!” buyurdular.” (Ebu Davud, Melahim 5/4297) Ebu Ümeyye eş-Şa’bani anlatıyor: “Ey Ebu Sa’lebe dedim, şu ayet hakkında ne dersin?” (Mealen): “Ey iman edenler! Siz kendinize bakın. Siz doğru yolda oldukça, sapıtmış olanlar size zarar vermez.” (Maide 105) Bana şu cevabı verdi: “Gerçekten bunu, iyi bilen birine sordun. Zira ben aynı şeyi Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-’a sormuştum. Demişti ki: “Ma’rufa sarılın, münkerden de kaçının! Ne zaman uyulan bir cimrilik, takip edilen bir hevâ, (dine, ahirete) tercih edilen dünyalık görür, rey sahiplerinin (selefi dinlemeden) kendi reylerini beğendiklerini müşahade edersen, o zaman kendine bak. İnsanlarla uğraşmayı bırak. Zira (bu safhaya gelince) arkanızda sabır günleri var demektir. O günler avuçta ateş tutmak gibi (sıkıntılı)dır. O günlerde, sizin kadar amel yapabilen bir kimseye elli kişinin ecri verilecektir.” (Ebu Davud, Melahim 17/4341); Tirmizi, Tefsir, 5/3060); İbnu Mace, Fiten 21) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “-İnsanlar öyle günler görecek ki, katil niçin öldürdüğünü, maktul de niçin öldürüldüğünü bilemeyecek.” “-Bu nasıl olur?” diye soruldu. Şu cevabı verdi: “-Herçtir! Öldüren de ölen de ateştedir.” (Müslim, Fiten 56) Zübeyr İbnu Adiy rahimehullah anlatıyor: “Hz. Enes İbnu Mâlik radıyallahu anh’ın yanına girdik. Haccâc’ın bize yaptıklarını şikayet ettik. “-Sabredin, buyurdu. Zira öyle günlerle karşılaşacaksınız ki, her yeni gün, gidenden daha kötü olacak. Bu hal Rabbinize kavuşuncaya kadar devam edecek. Ben bunu, Rasûlunüz -sallallâhu aleyhi ve sellem-’den işittim.” (Buhari, Fiten 6; Tirmizi, Fiten 35/2206) Hz. Huzeyfe radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “-Bana kaç müslüman olduğunu sayıverin” buyurdular. Biz: “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bizim sayımız altı-yediyüze ulaşmış olduğu halde, hakkımızda korku mu taşıyorsunuz?” dedik. “-Siz bilemezsiniz, (çokluğunuza rağmen) imtihan olunabilirsiniz!” . Gerçekten öyle (belaya maruz kalıp) imtihan olunduk ki, içimizden namazını gizlice kılanlar oldu.” (Buhari, Cihad 181; Müslim, İman 235) Abdullah ibn-i Ömer -radıyallâhu anh- tarafından rivayet edilmiştir. Rasûlullâh –sallâllâhu aleyhi ve elem- bize yönelerek şöyle buyurdu: “Ey Muhacirler cemâati! Beş şey vardır ki, onlarla mübtelâ olacağınız zaman Ben sizlerin o şeylere erişmenizden Allâh’a sığınırım. Onlar şunlardır: 1- Bir milletin içinde zina, fuhuş ortaya çıkıp nihayet o millet bu suçu alenî olarak işlediğinde, mutlaka içlerinde taun hastalığı ve onlardan önce gelip-geçmiş milletlerde vuku bulmamış hastalıklar yayılır. 2- Ölçü ve tartıyı eksik yapan her millet mutlaka kıtlık, geçim sıkıntısı ve başlarındaki hükümdarların zulmü ile cezalandırılırlar. 3- Mallarının zekâtını vermekten kaçan her millet mutlaka yağmurdan menedilir (kuraklık cezası ile cezalandırılır) ve hayvanları olmasa (Allâh hayvanlara acımasa) onlara yağmur yağdırmaz. 4- Allâh’ın ahdini (emirlerini) ve Rasûlün sünnetini terk eden her milletin başına mutlaka Allâh kendilerinden olmayan düşmanı musallat eder ve düşman o milletin elindeki-avucundakilerin bir kısmını alır. 5- İmamları (yâni devlet adamları) Allâh’ın Kitabı ile amel etmeyip Allâh’ın indirdiği hükümlerden işlerine geleni seçtikçe Allâh onların hesabını kendi aralarında görür.” (İbn-i Mâce, Fiten, 22) Rasûlullah sallallahu aleyhi veselem şöyle buyurdu: “Fırat nehrinin suyu çekilip, aktığı yatakta bulunan bir altın dağı meydana çıkmadıkça ve kurtulup kazanan ben olayım diye birbiriyle çarpışan her yüz kişiden doksan dokuzu ölmedikçe kıyamet kopmaz.” (Buhârî, Fiten 24; Müslim, Fiten 29. Ayrıca bk. İbni Mâce, Fiten 25) Diğer bir rivayet ise şöyledir: “Pek yakında Fırat nehrinin suyu çekilerek aktığı yatakta bir altın hazinesi meydana çıkacaktır. O günü gören kimse, o hazineden kesinlikle bir şey almasın.” (Buhârî, Fiten 24; Müslim, Fiten 29-32. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Melâhim 13; Tirmizî, Sıfatü’l-cenne 26) “Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki kişi bir kabre uğrayıp üzerine abanarak: ‘Keşke bu kabrin içinde ben olsaydım’ demedikçe kıyamet kopmaz. Hâlbuki bu sözü ona söyleten din değil, belâ olacaktır.” (Buhârî, Fiten, 22; Müslim, Fiten, 53-54) Öyle bir zamanın geleceği, insanların kalblerinin dünya sevgisi ile dolacağı, cihadı zarar olarak görüp zekat vermeyi altından kalkılması zor bir borç olarak görecekleri bildirilir. (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 236/6322) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “-Beni İsrail üzerine gelen şeyler, aynıyla ümmetimin üzerine de gelecektir. Öyle ki onlardan aleni olarak annesine gelen olmuşsa, ümmetimden de bu çirkin işi mutlaka yapan olacaktır. Nitekim, Beni İsrail yetmişiki millete (dine, fırkaya) bölünmüştü. Benim ümmetim de yetmişüç millete bölünecektir. Bunlardan bir tanesi hariç hepsi ateştedir.” “-Bu fırka hangisidir?” diye soruldu. “-Benim ve ashabımın üzerinde olduğu şeyden ayrılmayanlardır!” buyurdular.” (Tirmizi, İman 18/2641) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “Ümeranız hayırlı olanlarınızdan iseler, zenginleriniz sehâvetkâr kimselerse, işlerinizi aranızda müşavere ile hallediyorsanız, bu durumda yerin üstü (hayat), altından (ölümden) hayırlıdır. Eğer ümeranız şerirlerinizden, zenginleriniz cimri ve işleriniz kadınların elinde ise, yerin altı üstünden, (ölmek yaşamaktan) daha hayırlıdır. (Çünkü artık dini ikame imkanı kalmaz).” (Tirmizi, Fiten 78/2266) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “-Gençlerinizin fıska düştüğü, kadınlarınızın azdığı zaman haliniz ne olur?” diye sormuştu. (Yanındakiler hayretle): “-Ey Allah’ın Rasûlü, yani böyle bir hal mi gelecek?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdu ve devam etti: “-Emr-i bi’l-ma’rufta bulunmadığınız, nehy-i ani’l-münker yapmadığınız vakit haliniz ne olur?” diye sordu. (Yanındakiler hayretle:) “-Yani bu olacak mı?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdular ve sormaya devam ettiler: “-Münkeri emredip, ma’rufu yasakladığınız zaman haliniz ne olur?” (Yanında bulunanlar iyice hayrete düşerek): “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bu mutlaka olacak mı?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdular ve devam ettiler: “-Ma’rufu münker, münkeri de ma’ruf addettiğiniz zaman haliniz ne olur?” (yanindeki Ashab:) “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bu mutlaka olacak mı?” diye sordular. “-Evet, olacak!” buyurdular.” (Heysemi, Mecma’u’z-Zevaid, VII, 281) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “İnsanların dünyaca en bahtiyarını âdi oğlu âdiler teşkil etmedikçe Kıyamet kopmaz.” (Tirmizi, Fiten 37/2209) Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-, yanındaki cemaate konuşurken, bir adam gelerek: “-Ey Allah’ın Rasûlü! Kıyamet ne zaman kopacak?” dedi. Sallallâhu aleyhi ve sellem- konuşmasına devam etti, sözlerini bitirdiği vakit: “-Sual sâhibi nerede?” buyurdular. Adam: “-İşte buradayım ey Allah’ın Rasûlü!” dedi. Sallallâhu aleyhi ve sellem-: “-Emanet zâyi edildiği vakit Kıyameti bekleyin!” buyurdular. Adam: “-Emanet nasıl zâyi edilir?” diye sordu. Efendimiz: “-İş, ehil olmayana tevdi edildi mi Kıyamet’i bekleyin!” buyurdular.” (Buhari, İlm 2, Rikâk 35) Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “Ümmetim onbeş şeyi yapmaya başlayınca ona büyük belanın gelmesi vâcip olur!” buyurmuşlardı. (Yanındakiler:) “Ey Allah’ın Rasûlü! Bunlar nelerdir?” diye sordular. Sallallâhu aleyhi ve sellem- saydı: -Ganimet (yani milli servet, fakir fukaraya uğramadan sadece zengin ve mevki sahibi kimseler arasında) tedavül eden bir metâ haline gelirse, -Emanet (edilen şeyleri emânet alan kimseler, sorumlu ve yetkililer, memurlar) ganimet (malı yerini tutup, yağmalayıp nefislerine helal) kıldıkları zaman, -Zekât (ödemeyi ibadet bilmeyip bir angarya ve) ceza telâkki ettikleri zaman. -Kişi annesinin hukukuna riayet etmeyip, kadınına itaat ettiği; -Babasından uzaklaşıp ahbabına yaklaştığı; -Mescidlerde (rıza-yı ilâhi gözetmeyen husûmet, alış-veriş, eğlence ve siyâsiyâta vs. müteallik) sesler yükseldiği zaman. -Kavme, onların en alçağı (erzel) reis olduğu; -(Devlet otoritesinin yetersizliği sebebiyle tedhiş ve zulümle insanları sindiren zorba) kişiye zararı dokunmasın diye hürmet edildiği; -(Çeşitli adlarla imal edilen) içkiler (serbestçe) içildiği; -İpek (haram bilinmeyip erkekler tarafından) giyildiği; -Çeşitli adlar altında şarkıcı kadınlar ve çalgı aletleri edinildiği; -Bu ümmetin sonradan gelen nesilleri, önceden gelip geçenlere (çeşitli ithamlar ve bahanelerle) hakâret ettiği zaman artık kızıl rüzgârı, (zelzeleyi), yere batışı (hasfı) veya suret değiştirmeyi (meshi) (veya gökten taş yağmasını, (kazfi) bekleyin.” (Tirmizi, Fiten 38/2210) Mikdam bin Ma’dikerb’in bir hizmetçisi vardı, süt satardı, Mikdam da karşılığında para alırdı. Ona: “-Sübhanallah, süt satıp para mı alıyorsun?” dediler. O da: “¬-Evet, bunda ne var ki? Ben Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-’in şöyle dediğini duydum: “-İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki o vakit dinar ve dirhemden başka bir şey fayda vermeyecek!” dedi. (Ahmed bin Hanbel, IV, 133) “Sizin üzerinize öyle bir zaman gelecek ki o vakit siz, iyilikleri emretmeyen ve kötülükleri yasaklamayan kimselerin en hayırlı kişiler olduğunu düşünürsünüz.” (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 686/8462) Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-: “-İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki o vakit müminin kalbi tuzun suda eridiği gibi eriyecek!” buyurdu. “-Niçin eriyecek yâ Rasûlallah?” diye sorulduğunda: “-Kötülükleri görüp de onları değiştirmeye güç yetiremediği için” buyurdu. (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 686/8463) Rabbim Bizleri Uyananlardan Eylesin İnşAllah.

İSLAM GELİYOR 1 Ocak 1992 Sohbeti,

 İSLAM GELİYOR Şeyh Muhammed Nazım El-Hakkani En-Nakşibendi Hazretlerinin 1 Ocak 1992 Sohbeti, Şeytanı kahreden Nebiler'dir. Ürküten Evliyalar'dır. Şeytanı kaçırttıran hakiki müminlerdir. İnsana Cenab-ı Allah akıl vermiş. Akıl cevheri verilmiş. Ki akılla her şeyi tartabilir. Akıl mihenk taşı gibidir. Altının ayarını ölçmek için mihenge vururlardı. Eskiden, ayarı bulunurdu. İnsanın aklı da mihenk taşıdır. Kullanır, kullanmadığın takdirde yaptığın işin kıymetini veyahut kıymetsizliğini bilemezsin, hangi insanınhangi ayardan insan olduğunu veyahut ayarı tükenmiş insan olduğunu aklını kullanmadan bilemezsin. Yirminci asrın insanı felaket derecede belanın içine düşmüşlerdir; her memleketlerde. Hiçbir ülke yoktur ki rahat olsun. Var mı? E şeytan olmayan bir memleket varsa orası rahattır. Kimse var mı şeytan olmayan yeri söylesin gidelim oraya. Öyle bir yer bilen var mı? Acaba Ankara'da var mı şeytan? Yok ya hu. Şehirde? Şehirde de var. Bizim gazeteler yazıyor ki Türkiye'de yok da Yunanistan'da var. Vehayut Yunanistan'da bitmiş de Alaman'da var; veya Alaman'da bitmiş de İngiliz de var. İngiliz bitirmiş de Rus'a kaçmış. Rus'da var. E hangi memlekette şeytan yok. Hangi yerde şeytan yok? Her yerde şeytan var. Hicaz'da belki yok. Hicaz'da da varmış meğer. Bomba patlatıyorlarmış orada da. Vazifede. Gayet dikkatlı vazife yapıyor; hiç bir lahza insanlara rahat verdirmeden gaile üstüne gaile açtırır. Başına çorap ördürüyor ademoğlunun şeytan. İnsanlar da arkasından koşturuyor. Diyor aman aman sultanımız emret. Dünyayı uçuralım ya hu. Dünyayı uçuracağız yalnız bir zembille sen bizi yukarı kaldır da aşağıdaki yananların içinde biz kalmayalım. E şeytan der ki maksadım hepsinizi bitirmektir. Maksadım ademoğlunu bitsin, tükensin. Çünkü ademoğlunun yüzünden bu belaya düştüm ben felakete. Binaenaleyh ademoğlundan bir tanesi kalmasın. Şeytan aldatıyor. İnsan da evet yirminci asır insanı da dostunu, düşmanını ayırt edemiyor. Karını zararını da ayırt edemiyor. İyiyi kötüyü de ayırt edemiyor. E Şeyh Efendi böyle olunca insanlıktan çıkar ne olur? Hayvan olur. İyiyle kötüyü ayırt edemezler. Hayırla şerri ayırt edemezler. Demek ki aklı yok. Aklı olmayan mahluk hayvanattır. Hayvanda akıl yok. Cenab-ı Hakkı'n umumi iradesiyle onlar yürür. Onun için onlar mesuliyet taşımaz. Muhakeme edilmez.Bir sürü bir tarlaya girse tarladaki ekini yese, afiyetle çıkar. Koyunları tutup da mahkemeye getirecek. Kimdir be bunun çobanı? Bu sürünün çobanı kimdir? E ya hu benim. E gel bakalım buraya. Ya hu ekini yiyen ben değilim. Ekini yiyen davar. Ama davar hayvanı senin ise gel bakalım buraya. Davarın aklı yoktu yedi. E senin aklın vardı; niye men etmedin? Sana kıyamet günü soracak akıl vermedim mi sana ey kulum? Verdin derse o kul e hadi bakalım; nasıl iş ettin sen? Akıllı işi mi yaptın? Yoksa akılsız işi mi yaptın? Hayvanlar gibi mi yaşadın? Yani aklını kullanmadan mı yaşadın? Aklını kullanmadıysan hayvan gibi yaşadın. Öyle değil mi? Hayvanda akıl yok. E sana akıl vermişken sen aklını kullanmadın. Demek ki sen de hayvan gibi yaşadın. Gel buraya. Yok aklım fikrim vardı diye ileri geri konuşacak olursan sana hayat filmini gösterecek orada hemen, gözünün önünde. Bak bakalım bu adama. Bu adamın yaptıkları akıllı işi midir? Kimdir ya bu adam? Bazı defa gazetede insanın yüzünü göstermek istemez de başka birşey kapatır. Onun gibi gösterecek diyecek bu adam çok aklısız bir adammış. Bu hayat akıllı insanın hayatına benzemez. Kaldır bakalım yüzündeki şeyi, kaldır da kim olduğunu görsün. Aaa! Bu benmişim. Sensin. Sensin. Beğendin mi bu hayatı. Akıllanmadın ha? Hayvanların olduğu yere durur. İnsanların olduğu tarafa değil. Hayvanların ahırına sok. İşte bu zamanın çağdaş mağdaş diyerekten saçma sapan muğalata ile insanı aldatıyorlar. Aklını kullansa insan temiz hayat arar. Her pislik bu çağdaşlığın içindedir. Rezillik onun içerisindedir. Bir de onu reklam yaparlar. Aman çağdaş hayat. Temiz girer, abdesthaneye düşmüş gibi çıkar. Gece, gece hayatında giriyor temiz. Sonra ağzından gelen, altından geleni içip tekerlenip yuvarlanıyor; bir tanesi düşmüş ağzından da gelmiş, altından üstünden. Bir köpek yaklaşmış, bakmış. Ağzından gelenleri yalamaya. O çağırıyormuş ey arkadaş mendili mahvetme. Ben zaten eve gidip temizleneceğim. O köpek onu yalıyor ya o mendil zannediyor . Mendil ile siliyorlar kendisini. Bu pis hayat, çağdaş hayat! Akıllılar böyle mi yaşar? Böyle pisliğin içinde mi yaşar? Lakin reklamları kuvvetli. O pisliğin içinde gebersinler. Öyle olacak. Başka çare yok. Milleti pisleten, pis hayatı temiz gösteren; kötüyü iyi gösteren; iyiyi kötü gösterenlere Allah gün göstermesin. Safer'in belaları üzerlerine yağsın. Safer'in hayrı bize gelsin. Ne yapalım. Bu kadar söylemesek Cenab-ı Hakk'ın gücüne gider. Yeryüzünde benim gönderdiğim dinimi Şeriatı'mı metheden kulum kalmadı diye hepinizi batırır. Onlar batsın. Biz söyleyeceğiz. Söyle de korkma! Temizi, doğruyu tut. Hakk'ı tut. Batıldan yana olma. İşin doğrulur, akıbetin güzel gelir. Temizlerle beraber haşrolunursun.Leş olanlardan çıkmazsın. Kıyamet gününde leş gibi çıkacaklar. Her taraflarından pislik akarak çıkacaklar. Pis kokularından kadınların, erkeklerin; mahşer halkı birbirini çiğneyip kaçacaklardır; bu çağdaşların. Elhamdulillah ben hiç birinize mektup yazıp da buraya gelin demedim. Mehmet Şevket Bey. Bunlar hep genç delikanlı insanlar. Mehmet Şevket Eygi Beydir o. Meşhur muharris. Her cihetiyle Osmanlı o. Fesinden de bellidir. Onun için bu kadar genç geliyor. Bunun içinde ihtiyar adam benden başka yok. Hepsi genç. Bu Efendi bir parça Mısırlı'dır, şeye benzer. İki üç kişi İkram Beyefendi'den gençlerdendir. Daha sakalı bıyığı bitmemiştir. Bitince ta Almanya'dan gelmiştir. Hoşgeldi sefa geldi. Binaenaleyh bu beyefendi Singapur'dan gelmiştir. On beş saatlik mesafeden. Cenab-ı Hak buraya gönderiyor. Şeytanı ve şeytanın hilesini az da olsa insanlar bilmeye başlamış, arada menfi propagandaya aldanmadan hakikatı öğrenmeye başlayan kimseler oluyor; bu iyiye alamettir. Nitekim baharda ilk bazı ağaçlar tez elden tomruklanır, çiçek açar. Baharın ilk müjdecisidir onlar. Tek tükten ondan sonra dünya dolar. Şimdi siz tek tük ağaçların tomurcuklanmaya başlayan çiçekleri gibisiniz. Binaenaleyh ileriye doğru bu hızlanacaktır. Gerilemesi yok. Bundan sonra güz gelmez. Güz aşılmıştır. Ki güzde ağaçlara ne kadar su versen çiçek açmaz. Ne kadar su versen yapraklarını tutmaz, dökülecektir. Ama şimdi ne kadar uğraşsan artık ağaçları kuru odun gibi tutamazsın. Patlamaya başlıyor, her tarafından baharda tomurcukları görünmeye başlar ve çiçekleri görünmeye başlar. Ağır ağır günden güne ilerler. Gerilemesi yoktur. Arada bir, bir soğuk dalgası gelir. Tahribat yapar, lakin baharın soğuğu kışı soğuğu gibi sürgit değildir; geçicidir. Geçer biraz tahribat yapar. Lakin arkasından gene kuvvetle ağaçlar yeşermeye ve çiçeklenmeye ve meyvelerini vermeye başlar. Onun için şimdi Elhamdulillah görüyorum, ki Türk meclisine de baktım ki Ya Rabbi bu kadar genç insan nereden nasıl geliyor buraya? Onlara hür hayat varken, istediklerini yapmaya istedikleri gibi harekete, kahyaları yok. Hükümetleri devletleri bunları teşvik ediyor. Çağdaş olunuz diyor. Ne isterseniz yapınız dediği halde bu gençler buraya nasıl toplanıyor? Demek ki toplayan, Kadir olan Allah topluyor bunları, önünde durulmaz artık. O'nun önünde kimse duramaz. Geçmiş ola. Ne top ile, ne tüfek ile. En şiddetli küfrü temsil eden Rus'tur. Rus meydana "Allah'a biz idam hükmünü giydirdik." Haşa. Böyle gavurdu onlar. Allah ve Peygambere öyle düşman. Rusya'nın içerisinde ne cami bıraktılar. Camileri bitir, Kiliseler'i de yıktılar. O başka mesele de.Dine o kadar düşman ve bu kafirleri ayakta tutmak için yetmiş sene kızıl orduyu tuttular. Kızıl ordu tam seferberlik halinde atmış milyon askerdi. Cephelere. Lakin Türkiye'nin nüfusu kadar asker edindi. Bir tek kurşun, fişek attırmadan halk darmadağan etti o küfür, küfrü ayakta tutan kızıl orduyu toz duman etti. Bir fişek attırmadı Allah. Onun için İslam geliyor, İslama kim karşı durayım derse İslam süpürüp götürecek. Şimdi İslam'da ne var İslam'ın elinde birşey var mı? Yoktur, hiçbir şey yok. Küfrün elinde herşey var. Zararı yok. Bir anında küfrün elindeki bütün kuvveti İslam'a. Müslümanlar'ın acizliğini de onlara giydirir Cenab-ı Hak. Bitti gitti, akşam başka yatar. Başka dünyada yatar. Başka dünyada kalkar insan. Allah ile oyun olmaz. Allah şaka da yapmaz. Allah'ın istediğinin önünde de durulmaz. Onun için Elhamdulillah nişanları var. Gerçi topumuz, tüfeğimiz bir şeyimiz yoktur küfrü tard etmeye; lakin münacatımız vardır. Dua ediyoruz Cenab-ı Allah'a. Ya Rabbi küfrü yık. Sen yıkma, bize bırak. Bir kul da yıkar. Bir amele yıktırır komunistliği. Komünist dünyasını bir amele yıktı kendilerinden. Ne Musa yolladı, ne İsa yolladı onlara. Allah Firavuna Musa gönderdi. Komünist emperyalizmini yıkmak için ne Musa gönderdi, ne Peygamber, ne veli gönderdi. Amele gönderdi. Ki amele imparatorluğu diye söylüyordu bunlar. Bir tek amele gönderdi. Bir tek amele o da fişek atmadı. Yellendi üstlerine. Bir yellenmede gitti aşağıya. Kuvveti o kadarmış. Açıkçası söyleyeyim mi? İşte bu. Allah ile oyun olmaz. Kuvvetliyim deme. Lahzanın içinde canını alır. Bitirir onun kuvvetini. Elhamdulillah. Ya Rabbi şükür. Gelen seneye kadar kalmasınlar. Bu senenin içinde hesapları görülsün. İslam'a düşman olan mihrapları Ya Rabbi Sen İlahi ateşinle yak. Mihrak dediği vakitinde yakan noktadır. O yakan noktanın içerisine düşürüp de yak. Nabedid olsunlar. Görünmesinler. Arıyoruz deseler bulunmasınlar. Amin Amin. Ve Selamun ala murselin hususin ala seyyidin murselin. Ve selametun ala hadırin, vel gaibin, vel muminin. Vel hamdulillahi Rabbil Alemin. Bi hürmetil Fatiha.
MEHTER / TASAVVUF MÜZİK
SİTE HARİTASI
SAAT
Üyelik Girişi