CEMAZİYEL -EVVEL HAKİKAT DAMLASI
HADİS-İ ŞERİF IŞIĞINDA AHİRZAMAN “Siz öyle bir zamanda yaşıyorsunuz ki sizden biriniz emrolunduğu şeylerin onda birini terk etse helâk olur. Sonra öyle bir zaman gelecek ki sizden kim emrolunduğu şeyin onda birini yapsa kurtulur.” (Tirmizî, Fiten, 79/2267) “Öyle bir zaman gelecek ki o zaman şu üç şeyden daha kıymetli birşey olmayacaktır: Helal para, can u gönülden arkadaşlık yapılacak bir kardeş ve kendisiyle amel edilecek bir sünnet.” (Heysemî, I, 172) “Öyle bir zaman gelecek ki, kişi helâlden mi haramdan mı kazandığına aldırmayacak!” (Buharî, Büyû; 7) Ebu Said el-Hudrî’den rivayet edildiğine göre Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: “Aranızda öyle bir grup ortaya çıkacaktır ki, namazınızı onların namazları, oruçlarınızı onların oruçları ve diğer amellerinizi de onların amelleri yanında az göreceksiniz. onlar Kur’ân okurlar, fakat okudukları boğazlarından aşağı geçmez. onlar okun yaydan çıktığı gibi dinden çıkarlar...” (Buhârî, Fedâilü’l-Kur’ân, 36) “Öyle bir zaman gelecek ki okuma meraklı kurrâ çoğalacak; fakîhler ise azalacak ve bu sûretle ilim çekilip alınacak. Daha sonra öyle bir zaman gelecek ki insanların okudukları boğazlarından aşağı geçmeyecek.” (Hakim, Müstedrek, V, 504) “Şiddetli bir şekilde yaklaşan fitne sebebiyle vay insanların hâline. İnsanlar mü’min olarak sabahlar da akşam kâfir oluverirler. İnsanlar dinlerini küçük dünya menfaati karşılığı değiştiriverirler. İşte öyle zamanda dinlerinde sâbit kalabilenler ellerinde kor ateşi tutanlar gibidirler.” (Ahmed İbn Hanbel, Müsned, II, 390; Ayrıca bkz. Müslim, İman 186; Tirmizi, Fiten 30, (2196) “Öyle bir zaman gelecek ki bütün insanlar ribâ ile iş yapacak. Ondan sakınanlar dahi tozuna bulaşmak durumunda kalacaklar.” (Nesâî, Büyû 2; İbnu Mâce, Ticârât 58; İbn Hanbel, Müsned, IV, 494; Beyhakî Sünen, IV, 275) “Öyle bir zaman gelecek ki doğru söyleyenler yalanlanacak, yalancılar ise doğrulanacak. Güvenilir kimseler hain sayılacak, hâinlere güvenilecek. İnsanlardan şâhidlik etmeleri istenmediği halde şâhidlik edecekler, yemin etmeleri istenmediği halde yemin edecekler,” (Taberâni, XXIII, 314) “Öyle bir zaman gelecek ki insanlar iyiliği özendirmeyecek, kötülükten de sakındırmayacaklar.” (Heysemî, Mecmauz-zevâid, VII, 280) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “Muhakkak ki insanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, o vakit kişi altından sadaka ile (çarşı Pazar) dolaşır da bunu kendisinden sadaka olarak kabul edecek tek kişi bulamaz. O zaman, tek bir erkeğe kırk tane kadının tâbi olduğunu ve kadınların çokluğu ve erkeklerin azlığı sebebiyle ona sığındıklarını görürsün.” (Buhari, Zekât 9; MüsIim, Zekat 59) “Ben sizin dünya hırsıyla birbirinizle kapışmanızdan, birbirinizi katletmenizden ve sizden öncekiler gibi helâk olup gitmenizden korkuyorum.” (Müslim, Fezâil 31) “…Ben asıl sizin dünyayı elde etmek için birbirinizle kapışıp kavga etmenizden korkuyorum.” (Buhârî, Cenâiz 71, Menâkıb 25, Megâzî 27, Rikâk 7, 53; Müslim, Fezâil 30) Hz. Sevban radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “–Size çullanmak üzere, yabancı kavimlerin, tıpkı sofraya çağrışan yiyiciler gibi, birbirlerini çağıracakları zaman yakındır.” Orada bulunanlardan biri: “–O gün sayıca azlığımızdan mı bu durum başımıza gelecek?” diye sordu. “–Hayır, bilakis o gün siz çok olacaksınız. Lakin sizler bir selin getirip yığdığı çer-çöpler gibi hiçbir ağırlığı olmayan kimseler durumunda olacaksınız. Allah, düşmanlarınızın kalbinden size karşı korku duygusunu çıkaracak ve sizin kalplerinize zaafı atacak!” buyurdular. “–Zaaf da nedir ey Allah’ın Rasûlü?” denildi. “–Dünya sevgisi ve ölüm korkusu!” buyurdular.” (Ebu Davud, Melahim 5/4297) Ebu Ümeyye eş-Şa’bani anlatıyor: “Ey Ebu Sa’lebe dedim, şu ayet hakkında ne dersin?” (Mealen): “Ey iman edenler! Siz kendinize bakın. Siz doğru yolda oldukça, sapıtmış olanlar size zarar vermez.” (Maide 105) Bana şu cevabı verdi: “Gerçekten bunu, iyi bilen birine sordun. Zira ben aynı şeyi Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-’a sormuştum. Demişti ki: “Ma’rufa sarılın, münkerden de kaçının! Ne zaman uyulan bir cimrilik, takip edilen bir hevâ, (dine, ahirete) tercih edilen dünyalık görür, rey sahiplerinin (selefi dinlemeden) kendi reylerini beğendiklerini müşahade edersen, o zaman kendine bak. İnsanlarla uğraşmayı bırak. Zira (bu safhaya gelince) arkanızda sabır günleri var demektir. O günler avuçta ateş tutmak gibi (sıkıntılı)dır. O günlerde, sizin kadar amel yapabilen bir kimseye elli kişinin ecri verilecektir.” (Ebu Davud, Melahim 17/4341); Tirmizi, Tefsir, 5/3060); İbnu Mace, Fiten 21) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “-İnsanlar öyle günler görecek ki, katil niçin öldürdüğünü, maktul de niçin öldürüldüğünü bilemeyecek.” “-Bu nasıl olur?” diye soruldu. Şu cevabı verdi: “-Herçtir! Öldüren de ölen de ateştedir.” (Müslim, Fiten 56) Zübeyr İbnu Adiy rahimehullah anlatıyor: “Hz. Enes İbnu Mâlik radıyallahu anh’ın yanına girdik. Haccâc’ın bize yaptıklarını şikayet ettik. “-Sabredin, buyurdu. Zira öyle günlerle karşılaşacaksınız ki, her yeni gün, gidenden daha kötü olacak. Bu hal Rabbinize kavuşuncaya kadar devam edecek. Ben bunu, Rasûlunüz -sallallâhu aleyhi ve sellem-’den işittim.” (Buhari, Fiten 6; Tirmizi, Fiten 35/2206) Hz. Huzeyfe radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “-Bana kaç müslüman olduğunu sayıverin” buyurdular. Biz: “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bizim sayımız altı-yediyüze ulaşmış olduğu halde, hakkımızda korku mu taşıyorsunuz?” dedik. “-Siz bilemezsiniz, (çokluğunuza rağmen) imtihan olunabilirsiniz!” . Gerçekten öyle (belaya maruz kalıp) imtihan olunduk ki, içimizden namazını gizlice kılanlar oldu.” (Buhari, Cihad 181; Müslim, İman 235) Abdullah ibn-i Ömer -radıyallâhu anh- tarafından rivayet edilmiştir. Rasûlullâh –sallâllâhu aleyhi ve elem- bize yönelerek şöyle buyurdu: “Ey Muhacirler cemâati! Beş şey vardır ki, onlarla mübtelâ olacağınız zaman Ben sizlerin o şeylere erişmenizden Allâh’a sığınırım. Onlar şunlardır: 1- Bir milletin içinde zina, fuhuş ortaya çıkıp nihayet o millet bu suçu alenî olarak işlediğinde, mutlaka içlerinde taun hastalığı ve onlardan önce gelip-geçmiş milletlerde vuku bulmamış hastalıklar yayılır. 2- Ölçü ve tartıyı eksik yapan her millet mutlaka kıtlık, geçim sıkıntısı ve başlarındaki hükümdarların zulmü ile cezalandırılırlar. 3- Mallarının zekâtını vermekten kaçan her millet mutlaka yağmurdan menedilir (kuraklık cezası ile cezalandırılır) ve hayvanları olmasa (Allâh hayvanlara acımasa) onlara yağmur yağdırmaz. 4- Allâh’ın ahdini (emirlerini) ve Rasûlün sünnetini terk eden her milletin başına mutlaka Allâh kendilerinden olmayan düşmanı musallat eder ve düşman o milletin elindeki-avucundakilerin bir kısmını alır. 5- İmamları (yâni devlet adamları) Allâh’ın Kitabı ile amel etmeyip Allâh’ın indirdiği hükümlerden işlerine geleni seçtikçe Allâh onların hesabını kendi aralarında görür.” (İbn-i Mâce, Fiten, 22) Rasûlullah sallallahu aleyhi veselem şöyle buyurdu: “Fırat nehrinin suyu çekilip, aktığı yatakta bulunan bir altın dağı meydana çıkmadıkça ve kurtulup kazanan ben olayım diye birbiriyle çarpışan her yüz kişiden doksan dokuzu ölmedikçe kıyamet kopmaz.” (Buhârî, Fiten 24; Müslim, Fiten 29. Ayrıca bk. İbni Mâce, Fiten 25) Diğer bir rivayet ise şöyledir: “Pek yakında Fırat nehrinin suyu çekilerek aktığı yatakta bir altın hazinesi meydana çıkacaktır. O günü gören kimse, o hazineden kesinlikle bir şey almasın.” (Buhârî, Fiten 24; Müslim, Fiten 29-32. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Melâhim 13; Tirmizî, Sıfatü’l-cenne 26) “Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki kişi bir kabre uğrayıp üzerine abanarak: ‘Keşke bu kabrin içinde ben olsaydım’ demedikçe kıyamet kopmaz. Hâlbuki bu sözü ona söyleten din değil, belâ olacaktır.” (Buhârî, Fiten, 22; Müslim, Fiten, 53-54) Öyle bir zamanın geleceği, insanların kalblerinin dünya sevgisi ile dolacağı, cihadı zarar olarak görüp zekat vermeyi altından kalkılması zor bir borç olarak görecekleri bildirilir. (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 236/6322) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “-Beni İsrail üzerine gelen şeyler, aynıyla ümmetimin üzerine de gelecektir. Öyle ki onlardan aleni olarak annesine gelen olmuşsa, ümmetimden de bu çirkin işi mutlaka yapan olacaktır. Nitekim, Beni İsrail yetmişiki millete (dine, fırkaya) bölünmüştü. Benim ümmetim de yetmişüç millete bölünecektir. Bunlardan bir tanesi hariç hepsi ateştedir.” “-Bu fırka hangisidir?” diye soruldu. “-Benim ve ashabımın üzerinde olduğu şeyden ayrılmayanlardır!” buyurdular.” (Tirmizi, İman 18/2641) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “Ümeranız hayırlı olanlarınızdan iseler, zenginleriniz sehâvetkâr kimselerse, işlerinizi aranızda müşavere ile hallediyorsanız, bu durumda yerin üstü (hayat), altından (ölümden) hayırlıdır. Eğer ümeranız şerirlerinizden, zenginleriniz cimri ve işleriniz kadınların elinde ise, yerin altı üstünden, (ölmek yaşamaktan) daha hayırlıdır. (Çünkü artık dini ikame imkanı kalmaz).” (Tirmizi, Fiten 78/2266) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “-Gençlerinizin fıska düştüğü, kadınlarınızın azdığı zaman haliniz ne olur?” diye sormuştu. (Yanındakiler hayretle): “-Ey Allah’ın Rasûlü, yani böyle bir hal mi gelecek?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdu ve devam etti: “-Emr-i bi’l-ma’rufta bulunmadığınız, nehy-i ani’l-münker yapmadığınız vakit haliniz ne olur?” diye sordu. (Yanındakiler hayretle:) “-Yani bu olacak mı?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdular ve sormaya devam ettiler: “-Münkeri emredip, ma’rufu yasakladığınız zaman haliniz ne olur?” (Yanında bulunanlar iyice hayrete düşerek): “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bu mutlaka olacak mı?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdular ve devam ettiler: “-Ma’rufu münker, münkeri de ma’ruf addettiğiniz zaman haliniz ne olur?” (yanindeki Ashab:) “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bu mutlaka olacak mı?” diye sordular. “-Evet, olacak!” buyurdular.” (Heysemi, Mecma’u’z-Zevaid, VII, 281) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “İnsanların dünyaca en bahtiyarını âdi oğlu âdiler teşkil etmedikçe Kıyamet kopmaz.” (Tirmizi, Fiten 37/2209) Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-, yanındaki cemaate konuşurken, bir adam gelerek: “-Ey Allah’ın Rasûlü! Kıyamet ne zaman kopacak?” dedi. Sallallâhu aleyhi ve sellem- konuşmasına devam etti, sözlerini bitirdiği vakit: “-Sual sâhibi nerede?” buyurdular. Adam: “-İşte buradayım ey Allah’ın Rasûlü!” dedi. Sallallâhu aleyhi ve sellem-: “-Emanet zâyi edildiği vakit Kıyameti bekleyin!” buyurdular. Adam: “-Emanet nasıl zâyi edilir?” diye sordu. Efendimiz: “-İş, ehil olmayana tevdi edildi mi Kıyamet’i bekleyin!” buyurdular.” (Buhari, İlm 2, Rikâk 35) Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “Ümmetim onbeş şeyi yapmaya başlayınca ona büyük belanın gelmesi vâcip olur!” buyurmuşlardı. (Yanındakiler:) “Ey Allah’ın Rasûlü! Bunlar nelerdir?” diye sordular. Sallallâhu aleyhi ve sellem- saydı: -Ganimet (yani milli servet, fakir fukaraya uğramadan sadece zengin ve mevki sahibi kimseler arasında) tedavül eden bir metâ haline gelirse, -Emanet (edilen şeyleri emânet alan kimseler, sorumlu ve yetkililer, memurlar) ganimet (malı yerini tutup, yağmalayıp nefislerine helal) kıldıkları zaman, -Zekât (ödemeyi ibadet bilmeyip bir angarya ve) ceza telâkki ettikleri zaman. -Kişi annesinin hukukuna riayet etmeyip, kadınına itaat ettiği; -Babasından uzaklaşıp ahbabına yaklaştığı; -Mescidlerde (rıza-yı ilâhi gözetmeyen husûmet, alış-veriş, eğlence ve siyâsiyâta vs. müteallik) sesler yükseldiği zaman. -Kavme, onların en alçağı (erzel) reis olduğu; -(Devlet otoritesinin yetersizliği sebebiyle tedhiş ve zulümle insanları sindiren zorba) kişiye zararı dokunmasın diye hürmet edildiği; -(Çeşitli adlarla imal edilen) içkiler (serbestçe) içildiği; -İpek (haram bilinmeyip erkekler tarafından) giyildiği; -Çeşitli adlar altında şarkıcı kadınlar ve çalgı aletleri edinildiği; -Bu ümmetin sonradan gelen nesilleri, önceden gelip geçenlere (çeşitli ithamlar ve bahanelerle) hakâret ettiği zaman artık kızıl rüzgârı, (zelzeleyi), yere batışı (hasfı) veya suret değiştirmeyi (meshi) (veya gökten taş yağmasını, (kazfi) bekleyin.” (Tirmizi, Fiten 38/2210) Mikdam bin Ma’dikerb’in bir hizmetçisi vardı, süt satardı, Mikdam da karşılığında para alırdı. Ona: “-Sübhanallah, süt satıp para mı alıyorsun?” dediler. O da: “¬-Evet, bunda ne var ki? Ben Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-’in şöyle dediğini duydum: “-İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki o vakit dinar ve dirhemden başka bir şey fayda vermeyecek!” dedi. (Ahmed bin Hanbel, IV, 133) “Sizin üzerinize öyle bir zaman gelecek ki o vakit siz, iyilikleri emretmeyen ve kötülükleri yasaklamayan kimselerin en hayırlı kişiler olduğunu düşünürsünüz.” (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 686/8462) Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-: “-İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki o vakit müminin kalbi tuzun suda eridiği gibi eriyecek!” buyurdu. “-Niçin eriyecek yâ Rasûlallah?” diye sorulduğunda: “-Kötülükleri görüp de onları değiştirmeye güç yetiremediği için” buyurdu. (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 686/8463) Rabbim Bizleri Uyananlardan Eylesin İnşAllah.

HAKİKAT-ÜL CEZBE

 Eüzubillahi mineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim Destur ya Seyyidi meded. Meded ya Ricalallah. Meded ya Sultan ul Evliya. La havle vela kuvvete illa billahil aliyyül aziym Tarikatuna essohbe ve hayrun fiy cemiya Bu bir sohbettir. Nakşibendi tarikatını, bu tarikatı ayakta tutan kuvvet sohbettir. Sohbetin özü nasihattir. Nasihat umumiyetle nefse ağır geldiği cihetten tat itibariylen acı da olsa netice itibariylen tatlıdır. Çünkü nasihat tutanın sonu tatlı olur başı acı gibi algılansada. Misal: Kardeşlerimiz sürpriz yaptılar doğumgünü kutladılar. Hakikatta ise kutladığimız bu dünyadan bir adım daha uzaklaşıp Allaha bir adım fazla yaklaşmamızdır. Onu kutluyoruz her doğum gününde haberimiz yok.. Mevlana hazretleri öyle buyurmuş: “Öldüğüm günü kutlayın çünkü düğün günümdür.“ Insanlar çoğu bu hikmetlerden habersizdir haberleri yoktur. Niye yok! Çünkü Allah bize merhametinden dolayı nefsimiz için acı olan ölümün adım seslerini tatlı gösteriyor. Bir nevi bizi uyutuyor merhametiyle. Hakikatta her kutlanan doğumgünü biz anlamasakta Allaha bir adım daha yaklaşmanın sevincidir. Acı ilacı tatlı sunmak Ílahi adettendir bu sebebten Nakşibendi de insanlara manevi bir kimya uygulanır. Sohbet ve muhabbet yolu ile insan nefsine ölüm gibi acı gelecek nasihatları yani ilacları tatlandırırlar. Bal şerbeti misali tatlandırırlar ki, tadımı, yudumu ve hazmı kolay olsun. Onun için Allah sohbetimizi arttırsın ve basiretimizi açsın. Akıl ve basiret sohbet ilen açılır. Aklı ve basireti açık kimse aklı başında kimsedir. Aklı kıçında gezenlere benzemez. Aklı başında ne demektir? Kafası akıllı çalışan kimse manasınadır o. Yoksa sen aklı kafada değil kalpte ara. „Akıl kalbin nurudur“ buyurdu bu sebebten Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz aklın yerini merkezini tayin için. Kalp aklın merkezi, baş ise aklın vitrinidir akıl oradan hayranlarına seslenir, sergilenir. Onun için aklı başında dedinmi o kafa akılla dolu olarak çalışmaya hazırdır manasına anlaşılmalı. Yoksa aklı kafada arayan çok akılsız var bu zamanda. „ YaHU bu herifin kafasında aklı yok“ demeleri ve şâşırmaları bu sebebten. Yanlış yerde arıyorlar ve bulamıyorlar. Ínsanların hemen hepsi akılsız geziyor sokakta. Bu hikmet vechilesi Nakşıbendilerde sohbet kalblere hitab eder akıllara değil. Kalp, dibi bulunmayan bir okyanusa benzer. Íçi envai çeşıt cevherlerle doludur o. Keşfedilmek, aranmak ve ortaya çıkarılmak ister bu cevherler hepside. Mesela bazen Televizyonda görüyorum, bir koca deryanın ortasında küçük bir adacığa benzer Petrol çıkarma Platformları vardır. Ordan o denize matkap gibi bir şey salarlar ve gizlideki cevheri, petrolü dışarı çıkarırlar. Çektikçe daha fazla verir o deniz o cevherden. Kuyuların hususiyetidir bu. Ne kadar çekersen kapanık gözeneklerindeki tıkanıklar açıldıkça açılır ve bir o kadar fazla cevher çıkar o kuyudan. Nakşı Şeyhleri kuyudan cevher çekme hususunda uzmandırlar ehildirler-Ustadırlar. Kapalı gözenekleri nasıl açacaklarını iyi bilirler. Sohbet matkap gibi delici vazife görür kalpte. Çünkü kalp hazine kuyusudur lakin gözenekleri tıkanmıştır çok insanda. Onun için mektebimizin temel noktası sohbettir kalbe yani insandaki hayat kuyusuna hitab eder. Aklı ve akıl gözünü gözeneklerini açar. Öyle ki her sohbette talibteki bir gözenek daha açılır ve içindeki okyanustan zeka parıltıları fışkırmaya başlar. Insanların „ hey bu kimse bayağı zekiymiş biz bilmiyormuşuz“ demeleri bu sebebtendir bazı kimseler için. Çünkü kalp açıldımı bir ilim ve hikmet okyanusu olur insan için. Onun için tarikatımızın özü de sözü de sohbettir. Hazır ve Talib olana ne mutlu. Bizim yolumuz hak yoludur. Cenabı Allaha ulaştıran yoldur. Allahı isteyen kimse, bu yola gelsin buyursun. Naksibendilik nedir? Allahı isteyenlerin üzerinde yürüyecekleri yoldur Nakşibendilik. Nakşibendilik dünya için değil ki. Yok! Nakşibendi olan kimse Allahı isteyen kimse olmak gerektir. Öyle ki Allaha yaklaştığı her günü Allah için kutlayacak ve kutsayacaktır. Bunun için Cennete girsede Nakşibendi olan bir kimse „maksudum ya Rabbi cennet değildir, maksudum Sensin“ der. Kiyamet gününde öyle rivayet olunmustur ki mahşer gününde bir kimseyi Cenabı Allah melaikesine buyurur: „Bu kulumu cennete götürünüz, cenneti ala`ya girsin.“ Götürürler. Lakin Melaike o kimseyi Cennete götürüp dönünceye kadar tekrar o kimse cennetten kaçmış mahşere yetişmiş olur. Tekrar emreder Cenabı Mevla melaikesine: „Bu kulumu götürünüz cenneti ala`ya koyunuz. Bunun mahşer yerinde durmasına lüzum yok, hesabsız cennetime girsin götürünüz.“ Melaikeyi Kiram o kul cennete girmemek için ısrar ettiğinden onu nurdan zincirlerle bağlayıp alırlar Onlar onu Cennete bırakıp tekrar mahşere dönünceye kadar, o kimse yine cennetten kaçmış Hak divanına gelmiştir mahşere. Cenabı Mevla yine sual eder o kimseye: „Ey Kulum! Seni cennetlerime koydum, cennetlerime tayin ettim neye kaçıp kaçıp geliyorsun? „YaRabbi! Ben Sensiz cennetleri ne yapacağım. Benim istediğim Sensin. Ben Sana Senin için kulluk yaptım cennet için kulluk yapmadım ki.karşılığınıda bana cennet veresin. Cennet için kulluk yapanlara cenneti ver. Lakin ben Senin için kulluk yaptım. Seni isterim.“ O zaman“ bırakınız“ diye hitab gelir melaikeyi kirama. O kimsenin üzerine bir nur iner. O nur alır onu. O nurun içersinde o kul kaybolur nereye gittiği ne olduğunu kimse bilmez. Evet Nakşibendilik yolu Allaha giden yoldur. Kullara Allaha için olmalarını vasiyyet eder bütün sohbetlere ona dairdir: Allah için biz nasıl olacağız? Tabii biz yolun başlangıcındayız. Bu söylediğimiz kimse yolun nihayetine yetişmiş olandır. Lakin biz yolda devam edersek dönmesek geri biz de o makama doğru gidiyoruz. Ki bu yolun neticesi odur oraya varacaktır, Ve bu sohbetlerimiz Meşayihların bizim kalbimize vermiş olduğu sohbetlerimiz o neticeye hazırlamak içindir. Allah için nasıl olacağız? Allah için nasıl olacağımızı bize Mürşidi Ízam büyük Mürşidler beyan ederler. Mürşide bağlanmak bir talibe lazımdır. Yok ben bir Mürşide tabi olmak istemem ben kendi kendime giderim derse nasıl olur? Misal: Şimdi çölün içersine düşmüş sahranın içersinde olan bir kimse rehbere ihtiyaç hissetmezmi? Bu dünya çoklarını yuttu. Kralları da yuttu. Yol sormayan Firavunları da yuttu. Yol sormayan ne kadar okumuş okumamış varsa onlarıda yuttu. Sen ki Sultan değilsin. Aklını başına topla. Dünya denilen çöl, orduları hesapsız insanları kendi başına o çölü geçmek isteyen nicelerini yutmuştur, seni de yutacaktır. O çölden ancak rehberi olan kafileler veya insanlar geçmişlerdir onun dışında „ ben istemem rehber istemem kılavuz mürşid istemem „ diyenleriyse yutmuştur. Bitirmiştir. Şimdi bu dünya rehbersiz yürünecejk bir yol değildir bu hayat elbetteki bir rehbere ihtiyac hissettirir. Mürşid lazımdır. Mürşid Cenabı Allahın ilim Sıfatından kendisine bahşetmiş olduğu kimsedir ki ilim nurdur. Karanlıkları yırtar sana yol gösterir karanlıkta kalan adam nura muhtactır. Ílim nurdur. Bu Ílahi Nura sahip olanlara yapısacağız. Sen çölde karanlıkta elinde meşale olan bir kimse bulsan arkasına düşermisin düşmezmisin? Elbetteki düşersin. Insana bir mürşid bulmak zaruridir. Tek başına olamazsın olduğun yerde himmetsiz çöküp kalırsın. Misal: Himmetimiz kuvvetli olmasa bizi burada kimse biraraya getiremezdi. Bu Tarikat ul Aliyyenin içersinde 7 kuvvet vardır bir tanesi de Hakikat ul Cezbet`tir. Nakşibendi tarikatının Meşayihlarının Allah sırlarını takdis etsin, hepsinde o sır vardır. Cezbesine tutuldumu dfışarı kaçamaz o peyki gibi etrafında bir yörünge çizer o yörüngenin içersinde dolaşacaktır dışarı kaçamaz. Íşte o nakşibendilikte olan Şeyhimizin manevi cezbe kuvvetinin yetişip kalplerimizi cezbetmesidir bizi buraya çeken. Cezbeyle tutarlar bizi burada. Asıl cevherden hemen vermezler. Çünkü bizim bulunduğumuz mertebede o cevherler bize yaramaz. Misal: Bir kimse bir bidon süt getirse sana bu sütü getirdim bana bir kap göster bu sütü içine dökeyim de gideyim der. Sen bu bardağı gösterdiğin vakitde o adam bu bardağın alacağı kadar süt dökecektir yoksa bütün süt ziyan olur boşa dökülür. Her mertebede konuşmak bizde usul ve farzdır bu sebebten. Ilim ve hikmetler vardır tarikatımızda lakin bir kabın içersine okyanus sığmaz. Onun için hemen cevher emanet etmezler. Çünkü buraya gelen insanlar daha Şeytanı korkutup yanlarından kaçıramadı. Şeytan hırsızdır insanın kalbindekine göz dikmiştir. Evliyaların bize verdiği cevher kalp cevherleridir ki Şeytan hırsızını mütemadiyen yanında gezdiren adam o cevheri o Şeytana anında çaldıracaktir. Ancak bizi aldatamayacağına dair evliyalara bir kanaat geldiği vakit bize cevherlerden verirler. Yoksa ilim ve hikmet hazineleri Meşayihların dolu. Bir tane versde dünyayı altüst edersin. Lakin Şeytanı ürkütüp kaçıramadık daha yanımızdan. Ímanımızı şerrinden zor muhafaza ediyoruz nasıl bize cevher emanet etsinler. Evliyalar da bir göz vardır ki onlar bizim göremediklerimizi görürler. Bakarlar yanımızda Şeytan geliyoruz, cevher değil Traubenzucker misali iman şekeri verirler. Traubenzucker mühimdir hafife alma. Sıkıştığın anlarda sana enerji verir ayakta tutar. Sana evliyalar bu sebebten ilk iş sen hakikat cevherlerini taşımaya hazır olana dek iman şekeri verirler, ta ki o o iman şekerleri bize zamanla Şeytanı yanımızdan ürkütüp kaçıracak kuvveti enerjiyi versin. O vakit sen istemeden onlar verirler ne kadar cevher varsa taşıyabileceğın kadar heybene doldururlar gönderirler. Allahın emriyle Şeytan, Aleyhisselatu Vesselam Efendimizin suallerine cevap vermekle emrolunduğunda, _“ Bu Ömeri nasıl bilirsin“ diye sormuş Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz Şeytana. Seyyidina Ömer efendimiz imani heybeti çok sağlam bir kimseydi. Öyle ki Şeytan onu gördümü yol değiştirirdi. _ Ya Resulullah! Ömerin böyle bu tarafa döndüğünü görsem ben hemen öteki tarafa dönerim. Benim geldiğim yola girse ben hemen ters yola sıvışırım katiyyen karşılaşmak istemem onunla“ demiş Şeytan. Seyyidina Ömer efendimiz beni ademdendir bizim gibi insandır melaike değil. Lakin Şeytan ürkmüş ondan. Bu yol hepimize açık yapabiliriz. Gayret sahibiysen himmet sahibisin demektir o himmet sana yetişir ve sen bir değil bin Şeytanı yanından ürkütüp kaçırabilirsin. Himmet nerde? Gayret himmet isteyen adam uzak bir sefere arabasıylan çıkmak isteyen adama benzer. Uzak sefere çıkmadan evvel o Petrol istasyonuna gelir. Petrol istasyonuna gelirde petrol alır yola çıkar askerse cephane alır yola çıkar e sen bu yola girmek istersen: „ Şeytanı ürkütmeye şeytanı kaçıtrmaya ben niyet ettim“ dersen himmet lazım. Yani manevi himmet sahibinden himmet alacaksın almasan hava alırsın. Onun için himmet sahipleri var evliyaların hepsi himmet sahibidir Şeytanı ürkütmek istersin madem hjimmet lazımdır. Senin kendi kendine kaldığın sürece Şeytanın ürkeceği yoktur. Üç kişi olsanda yüz kişi olsanda faydası yok. Yüz koyundan kurt korkarmı? Ne korkacak? Himmeti olmayan kimseler koyun sınıfından sayılır. HImmet sahipleri aslan gibidir. Aslana yaklaşacak yırtıcı hayvan yoktur. Heybetinden o ormanda kükrediği vakitte ondan ürkmeyecek hiç bir mahluk yoktur. E Şeytanı ürküten adam lazım sana. Şeytan birine yaklaşmadan ajanlarına evvela sorar: „Yaklaşacağımız o kimse Reinherz efendi kime bağlıdır?“ dersen: „o Şeyh Nazım Hakkanı hazretlerine bağlıdır!“ „Aman“ der askerlerine hemen. „Sakın sakın yaklaşmayın onun yanına. Sizi boşuna yorar sonra avucunuzu yalarsınız. Onun sahibi onun Sultanı kuvvetlidir. Biz onun ismi anıldığı vakitte tirtir titreriz. Sakın yaklaşmayın” der. Onun için Şeytanı ürküten kimselere bağlanması lazımdır insanların ki şerrinden emin olsunlar. Hz Ömer Efendimiz hicret emrolunduğu vakitte gizlice yola çıkmadı diğer sahabe gibi . Hayır! Çünkü müşrikler Mekkeden çıkanı yakalıyorlar türlü işkenceler yapıyorlardı. Hz Ömer gizlice çıkmadı. Kılıcını kuşandı zırhını taktı doğru Mekkenin meydanına çıktı: “nereye böyle ya Ömer takmış takıştırmış”- dediler müşrikler onu öyle görünce. “ Hicret ediyorum, hicrete çıkıyorum” dedi “ Karısını dul, evladını yetim, anasını babasını evladsız bırakmak isteyen benim arkamdan gelsin ardımdan. Işte ben yürüyorum.” Ímanın korkusuzluğuna, heybetine bak! Bu heybetle müşrikler yerlerinde dondu kaldılar. Sağlam iman, sağlam Mürşidle elde edilir. Mürşidi sağlam adamın himmeti sağlamdır. Öyleleri kimseden korkmazlar herkes onlardan çekinir. Onlar her vakit dosta güven düşmana korku ve saygı salarlar. Mürşid dedinmi onlar Ílahi jeneratörler gibidirler. Senin kuvvetinin bittiği yerde onların kuvveti devreye girer. Sendeki elektrik pil elektriğidir. Tükendimi elektriğin kesilir karanıkta kalıverirsin. O ani karanlıkta jeneratörün yoksa yandın sen. Íçine düştüğün karanlıkta kafanı oraya buraya çarparsın sonra beni bu hale kim düşürdü diye suçu ve suçluyu başka yerde ararsın. Ey insanlar! Kendi bataryalarınıza güvenmeyin. Çünkü sizi ne vakit ortada koyacağını bilemezsiniz. Batarya bu. Bataryayla çalışan tank olsa, alman tankı olsa, senin en güçlü düşmanın, Şeytanın karşısında oyuncaktır o. Şeytanın muharebe teknolojisine, hilelerine karşı duramaz, bir üflemede siler süpürür o seni. Yok! Şeytanı ürkütecek harp meydanından kaçırtacak heybet ve kuvvet lazım sana o da sağlam Mürşid ve sağlam imandır. Varsa bu alemde de öteki alemde de Kral da Sultan da sensin. Yetişir bu kadar ve minelAllahi tevfik Fatiha
MEHTER / TASAVVUF MÜZİK
SİTE HARİTASI
SAAT
Üyelik Girişi