CEMAZİYEL -EVVEL HAKİKAT DAMLASI
HADİS-İ ŞERİF IŞIĞINDA AHİRZAMAN “Siz öyle bir zamanda yaşıyorsunuz ki sizden biriniz emrolunduğu şeylerin onda birini terk etse helâk olur. Sonra öyle bir zaman gelecek ki sizden kim emrolunduğu şeyin onda birini yapsa kurtulur.” (Tirmizî, Fiten, 79/2267) “Öyle bir zaman gelecek ki o zaman şu üç şeyden daha kıymetli birşey olmayacaktır: Helal para, can u gönülden arkadaşlık yapılacak bir kardeş ve kendisiyle amel edilecek bir sünnet.” (Heysemî, I, 172) “Öyle bir zaman gelecek ki, kişi helâlden mi haramdan mı kazandığına aldırmayacak!” (Buharî, Büyû; 7) Ebu Said el-Hudrî’den rivayet edildiğine göre Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: “Aranızda öyle bir grup ortaya çıkacaktır ki, namazınızı onların namazları, oruçlarınızı onların oruçları ve diğer amellerinizi de onların amelleri yanında az göreceksiniz. onlar Kur’ân okurlar, fakat okudukları boğazlarından aşağı geçmez. onlar okun yaydan çıktığı gibi dinden çıkarlar...” (Buhârî, Fedâilü’l-Kur’ân, 36) “Öyle bir zaman gelecek ki okuma meraklı kurrâ çoğalacak; fakîhler ise azalacak ve bu sûretle ilim çekilip alınacak. Daha sonra öyle bir zaman gelecek ki insanların okudukları boğazlarından aşağı geçmeyecek.” (Hakim, Müstedrek, V, 504) “Şiddetli bir şekilde yaklaşan fitne sebebiyle vay insanların hâline. İnsanlar mü’min olarak sabahlar da akşam kâfir oluverirler. İnsanlar dinlerini küçük dünya menfaati karşılığı değiştiriverirler. İşte öyle zamanda dinlerinde sâbit kalabilenler ellerinde kor ateşi tutanlar gibidirler.” (Ahmed İbn Hanbel, Müsned, II, 390; Ayrıca bkz. Müslim, İman 186; Tirmizi, Fiten 30, (2196) “Öyle bir zaman gelecek ki bütün insanlar ribâ ile iş yapacak. Ondan sakınanlar dahi tozuna bulaşmak durumunda kalacaklar.” (Nesâî, Büyû 2; İbnu Mâce, Ticârât 58; İbn Hanbel, Müsned, IV, 494; Beyhakî Sünen, IV, 275) “Öyle bir zaman gelecek ki doğru söyleyenler yalanlanacak, yalancılar ise doğrulanacak. Güvenilir kimseler hain sayılacak, hâinlere güvenilecek. İnsanlardan şâhidlik etmeleri istenmediği halde şâhidlik edecekler, yemin etmeleri istenmediği halde yemin edecekler,” (Taberâni, XXIII, 314) “Öyle bir zaman gelecek ki insanlar iyiliği özendirmeyecek, kötülükten de sakındırmayacaklar.” (Heysemî, Mecmauz-zevâid, VII, 280) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “Muhakkak ki insanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, o vakit kişi altından sadaka ile (çarşı Pazar) dolaşır da bunu kendisinden sadaka olarak kabul edecek tek kişi bulamaz. O zaman, tek bir erkeğe kırk tane kadının tâbi olduğunu ve kadınların çokluğu ve erkeklerin azlığı sebebiyle ona sığındıklarını görürsün.” (Buhari, Zekât 9; MüsIim, Zekat 59) “Ben sizin dünya hırsıyla birbirinizle kapışmanızdan, birbirinizi katletmenizden ve sizden öncekiler gibi helâk olup gitmenizden korkuyorum.” (Müslim, Fezâil 31) “…Ben asıl sizin dünyayı elde etmek için birbirinizle kapışıp kavga etmenizden korkuyorum.” (Buhârî, Cenâiz 71, Menâkıb 25, Megâzî 27, Rikâk 7, 53; Müslim, Fezâil 30) Hz. Sevban radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “–Size çullanmak üzere, yabancı kavimlerin, tıpkı sofraya çağrışan yiyiciler gibi, birbirlerini çağıracakları zaman yakındır.” Orada bulunanlardan biri: “–O gün sayıca azlığımızdan mı bu durum başımıza gelecek?” diye sordu. “–Hayır, bilakis o gün siz çok olacaksınız. Lakin sizler bir selin getirip yığdığı çer-çöpler gibi hiçbir ağırlığı olmayan kimseler durumunda olacaksınız. Allah, düşmanlarınızın kalbinden size karşı korku duygusunu çıkaracak ve sizin kalplerinize zaafı atacak!” buyurdular. “–Zaaf da nedir ey Allah’ın Rasûlü?” denildi. “–Dünya sevgisi ve ölüm korkusu!” buyurdular.” (Ebu Davud, Melahim 5/4297) Ebu Ümeyye eş-Şa’bani anlatıyor: “Ey Ebu Sa’lebe dedim, şu ayet hakkında ne dersin?” (Mealen): “Ey iman edenler! Siz kendinize bakın. Siz doğru yolda oldukça, sapıtmış olanlar size zarar vermez.” (Maide 105) Bana şu cevabı verdi: “Gerçekten bunu, iyi bilen birine sordun. Zira ben aynı şeyi Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-’a sormuştum. Demişti ki: “Ma’rufa sarılın, münkerden de kaçının! Ne zaman uyulan bir cimrilik, takip edilen bir hevâ, (dine, ahirete) tercih edilen dünyalık görür, rey sahiplerinin (selefi dinlemeden) kendi reylerini beğendiklerini müşahade edersen, o zaman kendine bak. İnsanlarla uğraşmayı bırak. Zira (bu safhaya gelince) arkanızda sabır günleri var demektir. O günler avuçta ateş tutmak gibi (sıkıntılı)dır. O günlerde, sizin kadar amel yapabilen bir kimseye elli kişinin ecri verilecektir.” (Ebu Davud, Melahim 17/4341); Tirmizi, Tefsir, 5/3060); İbnu Mace, Fiten 21) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “-İnsanlar öyle günler görecek ki, katil niçin öldürdüğünü, maktul de niçin öldürüldüğünü bilemeyecek.” “-Bu nasıl olur?” diye soruldu. Şu cevabı verdi: “-Herçtir! Öldüren de ölen de ateştedir.” (Müslim, Fiten 56) Zübeyr İbnu Adiy rahimehullah anlatıyor: “Hz. Enes İbnu Mâlik radıyallahu anh’ın yanına girdik. Haccâc’ın bize yaptıklarını şikayet ettik. “-Sabredin, buyurdu. Zira öyle günlerle karşılaşacaksınız ki, her yeni gün, gidenden daha kötü olacak. Bu hal Rabbinize kavuşuncaya kadar devam edecek. Ben bunu, Rasûlunüz -sallallâhu aleyhi ve sellem-’den işittim.” (Buhari, Fiten 6; Tirmizi, Fiten 35/2206) Hz. Huzeyfe radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “-Bana kaç müslüman olduğunu sayıverin” buyurdular. Biz: “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bizim sayımız altı-yediyüze ulaşmış olduğu halde, hakkımızda korku mu taşıyorsunuz?” dedik. “-Siz bilemezsiniz, (çokluğunuza rağmen) imtihan olunabilirsiniz!” . Gerçekten öyle (belaya maruz kalıp) imtihan olunduk ki, içimizden namazını gizlice kılanlar oldu.” (Buhari, Cihad 181; Müslim, İman 235) Abdullah ibn-i Ömer -radıyallâhu anh- tarafından rivayet edilmiştir. Rasûlullâh –sallâllâhu aleyhi ve elem- bize yönelerek şöyle buyurdu: “Ey Muhacirler cemâati! Beş şey vardır ki, onlarla mübtelâ olacağınız zaman Ben sizlerin o şeylere erişmenizden Allâh’a sığınırım. Onlar şunlardır: 1- Bir milletin içinde zina, fuhuş ortaya çıkıp nihayet o millet bu suçu alenî olarak işlediğinde, mutlaka içlerinde taun hastalığı ve onlardan önce gelip-geçmiş milletlerde vuku bulmamış hastalıklar yayılır. 2- Ölçü ve tartıyı eksik yapan her millet mutlaka kıtlık, geçim sıkıntısı ve başlarındaki hükümdarların zulmü ile cezalandırılırlar. 3- Mallarının zekâtını vermekten kaçan her millet mutlaka yağmurdan menedilir (kuraklık cezası ile cezalandırılır) ve hayvanları olmasa (Allâh hayvanlara acımasa) onlara yağmur yağdırmaz. 4- Allâh’ın ahdini (emirlerini) ve Rasûlün sünnetini terk eden her milletin başına mutlaka Allâh kendilerinden olmayan düşmanı musallat eder ve düşman o milletin elindeki-avucundakilerin bir kısmını alır. 5- İmamları (yâni devlet adamları) Allâh’ın Kitabı ile amel etmeyip Allâh’ın indirdiği hükümlerden işlerine geleni seçtikçe Allâh onların hesabını kendi aralarında görür.” (İbn-i Mâce, Fiten, 22) Rasûlullah sallallahu aleyhi veselem şöyle buyurdu: “Fırat nehrinin suyu çekilip, aktığı yatakta bulunan bir altın dağı meydana çıkmadıkça ve kurtulup kazanan ben olayım diye birbiriyle çarpışan her yüz kişiden doksan dokuzu ölmedikçe kıyamet kopmaz.” (Buhârî, Fiten 24; Müslim, Fiten 29. Ayrıca bk. İbni Mâce, Fiten 25) Diğer bir rivayet ise şöyledir: “Pek yakında Fırat nehrinin suyu çekilerek aktığı yatakta bir altın hazinesi meydana çıkacaktır. O günü gören kimse, o hazineden kesinlikle bir şey almasın.” (Buhârî, Fiten 24; Müslim, Fiten 29-32. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Melâhim 13; Tirmizî, Sıfatü’l-cenne 26) “Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki kişi bir kabre uğrayıp üzerine abanarak: ‘Keşke bu kabrin içinde ben olsaydım’ demedikçe kıyamet kopmaz. Hâlbuki bu sözü ona söyleten din değil, belâ olacaktır.” (Buhârî, Fiten, 22; Müslim, Fiten, 53-54) Öyle bir zamanın geleceği, insanların kalblerinin dünya sevgisi ile dolacağı, cihadı zarar olarak görüp zekat vermeyi altından kalkılması zor bir borç olarak görecekleri bildirilir. (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 236/6322) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “-Beni İsrail üzerine gelen şeyler, aynıyla ümmetimin üzerine de gelecektir. Öyle ki onlardan aleni olarak annesine gelen olmuşsa, ümmetimden de bu çirkin işi mutlaka yapan olacaktır. Nitekim, Beni İsrail yetmişiki millete (dine, fırkaya) bölünmüştü. Benim ümmetim de yetmişüç millete bölünecektir. Bunlardan bir tanesi hariç hepsi ateştedir.” “-Bu fırka hangisidir?” diye soruldu. “-Benim ve ashabımın üzerinde olduğu şeyden ayrılmayanlardır!” buyurdular.” (Tirmizi, İman 18/2641) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “Ümeranız hayırlı olanlarınızdan iseler, zenginleriniz sehâvetkâr kimselerse, işlerinizi aranızda müşavere ile hallediyorsanız, bu durumda yerin üstü (hayat), altından (ölümden) hayırlıdır. Eğer ümeranız şerirlerinizden, zenginleriniz cimri ve işleriniz kadınların elinde ise, yerin altı üstünden, (ölmek yaşamaktan) daha hayırlıdır. (Çünkü artık dini ikame imkanı kalmaz).” (Tirmizi, Fiten 78/2266) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “-Gençlerinizin fıska düştüğü, kadınlarınızın azdığı zaman haliniz ne olur?” diye sormuştu. (Yanındakiler hayretle): “-Ey Allah’ın Rasûlü, yani böyle bir hal mi gelecek?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdu ve devam etti: “-Emr-i bi’l-ma’rufta bulunmadığınız, nehy-i ani’l-münker yapmadığınız vakit haliniz ne olur?” diye sordu. (Yanındakiler hayretle:) “-Yani bu olacak mı?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdular ve sormaya devam ettiler: “-Münkeri emredip, ma’rufu yasakladığınız zaman haliniz ne olur?” (Yanında bulunanlar iyice hayrete düşerek): “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bu mutlaka olacak mı?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdular ve devam ettiler: “-Ma’rufu münker, münkeri de ma’ruf addettiğiniz zaman haliniz ne olur?” (yanindeki Ashab:) “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bu mutlaka olacak mı?” diye sordular. “-Evet, olacak!” buyurdular.” (Heysemi, Mecma’u’z-Zevaid, VII, 281) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “İnsanların dünyaca en bahtiyarını âdi oğlu âdiler teşkil etmedikçe Kıyamet kopmaz.” (Tirmizi, Fiten 37/2209) Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-, yanındaki cemaate konuşurken, bir adam gelerek: “-Ey Allah’ın Rasûlü! Kıyamet ne zaman kopacak?” dedi. Sallallâhu aleyhi ve sellem- konuşmasına devam etti, sözlerini bitirdiği vakit: “-Sual sâhibi nerede?” buyurdular. Adam: “-İşte buradayım ey Allah’ın Rasûlü!” dedi. Sallallâhu aleyhi ve sellem-: “-Emanet zâyi edildiği vakit Kıyameti bekleyin!” buyurdular. Adam: “-Emanet nasıl zâyi edilir?” diye sordu. Efendimiz: “-İş, ehil olmayana tevdi edildi mi Kıyamet’i bekleyin!” buyurdular.” (Buhari, İlm 2, Rikâk 35) Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “Ümmetim onbeş şeyi yapmaya başlayınca ona büyük belanın gelmesi vâcip olur!” buyurmuşlardı. (Yanındakiler:) “Ey Allah’ın Rasûlü! Bunlar nelerdir?” diye sordular. Sallallâhu aleyhi ve sellem- saydı: -Ganimet (yani milli servet, fakir fukaraya uğramadan sadece zengin ve mevki sahibi kimseler arasında) tedavül eden bir metâ haline gelirse, -Emanet (edilen şeyleri emânet alan kimseler, sorumlu ve yetkililer, memurlar) ganimet (malı yerini tutup, yağmalayıp nefislerine helal) kıldıkları zaman, -Zekât (ödemeyi ibadet bilmeyip bir angarya ve) ceza telâkki ettikleri zaman. -Kişi annesinin hukukuna riayet etmeyip, kadınına itaat ettiği; -Babasından uzaklaşıp ahbabına yaklaştığı; -Mescidlerde (rıza-yı ilâhi gözetmeyen husûmet, alış-veriş, eğlence ve siyâsiyâta vs. müteallik) sesler yükseldiği zaman. -Kavme, onların en alçağı (erzel) reis olduğu; -(Devlet otoritesinin yetersizliği sebebiyle tedhiş ve zulümle insanları sindiren zorba) kişiye zararı dokunmasın diye hürmet edildiği; -(Çeşitli adlarla imal edilen) içkiler (serbestçe) içildiği; -İpek (haram bilinmeyip erkekler tarafından) giyildiği; -Çeşitli adlar altında şarkıcı kadınlar ve çalgı aletleri edinildiği; -Bu ümmetin sonradan gelen nesilleri, önceden gelip geçenlere (çeşitli ithamlar ve bahanelerle) hakâret ettiği zaman artık kızıl rüzgârı, (zelzeleyi), yere batışı (hasfı) veya suret değiştirmeyi (meshi) (veya gökten taş yağmasını, (kazfi) bekleyin.” (Tirmizi, Fiten 38/2210) Mikdam bin Ma’dikerb’in bir hizmetçisi vardı, süt satardı, Mikdam da karşılığında para alırdı. Ona: “-Sübhanallah, süt satıp para mı alıyorsun?” dediler. O da: “¬-Evet, bunda ne var ki? Ben Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-’in şöyle dediğini duydum: “-İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki o vakit dinar ve dirhemden başka bir şey fayda vermeyecek!” dedi. (Ahmed bin Hanbel, IV, 133) “Sizin üzerinize öyle bir zaman gelecek ki o vakit siz, iyilikleri emretmeyen ve kötülükleri yasaklamayan kimselerin en hayırlı kişiler olduğunu düşünürsünüz.” (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 686/8462) Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-: “-İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki o vakit müminin kalbi tuzun suda eridiği gibi eriyecek!” buyurdu. “-Niçin eriyecek yâ Rasûlallah?” diye sorulduğunda: “-Kötülükleri görüp de onları değiştirmeye güç yetiremediği için” buyurdu. (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 686/8463) Rabbim Bizleri Uyananlardan Eylesin İnşAllah.

HİDAYET İLAHİ LÜTUFTUR

 Euzubillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim. La havle vela kuvvete illa billahil aliyyül aziym. Destur ya Seyyidi ya Mevlana ya Ricalallah! Ey insanlar rahat olun, rahat oturun. Bu bir ders değildir. Bu bir sohbettir. Sohbet resmi değildir, onun icin resmi toplantıların tadı yoktur lakin sohbet dedin mi o bir muhabbet halkasıdır, insanlar orada rahatsız edici ortamlarda olmazlar, rahat oturur rahat olurlar. Bu bilinmesi gereken mühim husustur. Resmiyet soğuktur lakin sohbet ortamı aile ortamına benzer hoşluk verir insan ruhuna. Çünkü Ruh resmiyetten hoşlanmaz. Resmiyetten hoşlanan nefistir. Resmi bir heyet geldiği vakit da diyor, Efendimiz ASV „otur“ deyinceye kadar Sahabe-i kiram kiyamda dururlardı. Oturduklarında ise rahat lakin pür dikkat otururlardı ki, söylenenden bir şey kaçırmasınlar. Evet, Peygamber meclisi serbest meclis idi ve sohbet me 2 Sufi-Zentrum Rabbaniyya Böyle olduğunu bize BüyükŞeyhimiz hazretleri haber veriyor. Ve görmeden söylemem size buyuruyor. Peygamberin meclisini bizzat canlı olarak görüp öyle söylüyorum buyuruyor bize. Nasıl canlı seyrediyor? Allah izin verir ve zaman perdesini aradan kaldırırsa seyreder, bunu yapmak Allaha kolay. Allah dilerse karıncaya bile seyrettirir bütün alemi başından sonuna. Bu Allaha kolay. „Bu zaman ahir zamandır ve bu zamanda büyük evliyalara verilmiş kuvvet, geçmiş zaman evliyalarına verilmedi buyurdu Şeyhim Abdullah Dağistani hazretleri“ diyor Şeyhimiz hazretleri. Bu asırdaki büyük evliyalara geçmiş asırdaki evliyalara verilmeyen dokuz büyük keramet-manevi kuvvet verilmiştir ki bunlardan bir tanesi Efendimiz ASV`in meclisinde onlarlan beraber her an her toplantıda hazır bulunmaktır. Onlar Peygamber Efendimizin mubarek hayatını zaman boyutunu aşarak her an birlikte yaşarlar ve canlı olarak yanında hazır bulunurlar Onu canlı olarak görür ve işitirler bu izin onlara verilmiştir. Evet bu asırda bulunan büyük evliyalara bu izin var çünkü onlar gecmis evliyalar gibi değildirler, maddi manevi vazifeleri ve yükleri daha ağırdır bu zaman evliyalarının. Onun için manevi izin ve kuvvetleri de aklın ötesindedir onların. Misal: Abdurrauf ul Yemani hazretleri dünyayı ve dünya içindeki hadiseleri sevk ve idare eden 7 büyük evliyadandır ve Çin diyarının manevi işlerinden sorumlu kimsedir o.. Bir gün diyor BüyükŞeyhimiz, Şeyhim olan Abdullah Dağıstani hazretlerini o Veliyullah sam-ı Şerifte ziyarete geldi. Ben hemen bir tercüman buldum getirdim çünkü dünya lisanı olarak aynı dili konuşmuyorlardı Şeyhimizle. Ben tercüman getirince Hazreti Şeyhim ona: “Bırak” dedi. “Sana luzum yok, biz aramızda anlaşırız.” Sonra Abdurrauf-ul Yemani hazretleriyle öyle bir kisanda konuştu ki, o dilden bu dünyada kimse anlamaz. Halbuki Şeyhimiz Abdullah hazretleri türkçeden başka dünya dili bilmezdi ve kendisi Ümmi idi. Bir müddet böyle hasbihal ettiler sonra o Veliyullah kalktı kapıya değil duvara yöneldi ve duvardan geçti gitti kayboldu. Benim saşkınlığımı gören Şeyhimiz hazretleri : “Evladım Nazım effendi” dedi. “Allah izin verirse bir kuluna o kulun bu alemde yapamayacağı iş gösteremeyeceği keramet yoktur. Zahirde belki türkçeden gayri lisan bilmeyiz, lakin manevi kuvvetimizlen her lisandan yılanın lisanından da, kurdun lisanından da kuşun lisanından da biliriz her dünya lisanından da konuşuruz” dedi bana diyor Şeyhimiz Muhammed Nazım el Rabbani hazretleri. İşte bu sadece küçük bir misaldir bu zamandaki Evliyaların manevi kuvvetlerine dair ki, geçmiş zaman evliyalarında da bu manevi kuvvetler mevcuttu. Bilhassa bu zamankiler de bilinmeyen görülmemiş duyulmamış kuvvetler vardır. 3 Sufi-Zentrum Rabbaniyya Misal; yakın zamanda geleceğini ve bu dünyaya çeki düzen vereceğini umud ettiğimiz zamanın Sahibi olan Mehdi as geldiği vakit o gelmiş geçmiş evliyaların toplamında bulunmayan 700 büyük gizli ilim ve manevi kuvvetle gelecektir ve tek başına dünyayı İlahi Nu rile yeni baştan inşa edecektir. Allah bizi o Sahibin zamanına yetiştirsin. Dünyadaki büyük değisiklikler için Mayalar 2012 diyor, bilimadamları 2012 diyor, bütün semavi Kitablar yine o zamanın şimdi icindeyiz diye işaretler veriyorlar. Hasılı kelam ne için anlattık bunları? Bu zamandaki Evliyada öyle kuvvet vardır ki, Peygamberin asrı Saadetine kadar onlar gidebilir bütün bir Asrı saadet Peygamber ve Ashabıyla yasayabilir ve sohbetlerine canlı olarak katılabilir onlar. Bu sebebtenden Şeyhimiz hazretleri öyle söyledi: “biz bir şey anlattığımız vakitda o anlattığımızı gözümüzün önünde canlı olarak görmeden işitmeden yaşamadan anlatmayız” buyurdu. Peygamber ASV huzurunda resmi heyet misafir olmadığı vakitlarda Ashabı Kiram rahat ve teklifsiz otururlardı. Efendimzin Sohbeti Şeriflerini rahat anlamak niyetiyle. Nitekim “Bast hali Allah ve Resulüne en sevgili haldir” buyurdu Peygamber ASV. Bast hali nedir? İnsanın, insane kalbinin ferahlı olma halidir. Çünkü iş de olsun evde olsun bir mecliste olsun, rahat etmek, kalbin ferahlı olması, kalbine sıkıntı vermemek, kimseye de sıkıntı vermemek insana genişlik ve ferahlık verir. O kimse daima rahat olur. Kalbi rahat olan insan güleryüzlü olur. Baktığı ve ona bakan ferahlık bulur onun kalbindeki ferahlıktan. Kalbi sıkışık olan asık suratlı insanları Allahta Resulude sevmez. İnsan yüzünün daima mütebessim olamsı Allah razılığını kazandırir insana. Çünkü asık suratlılara eskiden eskiler, bir başka tabirle „cehennem suratlı“ derlerdi. Niye cehennem suratlı? Çünkü asık suratlar insanın hem kendisinin hem ona bakanların kalblerini daraltır. İçlerini karartır, ateşten çıkmış gibi kapkara eder insanın kalbini. Güler yüzlü kimselere de o sebebten cennet-yüzlü demişlerdir ki onlara bakanda kendisine baktıran da kalbleri ferahlar ve içleri bilinmedik sevinçlerle dolar o insanların. Onun için Evliyalar tavsiye ediyorlar, Allah rızalığını ve kalb ferahlığinı kazanmak istiyorsan daima güler yüzlü olmaya bak: -evliysen ailene öyle ol -komşuysan komşuna öyle ol -Muallimsen talebene öyle ol -Subaysan askerine öyle ol - İdareci isen memuruna öyle ol 4 Sufi-Zentrum Rabbaniyya İnsan isen herkese karşı öyle ol. Güleç ve geniş ol. İçin dar olmasın. Ne kadar genıslik istiyorsan Allah o kadar genişletir. Deme, kalb ferahlığı benim neyime? Kalp genişliğinin ferahlığının zararı kime? Asık suratlı olmanın kime ne faydası var? Ters muameleyle insanları incitmenin şerefi nedir, sebebi nedir? Nitekim Musa as bir gün Tur dağında Cenabı Hak ile munazaradaydı. Allah Subhanehu Teala Hazretleri ona: „Ya Musa“ buyurdu. “İnsanlara Beni sevdir. Onlara Beni doğru anlat ve onlara Beni sevdir. Şüphesiz Ben insanı sevdim de yarattım. Sen de onlara Beni sevdir. Senin vazifen bu” buyurdu Allah CC Hazretleri Musa Aleyhisselama. İnsan, herkese kendini sevdirmeye fırsat arayacak, herkes beni sevsin diye beklemeyecek. Herkes beni sevsin deyipte ken dini sevdirmek için en ufak şeyleri fırsatz bilmeyen, insanların buğzunu ve nefretini kazanır ancak buna luzum da yok sebeb de yok. YaHu, Cenabı hak seni bu dünyada ne kurbanlık hayvan yarattı ne de herhangi bir haşarattan yarattı. Ne de herhangi bir vahşi hayvandan yarattı. Yok, Allah seni bütün varlığın üzerine hükmedecek kuvvetlerle donattı ve en şerefli yarattı. Şükret. İnsanım de insanlığına şükret hayvanlığa özenme. Kalbini etrafına karşı ferah tut. Darartma! Kaldı ki, o hayvanattan kalbi ferahlı olmayan bir tanesi yoktur. Belki hepsi de ferahtır kalpleri. Sen ki insansın insane olarak yaratıldın. Sana giydirdiği şerefi ve verdigi nimeti Allah varlıkta kimseye vermedi. Nasıl ferah etmezsin? Bu kabızlık neye? Dünyanın i işte olsun irı da zıvırı da dertleri de sıkıntıları da bitmez. Hangisiylen baş edeceksin? Ya ne yapacağız Şeyh? Kabul et! Evvela kabul et. Sonra çaresine bak. Her bir şeyin çaresi vardır lakin onun da belli bir vakti vardır. O vakte dek Kabul et ve sabret. O derdin caresinin vakti gelmese bakarsın senin bu dünyadan gitme vaktin gelir öyle rahat edersin. Öyle ya, dünyada felçli yatalak yasamaya mahkum edilmiş o kadar kimseler var, onlar insane değilmi? Yine de onlar arasında hallerini olduğu gibi kabul edenler vardır ki, sen onları yüzleri güler görüyorsun. Sonra hallerine asla rıza göstermeyenler direnenler vardır ki, onlar hep asık suratlıdırlar insanın 5 Sufi-Zentrum Rabbaniyya ziyaret edesi gelmez onları. Kaç! Allah b öyle kullarından razı değil. ”Ben kullarıma ezelden ebede insan olmanın şerefinden giydireyim de onlar üç günlük dünya hayatı icin mahzun olsunlar, hallerine razı olmasınlar, Ben onlardan razı değilim” der Allah. Dikkat et! Dünyanın hali söyledir dünyanın hali böyledir, sen kendi haline bak, Allahın sana verdiğine bak ve ezelden ebede “Elhamdulillah” de. Kul olana başka bir söz yakışmaz. Lisanını yalnız Elhamdulillah ilen meşgul et.Başka söz konuşma sen. Söyle daima Elhamdulillah de. Elhamdulillah Elhamdulillah. Gönlün açılsın istersen hayatın tatlılaşsın istersen “Açıl Susam Açıl” şifre bu: “Elhamdulillah”. Zikir: Elhamdulillah Evet. Sen kalbinden Elhamdulillah dedikten sonra yavaş yavaş hüzün de gider keder de gider ferahlık gelir sevinç gelir. Allah yer değiştirir. Mahşerde diyor, ilk olarak Münadi şöyle nida eder: “Hammadün gelsin” Hammadun dediğimizde şükür hamd sahibi olanlar gelsin diye önce dünyada iken haline ve nimetlere şükreden kimseleri çağrırır İlahi Huzura. “Nerde Benim her zaman nimetimi unutmayan kullarım şükür- hamd sahipleri gelsinler” diye çağrılır onlar İlahi Huzurdan. Ve onlar oraya toplandığında onlar orada dünyadaki hayatlarına dair beraat ettirilirler ve onlara ne hesap ne kitab bir şey sorulmaz. Sonra bir melek gelir ve onları dosdoğru cennetin Hamd kapısına getirir ve o ahali o kapıdan cennete girer hepside hesapsız kitapsız. Işte BüyükŞeyhimiz hazretleri o dokuz büyük keramet verilen evliyadan olduğu cihetten o mahşer halkını ve orada olup bitecekleride yine görerek ve isiterek bize bildiriyor canlı yayın misali. Ve “ben” diyor Şeyh effendi “Peygamber efendimizin bütün meclislerin de hazır bulundum ve sahabe I Kiramı da hep rahat vaziyette oturur Efendimizi pür dikkat dinler gördüm.” Öyle ya Peygamber meclisi insanı sıkarsa oraya adam gelirmi? Bir defasında Efendimiz ASv mecliste rahat vaziyette oturuyor üzüm yiyordu. Salkımı eliyle tutup ağzıyla topluyordu. Dışarıdan bir sahabe I Kiram geldi: “Ya Resulallah! Yahuddan bir taife bir heyet geliyor sizinle görüşmeye” dediğinde Peygamber ASV hemen o üzümü tepsiye koydurup yukarı kaldırttı. Kendisi de Sakalı Şerifini düzeltip tacinı özenle başına yerleştirdi ve resmi bir şekilde oturdu. Efendimizlen beraber Sahabe I Kiram da kendine ve oturuşuna çeki düzen vermdi ve ayakta resmi duruşa geçti. O gelen heyet içeri girdi. Efendimiz ASv onlara yer gösterdi “oturunuz” dedi. Onlar oturdular. Sahabe i Kiram öylece ayakta durmakta hareketsiz. O heyetin kalbine bir vakit sonra merhamet düstü, Sahabe I Kiramı öylecene dakikalarca ayakta durur görünce. 6 Sufi-Zentrum Rabbaniyya Dediler ki: “Ya Muhammed SAV, Sahabelerine izin ver otursunlar.” Onların sahabe I Kirama olan o merhameti Cenabı hakkın hoşnutluğuna nail oldu onların kalbine o anda hidayet Nurları indi. O merhametleri, onların kalplerine iman nurunun girmesine neden oldu. „Ya Muhammed SAV, Sahabelerine izin ver otursunlar.” Dediklerinde ASV izin Verdi ve oturdular. Ve o heyetin Huzuru Resulde Peygamber Ashabına merhamet etmeleri, saygı göstermeleri, kalplerine imanın işlemesine vesile oldu. Peygamber ASV çok memnun oldu o heyetin hareketinden. Yukarı kaldırttığı üzümü indirtti, heyete takdim etti sonra kendisi de üzümü alttan alttan yemeye başladı. Bunu görünce o heyetin Reisi dedi ki: “Ya MuhammedSAV, üzümün bu üst tarafındaki taneler daha olgun, daha tatlı, neden oradan yemiyorsun da altından ekşi tarafından yiyorsun?” Şimdi Efendimizin o hareketinde bir hikmet var. Gizli bir hikmet. O Reis onu anladı Efendimize bu hikmetten sual etmek istedi. ASV Efendimiz gülümsedi: “Üstteki bu tanelerin olgun ve daha tatlı oldugunu biz de biliyoruz” buyurdu. “Lakin biz Müslümanlar olarak ikram sahibi kimseleriz. Şimdi biz ekşi taraftan yemeye başlarız ki, eğer bizim üzerimize bir misafir gelecek olursa, tatlı tarafı geriye kalsın onu misafire ikram edelim. Çünkü misafirin ağız tadını kendi ağız tadımıza tercih ederiz bu bizim aldığımız İlahi terbiyedir. İkinci hikmet de şu ki, biz inananlar hayatımızın başından ziyade sonunun en tatlı olmasını isteriz ki, mühim olan insanın akibetinin tatlı olmasıdır. Öyle ya bütün dünyadaki tatlıların, ettiğin zevk ü sefanın, saltanatın, son günün zehir olduktan sonra ne kıymeti var? Son nefesi tatlı getirebiliyormusun? İşte budur! Son nefesi tatlı getirmedikten sonra önceki zevklerinde lezzetlerinde hepsi zehir zemberek olur. Biz Müslümanız, hayatın tatlı tarafını yani akibet güzelliğini tatlılığinı istiyoruz. Hayatımız önceleri tatsız da olsa, yahut hayatın bütün noktaları tatsız da yaşansa son noktasında tatlı ise hayatımız, akıllı insan bütün o hayatın ekşi noktalarına katlanır, bütün ekşilikler hiç gelir akıllı insana. Siz de akıllı olun ve hayatinızın sonunu tatlı getirmek için haatinizın başında ekşilere razı olun. Son gününüzü tatlı getirmeye bakın. O vakit sen gittiğinde varsın senin arkandan ağlayan ağlasın sen yeter ki o vakit de gül, gülen taraf ol” buyurdu. Peygamber Aleyhisselatu Vesselamın ahlakına, talimine irşadına bak sen. Nasıl da karşısındaki insanları irsad ediyor bir üzümlen. Subhanallah! Boşuna söylemedi o sözü: “Beni Rabbim en yüksek ahlak ilen ahlaklandırdı.” Ne güzel söylüyor o edep ilen: “ Üzerime gelen misafire olgun ve tatlı olan tarafı saklamak için ben ekşi tarafından yiyorum üzümü” diyor. 7 Sufi-Zentrum Rabbaniyya İhsan makamı bu! İkram makamı! Bu meseleyi ne için söyledik? Resmi bir heyet gelmediği vakitda Efendimiz ASV Sahabesini rahat bırakırdı onlar Huzuru Nebi de istedikleri gibi rahat otururlardı. Resmi bir heyet geldiği vakitda ise usule uyarlar ayakta resmi durusa geçerlerdi.Ve onların o duruşu yine İlahi hikmet o gelen heyetin kalbine merhamet ve o merhametten dolayı iman nurunun inmesine vesile oldu. Onlar Efendimizin o yüce ahlakını bizzat müşahede ettiler ve kalblerinin hidayet nuruylan aydınlamasıylan Huzuru Nebi de hepsi bir ağızdan kelimei Şehadet getirdiler iman dairesine girdiler. Elhamdulillah! Evet! Örnek bir insan, örnek bir davranış bak nasılda onca karanlığın aydınlamasına vesile oluyor. Ey insan! Söyle! “YaRabbi sonumu tatlı getir. “Benim sonum yani Rabbime kavuştuğum gün, hayatımın en tatlı günü olsun diye üzümün yani hayatın ekşi tarafına razı oluyorum ki, üzümün son tanelerinde yani hayatımın sonunda ağzımın bir tadı olsun” de. Ey insan! Rahat dur, mutlu ol! Rahat otur, iyi dinle! Peygamberin ahlakından al, Talimi irşadından nasip sahibi ol. Çorbayı misafirin önüne itip etleri kendin yeme! Bu kadar yetişir! Fatiha!
MEHTER / TASAVVUF MÜZİK
SİTE HARİTASI
SAAT
Üyelik Girişi