CEMAZİYEL -EVVEL HAKİKAT DAMLASI
HADİS-İ ŞERİF IŞIĞINDA AHİRZAMAN “Siz öyle bir zamanda yaşıyorsunuz ki sizden biriniz emrolunduğu şeylerin onda birini terk etse helâk olur. Sonra öyle bir zaman gelecek ki sizden kim emrolunduğu şeyin onda birini yapsa kurtulur.” (Tirmizî, Fiten, 79/2267) “Öyle bir zaman gelecek ki o zaman şu üç şeyden daha kıymetli birşey olmayacaktır: Helal para, can u gönülden arkadaşlık yapılacak bir kardeş ve kendisiyle amel edilecek bir sünnet.” (Heysemî, I, 172) “Öyle bir zaman gelecek ki, kişi helâlden mi haramdan mı kazandığına aldırmayacak!” (Buharî, Büyû; 7) Ebu Said el-Hudrî’den rivayet edildiğine göre Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: “Aranızda öyle bir grup ortaya çıkacaktır ki, namazınızı onların namazları, oruçlarınızı onların oruçları ve diğer amellerinizi de onların amelleri yanında az göreceksiniz. onlar Kur’ân okurlar, fakat okudukları boğazlarından aşağı geçmez. onlar okun yaydan çıktığı gibi dinden çıkarlar...” (Buhârî, Fedâilü’l-Kur’ân, 36) “Öyle bir zaman gelecek ki okuma meraklı kurrâ çoğalacak; fakîhler ise azalacak ve bu sûretle ilim çekilip alınacak. Daha sonra öyle bir zaman gelecek ki insanların okudukları boğazlarından aşağı geçmeyecek.” (Hakim, Müstedrek, V, 504) “Şiddetli bir şekilde yaklaşan fitne sebebiyle vay insanların hâline. İnsanlar mü’min olarak sabahlar da akşam kâfir oluverirler. İnsanlar dinlerini küçük dünya menfaati karşılığı değiştiriverirler. İşte öyle zamanda dinlerinde sâbit kalabilenler ellerinde kor ateşi tutanlar gibidirler.” (Ahmed İbn Hanbel, Müsned, II, 390; Ayrıca bkz. Müslim, İman 186; Tirmizi, Fiten 30, (2196) “Öyle bir zaman gelecek ki bütün insanlar ribâ ile iş yapacak. Ondan sakınanlar dahi tozuna bulaşmak durumunda kalacaklar.” (Nesâî, Büyû 2; İbnu Mâce, Ticârât 58; İbn Hanbel, Müsned, IV, 494; Beyhakî Sünen, IV, 275) “Öyle bir zaman gelecek ki doğru söyleyenler yalanlanacak, yalancılar ise doğrulanacak. Güvenilir kimseler hain sayılacak, hâinlere güvenilecek. İnsanlardan şâhidlik etmeleri istenmediği halde şâhidlik edecekler, yemin etmeleri istenmediği halde yemin edecekler,” (Taberâni, XXIII, 314) “Öyle bir zaman gelecek ki insanlar iyiliği özendirmeyecek, kötülükten de sakındırmayacaklar.” (Heysemî, Mecmauz-zevâid, VII, 280) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “Muhakkak ki insanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, o vakit kişi altından sadaka ile (çarşı Pazar) dolaşır da bunu kendisinden sadaka olarak kabul edecek tek kişi bulamaz. O zaman, tek bir erkeğe kırk tane kadının tâbi olduğunu ve kadınların çokluğu ve erkeklerin azlığı sebebiyle ona sığındıklarını görürsün.” (Buhari, Zekât 9; MüsIim, Zekat 59) “Ben sizin dünya hırsıyla birbirinizle kapışmanızdan, birbirinizi katletmenizden ve sizden öncekiler gibi helâk olup gitmenizden korkuyorum.” (Müslim, Fezâil 31) “…Ben asıl sizin dünyayı elde etmek için birbirinizle kapışıp kavga etmenizden korkuyorum.” (Buhârî, Cenâiz 71, Menâkıb 25, Megâzî 27, Rikâk 7, 53; Müslim, Fezâil 30) Hz. Sevban radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “–Size çullanmak üzere, yabancı kavimlerin, tıpkı sofraya çağrışan yiyiciler gibi, birbirlerini çağıracakları zaman yakındır.” Orada bulunanlardan biri: “–O gün sayıca azlığımızdan mı bu durum başımıza gelecek?” diye sordu. “–Hayır, bilakis o gün siz çok olacaksınız. Lakin sizler bir selin getirip yığdığı çer-çöpler gibi hiçbir ağırlığı olmayan kimseler durumunda olacaksınız. Allah, düşmanlarınızın kalbinden size karşı korku duygusunu çıkaracak ve sizin kalplerinize zaafı atacak!” buyurdular. “–Zaaf da nedir ey Allah’ın Rasûlü?” denildi. “–Dünya sevgisi ve ölüm korkusu!” buyurdular.” (Ebu Davud, Melahim 5/4297) Ebu Ümeyye eş-Şa’bani anlatıyor: “Ey Ebu Sa’lebe dedim, şu ayet hakkında ne dersin?” (Mealen): “Ey iman edenler! Siz kendinize bakın. Siz doğru yolda oldukça, sapıtmış olanlar size zarar vermez.” (Maide 105) Bana şu cevabı verdi: “Gerçekten bunu, iyi bilen birine sordun. Zira ben aynı şeyi Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-’a sormuştum. Demişti ki: “Ma’rufa sarılın, münkerden de kaçının! Ne zaman uyulan bir cimrilik, takip edilen bir hevâ, (dine, ahirete) tercih edilen dünyalık görür, rey sahiplerinin (selefi dinlemeden) kendi reylerini beğendiklerini müşahade edersen, o zaman kendine bak. İnsanlarla uğraşmayı bırak. Zira (bu safhaya gelince) arkanızda sabır günleri var demektir. O günler avuçta ateş tutmak gibi (sıkıntılı)dır. O günlerde, sizin kadar amel yapabilen bir kimseye elli kişinin ecri verilecektir.” (Ebu Davud, Melahim 17/4341); Tirmizi, Tefsir, 5/3060); İbnu Mace, Fiten 21) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “-İnsanlar öyle günler görecek ki, katil niçin öldürdüğünü, maktul de niçin öldürüldüğünü bilemeyecek.” “-Bu nasıl olur?” diye soruldu. Şu cevabı verdi: “-Herçtir! Öldüren de ölen de ateştedir.” (Müslim, Fiten 56) Zübeyr İbnu Adiy rahimehullah anlatıyor: “Hz. Enes İbnu Mâlik radıyallahu anh’ın yanına girdik. Haccâc’ın bize yaptıklarını şikayet ettik. “-Sabredin, buyurdu. Zira öyle günlerle karşılaşacaksınız ki, her yeni gün, gidenden daha kötü olacak. Bu hal Rabbinize kavuşuncaya kadar devam edecek. Ben bunu, Rasûlunüz -sallallâhu aleyhi ve sellem-’den işittim.” (Buhari, Fiten 6; Tirmizi, Fiten 35/2206) Hz. Huzeyfe radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “-Bana kaç müslüman olduğunu sayıverin” buyurdular. Biz: “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bizim sayımız altı-yediyüze ulaşmış olduğu halde, hakkımızda korku mu taşıyorsunuz?” dedik. “-Siz bilemezsiniz, (çokluğunuza rağmen) imtihan olunabilirsiniz!” . Gerçekten öyle (belaya maruz kalıp) imtihan olunduk ki, içimizden namazını gizlice kılanlar oldu.” (Buhari, Cihad 181; Müslim, İman 235) Abdullah ibn-i Ömer -radıyallâhu anh- tarafından rivayet edilmiştir. Rasûlullâh –sallâllâhu aleyhi ve elem- bize yönelerek şöyle buyurdu: “Ey Muhacirler cemâati! Beş şey vardır ki, onlarla mübtelâ olacağınız zaman Ben sizlerin o şeylere erişmenizden Allâh’a sığınırım. Onlar şunlardır: 1- Bir milletin içinde zina, fuhuş ortaya çıkıp nihayet o millet bu suçu alenî olarak işlediğinde, mutlaka içlerinde taun hastalığı ve onlardan önce gelip-geçmiş milletlerde vuku bulmamış hastalıklar yayılır. 2- Ölçü ve tartıyı eksik yapan her millet mutlaka kıtlık, geçim sıkıntısı ve başlarındaki hükümdarların zulmü ile cezalandırılırlar. 3- Mallarının zekâtını vermekten kaçan her millet mutlaka yağmurdan menedilir (kuraklık cezası ile cezalandırılır) ve hayvanları olmasa (Allâh hayvanlara acımasa) onlara yağmur yağdırmaz. 4- Allâh’ın ahdini (emirlerini) ve Rasûlün sünnetini terk eden her milletin başına mutlaka Allâh kendilerinden olmayan düşmanı musallat eder ve düşman o milletin elindeki-avucundakilerin bir kısmını alır. 5- İmamları (yâni devlet adamları) Allâh’ın Kitabı ile amel etmeyip Allâh’ın indirdiği hükümlerden işlerine geleni seçtikçe Allâh onların hesabını kendi aralarında görür.” (İbn-i Mâce, Fiten, 22) Rasûlullah sallallahu aleyhi veselem şöyle buyurdu: “Fırat nehrinin suyu çekilip, aktığı yatakta bulunan bir altın dağı meydana çıkmadıkça ve kurtulup kazanan ben olayım diye birbiriyle çarpışan her yüz kişiden doksan dokuzu ölmedikçe kıyamet kopmaz.” (Buhârî, Fiten 24; Müslim, Fiten 29. Ayrıca bk. İbni Mâce, Fiten 25) Diğer bir rivayet ise şöyledir: “Pek yakında Fırat nehrinin suyu çekilerek aktığı yatakta bir altın hazinesi meydana çıkacaktır. O günü gören kimse, o hazineden kesinlikle bir şey almasın.” (Buhârî, Fiten 24; Müslim, Fiten 29-32. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Melâhim 13; Tirmizî, Sıfatü’l-cenne 26) “Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki kişi bir kabre uğrayıp üzerine abanarak: ‘Keşke bu kabrin içinde ben olsaydım’ demedikçe kıyamet kopmaz. Hâlbuki bu sözü ona söyleten din değil, belâ olacaktır.” (Buhârî, Fiten, 22; Müslim, Fiten, 53-54) Öyle bir zamanın geleceği, insanların kalblerinin dünya sevgisi ile dolacağı, cihadı zarar olarak görüp zekat vermeyi altından kalkılması zor bir borç olarak görecekleri bildirilir. (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 236/6322) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “-Beni İsrail üzerine gelen şeyler, aynıyla ümmetimin üzerine de gelecektir. Öyle ki onlardan aleni olarak annesine gelen olmuşsa, ümmetimden de bu çirkin işi mutlaka yapan olacaktır. Nitekim, Beni İsrail yetmişiki millete (dine, fırkaya) bölünmüştü. Benim ümmetim de yetmişüç millete bölünecektir. Bunlardan bir tanesi hariç hepsi ateştedir.” “-Bu fırka hangisidir?” diye soruldu. “-Benim ve ashabımın üzerinde olduğu şeyden ayrılmayanlardır!” buyurdular.” (Tirmizi, İman 18/2641) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “Ümeranız hayırlı olanlarınızdan iseler, zenginleriniz sehâvetkâr kimselerse, işlerinizi aranızda müşavere ile hallediyorsanız, bu durumda yerin üstü (hayat), altından (ölümden) hayırlıdır. Eğer ümeranız şerirlerinizden, zenginleriniz cimri ve işleriniz kadınların elinde ise, yerin altı üstünden, (ölmek yaşamaktan) daha hayırlıdır. (Çünkü artık dini ikame imkanı kalmaz).” (Tirmizi, Fiten 78/2266) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “-Gençlerinizin fıska düştüğü, kadınlarınızın azdığı zaman haliniz ne olur?” diye sormuştu. (Yanındakiler hayretle): “-Ey Allah’ın Rasûlü, yani böyle bir hal mi gelecek?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdu ve devam etti: “-Emr-i bi’l-ma’rufta bulunmadığınız, nehy-i ani’l-münker yapmadığınız vakit haliniz ne olur?” diye sordu. (Yanındakiler hayretle:) “-Yani bu olacak mı?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdular ve sormaya devam ettiler: “-Münkeri emredip, ma’rufu yasakladığınız zaman haliniz ne olur?” (Yanında bulunanlar iyice hayrete düşerek): “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bu mutlaka olacak mı?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdular ve devam ettiler: “-Ma’rufu münker, münkeri de ma’ruf addettiğiniz zaman haliniz ne olur?” (yanindeki Ashab:) “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bu mutlaka olacak mı?” diye sordular. “-Evet, olacak!” buyurdular.” (Heysemi, Mecma’u’z-Zevaid, VII, 281) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “İnsanların dünyaca en bahtiyarını âdi oğlu âdiler teşkil etmedikçe Kıyamet kopmaz.” (Tirmizi, Fiten 37/2209) Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-, yanındaki cemaate konuşurken, bir adam gelerek: “-Ey Allah’ın Rasûlü! Kıyamet ne zaman kopacak?” dedi. Sallallâhu aleyhi ve sellem- konuşmasına devam etti, sözlerini bitirdiği vakit: “-Sual sâhibi nerede?” buyurdular. Adam: “-İşte buradayım ey Allah’ın Rasûlü!” dedi. Sallallâhu aleyhi ve sellem-: “-Emanet zâyi edildiği vakit Kıyameti bekleyin!” buyurdular. Adam: “-Emanet nasıl zâyi edilir?” diye sordu. Efendimiz: “-İş, ehil olmayana tevdi edildi mi Kıyamet’i bekleyin!” buyurdular.” (Buhari, İlm 2, Rikâk 35) Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “Ümmetim onbeş şeyi yapmaya başlayınca ona büyük belanın gelmesi vâcip olur!” buyurmuşlardı. (Yanındakiler:) “Ey Allah’ın Rasûlü! Bunlar nelerdir?” diye sordular. Sallallâhu aleyhi ve sellem- saydı: -Ganimet (yani milli servet, fakir fukaraya uğramadan sadece zengin ve mevki sahibi kimseler arasında) tedavül eden bir metâ haline gelirse, -Emanet (edilen şeyleri emânet alan kimseler, sorumlu ve yetkililer, memurlar) ganimet (malı yerini tutup, yağmalayıp nefislerine helal) kıldıkları zaman, -Zekât (ödemeyi ibadet bilmeyip bir angarya ve) ceza telâkki ettikleri zaman. -Kişi annesinin hukukuna riayet etmeyip, kadınına itaat ettiği; -Babasından uzaklaşıp ahbabına yaklaştığı; -Mescidlerde (rıza-yı ilâhi gözetmeyen husûmet, alış-veriş, eğlence ve siyâsiyâta vs. müteallik) sesler yükseldiği zaman. -Kavme, onların en alçağı (erzel) reis olduğu; -(Devlet otoritesinin yetersizliği sebebiyle tedhiş ve zulümle insanları sindiren zorba) kişiye zararı dokunmasın diye hürmet edildiği; -(Çeşitli adlarla imal edilen) içkiler (serbestçe) içildiği; -İpek (haram bilinmeyip erkekler tarafından) giyildiği; -Çeşitli adlar altında şarkıcı kadınlar ve çalgı aletleri edinildiği; -Bu ümmetin sonradan gelen nesilleri, önceden gelip geçenlere (çeşitli ithamlar ve bahanelerle) hakâret ettiği zaman artık kızıl rüzgârı, (zelzeleyi), yere batışı (hasfı) veya suret değiştirmeyi (meshi) (veya gökten taş yağmasını, (kazfi) bekleyin.” (Tirmizi, Fiten 38/2210) Mikdam bin Ma’dikerb’in bir hizmetçisi vardı, süt satardı, Mikdam da karşılığında para alırdı. Ona: “-Sübhanallah, süt satıp para mı alıyorsun?” dediler. O da: “¬-Evet, bunda ne var ki? Ben Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-’in şöyle dediğini duydum: “-İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki o vakit dinar ve dirhemden başka bir şey fayda vermeyecek!” dedi. (Ahmed bin Hanbel, IV, 133) “Sizin üzerinize öyle bir zaman gelecek ki o vakit siz, iyilikleri emretmeyen ve kötülükleri yasaklamayan kimselerin en hayırlı kişiler olduğunu düşünürsünüz.” (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 686/8462) Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-: “-İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki o vakit müminin kalbi tuzun suda eridiği gibi eriyecek!” buyurdu. “-Niçin eriyecek yâ Rasûlallah?” diye sorulduğunda: “-Kötülükleri görüp de onları değiştirmeye güç yetiremediği için” buyurdu. (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 686/8463) Rabbim Bizleri Uyananlardan Eylesin İnşAllah.

EVLİYALARIN KUVVETİ

 La havle vela kuvvete illa billahil aliyyül aziym Destur ya Seyyidi ya Mevlana ya Ricalallah! Șeyhimiz Sultan ul Evliyadan ruhani kuvvet merkezlerinden izin istiyoruz. İzin versinler ki söyleyeceğimizden bir fayda zuhur etsin. Yoksa kelin merhemi olsa kendi bașına sürer. Huu! Ey insanlar dünyaya kullukta değil Allaha kullukta yarıșın. Allaha kul olana bizzat Allah öğretir. Onu Allah dinletir, onu Allah söyletir ve Allahın görmesiyle onlar görürler. Dünyanın her neresinde bir hadise zuhur etse șahid olurlar. Ve bilenlerden görenlerden olurlar, onlara gizli kamera uydu muydu lüzum etmez. Evet ey insanlar! Bilenlerle beraber olun selamet bulun. Bilenler kimlerdir? Insan okuma yazma bilmeylen lise üniversite okumaylan dünyayı gezmeylen, etrafı çevreyi araştırma karıştırmaylan bir şey bilmiş olamazlar. Yok! Onlar ne kadar bilseler herşeyi bilemezler. Nitekim Einstein zaman tünelini düşüne düşüne kafayı yiyordu az kalsın. Nitçe yedi nice düşünürler feylezoflar alimler herşeyi bilme merakı yüzünden kafayı yediler bu dünyadan öyle gittiler. Hayır! Herşeyi bilmek isteyen herşeyi bilen birini bulacaktır. Onun bildirmesiylen bileceklerdir başka yolu yoktur. Çünkü insan yapı itibariylen ne kadar aklı olsa o aklının bir hududu vardır ve hiç bir akıl herşeyi bulamaz ve bilemez. O halde ne yapacağız? Soracağız: Her şeyi bilen kimdir? Herşeyi bilmek isteyenin evvela yapacağı budur: Her şeyi bilen kimdir? Sormak. Her şeyi bilen yerleri ve gökleri ve içindekileri yoktan yaratan Allahtır! Allahı bilen herşeyi bilebilir. Nasıl bilir? Allahın bildirmesiylen bilir. Onların cevabını veremeyeceği sual olamaz eğer Allah bildirirse. Evliyalar onun için bilenlerdir. Çünkü onlar her şeyi bilen Allahı bilirler ve sayarlar. Onlar o sebebten büyüklerdir. Allahın bildirmesi ilen bilir gördürmesi ilen görür ve işittirmesi ilen işitirler. Ne mutlu onlarla beraber olanlara. Allah istedi ve biz üç beş günlügüne de olsa kısa bir ziyaret için Bosnaya uğradık. Aslında bizim niyetimiz İsviçre idi aksam İsviçre diye yattık sabah Bosna diye kalktık elhamdulillah. O gece bize bir vizyon açıldı ve Allah sırrını takdis etsin Türklerin Sarı Saltuk baba dedikleri, hristiyan aleminin Noel baba diye isimlendirdikleri Buharalı Saltuk baba hazretleri zuhur ettiler: „Biriniz üç olsun üçünüz bir, bizi ziyaret edin, oyalanmayın“ buyurdular. Almanların meșhur bir sözü vardır: „ auch spontanität muss wohlüberlegt sein“ diye. Yani gayri ihtiyari hareketler de önceden düșünülmesi gereken hareketlerdir manasına. Lakin gökyüzünün devreye girdiği anlarda bizim düșünmemeiz abestir. Onlar bizim için en iyi olanı bilenler ve söyleyenlerdir. Nitekim abdulkadir efendi metin efendi ve Șeyh Cemalettin efendi dördümüz arabaya bindik ve Metin kardeșimiz tam navigasyona istikameti İsviçre olarak verecekken müdahele ettim ve: „ istikamet Bosna“ dedim. Hepsi șașırdılar. Metin kardeșimiz: „ Șeyh efendi Bosna nereden çıktı birden“ deyince „ Saltuk babadan davet var icabet gerek“ dedim. Münih yolunda Șeyh Cemalettin efendinin hanımı aradı ve derhal eve gelmesini çocuğun hasta olduğunu söyledi. Șeyh Cemalettin efendiyi kerhende olsa Münihte bıraktık yola devam ettik. Abdulkadir yolda “ Șeyh“ dedi „ bir șey farkettinizmi? Șeyh Cemalettin efendi bizimle gelecekken telefon geldi ve yarı yolda indi ve biz kaldık dört iken üç kiși.“ „Evet“ dedim, „ acaip. Saltuk baba hazretleri bizi üç kiși olarak davet etti ve biz irademiz dıșında dört iken üçe düștük ve onun iradesine teslim olduk Subhanallah. Allahın Evliyaları acaip insanlar isterlerse hadiseleri istedikleri gibi seyrettibiliyorlar.“ Saltuk baba hazretleri Balkanlara bundan 800 sene evvel gelmiș kimsedir manevi fetih ile kalpleri fethetmiștir Balkanlarda. Bugün balkanlarin her köșesinde makamı vardır ve çok sevilir. Hristiyanlar onu Noel baba diye ziyaret ederler. Asıl kabri Șerifi Mostar Blagajdadır oradadır kendi tekkesinde yatar. Bosna harbinde ekke harab olmușken Allah bize nasip etti o șerefi Tekkeyi yeniden onardık ve bir sene kadar Saltuk baba makamında zikirlerimizi çektik. Hasılı kelam 15 saatlik bir yolculuk neticesinde Mostara yetiștiğimizde hemen eskiden tanıștığımız Türbedarı aradık ve geldiğimizi Saltuk baba hazretlerinin davetlisi olduğumuzu söyledik. Türbedar efendi bizim sesimizi duyunca pek sevindi: „lakin 10 sene vardır Festivaller dıșında makamı açmıyorlar Müftülük anahtarı vermiyor özel izin gerekiyor“ dedi. Ona „ sen bizim geldiğimizi söyle o bizi bilir herhalde anahtarı verir“ dedik ve ertesi gün için anlaștık. Gece odamıza çekildiğimizde Metin kardeșimiz “ya Müftü anahtarı vermezse Saltuk babayı ziyaret edemeden gerimi gideceğiz“ diye sordu. Abdulkadir efendi ona cevaben: „ biz de o zaman çaktırmadan bir anahtarcı çağırırız anahtarı kaybettik der kilidi kırdırip yeni kilit taktırirız. Ziyaretimizi yaptıktan sonra gider ayak yeni anahtarı da Müftüye postalarız“ dedi. Ben de amin öyle olsun dedim ve yattık. Sabah Tekkeye vardığımızda Türbedar bizi bekliyordu sevinçle elindeki anahtarı gösterdi: „ Müftü yardımcısı sizi duyunca çok sevindi selam söyledi ve hemen anahtarı elime teslim etti gelin“ dedi. Anahtarı kilide soktuğunda kırk yıllık emektar anahtar birden dönmez oldu kilidde. Türbedar ne kadar uğrașșa kapı açılmıyor. Yanlıș anahtar olmasın dedik yok dedi. „Bu anahtarı bilmemmi amma aksilik bu ya kilid bozulmuș olsa gerek mecburen anahtarcı çağıracağız kilidi kıracağız“ dedi Yașadığımız hadise karșısında hemen üçümüz birlikte secdeye vardık ve ikișer rekat șükür namazı kıldık ki Allah bizi evliyalrından ayırmasın. Saltuk baba geceki B planımıza șahid olmuș ve bu șahidliğini bize ispat için açar anahtarı açmaz yapıp yeni kilid taktırmıștı İlahi espriden olarak. Subhanallah. Lakin yolun bașından itibaren zuhur eden acaiplikler daha bitmemiști. İçeriye girdiğimiz vakit yerde serili 3 seccade gördük. Üçü de birbirinin aynıydı hepsinin üzerinde lale resmi vardı. Osmanlının sembollerinden. „ Maşallah kim koydu acaba bunları buraya“ diye sordum türbedar bir iki öksürdü: „ Şeyh“ dedi. „bunları buraya iki gün evvel ben koydum, Saltuk babanın emriyle.“ Birbirimize baktık. „Saltuk babanın emriyle?“ _“Evet. Üç gün evvel Saktuk babayı gördüm rüyada Tekkenin merdivenerinden iniyordu. Koştum ellerinden öptüm. Başımı okşadı: „ Evladım kıymetli misafirlerim gelecek odama 3 seccade ser“ buyurdu. Sabah kalkar kalkamaz kendi kendime böyle rüyaların akası olmaz dedim ve en güzel 3 seccadeyi buldum ve buraya serdim. Lakin 40 yıl düşünsem sizi kastettiği aklıma gelmezdi.“ Maşallah! Koca Saltuk baba.Hay! „Evliyalara ölüdürler demeyiniz onlar diridirler“ buyuruyor Cenabi Hak ve Saltuk baba kerametleriyle bu ayeti Kerimeyi bize yaşatıyor. Subhanallah! Bu seccadeler çok hoşumuza gitti gerisi varsa üç beş „Allah Allah!“ dedim Tesadüfün bu kadarı artık tesadüften sayılmaz. Acaiplikler üzerine acaiplikler. Türbedarın sözünü bizim A.kadir ikiletmedi ve kaptığı gibi seccadeleri koynuna atıverdi. Hasılı anlattığımız kadarı size anlatmadığımız taraflar bize kalsın ki yoksa yaşadıklarımızın hepsini birden versek bir daha buraya gelmenize sebeb kalmaz. Bu kısa hikayeden anlamamız gereken nedir? Bu dünyayı hakikatta diri gibi bilinen ölüler değil belki ölü gibi bilinen diriler idare ediyor ve dünya onların kuvvetiyle ayakta duruyor. Yani evliyalar hürmetine ve onların kuvvetiyle hadiseleri yerli yerine sevkiyle. Sen istediğin kadar sebebleri birbirine bağla ve bunun neticesi şunun sebebdir de. O senin aklının alacaği kadar olan hakikattır daha üzerinde akıl ve ilim sahipleri için sebebler yok kuvvetler vardır sebebleri hareket eden ve ettiren. Nasıl ki tabiat kendi kendi hareket edemez tabiati harekete geçiren bir kuvvet merkezi vardır ki biz bu merkeze Melekut alemi deriz. Rızıktan sorumlu melek olduğu gibi yağmurlardan ve rüzgarlardan sorumlu melekte vardır. Ölümden sorumlu melek olduğu gibi yeni bir canlıyı anasının rahminde yoğuran ve ona şekil veren meleklerde vardır. Hiç bir şey bu alemde kendiliğinden hareket etmez varlığa girmez. Varlığı bu aleme sokan da vardır çıkaran da vardır. Hasılı hadiseleri zuhura getiren kuvvet sahipleri vardır ki: “ Allahın izni ve emir olmadan yaprak kımıldamaz” ayeti Kerimesi bunu en güzel şekilde beyan eder. Allahın yeryüzündeki Halifesi olan evliyaların da haberi olmadan bu dünyadan ne birisi çıkar ne birisi girer. Olamaz. Bütün hadiselerin seyri bu evliyaların tahakkümü altında cereyan eder. Onlar İlahi emir ve izin üzerine diledikleri gibi kapıları açar yada kaparlar. Biz bunun canlı şahidi olduk son yolculuğumuzda. Bir gecede rota değiştirdiler bize Subhanallah! Hikaye: Büyük Sufi ŞEyhi Abdulkadir Geylani hazretleri bir gün bir sohbetinde tayyi mekandan söz ediyormuş. Bu sohbetin arasında demiş ki: “ey insanlar herşey akılla ölçülmez. akıl yolun başını buldurmak için var yolun yürünmesi gönüllen olur. Bilin ki, her gönül bir sırlar membasıdır ki içinde aklın asla alamayacaği kuvvetler ve imkanlar mevcuttur. Bunları hiç bir akıl anlatmayla kavrayamaz yaşamak gerekir. Bu misaldendir ki elbette bu zamanın içinde bir başka zaman ve bu mekanın icinde bir başka mekanda olacaktır. Herşeyi yoktan var etmeye muktedir olan Allah böyle alem içinde alem yaratmaya da elbette muktedirdir” deyince orada cemaat içinde hazır bulunan bir aklı evvelin bu sözleri akli almamıs. İçinden yok deve demiş. Inanmanında bir hududu vardır benim hudud da buraya kadar bundan öteye asla inanmam diye geçirmiş içinden. Bu sırada ezan okunmuş ve A.kadir Geylani hazretleri sohbetine noktayı koyup abdest tazelemek için çeșmenin yolunu tutarken o kimsenin yanından geçmiș ve geçerken kulağına eğilip:“neydi senin aklının almadığı mesele gel benimle ve anlat” demiș. Çeșme bașında o kimse Hazrete sıkılarak: “ efendim” demiș. “ Bu zaman içinde zaman meselesini aklım pek almadı böyle șey nasıl oluyor” demeye kalmıyor o kimse kendisini hiç tanımadıği bir memlekette buluyor o anda. Tanımadığı bir mekan ve tanımadığı insanlar. Akșam bastırınca bir demircinin kapısinı çalmıș Tanrı misafiri olarak üç gün beș kalayım darken evin yolunu bulamayınca bașlamıș o demircinin yanında çalıșmaya. Aradan yıllar geçiyor ve o kimse demircinin kızıyla evlenip üç beș de çocuk sahibi oluyor. Bir gün yine sabah erkenden ișe gitmek için yola koyulduğunda kendini bir anda çeșme bașında Abdulkadir Geylani hazretlerinin yanında abdest tazelerken buluyor. Hazret ona gülümseyerek bakmakta: “Evladım, nasıl, zaman içinde zaman varmıymıș? Bir abdest tazeleme anında koca 15 seneyi devirdin bir meslek, hanım ve çoluk cocuk sahibi bile oldun. Bu ișler demek ki akılla anlașılacak șeyler değil, belki imanla kabul edilecek hakikatlardandır. Șimdi inandınmı” deyince o kimse hazretin ellerine kapanıp: “ beni af buyurun bilemedim” diye yalvarmaya bașlamıș. Hazret burasımı yoksa ailenin yanımı diye sorunca o kimse ailesini tercih etmiș ve yine kendisini bașka bir zaman ve mekanın içinde buluvermis. Ey insanlar! Birbirinizlen kullukta yarıșın dünyalıkta değil. Marifet dünyaya sultan olmakta değil ahiret Sultanı olabilmektir. İnsanların yanında yer edinmeye çalıșanı o insanlar gün gelir eșek tepmișten beter ederler. lakin Allah yanında yer edinene yer de gökte zaman da mekanda itaat ederler. O kimse zaman ve mekana hükmeder ve alemde dilediği gibi hadiseleri seyrettirir. Onlar Allahın marifetlerinden nasip almıș kimselerdir ne mutlu onlarla Allah dostlarıyla beraber olmaya gayret edenlere. Allah bizi afetsin ve gözetsin hürmetil Habib hürmetil Fatiha!
MEHTER / TASAVVUF MÜZİK
SİTE HARİTASI
SAAT
Üyelik Girişi