CEMAZİYEL -EVVEL HAKİKAT DAMLASI
HADİS-İ ŞERİF IŞIĞINDA AHİRZAMAN “Siz öyle bir zamanda yaşıyorsunuz ki sizden biriniz emrolunduğu şeylerin onda birini terk etse helâk olur. Sonra öyle bir zaman gelecek ki sizden kim emrolunduğu şeyin onda birini yapsa kurtulur.” (Tirmizî, Fiten, 79/2267) “Öyle bir zaman gelecek ki o zaman şu üç şeyden daha kıymetli birşey olmayacaktır: Helal para, can u gönülden arkadaşlık yapılacak bir kardeş ve kendisiyle amel edilecek bir sünnet.” (Heysemî, I, 172) “Öyle bir zaman gelecek ki, kişi helâlden mi haramdan mı kazandığına aldırmayacak!” (Buharî, Büyû; 7) Ebu Said el-Hudrî’den rivayet edildiğine göre Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: “Aranızda öyle bir grup ortaya çıkacaktır ki, namazınızı onların namazları, oruçlarınızı onların oruçları ve diğer amellerinizi de onların amelleri yanında az göreceksiniz. onlar Kur’ân okurlar, fakat okudukları boğazlarından aşağı geçmez. onlar okun yaydan çıktığı gibi dinden çıkarlar...” (Buhârî, Fedâilü’l-Kur’ân, 36) “Öyle bir zaman gelecek ki okuma meraklı kurrâ çoğalacak; fakîhler ise azalacak ve bu sûretle ilim çekilip alınacak. Daha sonra öyle bir zaman gelecek ki insanların okudukları boğazlarından aşağı geçmeyecek.” (Hakim, Müstedrek, V, 504) “Şiddetli bir şekilde yaklaşan fitne sebebiyle vay insanların hâline. İnsanlar mü’min olarak sabahlar da akşam kâfir oluverirler. İnsanlar dinlerini küçük dünya menfaati karşılığı değiştiriverirler. İşte öyle zamanda dinlerinde sâbit kalabilenler ellerinde kor ateşi tutanlar gibidirler.” (Ahmed İbn Hanbel, Müsned, II, 390; Ayrıca bkz. Müslim, İman 186; Tirmizi, Fiten 30, (2196) “Öyle bir zaman gelecek ki bütün insanlar ribâ ile iş yapacak. Ondan sakınanlar dahi tozuna bulaşmak durumunda kalacaklar.” (Nesâî, Büyû 2; İbnu Mâce, Ticârât 58; İbn Hanbel, Müsned, IV, 494; Beyhakî Sünen, IV, 275) “Öyle bir zaman gelecek ki doğru söyleyenler yalanlanacak, yalancılar ise doğrulanacak. Güvenilir kimseler hain sayılacak, hâinlere güvenilecek. İnsanlardan şâhidlik etmeleri istenmediği halde şâhidlik edecekler, yemin etmeleri istenmediği halde yemin edecekler,” (Taberâni, XXIII, 314) “Öyle bir zaman gelecek ki insanlar iyiliği özendirmeyecek, kötülükten de sakındırmayacaklar.” (Heysemî, Mecmauz-zevâid, VII, 280) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “Muhakkak ki insanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, o vakit kişi altından sadaka ile (çarşı Pazar) dolaşır da bunu kendisinden sadaka olarak kabul edecek tek kişi bulamaz. O zaman, tek bir erkeğe kırk tane kadının tâbi olduğunu ve kadınların çokluğu ve erkeklerin azlığı sebebiyle ona sığındıklarını görürsün.” (Buhari, Zekât 9; MüsIim, Zekat 59) “Ben sizin dünya hırsıyla birbirinizle kapışmanızdan, birbirinizi katletmenizden ve sizden öncekiler gibi helâk olup gitmenizden korkuyorum.” (Müslim, Fezâil 31) “…Ben asıl sizin dünyayı elde etmek için birbirinizle kapışıp kavga etmenizden korkuyorum.” (Buhârî, Cenâiz 71, Menâkıb 25, Megâzî 27, Rikâk 7, 53; Müslim, Fezâil 30) Hz. Sevban radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “–Size çullanmak üzere, yabancı kavimlerin, tıpkı sofraya çağrışan yiyiciler gibi, birbirlerini çağıracakları zaman yakındır.” Orada bulunanlardan biri: “–O gün sayıca azlığımızdan mı bu durum başımıza gelecek?” diye sordu. “–Hayır, bilakis o gün siz çok olacaksınız. Lakin sizler bir selin getirip yığdığı çer-çöpler gibi hiçbir ağırlığı olmayan kimseler durumunda olacaksınız. Allah, düşmanlarınızın kalbinden size karşı korku duygusunu çıkaracak ve sizin kalplerinize zaafı atacak!” buyurdular. “–Zaaf da nedir ey Allah’ın Rasûlü?” denildi. “–Dünya sevgisi ve ölüm korkusu!” buyurdular.” (Ebu Davud, Melahim 5/4297) Ebu Ümeyye eş-Şa’bani anlatıyor: “Ey Ebu Sa’lebe dedim, şu ayet hakkında ne dersin?” (Mealen): “Ey iman edenler! Siz kendinize bakın. Siz doğru yolda oldukça, sapıtmış olanlar size zarar vermez.” (Maide 105) Bana şu cevabı verdi: “Gerçekten bunu, iyi bilen birine sordun. Zira ben aynı şeyi Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-’a sormuştum. Demişti ki: “Ma’rufa sarılın, münkerden de kaçının! Ne zaman uyulan bir cimrilik, takip edilen bir hevâ, (dine, ahirete) tercih edilen dünyalık görür, rey sahiplerinin (selefi dinlemeden) kendi reylerini beğendiklerini müşahade edersen, o zaman kendine bak. İnsanlarla uğraşmayı bırak. Zira (bu safhaya gelince) arkanızda sabır günleri var demektir. O günler avuçta ateş tutmak gibi (sıkıntılı)dır. O günlerde, sizin kadar amel yapabilen bir kimseye elli kişinin ecri verilecektir.” (Ebu Davud, Melahim 17/4341); Tirmizi, Tefsir, 5/3060); İbnu Mace, Fiten 21) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “-İnsanlar öyle günler görecek ki, katil niçin öldürdüğünü, maktul de niçin öldürüldüğünü bilemeyecek.” “-Bu nasıl olur?” diye soruldu. Şu cevabı verdi: “-Herçtir! Öldüren de ölen de ateştedir.” (Müslim, Fiten 56) Zübeyr İbnu Adiy rahimehullah anlatıyor: “Hz. Enes İbnu Mâlik radıyallahu anh’ın yanına girdik. Haccâc’ın bize yaptıklarını şikayet ettik. “-Sabredin, buyurdu. Zira öyle günlerle karşılaşacaksınız ki, her yeni gün, gidenden daha kötü olacak. Bu hal Rabbinize kavuşuncaya kadar devam edecek. Ben bunu, Rasûlunüz -sallallâhu aleyhi ve sellem-’den işittim.” (Buhari, Fiten 6; Tirmizi, Fiten 35/2206) Hz. Huzeyfe radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “-Bana kaç müslüman olduğunu sayıverin” buyurdular. Biz: “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bizim sayımız altı-yediyüze ulaşmış olduğu halde, hakkımızda korku mu taşıyorsunuz?” dedik. “-Siz bilemezsiniz, (çokluğunuza rağmen) imtihan olunabilirsiniz!” . Gerçekten öyle (belaya maruz kalıp) imtihan olunduk ki, içimizden namazını gizlice kılanlar oldu.” (Buhari, Cihad 181; Müslim, İman 235) Abdullah ibn-i Ömer -radıyallâhu anh- tarafından rivayet edilmiştir. Rasûlullâh –sallâllâhu aleyhi ve elem- bize yönelerek şöyle buyurdu: “Ey Muhacirler cemâati! Beş şey vardır ki, onlarla mübtelâ olacağınız zaman Ben sizlerin o şeylere erişmenizden Allâh’a sığınırım. Onlar şunlardır: 1- Bir milletin içinde zina, fuhuş ortaya çıkıp nihayet o millet bu suçu alenî olarak işlediğinde, mutlaka içlerinde taun hastalığı ve onlardan önce gelip-geçmiş milletlerde vuku bulmamış hastalıklar yayılır. 2- Ölçü ve tartıyı eksik yapan her millet mutlaka kıtlık, geçim sıkıntısı ve başlarındaki hükümdarların zulmü ile cezalandırılırlar. 3- Mallarının zekâtını vermekten kaçan her millet mutlaka yağmurdan menedilir (kuraklık cezası ile cezalandırılır) ve hayvanları olmasa (Allâh hayvanlara acımasa) onlara yağmur yağdırmaz. 4- Allâh’ın ahdini (emirlerini) ve Rasûlün sünnetini terk eden her milletin başına mutlaka Allâh kendilerinden olmayan düşmanı musallat eder ve düşman o milletin elindeki-avucundakilerin bir kısmını alır. 5- İmamları (yâni devlet adamları) Allâh’ın Kitabı ile amel etmeyip Allâh’ın indirdiği hükümlerden işlerine geleni seçtikçe Allâh onların hesabını kendi aralarında görür.” (İbn-i Mâce, Fiten, 22) Rasûlullah sallallahu aleyhi veselem şöyle buyurdu: “Fırat nehrinin suyu çekilip, aktığı yatakta bulunan bir altın dağı meydana çıkmadıkça ve kurtulup kazanan ben olayım diye birbiriyle çarpışan her yüz kişiden doksan dokuzu ölmedikçe kıyamet kopmaz.” (Buhârî, Fiten 24; Müslim, Fiten 29. Ayrıca bk. İbni Mâce, Fiten 25) Diğer bir rivayet ise şöyledir: “Pek yakında Fırat nehrinin suyu çekilerek aktığı yatakta bir altın hazinesi meydana çıkacaktır. O günü gören kimse, o hazineden kesinlikle bir şey almasın.” (Buhârî, Fiten 24; Müslim, Fiten 29-32. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Melâhim 13; Tirmizî, Sıfatü’l-cenne 26) “Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki kişi bir kabre uğrayıp üzerine abanarak: ‘Keşke bu kabrin içinde ben olsaydım’ demedikçe kıyamet kopmaz. Hâlbuki bu sözü ona söyleten din değil, belâ olacaktır.” (Buhârî, Fiten, 22; Müslim, Fiten, 53-54) Öyle bir zamanın geleceği, insanların kalblerinin dünya sevgisi ile dolacağı, cihadı zarar olarak görüp zekat vermeyi altından kalkılması zor bir borç olarak görecekleri bildirilir. (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 236/6322) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “-Beni İsrail üzerine gelen şeyler, aynıyla ümmetimin üzerine de gelecektir. Öyle ki onlardan aleni olarak annesine gelen olmuşsa, ümmetimden de bu çirkin işi mutlaka yapan olacaktır. Nitekim, Beni İsrail yetmişiki millete (dine, fırkaya) bölünmüştü. Benim ümmetim de yetmişüç millete bölünecektir. Bunlardan bir tanesi hariç hepsi ateştedir.” “-Bu fırka hangisidir?” diye soruldu. “-Benim ve ashabımın üzerinde olduğu şeyden ayrılmayanlardır!” buyurdular.” (Tirmizi, İman 18/2641) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “Ümeranız hayırlı olanlarınızdan iseler, zenginleriniz sehâvetkâr kimselerse, işlerinizi aranızda müşavere ile hallediyorsanız, bu durumda yerin üstü (hayat), altından (ölümden) hayırlıdır. Eğer ümeranız şerirlerinizden, zenginleriniz cimri ve işleriniz kadınların elinde ise, yerin altı üstünden, (ölmek yaşamaktan) daha hayırlıdır. (Çünkü artık dini ikame imkanı kalmaz).” (Tirmizi, Fiten 78/2266) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “-Gençlerinizin fıska düştüğü, kadınlarınızın azdığı zaman haliniz ne olur?” diye sormuştu. (Yanındakiler hayretle): “-Ey Allah’ın Rasûlü, yani böyle bir hal mi gelecek?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdu ve devam etti: “-Emr-i bi’l-ma’rufta bulunmadığınız, nehy-i ani’l-münker yapmadığınız vakit haliniz ne olur?” diye sordu. (Yanındakiler hayretle:) “-Yani bu olacak mı?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdular ve sormaya devam ettiler: “-Münkeri emredip, ma’rufu yasakladığınız zaman haliniz ne olur?” (Yanında bulunanlar iyice hayrete düşerek): “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bu mutlaka olacak mı?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdular ve devam ettiler: “-Ma’rufu münker, münkeri de ma’ruf addettiğiniz zaman haliniz ne olur?” (yanindeki Ashab:) “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bu mutlaka olacak mı?” diye sordular. “-Evet, olacak!” buyurdular.” (Heysemi, Mecma’u’z-Zevaid, VII, 281) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “İnsanların dünyaca en bahtiyarını âdi oğlu âdiler teşkil etmedikçe Kıyamet kopmaz.” (Tirmizi, Fiten 37/2209) Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-, yanındaki cemaate konuşurken, bir adam gelerek: “-Ey Allah’ın Rasûlü! Kıyamet ne zaman kopacak?” dedi. Sallallâhu aleyhi ve sellem- konuşmasına devam etti, sözlerini bitirdiği vakit: “-Sual sâhibi nerede?” buyurdular. Adam: “-İşte buradayım ey Allah’ın Rasûlü!” dedi. Sallallâhu aleyhi ve sellem-: “-Emanet zâyi edildiği vakit Kıyameti bekleyin!” buyurdular. Adam: “-Emanet nasıl zâyi edilir?” diye sordu. Efendimiz: “-İş, ehil olmayana tevdi edildi mi Kıyamet’i bekleyin!” buyurdular.” (Buhari, İlm 2, Rikâk 35) Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “Ümmetim onbeş şeyi yapmaya başlayınca ona büyük belanın gelmesi vâcip olur!” buyurmuşlardı. (Yanındakiler:) “Ey Allah’ın Rasûlü! Bunlar nelerdir?” diye sordular. Sallallâhu aleyhi ve sellem- saydı: -Ganimet (yani milli servet, fakir fukaraya uğramadan sadece zengin ve mevki sahibi kimseler arasında) tedavül eden bir metâ haline gelirse, -Emanet (edilen şeyleri emânet alan kimseler, sorumlu ve yetkililer, memurlar) ganimet (malı yerini tutup, yağmalayıp nefislerine helal) kıldıkları zaman, -Zekât (ödemeyi ibadet bilmeyip bir angarya ve) ceza telâkki ettikleri zaman. -Kişi annesinin hukukuna riayet etmeyip, kadınına itaat ettiği; -Babasından uzaklaşıp ahbabına yaklaştığı; -Mescidlerde (rıza-yı ilâhi gözetmeyen husûmet, alış-veriş, eğlence ve siyâsiyâta vs. müteallik) sesler yükseldiği zaman. -Kavme, onların en alçağı (erzel) reis olduğu; -(Devlet otoritesinin yetersizliği sebebiyle tedhiş ve zulümle insanları sindiren zorba) kişiye zararı dokunmasın diye hürmet edildiği; -(Çeşitli adlarla imal edilen) içkiler (serbestçe) içildiği; -İpek (haram bilinmeyip erkekler tarafından) giyildiği; -Çeşitli adlar altında şarkıcı kadınlar ve çalgı aletleri edinildiği; -Bu ümmetin sonradan gelen nesilleri, önceden gelip geçenlere (çeşitli ithamlar ve bahanelerle) hakâret ettiği zaman artık kızıl rüzgârı, (zelzeleyi), yere batışı (hasfı) veya suret değiştirmeyi (meshi) (veya gökten taş yağmasını, (kazfi) bekleyin.” (Tirmizi, Fiten 38/2210) Mikdam bin Ma’dikerb’in bir hizmetçisi vardı, süt satardı, Mikdam da karşılığında para alırdı. Ona: “-Sübhanallah, süt satıp para mı alıyorsun?” dediler. O da: “¬-Evet, bunda ne var ki? Ben Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-’in şöyle dediğini duydum: “-İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki o vakit dinar ve dirhemden başka bir şey fayda vermeyecek!” dedi. (Ahmed bin Hanbel, IV, 133) “Sizin üzerinize öyle bir zaman gelecek ki o vakit siz, iyilikleri emretmeyen ve kötülükleri yasaklamayan kimselerin en hayırlı kişiler olduğunu düşünürsünüz.” (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 686/8462) Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-: “-İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki o vakit müminin kalbi tuzun suda eridiği gibi eriyecek!” buyurdu. “-Niçin eriyecek yâ Rasûlallah?” diye sorulduğunda: “-Kötülükleri görüp de onları değiştirmeye güç yetiremediği için” buyurdu. (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 686/8463) Rabbim Bizleri Uyananlardan Eylesin İnşAllah.

EVLİYALARIN ÜSTÜNLÜĞÜ

 Euzubillahiminesseytanirracim Bismillahirrahmanirrahim La havle vela kuvvete illabillahil aliyyül aziym Destur ya Seyyidi. Destur ya Sultan ul Evliya Allah bizi edep sahibi kılsın. Edep en büyük erdemdir. Kimde varsa evliyalar onunladır. Melekler onunladır. Peygamber onunladır. Allah onunladır. Allah kiminle olursa, o kimse en büyük güç sahibidir. Süper güç! O kimsenin haberi olmadan artık ne ka Bir gün Altın Silsileden olan Büyük Șeyhlerden Seyyidina Beyazıt Bestami hazretleri bir sohbetde bulunmaktaydı. İnsanlara: „ey insanlar! Kendinizi Șeytana binek yapmayın“ diye sohbet yapıyor ve onları Șeytanın șerrinden uyarıyordu. Birden Șeytan çıkageldi ve küstahça ona: „ Ey Beyazıt! Sen insanları bana karșı uyarıyorsun lakin ben yalnız onlara değil istersem sana dahi binebilirim“ dedi. Beyazıt Bestami hazretleri Șeytanın bu küstahlığına karșın: „ Ey İblis! Benim sırtımda eyer yok sen bana binemezsin“ dedi. Șeytan ona: „ ey Beyazıt șüphe yoi ki ben senin sırtına eyersiz de binerim“ dedi ve geldiği gibi kayboldu. Nitekim günlerden birgün Beyazıd Bestami hazretleri bir nehir kenarında dolașırken orada beli bükük eli ayağı tutmaz çok yașlı bir adam gördü. Adam nehrin kenarında yan yatmıș ağlıyordu. Yanına yaklaștı: „ Neyin var ey ihtiyar“ dedi. İhtiyar adam acıyla: „Evlad” dedi. “ Çok yașlıyım ve buraya kadar gelirken yolda ayağımı burktum. Nehrin sığ bir tarafından karșıya geçeceğım amma ayaklarımın üzerine basamıyorum” dedi. Beyazıd Bestami hazretleri adamın yüzüne bakıp: anlıyorum” dedi. “ O halde ben seni sırtıma alıp karșıya geçireyim, sen merak etme.” Dediği gibi yaptı ve ihtiyarı sırtına kaptıği gibi karșıya geçiriverdi. İhtiyarı sırtından indirdiği anda gördü ki o çaresiz ihtiyar gitmiș yerine melon suratlı çirkin bir kimse gelmiș kendisine bakıp sırıtmakta. “ Ey Beyazıd! Demedim mi ben senin sırtına eyersiz de binerim diye, bak nasıl da bindim seni aldattım.“ Șeytan böyle deyince Sultan ul Arifin olan Hazret güldü:b“ Ey melun” dedi. “ Sen kimsin ki Allahı ve dostlarını aldatasın. Bizim seni sırtımıza almamız tanımadığımızdan değildir. Biz senin pis kokunu hangi kılığa girsen alırız ve seni o pis kokundan tanırız. Lakin biz irademizin dıșında gelișen hadiselere müdahele etmeyiz geldiği gibi kabulleniriz. Allahın takdirine ve Hikmeti İlahiye karșı gelmekten yine Allaha sığınırız. Evet kendinden sonra geleceklere ibret için Beyazid Bestami hazretleri ihtiyarsız yani kendi iradesi dışında o kibir gibi hissedilen sözü söyledi. Ve o sözü söyler söylemez de bunda bir hikmet olduğunu anladı. Şüphesiz ki o sözün neticesinin meydana çıkmasını bekliyordu ve o meydana çıktığı vakitte onun ne için olduğunu çoktan bilmiş lakin İblise kendini tanıdığını tanıtmamıştır. O da bir rütbedir tanıdığını tanıtmamak. Onun hakkında bir hikaye söyleyelim ki şimdi Allahın hakiki dostlarını tanıyalım anlayalım. Bu anlatacağım benim sözlerim değildir Şeyhimizin mübarek dilinden size aktarmaktayım iyi dinleyin ki feyiz alasınız. Cenabı Allah bir gün Azrail Aleyhisselama emreyledi ki: „Ey Azrail, Benim filan memlekette bir Veli kulum vardır onun ruhunu kabzetmeye var“, demiş. Git Onun ruhunu alıver, gel ve ruhunu kabzetmeye giderken sakın kendini bildirme. Tanıtmadan gideceksin. 7 derecede kendini tanıtmamak üzere tebdili kıyafetlen 7 türlü başka başka sıfatları üzerine giyip hiç melekiyet sıfatı giyinmeden beşeri libasla 7 perde yapıp öyle gideceksin demiş yanına. „Ondan sonra da kabzetmezden evvelde ondan izin talep edeceksin. O izin verirse sana onun ruhunu kabzetmeye izin verdim.“ Veliyullah bu! Veliyullah demek ne demek? Allahın alemler üzerinde Vezir tayin ettiği kimse demek, değil Azrail Aleyhisselam bütün melekut yer ve gök onun emrinde duran adam demektir Veliyullah demek. Sen onları kılık kıyafetlerine boylarına poslarına bakıp kendin gibi zannetme. Yok! Aldanırsın ve bu aldanış seni sonra fena çarpar feleğini şaşarsın. O emir üzerine mağribi Şeyh kıyafetinde onların böyle yakalarında süsleri işlemeleri olur, onlar gibi o kıyafetlen o tayin olunan yere o mevkiinin tam üzerine inmiş. Bakmış bir köy kıyısı o tayin olunan yer. Orda bir kimse yatıyor, göbeğinden yukarısı bir kovuğun içerisinde sokulu böyle. Bundan aşağısı dışarda üzerine yağmur çiseleyip duruyor altından ayaklarının altından da sel suyu akıyor. Azrail Aleyhisselam oraya indiği anda ona: „Esselamunaleyküm“ demiş. „ Ve aleykümselam“ diyor o adamda. _YaHu demiş Azrail as. _Sen ne biçim tedbir sahibi adamsın, bu nedir demis. _Bu küçük bir kovuk yapıncaya kadar senin kendinin büsbütün sığacak bir yer yapmaya tedbirinmi yoktu aklınmı yoktu vaktinmi yoktu demiş. Şimdi ona çıkış ediyor Azrail as. _Yaptın yaptın yarıya kadar. Bir parça daha derin bir parça daha geniş olsundu bu in. Hiç olmazsa içine girdiğin vakitde uzanasın ıslanmayasın. Yağmur da üzerine yağmasın, bak, sel olmuş altından yürüyor. Bu ne hal demiş. O zaman o adam: “Ya kalu bel ervah! Ey ruhları kabzeden kimse diyor. Azrail bu hitab karşısında şaşırdı diyor Şeyhimiz hazretleri. _Ey ruhları kabzeden, bir gün gelecek ve sen: ver emaneti`diye geleceğini bildiğim için hazırlık yapmadım. Her kim son nefesinde Rabbisine mülaki olmaktan hoşlanmazsa Cenabı Rabbil İzze onunla mülaki olmaktan ona kavuşmaktan hoşlanmaz, diye Peygamber sözü var, Aleyhisselatu vesselam. Her kim Rabbisine kavuşmayı sever arzu ederse Rabbisi Celle ve Ala hazretleri de onunla kavuşmayı sever ve arzu eder diye Peygamber sözü var, Aleyhisselatu vesselam. Onun için ya kalubel ervah, ya Azrail“, diyor doğrudan. „Ben şimdiye kadar bu nefsime dünyadan zevk almaya lezzet almaya fırsat vermedim. Ben şimdiye kadar bu nefsime dünyada rahatlık çektirtmedim, bu meşakkatın içinde durdurdum ki, sen geldiğin vakit senin yolunu gözetip duruyordu bu benim nefsim. Sabaha ve akşama. Ne zaman gelecek ki beni bu bela evinden kurtarsın Rabbime kavuştursun diyerekten. Çünkü Rabbime kavuşturacak sensin, senden sevgilisi yok bana“ diyor Ehlullah, „hasret kavuşturan“ derler bir adıyla da Azrail aleyhisselama. Çünkü Evliyalar onun hakiki vazifesinin ne olduğunun şuurundadırlar, bilirler ki onun vazifesi seveni sevdiğine kavuşturmaktan başka şey değildir aslında. Ölümden nefret eden Rabbini bilmeyen ve sevmeyendir onun için ölmek istemez ve Rabbisine kavuşmaktan korkar. Hasılı o kovukta Zat: _Beni sevdiğime kavuşturacak sensin bu sebebten sabaha akşama yolunu bekledim ki beni Rabbime bir an evvel kavuşturasın, deyince Azrail Aleyhisselam: „peki,“ demiş. „Sana daha mühlet vermek için de bana Rabbimden emir var. İzin verirsen senin ruhunu kabzedeceğim izin vermezsen kabzetmeyeceğim. _„Ya Azrail senin anlayacağın dilden konuşuyorum. Ben bu saati bekliyorum bu lahzayı bekliyordum. Bir lahza tehir etmene iznim yoktur“ demiş. Azrail as o vakit: “Sana izin vereyim demiş abdest için, hazırlık için” _ ”Herşey hazırdır”, demiş kovuktaki evliya, ” abdestte namazda hepsi tamamdır”. “Subhanallah”, demiş Azrail as o vakit. “Ben bu kadar enbiyanın bu kadar evliyanın ruhlarını kabzettim, tebdil kıyafetlen gittiğim vakit kimse beni tanımazdı” diyor. “Sen ne kadar basireti keşfi açık Zatsın ki beni hemen tanıyıverdin” demiş. _”Sus,”demiş. “Tövbe yap ya Azrail sen. Utan ve isnatta bulundun enbiya aleyhimusselam ve evliya aleyhimurrıdvana isnatta bulundun. Sen açık buhtanda bulundun sen bu sözünlen hemen tövbe et. Kim seni tanımadı“ diyor. „Hangi Nübüvvet sahibi seni tanımadı. Hangi velayet sahibi seni tanımadı. Lakin onlar Allah Zül Celal sana kendini tanıtmadan git diye emrettiği için Allahın emrine tazim olanlarda edeplerinden sana seni tanımadılar gibi göstertti kendilerini. Nerde seni tanımayacak, sen ordan emir alırken, ondan evvel onlara emir var hazır ol diyerekten geliyor Azrail geliyor hazır ol tanımadık gibi yap diye. Burada ince bir hikmet var. Allahu Zül Celal, Ölüm Meleğine Kendine Vezir tayin ettiği kimselerin üystün ahlak ve taatını ispat etmek istiyor Ona insanın meleğe olan üstün meziyetlerinden açıyor ki insandan bașka kimsenin Allaha Halife olamayacağını izhar ediyor ona. Evliyalar bize edep talim ediyor. İbadeti taat ne içindir? Bizim nefsimizi bitirmek için, benliğimizi ezmek için, bizi yokluğa atmak için. Yok olmadan tevhid sarayına giremezsin ki sen. Yokluğu kabul edeceksin. İș ibadetle bitmiyor. Benliği eritmeden Allah Huzuruna giremezsin. Niye giremezsin? Çünkü sığmazsın. Çünkü sen orada Allahtan bașkasının olmadığı olamayacağı bir Huzura giriyorsun. Çünkü varlıkta Allahtan bașkası yok, sen de olma! Bil ki, Sultan hurunda kul yok gibi duracaktır edeb budur. Yoksa atarlar dıșarıya. Edepsiz adamı edepsiz dahi evine sokmaz Allah niye seni Huzura alsın? Edep demek sırasını bilmek demektir. Efendimiz Aleyhisselatu Vesselam zamanında bir yahudi cemaat geldi huzura Tevratta adi geçen Peygamber omudur değilmidir görmek için. Huzura girdiler Efendimiz onlara yer gösterdi ve onlari oturttu.Lakin bu cemaat baktılar ki, sohbet boyunca sahabe tümü ayakta tazim üzere duruyorlar, kimse oturmuyor. Kendileri oturuyor sahabe oturmuyor, utandılar.“ Ya Muhammed, izin ver dostlarında otursunlar, biz mahcup oluyoruz” dediler. Bunun üzerine Cenabı Hak onlarin kalp gözlerini açtı ve Efendimizin bütün Șemaili Șerifini Tevratta elleriyle koymuș gibi buldular ve seyrettiler. Tevratta ve İncilde müjdelenmiș son Peygamberin huzurunda olduklarını anlayıp Efendimiz Aleyhisselatu Vesselama biat ettiler. Gösterdikleri edep onların kalp gözleri açtı ve kalp gözleriyle beraber Tevratta hakikatıyla onlara açıldı aradıkları hazineye kavuștular. İnsanın meleğe üstünlüğü budur ki, melek saf akıldır ve itaat sahibi olan akıllı olandır. Akıl kendinden üstün kuvvete itaati emreder çünkü. Bu sebebten melekler tam akıl ve tam itaat üzere dururlar Rablerinin Huzurunda. Lakin insanda hem akıl cevheri nuru hem de nefs belası vardır. Nefs aklın hendeğidir, akıl irade kuvveti ile bu hendeği așamadımı içine düșer ve dıșardan bir el olmadan da o tuzaktan kurtulamaz. Iradesi ile aklını kullanan insan önündeki her nefis hendeğini rahatça așar ve Rabbine nefsine rağmen itaat eder. Bu meziyet ve iradesi ile iște insane melekten üstün mertebeye erișir. Melek yetișemez o insanın mertebelerine. Bil ki, Allaha itaat edene ölüm dahi ölüm meleği dahi izinsiz dokunamaz. Izin almadan o kimsenin ruhunu kabzedip alıp götüremez. Allaha itaatte kusur göstrene Azrail as aman vermez. Pis bedenin dünyada kalsın ben senin ruhunu nereden geldiyse yine oraya götürüyorum. Kuvvetin yeterse beni durdur der. Allaha itaat edene Azrail as dahi itaat eder o kimse nasıl isterse öyle kabul eder. Bugün git yarın gel dese o kimse Azrail ona itaate mecburdur, dokunamaz. Lakin bu dünyada Allaha itaat etmeyen sonunda Azraile itaat edecektir, istesin istemesin. Kovuktaki evliya ölüm meleğine bu sırrı yine Rabbinin emriyle açmıștır ki Azrail Aleyhisselam da bu insanın meleklere olan üstünlüğünün hakikatıni tam hikmetiyle kavramıs olsun. Çünkü saf akılla hikmet sahibi olunmaz. Hikmet nimeti cevheri Sultanın kuluna hususi ikramıdır sadece en has kuluna açar bu ikramı.
MEHTER / TASAVVUF MÜZİK
SİTE HARİTASI
SAAT
Üyelik Girişi