CEMAZİYEL -EVVEL HAKİKAT DAMLASI
HADİS-İ ŞERİF IŞIĞINDA AHİRZAMAN “Siz öyle bir zamanda yaşıyorsunuz ki sizden biriniz emrolunduğu şeylerin onda birini terk etse helâk olur. Sonra öyle bir zaman gelecek ki sizden kim emrolunduğu şeyin onda birini yapsa kurtulur.” (Tirmizî, Fiten, 79/2267) “Öyle bir zaman gelecek ki o zaman şu üç şeyden daha kıymetli birşey olmayacaktır: Helal para, can u gönülden arkadaşlık yapılacak bir kardeş ve kendisiyle amel edilecek bir sünnet.” (Heysemî, I, 172) “Öyle bir zaman gelecek ki, kişi helâlden mi haramdan mı kazandığına aldırmayacak!” (Buharî, Büyû; 7) Ebu Said el-Hudrî’den rivayet edildiğine göre Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: “Aranızda öyle bir grup ortaya çıkacaktır ki, namazınızı onların namazları, oruçlarınızı onların oruçları ve diğer amellerinizi de onların amelleri yanında az göreceksiniz. onlar Kur’ân okurlar, fakat okudukları boğazlarından aşağı geçmez. onlar okun yaydan çıktığı gibi dinden çıkarlar...” (Buhârî, Fedâilü’l-Kur’ân, 36) “Öyle bir zaman gelecek ki okuma meraklı kurrâ çoğalacak; fakîhler ise azalacak ve bu sûretle ilim çekilip alınacak. Daha sonra öyle bir zaman gelecek ki insanların okudukları boğazlarından aşağı geçmeyecek.” (Hakim, Müstedrek, V, 504) “Şiddetli bir şekilde yaklaşan fitne sebebiyle vay insanların hâline. İnsanlar mü’min olarak sabahlar da akşam kâfir oluverirler. İnsanlar dinlerini küçük dünya menfaati karşılığı değiştiriverirler. İşte öyle zamanda dinlerinde sâbit kalabilenler ellerinde kor ateşi tutanlar gibidirler.” (Ahmed İbn Hanbel, Müsned, II, 390; Ayrıca bkz. Müslim, İman 186; Tirmizi, Fiten 30, (2196) “Öyle bir zaman gelecek ki bütün insanlar ribâ ile iş yapacak. Ondan sakınanlar dahi tozuna bulaşmak durumunda kalacaklar.” (Nesâî, Büyû 2; İbnu Mâce, Ticârât 58; İbn Hanbel, Müsned, IV, 494; Beyhakî Sünen, IV, 275) “Öyle bir zaman gelecek ki doğru söyleyenler yalanlanacak, yalancılar ise doğrulanacak. Güvenilir kimseler hain sayılacak, hâinlere güvenilecek. İnsanlardan şâhidlik etmeleri istenmediği halde şâhidlik edecekler, yemin etmeleri istenmediği halde yemin edecekler,” (Taberâni, XXIII, 314) “Öyle bir zaman gelecek ki insanlar iyiliği özendirmeyecek, kötülükten de sakındırmayacaklar.” (Heysemî, Mecmauz-zevâid, VII, 280) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “Muhakkak ki insanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, o vakit kişi altından sadaka ile (çarşı Pazar) dolaşır da bunu kendisinden sadaka olarak kabul edecek tek kişi bulamaz. O zaman, tek bir erkeğe kırk tane kadının tâbi olduğunu ve kadınların çokluğu ve erkeklerin azlığı sebebiyle ona sığındıklarını görürsün.” (Buhari, Zekât 9; MüsIim, Zekat 59) “Ben sizin dünya hırsıyla birbirinizle kapışmanızdan, birbirinizi katletmenizden ve sizden öncekiler gibi helâk olup gitmenizden korkuyorum.” (Müslim, Fezâil 31) “…Ben asıl sizin dünyayı elde etmek için birbirinizle kapışıp kavga etmenizden korkuyorum.” (Buhârî, Cenâiz 71, Menâkıb 25, Megâzî 27, Rikâk 7, 53; Müslim, Fezâil 30) Hz. Sevban radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “–Size çullanmak üzere, yabancı kavimlerin, tıpkı sofraya çağrışan yiyiciler gibi, birbirlerini çağıracakları zaman yakındır.” Orada bulunanlardan biri: “–O gün sayıca azlığımızdan mı bu durum başımıza gelecek?” diye sordu. “–Hayır, bilakis o gün siz çok olacaksınız. Lakin sizler bir selin getirip yığdığı çer-çöpler gibi hiçbir ağırlığı olmayan kimseler durumunda olacaksınız. Allah, düşmanlarınızın kalbinden size karşı korku duygusunu çıkaracak ve sizin kalplerinize zaafı atacak!” buyurdular. “–Zaaf da nedir ey Allah’ın Rasûlü?” denildi. “–Dünya sevgisi ve ölüm korkusu!” buyurdular.” (Ebu Davud, Melahim 5/4297) Ebu Ümeyye eş-Şa’bani anlatıyor: “Ey Ebu Sa’lebe dedim, şu ayet hakkında ne dersin?” (Mealen): “Ey iman edenler! Siz kendinize bakın. Siz doğru yolda oldukça, sapıtmış olanlar size zarar vermez.” (Maide 105) Bana şu cevabı verdi: “Gerçekten bunu, iyi bilen birine sordun. Zira ben aynı şeyi Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-’a sormuştum. Demişti ki: “Ma’rufa sarılın, münkerden de kaçının! Ne zaman uyulan bir cimrilik, takip edilen bir hevâ, (dine, ahirete) tercih edilen dünyalık görür, rey sahiplerinin (selefi dinlemeden) kendi reylerini beğendiklerini müşahade edersen, o zaman kendine bak. İnsanlarla uğraşmayı bırak. Zira (bu safhaya gelince) arkanızda sabır günleri var demektir. O günler avuçta ateş tutmak gibi (sıkıntılı)dır. O günlerde, sizin kadar amel yapabilen bir kimseye elli kişinin ecri verilecektir.” (Ebu Davud, Melahim 17/4341); Tirmizi, Tefsir, 5/3060); İbnu Mace, Fiten 21) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “-İnsanlar öyle günler görecek ki, katil niçin öldürdüğünü, maktul de niçin öldürüldüğünü bilemeyecek.” “-Bu nasıl olur?” diye soruldu. Şu cevabı verdi: “-Herçtir! Öldüren de ölen de ateştedir.” (Müslim, Fiten 56) Zübeyr İbnu Adiy rahimehullah anlatıyor: “Hz. Enes İbnu Mâlik radıyallahu anh’ın yanına girdik. Haccâc’ın bize yaptıklarını şikayet ettik. “-Sabredin, buyurdu. Zira öyle günlerle karşılaşacaksınız ki, her yeni gün, gidenden daha kötü olacak. Bu hal Rabbinize kavuşuncaya kadar devam edecek. Ben bunu, Rasûlunüz -sallallâhu aleyhi ve sellem-’den işittim.” (Buhari, Fiten 6; Tirmizi, Fiten 35/2206) Hz. Huzeyfe radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “-Bana kaç müslüman olduğunu sayıverin” buyurdular. Biz: “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bizim sayımız altı-yediyüze ulaşmış olduğu halde, hakkımızda korku mu taşıyorsunuz?” dedik. “-Siz bilemezsiniz, (çokluğunuza rağmen) imtihan olunabilirsiniz!” . Gerçekten öyle (belaya maruz kalıp) imtihan olunduk ki, içimizden namazını gizlice kılanlar oldu.” (Buhari, Cihad 181; Müslim, İman 235) Abdullah ibn-i Ömer -radıyallâhu anh- tarafından rivayet edilmiştir. Rasûlullâh –sallâllâhu aleyhi ve elem- bize yönelerek şöyle buyurdu: “Ey Muhacirler cemâati! Beş şey vardır ki, onlarla mübtelâ olacağınız zaman Ben sizlerin o şeylere erişmenizden Allâh’a sığınırım. Onlar şunlardır: 1- Bir milletin içinde zina, fuhuş ortaya çıkıp nihayet o millet bu suçu alenî olarak işlediğinde, mutlaka içlerinde taun hastalığı ve onlardan önce gelip-geçmiş milletlerde vuku bulmamış hastalıklar yayılır. 2- Ölçü ve tartıyı eksik yapan her millet mutlaka kıtlık, geçim sıkıntısı ve başlarındaki hükümdarların zulmü ile cezalandırılırlar. 3- Mallarının zekâtını vermekten kaçan her millet mutlaka yağmurdan menedilir (kuraklık cezası ile cezalandırılır) ve hayvanları olmasa (Allâh hayvanlara acımasa) onlara yağmur yağdırmaz. 4- Allâh’ın ahdini (emirlerini) ve Rasûlün sünnetini terk eden her milletin başına mutlaka Allâh kendilerinden olmayan düşmanı musallat eder ve düşman o milletin elindeki-avucundakilerin bir kısmını alır. 5- İmamları (yâni devlet adamları) Allâh’ın Kitabı ile amel etmeyip Allâh’ın indirdiği hükümlerden işlerine geleni seçtikçe Allâh onların hesabını kendi aralarında görür.” (İbn-i Mâce, Fiten, 22) Rasûlullah sallallahu aleyhi veselem şöyle buyurdu: “Fırat nehrinin suyu çekilip, aktığı yatakta bulunan bir altın dağı meydana çıkmadıkça ve kurtulup kazanan ben olayım diye birbiriyle çarpışan her yüz kişiden doksan dokuzu ölmedikçe kıyamet kopmaz.” (Buhârî, Fiten 24; Müslim, Fiten 29. Ayrıca bk. İbni Mâce, Fiten 25) Diğer bir rivayet ise şöyledir: “Pek yakında Fırat nehrinin suyu çekilerek aktığı yatakta bir altın hazinesi meydana çıkacaktır. O günü gören kimse, o hazineden kesinlikle bir şey almasın.” (Buhârî, Fiten 24; Müslim, Fiten 29-32. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Melâhim 13; Tirmizî, Sıfatü’l-cenne 26) “Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki kişi bir kabre uğrayıp üzerine abanarak: ‘Keşke bu kabrin içinde ben olsaydım’ demedikçe kıyamet kopmaz. Hâlbuki bu sözü ona söyleten din değil, belâ olacaktır.” (Buhârî, Fiten, 22; Müslim, Fiten, 53-54) Öyle bir zamanın geleceği, insanların kalblerinin dünya sevgisi ile dolacağı, cihadı zarar olarak görüp zekat vermeyi altından kalkılması zor bir borç olarak görecekleri bildirilir. (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 236/6322) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “-Beni İsrail üzerine gelen şeyler, aynıyla ümmetimin üzerine de gelecektir. Öyle ki onlardan aleni olarak annesine gelen olmuşsa, ümmetimden de bu çirkin işi mutlaka yapan olacaktır. Nitekim, Beni İsrail yetmişiki millete (dine, fırkaya) bölünmüştü. Benim ümmetim de yetmişüç millete bölünecektir. Bunlardan bir tanesi hariç hepsi ateştedir.” “-Bu fırka hangisidir?” diye soruldu. “-Benim ve ashabımın üzerinde olduğu şeyden ayrılmayanlardır!” buyurdular.” (Tirmizi, İman 18/2641) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “Ümeranız hayırlı olanlarınızdan iseler, zenginleriniz sehâvetkâr kimselerse, işlerinizi aranızda müşavere ile hallediyorsanız, bu durumda yerin üstü (hayat), altından (ölümden) hayırlıdır. Eğer ümeranız şerirlerinizden, zenginleriniz cimri ve işleriniz kadınların elinde ise, yerin altı üstünden, (ölmek yaşamaktan) daha hayırlıdır. (Çünkü artık dini ikame imkanı kalmaz).” (Tirmizi, Fiten 78/2266) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “-Gençlerinizin fıska düştüğü, kadınlarınızın azdığı zaman haliniz ne olur?” diye sormuştu. (Yanındakiler hayretle): “-Ey Allah’ın Rasûlü, yani böyle bir hal mi gelecek?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdu ve devam etti: “-Emr-i bi’l-ma’rufta bulunmadığınız, nehy-i ani’l-münker yapmadığınız vakit haliniz ne olur?” diye sordu. (Yanındakiler hayretle:) “-Yani bu olacak mı?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdular ve sormaya devam ettiler: “-Münkeri emredip, ma’rufu yasakladığınız zaman haliniz ne olur?” (Yanında bulunanlar iyice hayrete düşerek): “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bu mutlaka olacak mı?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdular ve devam ettiler: “-Ma’rufu münker, münkeri de ma’ruf addettiğiniz zaman haliniz ne olur?” (yanindeki Ashab:) “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bu mutlaka olacak mı?” diye sordular. “-Evet, olacak!” buyurdular.” (Heysemi, Mecma’u’z-Zevaid, VII, 281) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “İnsanların dünyaca en bahtiyarını âdi oğlu âdiler teşkil etmedikçe Kıyamet kopmaz.” (Tirmizi, Fiten 37/2209) Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-, yanındaki cemaate konuşurken, bir adam gelerek: “-Ey Allah’ın Rasûlü! Kıyamet ne zaman kopacak?” dedi. Sallallâhu aleyhi ve sellem- konuşmasına devam etti, sözlerini bitirdiği vakit: “-Sual sâhibi nerede?” buyurdular. Adam: “-İşte buradayım ey Allah’ın Rasûlü!” dedi. Sallallâhu aleyhi ve sellem-: “-Emanet zâyi edildiği vakit Kıyameti bekleyin!” buyurdular. Adam: “-Emanet nasıl zâyi edilir?” diye sordu. Efendimiz: “-İş, ehil olmayana tevdi edildi mi Kıyamet’i bekleyin!” buyurdular.” (Buhari, İlm 2, Rikâk 35) Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “Ümmetim onbeş şeyi yapmaya başlayınca ona büyük belanın gelmesi vâcip olur!” buyurmuşlardı. (Yanındakiler:) “Ey Allah’ın Rasûlü! Bunlar nelerdir?” diye sordular. Sallallâhu aleyhi ve sellem- saydı: -Ganimet (yani milli servet, fakir fukaraya uğramadan sadece zengin ve mevki sahibi kimseler arasında) tedavül eden bir metâ haline gelirse, -Emanet (edilen şeyleri emânet alan kimseler, sorumlu ve yetkililer, memurlar) ganimet (malı yerini tutup, yağmalayıp nefislerine helal) kıldıkları zaman, -Zekât (ödemeyi ibadet bilmeyip bir angarya ve) ceza telâkki ettikleri zaman. -Kişi annesinin hukukuna riayet etmeyip, kadınına itaat ettiği; -Babasından uzaklaşıp ahbabına yaklaştığı; -Mescidlerde (rıza-yı ilâhi gözetmeyen husûmet, alış-veriş, eğlence ve siyâsiyâta vs. müteallik) sesler yükseldiği zaman. -Kavme, onların en alçağı (erzel) reis olduğu; -(Devlet otoritesinin yetersizliği sebebiyle tedhiş ve zulümle insanları sindiren zorba) kişiye zararı dokunmasın diye hürmet edildiği; -(Çeşitli adlarla imal edilen) içkiler (serbestçe) içildiği; -İpek (haram bilinmeyip erkekler tarafından) giyildiği; -Çeşitli adlar altında şarkıcı kadınlar ve çalgı aletleri edinildiği; -Bu ümmetin sonradan gelen nesilleri, önceden gelip geçenlere (çeşitli ithamlar ve bahanelerle) hakâret ettiği zaman artık kızıl rüzgârı, (zelzeleyi), yere batışı (hasfı) veya suret değiştirmeyi (meshi) (veya gökten taş yağmasını, (kazfi) bekleyin.” (Tirmizi, Fiten 38/2210) Mikdam bin Ma’dikerb’in bir hizmetçisi vardı, süt satardı, Mikdam da karşılığında para alırdı. Ona: “-Sübhanallah, süt satıp para mı alıyorsun?” dediler. O da: “¬-Evet, bunda ne var ki? Ben Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-’in şöyle dediğini duydum: “-İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki o vakit dinar ve dirhemden başka bir şey fayda vermeyecek!” dedi. (Ahmed bin Hanbel, IV, 133) “Sizin üzerinize öyle bir zaman gelecek ki o vakit siz, iyilikleri emretmeyen ve kötülükleri yasaklamayan kimselerin en hayırlı kişiler olduğunu düşünürsünüz.” (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 686/8462) Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-: “-İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki o vakit müminin kalbi tuzun suda eridiği gibi eriyecek!” buyurdu. “-Niçin eriyecek yâ Rasûlallah?” diye sorulduğunda: “-Kötülükleri görüp de onları değiştirmeye güç yetiremediği için” buyurdu. (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 686/8463) Rabbim Bizleri Uyananlardan Eylesin İnşAllah.

HIZLI HAYAT ŞEYTANIN TUZAĞIDIR

Ey insanlar, bu mübarek Cuma günüdür ve bugün bugünü hristiyanlarda kutsal bir gün olarak kutlamaktalar. Kutlama metodları yahut sebebleri ne olursa olsun, Cuma gününün şerefi diğer günlere nisbetlen daha fazladır ve onun için bu günü kutsuyan hangi sebebten yaparsa yapsın gökyüzünden kutsanır ve onun üzerine rahmet iner. Bugün hristiyanlara da bugünü ayinlerle kutlayan bütün inanç gruplarına da ihlasları nisbetince rahmet inmektedir. Ne mutlu bilerek yahut bilmeyerek Cuma gününe manevi değer atfedip onu kutsayanlara. Binlerce eseftir ki, 21 yüzyılda insanlara manevi değerler unutturulmuştur. Hikmeti İlahi, Şeytan zihniyetli insanlara Allah fırsat vermiş ve insanların başına kötü ahlaklı karanlık düşüncel 2 Sufi-Zentrum Rabbaniyya Bir fikrimiz olsun buna göre karar verelim biz kendi iyiliğimiz ve evladlarımızın iyiliği için ne istemeliyiz nasıl bir hayat tarzı istemeliyiz bilelim. Evet, bu şeytan zihniyetli karanlık fikirli insanlar bir hikmete binaen fırsat buldular, başa geçtiler ve dünyayı idare etmeye başladılar. Amma nasıl ve neleri yıkarak, yakarak? Bu insanlar ilk evvela maneviyata harb ilan ettiler ve bütün dinleri ve inanç sistemlerini red ettiler ve hurafe gösterdiler. Manevi değerleri fesh edip yerine materyalist düşünce tarzını insanlara ve yeni yetişen gençliğe empoze etmeye başladılar. Eğitim müessesesi olan Mektebleri ve medyayı ele geçirdiler ve bunlar üzerinden bunu çok iyi başardilar. Kendi, insanlıktan ve insani değerlerden uzak karanlık düşünce tarzına Medeniyet ve modernite dediler maneviyatı ve insani değerleri ise aptallık ve batıl olarak gençliğe tanıttılar. Bir yüz sene bu böyle yürüdü. Soruyorum: manevi ve insani değerler neyi temsil ederler insanlar için? Bilen varmı? „Yok, nerden bileceğiz Şeyh! Her şeyi bilecek olsak sana ne ihtiyacımız var hemen söyle de isimiz gücümüz var işimize gücümüze bakalım.“ Manevi değerler gerçek hayatı ve canlılığı temsil ederler. Sen bunları yok etmeye kalkarsan yok olursun. Nitekim eskiden eşeğe binerdi herkes yahut ata. Yahut işini öküzün birini bulur onunla görürdü. Belki işi ağır yürürdü lakin sağlam yürürdü. Olgunlasa olgunlaşa yürürdü. Nitekim “Acele Şeytandandır” buyurdu Efendimiz ASV bu sebebten. Acele olan yahut gelişen her şey olamdan olgunlaşmadan dalından koparılan meyvaya benzer ham olur ve acı tat verir. Hatta zehirler. Biz modern olacağız dediler. Bizim her isimiz hızlı olacak yani acele olacak çünkü bu dünyadan mümkün mertebe çok toplamalıyız bu ancak çabuk toplamakla yani hızlı yaşamakla olur dediler ve tabii hayata karşi teknolojiyi getirdiler. Tabii olan her şeyin karşısına suni ve uydurma olanı plastik düsünce ve hayat tarzıni diktiler. Kanlı canlı tabii bir transport vasıtası olan öküzü eşeği emekli yaptılar yerine kansız cansız demirden tenekeden arabayı getirdiler. Ve teknolojiyle ilk önce hayvanı, sonra insanı işsiz bıraktılar sonra da tabiatı katlettiler. Ne uğruna? Hızlı yani acele hayat uğruna. Ve soruyorum: Bu zulüm değilmidir, bunu yapanlar zalim değilmidir? 20 ve 21 asırda insanları ve dünyayı idare edenlerin insanlardan ve insanlıktan denizlerden ve karalardan, hayvanlardan ve atmosferden götürdüklerinin yanında getirdikleri insanlara ve insanlığa 3 Sufi-Zentrum Rabbaniyya tabiata, hayvanlara yani dünyamıza daha mı faydalı şeylerdir? Düşüneceksiniz, düşünmelisiniz çünkü siz de bu dünyanın içinde yaşıyorsunuz. İnanıyorum ve İlahi aşk için yaşıyorum demekle bu dünyaya sırt dönemezsin ve benim bu dünyayla bir isim yok diyemezsiniz. Hayır! İnsan iki varlığı kendinde taşır ve ancak bu iki varlıkla insandır.fiziki varlığı kmi bu, bu dünyaya aittir ve bu dünyaya ait vazifeleri vardır. Diğeri ruhani varlığıdır ki, işte o söyletir o İlahi aşk türkülerini insanlara. Bu cihetten ikisini de gözetmek ve ikisininde hakkını vermek lazımdır varlığın dengesi de insanın dengesi de böyle kurulur. Peygamberler İlahi Elçilerdir ve bunun için gönderilmişlerdir insanlara. Bize dünya ahiret dengesini buldurmak için. İlahi Hükümler bu dünya hayatı içindir ahiret hayatı için değildir. Orada insane hürdür. Ve insan ancak ahiret hayatında istediği gibi olacak istediği gibi yaşayacak istediği gibi hür olacaktır. Çünkü ahiret ruhaniyete ait bir hayattır ve ruh hürdür. Allah ona bu sözü vermiştir: “ey ruh, istediğin gibi yaşa. Amma sana ait olan dünyada.” Onun için dünya hayatı ruhaniyet icin gurbet hayatıdır özlemlerle doludur ve ruh burada mahkum hayatı yaşar. Ve biz gurbet hayatını sıla vatan hasretini ruhaniyetin nasıl asgariye indirebiliriz? Ona ihtiyacı olan atmosferi mümkün nisbette ihsan ederek hazırlayarak. Ruhun her ihtiyaci manevidir ve değerleride manevidir. Bunu bilen  Allah insanlara Elçilerini yollamıştır ki, bize bu dünya hayatını manevi değerlerle süsleyip ruhaniyetimize biraz olsun nefes alma ve özlem giderrme imkanı doğsun. Vatan hasreti asgariye insin. Missal: Burada çok yabancı millet yaşar. Türkler çoğunluktadır. Ben hatırlarım bundan 40 50 sene evvel Türklerin ortak bir hastalığı vardı almanyada gurbetde: Karınları ağrırdı yahut mideleri. Başka da bir hastalıkları yoktu. O zamanlar Doktorların her ikinci Türkte koyduğu teşhis şuydu: Vatan hasreti! Bunun üzerine almanlar izin verdi ilk türk radyosu devreye girdi ve ilk Türklerin karnı daha az ağrımaya başladı. Yerel Türk Tv leri daha sonra serbest onlarla Türk kanalları derken vatan hasreti sona erdi ve şimdi Türklerin karnı değil başı ağrıyor. Niye? Çünkü nesil değişti ve çoğu yarim yamalak türkce konuşan Türklerden oluşmaya başladı yeni nesil çünkü türkçeyi unuttular ve ana babalari türkçe yayın izledikleri vakit anlamıyorlar yahut gericilik görüyorlar beğenmiyorlar ve başları ağriyor mideleri bulanıyor onlar heavy metal dinlemek ve mest olmak istiyorlar. Bunu niye anlattık? Türklerin halinden manevi değerleri unutturulan insanlığın ne hale geldiğini anlamanız için anlattık. 21 asır insanları ikinci üçüncü nesil türklerin halindedir vaziyetleri. 4 Sufi-Zentrum Rabbaniyya İkinci üçüncü nesil Türkler nasıl vatanlarını unutmuşlar yahut kendi değerlerinden dillerinden uzaklaşmışlarsa materyalist ziniyetin hükümdar olduğu bir zamanda insanlarda hemen hepsi manevi değerleri unutmuşlar ahireti unutmuşlar ve sirf bu dünya için yasamaktadirlar. Ahireti hatırlatan olursa da başları ağrımakta mideleri bulanmaktadır insanların. İşte bu haldedir şimdi insanlık. 21 asır idarecileri insanlarda boşalan inanç duygusunu Teknolojiyle doldurmaya çalışıyorlar ve sizin Tanrınızda, hayat tarzınızda, cennetinizde budur diyorlar. Bakın teknoloji sayesinde dört mevsimi bir arada yaşıyabiliyorsunuz, ziyaret edebiliyor ve dört mevsimin meyvelerinden aynı anda faydalanabiliyorsunuz. Istediğiniz kişiye istediğiniz yere istediğiniz zamanda ulaşabiliyorsunuz? Daha ne istiyorsunuz işte size cennet diyorlar. Ben de soruyorum: Bu sahte cennet hayatı ve düzeni ey insanlar sizden ve dünyanızdan, tabiattan ve hayvanattan insanlıktan ne götürdü bunları hic düşündünüzmü? „Yok, Şeyh hiç düşünmedik. Çünkü biz 21 asır insanlarıyız teknoloji nesliyiz, bizim düşünmek gibi eski moda kusurlarımız yahut ihtiyacımız yok. Bu işi biz evimizdeki hizmetçilerimize Computerlere yaptırıyoruz onlar bizim için düşünüyor taşınıyor ve en doğru olanı bize bildiriyor. Zahmet devri bitmiştir bizim için!“ diyorlar. Ey insanlar! Bu sözleri anlamaya calışın. Boşuna etmiyoruz bu sözleri. Peygamber bunu taa 1500 sene evvelden gördü ve şifreli haber Verdi. Ancak bu zamanki insanların anlayacağı şekilde: “acele Şeytandandır dikkat acele değil ince ve iyi düşünerek yaşa” dedi bizi bu zamandan haberdar etti. Subhanallah! Dünyamizda barış, kalbimizde aşk olsun diyorsanız evvela bunun sartlarıni yerine getirmelisiniz. Manevi değerlerin ve kutsalların tahrip edildiği ve Egonun zirve yaptığı bir dünyada siz nasıl barışı İlahi aşkı umud edebilirsiniz ve bunun hayalini kurabilirsiniz? Olamaz! Kışın kayak yapmak isteyen evvela o zevkin tadını çıkarabilmenin şartlarını hazırlayacak öyle dağa çıkıp zevkini çıkaracak. Kıçında donu olmadan kayak merkezine giden adama ne olur? Soğuktan Kıçı donar bu olur! Ey insanlar daha ölmediniz bu dünyadasınız. Gözünüzü etrafınızda olup bitene kapayamazsınız. Bütün Peygamberler ve evliyalar bunun için geldiler; gözlerimizi ve kulaklarımızı bu dünyaya ve ahirete açmak icin. Gözü kulağı kapalı gezen ne görecek ne duyacak? Çok kimse geliyor bana ve soruyor: „Allahı nasıl görürüz Şeyh, ve nasıl işitiriz?“ „Aç gözünü ve kulağını hem gör hem işit“ diyorum ben de. 5 Sufi-Zentrum Rabbaniyya Öyle ya, gözü ve kulağı kapalı gezen bırak Allahı görmeyi ve duymayı kafasını ha bire oraya buraya çarpar ve sonunda deli olur. Dünya deli hatta zır deli doldu bu sebebten. Ey insanlar spirituel bir hayat yaşamak isteyen önce böyle bir hayatin şartlarini yerine getirecektir. Dünya idaresi spirituel ki9mselerin elinde olmadan bu nasıl olacak? Makinalarin makina kafalı materyalistlerin elinde olan bir dünyada, spirituel hayat sadece hayal olur. Spirituel bir hayat tarzı için spirituel bir ortam olmalıdir evvela. Bu nasıl olacak? Önce maneviyatın önünü kesen engellere biz dur diyeceğiz. „Dur! Seni artık dünyamızda istemyioruz“ diyeceğiz. bitti! Ey hakikata ve maneviyata susuz insan! Bil ki, TEKNOLOJİ ilk olarak İNSANLIĞIMIZI tüketti! Şimdi de yeryüzünde hayatı, insan olsun, hayvan olsun, ot olsun, nebat olsun, karalarda ve denizlerdeki bütün yaşayan canlıları tüketmek için şaha kalkmış şahlanmıştır. Bunun ilk farkına varan Teknolojide en ileri giden milletlerdir- Japonya, Almanya, Amerika, Fransa, İngiltere, vs. tedbir almaya koşmaktalar hepside. Azacık gecikmenin büyük bela ve felaketler getireceğinden korkan dünya, şimdi işledikleri haltın ne korkunç hadiselere sebep olacağının idraki içinde çıldırma nöbetleri geçirmektedirler. İşte teknoloji çağının KIYAMETİ. Ey insanımız azgınlığın sonu budur. Biraz kendimize gelelim “DİN NASİHAT’tır”. Dinsaygı gösterelim, çünkü İNANÇ bizi kurtaracaktır. Bizden uyarma, sizden inanma ve sakınma. Yetişir bu kadar.
MEHTER / TASAVVUF MÜZİK
SİTE HARİTASI
SAAT
Üyelik Girişi