CEMAZİYEL -EVVEL HAKİKAT DAMLASI
HADİS-İ ŞERİF IŞIĞINDA AHİRZAMAN “Siz öyle bir zamanda yaşıyorsunuz ki sizden biriniz emrolunduğu şeylerin onda birini terk etse helâk olur. Sonra öyle bir zaman gelecek ki sizden kim emrolunduğu şeyin onda birini yapsa kurtulur.” (Tirmizî, Fiten, 79/2267) “Öyle bir zaman gelecek ki o zaman şu üç şeyden daha kıymetli birşey olmayacaktır: Helal para, can u gönülden arkadaşlık yapılacak bir kardeş ve kendisiyle amel edilecek bir sünnet.” (Heysemî, I, 172) “Öyle bir zaman gelecek ki, kişi helâlden mi haramdan mı kazandığına aldırmayacak!” (Buharî, Büyû; 7) Ebu Said el-Hudrî’den rivayet edildiğine göre Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: “Aranızda öyle bir grup ortaya çıkacaktır ki, namazınızı onların namazları, oruçlarınızı onların oruçları ve diğer amellerinizi de onların amelleri yanında az göreceksiniz. onlar Kur’ân okurlar, fakat okudukları boğazlarından aşağı geçmez. onlar okun yaydan çıktığı gibi dinden çıkarlar...” (Buhârî, Fedâilü’l-Kur’ân, 36) “Öyle bir zaman gelecek ki okuma meraklı kurrâ çoğalacak; fakîhler ise azalacak ve bu sûretle ilim çekilip alınacak. Daha sonra öyle bir zaman gelecek ki insanların okudukları boğazlarından aşağı geçmeyecek.” (Hakim, Müstedrek, V, 504) “Şiddetli bir şekilde yaklaşan fitne sebebiyle vay insanların hâline. İnsanlar mü’min olarak sabahlar da akşam kâfir oluverirler. İnsanlar dinlerini küçük dünya menfaati karşılığı değiştiriverirler. İşte öyle zamanda dinlerinde sâbit kalabilenler ellerinde kor ateşi tutanlar gibidirler.” (Ahmed İbn Hanbel, Müsned, II, 390; Ayrıca bkz. Müslim, İman 186; Tirmizi, Fiten 30, (2196) “Öyle bir zaman gelecek ki bütün insanlar ribâ ile iş yapacak. Ondan sakınanlar dahi tozuna bulaşmak durumunda kalacaklar.” (Nesâî, Büyû 2; İbnu Mâce, Ticârât 58; İbn Hanbel, Müsned, IV, 494; Beyhakî Sünen, IV, 275) “Öyle bir zaman gelecek ki doğru söyleyenler yalanlanacak, yalancılar ise doğrulanacak. Güvenilir kimseler hain sayılacak, hâinlere güvenilecek. İnsanlardan şâhidlik etmeleri istenmediği halde şâhidlik edecekler, yemin etmeleri istenmediği halde yemin edecekler,” (Taberâni, XXIII, 314) “Öyle bir zaman gelecek ki insanlar iyiliği özendirmeyecek, kötülükten de sakındırmayacaklar.” (Heysemî, Mecmauz-zevâid, VII, 280) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “Muhakkak ki insanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, o vakit kişi altından sadaka ile (çarşı Pazar) dolaşır da bunu kendisinden sadaka olarak kabul edecek tek kişi bulamaz. O zaman, tek bir erkeğe kırk tane kadının tâbi olduğunu ve kadınların çokluğu ve erkeklerin azlığı sebebiyle ona sığındıklarını görürsün.” (Buhari, Zekât 9; MüsIim, Zekat 59) “Ben sizin dünya hırsıyla birbirinizle kapışmanızdan, birbirinizi katletmenizden ve sizden öncekiler gibi helâk olup gitmenizden korkuyorum.” (Müslim, Fezâil 31) “…Ben asıl sizin dünyayı elde etmek için birbirinizle kapışıp kavga etmenizden korkuyorum.” (Buhârî, Cenâiz 71, Menâkıb 25, Megâzî 27, Rikâk 7, 53; Müslim, Fezâil 30) Hz. Sevban radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “–Size çullanmak üzere, yabancı kavimlerin, tıpkı sofraya çağrışan yiyiciler gibi, birbirlerini çağıracakları zaman yakındır.” Orada bulunanlardan biri: “–O gün sayıca azlığımızdan mı bu durum başımıza gelecek?” diye sordu. “–Hayır, bilakis o gün siz çok olacaksınız. Lakin sizler bir selin getirip yığdığı çer-çöpler gibi hiçbir ağırlığı olmayan kimseler durumunda olacaksınız. Allah, düşmanlarınızın kalbinden size karşı korku duygusunu çıkaracak ve sizin kalplerinize zaafı atacak!” buyurdular. “–Zaaf da nedir ey Allah’ın Rasûlü?” denildi. “–Dünya sevgisi ve ölüm korkusu!” buyurdular.” (Ebu Davud, Melahim 5/4297) Ebu Ümeyye eş-Şa’bani anlatıyor: “Ey Ebu Sa’lebe dedim, şu ayet hakkında ne dersin?” (Mealen): “Ey iman edenler! Siz kendinize bakın. Siz doğru yolda oldukça, sapıtmış olanlar size zarar vermez.” (Maide 105) Bana şu cevabı verdi: “Gerçekten bunu, iyi bilen birine sordun. Zira ben aynı şeyi Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-’a sormuştum. Demişti ki: “Ma’rufa sarılın, münkerden de kaçının! Ne zaman uyulan bir cimrilik, takip edilen bir hevâ, (dine, ahirete) tercih edilen dünyalık görür, rey sahiplerinin (selefi dinlemeden) kendi reylerini beğendiklerini müşahade edersen, o zaman kendine bak. İnsanlarla uğraşmayı bırak. Zira (bu safhaya gelince) arkanızda sabır günleri var demektir. O günler avuçta ateş tutmak gibi (sıkıntılı)dır. O günlerde, sizin kadar amel yapabilen bir kimseye elli kişinin ecri verilecektir.” (Ebu Davud, Melahim 17/4341); Tirmizi, Tefsir, 5/3060); İbnu Mace, Fiten 21) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “-İnsanlar öyle günler görecek ki, katil niçin öldürdüğünü, maktul de niçin öldürüldüğünü bilemeyecek.” “-Bu nasıl olur?” diye soruldu. Şu cevabı verdi: “-Herçtir! Öldüren de ölen de ateştedir.” (Müslim, Fiten 56) Zübeyr İbnu Adiy rahimehullah anlatıyor: “Hz. Enes İbnu Mâlik radıyallahu anh’ın yanına girdik. Haccâc’ın bize yaptıklarını şikayet ettik. “-Sabredin, buyurdu. Zira öyle günlerle karşılaşacaksınız ki, her yeni gün, gidenden daha kötü olacak. Bu hal Rabbinize kavuşuncaya kadar devam edecek. Ben bunu, Rasûlunüz -sallallâhu aleyhi ve sellem-’den işittim.” (Buhari, Fiten 6; Tirmizi, Fiten 35/2206) Hz. Huzeyfe radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “-Bana kaç müslüman olduğunu sayıverin” buyurdular. Biz: “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bizim sayımız altı-yediyüze ulaşmış olduğu halde, hakkımızda korku mu taşıyorsunuz?” dedik. “-Siz bilemezsiniz, (çokluğunuza rağmen) imtihan olunabilirsiniz!” . Gerçekten öyle (belaya maruz kalıp) imtihan olunduk ki, içimizden namazını gizlice kılanlar oldu.” (Buhari, Cihad 181; Müslim, İman 235) Abdullah ibn-i Ömer -radıyallâhu anh- tarafından rivayet edilmiştir. Rasûlullâh –sallâllâhu aleyhi ve elem- bize yönelerek şöyle buyurdu: “Ey Muhacirler cemâati! Beş şey vardır ki, onlarla mübtelâ olacağınız zaman Ben sizlerin o şeylere erişmenizden Allâh’a sığınırım. Onlar şunlardır: 1- Bir milletin içinde zina, fuhuş ortaya çıkıp nihayet o millet bu suçu alenî olarak işlediğinde, mutlaka içlerinde taun hastalığı ve onlardan önce gelip-geçmiş milletlerde vuku bulmamış hastalıklar yayılır. 2- Ölçü ve tartıyı eksik yapan her millet mutlaka kıtlık, geçim sıkıntısı ve başlarındaki hükümdarların zulmü ile cezalandırılırlar. 3- Mallarının zekâtını vermekten kaçan her millet mutlaka yağmurdan menedilir (kuraklık cezası ile cezalandırılır) ve hayvanları olmasa (Allâh hayvanlara acımasa) onlara yağmur yağdırmaz. 4- Allâh’ın ahdini (emirlerini) ve Rasûlün sünnetini terk eden her milletin başına mutlaka Allâh kendilerinden olmayan düşmanı musallat eder ve düşman o milletin elindeki-avucundakilerin bir kısmını alır. 5- İmamları (yâni devlet adamları) Allâh’ın Kitabı ile amel etmeyip Allâh’ın indirdiği hükümlerden işlerine geleni seçtikçe Allâh onların hesabını kendi aralarında görür.” (İbn-i Mâce, Fiten, 22) Rasûlullah sallallahu aleyhi veselem şöyle buyurdu: “Fırat nehrinin suyu çekilip, aktığı yatakta bulunan bir altın dağı meydana çıkmadıkça ve kurtulup kazanan ben olayım diye birbiriyle çarpışan her yüz kişiden doksan dokuzu ölmedikçe kıyamet kopmaz.” (Buhârî, Fiten 24; Müslim, Fiten 29. Ayrıca bk. İbni Mâce, Fiten 25) Diğer bir rivayet ise şöyledir: “Pek yakında Fırat nehrinin suyu çekilerek aktığı yatakta bir altın hazinesi meydana çıkacaktır. O günü gören kimse, o hazineden kesinlikle bir şey almasın.” (Buhârî, Fiten 24; Müslim, Fiten 29-32. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Melâhim 13; Tirmizî, Sıfatü’l-cenne 26) “Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki kişi bir kabre uğrayıp üzerine abanarak: ‘Keşke bu kabrin içinde ben olsaydım’ demedikçe kıyamet kopmaz. Hâlbuki bu sözü ona söyleten din değil, belâ olacaktır.” (Buhârî, Fiten, 22; Müslim, Fiten, 53-54) Öyle bir zamanın geleceği, insanların kalblerinin dünya sevgisi ile dolacağı, cihadı zarar olarak görüp zekat vermeyi altından kalkılması zor bir borç olarak görecekleri bildirilir. (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 236/6322) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “-Beni İsrail üzerine gelen şeyler, aynıyla ümmetimin üzerine de gelecektir. Öyle ki onlardan aleni olarak annesine gelen olmuşsa, ümmetimden de bu çirkin işi mutlaka yapan olacaktır. Nitekim, Beni İsrail yetmişiki millete (dine, fırkaya) bölünmüştü. Benim ümmetim de yetmişüç millete bölünecektir. Bunlardan bir tanesi hariç hepsi ateştedir.” “-Bu fırka hangisidir?” diye soruldu. “-Benim ve ashabımın üzerinde olduğu şeyden ayrılmayanlardır!” buyurdular.” (Tirmizi, İman 18/2641) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “Ümeranız hayırlı olanlarınızdan iseler, zenginleriniz sehâvetkâr kimselerse, işlerinizi aranızda müşavere ile hallediyorsanız, bu durumda yerin üstü (hayat), altından (ölümden) hayırlıdır. Eğer ümeranız şerirlerinizden, zenginleriniz cimri ve işleriniz kadınların elinde ise, yerin altı üstünden, (ölmek yaşamaktan) daha hayırlıdır. (Çünkü artık dini ikame imkanı kalmaz).” (Tirmizi, Fiten 78/2266) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “-Gençlerinizin fıska düştüğü, kadınlarınızın azdığı zaman haliniz ne olur?” diye sormuştu. (Yanındakiler hayretle): “-Ey Allah’ın Rasûlü, yani böyle bir hal mi gelecek?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdu ve devam etti: “-Emr-i bi’l-ma’rufta bulunmadığınız, nehy-i ani’l-münker yapmadığınız vakit haliniz ne olur?” diye sordu. (Yanındakiler hayretle:) “-Yani bu olacak mı?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdular ve sormaya devam ettiler: “-Münkeri emredip, ma’rufu yasakladığınız zaman haliniz ne olur?” (Yanında bulunanlar iyice hayrete düşerek): “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bu mutlaka olacak mı?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdular ve devam ettiler: “-Ma’rufu münker, münkeri de ma’ruf addettiğiniz zaman haliniz ne olur?” (yanindeki Ashab:) “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bu mutlaka olacak mı?” diye sordular. “-Evet, olacak!” buyurdular.” (Heysemi, Mecma’u’z-Zevaid, VII, 281) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “İnsanların dünyaca en bahtiyarını âdi oğlu âdiler teşkil etmedikçe Kıyamet kopmaz.” (Tirmizi, Fiten 37/2209) Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-, yanındaki cemaate konuşurken, bir adam gelerek: “-Ey Allah’ın Rasûlü! Kıyamet ne zaman kopacak?” dedi. Sallallâhu aleyhi ve sellem- konuşmasına devam etti, sözlerini bitirdiği vakit: “-Sual sâhibi nerede?” buyurdular. Adam: “-İşte buradayım ey Allah’ın Rasûlü!” dedi. Sallallâhu aleyhi ve sellem-: “-Emanet zâyi edildiği vakit Kıyameti bekleyin!” buyurdular. Adam: “-Emanet nasıl zâyi edilir?” diye sordu. Efendimiz: “-İş, ehil olmayana tevdi edildi mi Kıyamet’i bekleyin!” buyurdular.” (Buhari, İlm 2, Rikâk 35) Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “Ümmetim onbeş şeyi yapmaya başlayınca ona büyük belanın gelmesi vâcip olur!” buyurmuşlardı. (Yanındakiler:) “Ey Allah’ın Rasûlü! Bunlar nelerdir?” diye sordular. Sallallâhu aleyhi ve sellem- saydı: -Ganimet (yani milli servet, fakir fukaraya uğramadan sadece zengin ve mevki sahibi kimseler arasında) tedavül eden bir metâ haline gelirse, -Emanet (edilen şeyleri emânet alan kimseler, sorumlu ve yetkililer, memurlar) ganimet (malı yerini tutup, yağmalayıp nefislerine helal) kıldıkları zaman, -Zekât (ödemeyi ibadet bilmeyip bir angarya ve) ceza telâkki ettikleri zaman. -Kişi annesinin hukukuna riayet etmeyip, kadınına itaat ettiği; -Babasından uzaklaşıp ahbabına yaklaştığı; -Mescidlerde (rıza-yı ilâhi gözetmeyen husûmet, alış-veriş, eğlence ve siyâsiyâta vs. müteallik) sesler yükseldiği zaman. -Kavme, onların en alçağı (erzel) reis olduğu; -(Devlet otoritesinin yetersizliği sebebiyle tedhiş ve zulümle insanları sindiren zorba) kişiye zararı dokunmasın diye hürmet edildiği; -(Çeşitli adlarla imal edilen) içkiler (serbestçe) içildiği; -İpek (haram bilinmeyip erkekler tarafından) giyildiği; -Çeşitli adlar altında şarkıcı kadınlar ve çalgı aletleri edinildiği; -Bu ümmetin sonradan gelen nesilleri, önceden gelip geçenlere (çeşitli ithamlar ve bahanelerle) hakâret ettiği zaman artık kızıl rüzgârı, (zelzeleyi), yere batışı (hasfı) veya suret değiştirmeyi (meshi) (veya gökten taş yağmasını, (kazfi) bekleyin.” (Tirmizi, Fiten 38/2210) Mikdam bin Ma’dikerb’in bir hizmetçisi vardı, süt satardı, Mikdam da karşılığında para alırdı. Ona: “-Sübhanallah, süt satıp para mı alıyorsun?” dediler. O da: “¬-Evet, bunda ne var ki? Ben Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-’in şöyle dediğini duydum: “-İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki o vakit dinar ve dirhemden başka bir şey fayda vermeyecek!” dedi. (Ahmed bin Hanbel, IV, 133) “Sizin üzerinize öyle bir zaman gelecek ki o vakit siz, iyilikleri emretmeyen ve kötülükleri yasaklamayan kimselerin en hayırlı kişiler olduğunu düşünürsünüz.” (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 686/8462) Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-: “-İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki o vakit müminin kalbi tuzun suda eridiği gibi eriyecek!” buyurdu. “-Niçin eriyecek yâ Rasûlallah?” diye sorulduğunda: “-Kötülükleri görüp de onları değiştirmeye güç yetiremediği için” buyurdu. (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 686/8463) Rabbim Bizleri Uyananlardan Eylesin İnşAllah.

ALLAH BİZİ SIDDIKLARDAN EYLESİN

 Allah bizi Siddikkiyyun eylesin Sıddıklarlan eylesin... Destur ya Mevlana meded. Tarikatuna es sohba ve hayrun fiy cemia... Bu meclisimiz bize dunya ahiretimiz icin kazanç getirecek Manevi bir ticarethane olsun bu gece. Nefsaniyetlerimizin boğmasından bunalmış Ruhaniyetlerimize manevî alışveriş yapalım. Mevlana hazretleri öyle demiş: »Gelin canlar bir olalım. Sen ben ben sen olalım. Gönül bahçemizde açılsın güller, ötsün Bülbüller.« İnsanların herbiri hayvanat bahçesi gibidir onun iç dünyası sadece kedi köpek değil yılan ciyan her türlü vahşi hayvanı besler gönül bahçesinde. Lakin gönül bahçesinde güller açması için o vahşi hayva 2 Sufi-Zentrum Rabbaniyya evine öyle geri gider... Artık Filesine sepetine ne koyduysa. Bu dünyada insanın alışverişi nasıl olur? Yine insanla olur. Diğer insan olmadan insan pazarda nasıl alışveriş yapacak? Insanın insanla alışverişi nasıl olmalı? Mühim soru. Pazarda nasıl ki, ne bulursan tezgahlarda ancak onu alırsın, insanların da sana verdiği kadarına razı olacaksın deyor büyükşeyh efendi... Evet, insanlardan verebileceğinden daha fazlasını beklersen hayal kırıklığına uğrarsın. Insanların birbiriyle olan ilişkileride alışveriş gibidir. Pazardan memnun ayrılan olduğu gibi beklentilerine uymadığında kavga edipte ayrılanlar olur. Insanın diğer insanda bulduğuna razı olmasına ve kalbinin genişliğine göre alışverişi olur insanın insanla. Kalbi ne kadar razı gelirse o kadar insanlarla iyi ilişkisi olur. Kalbindeki genişliğe göre muhabbet pazarından alışverişini yapar. Şimdi Cüzdanında çok parası olan nasıl pazarda filesine sadece elma değil armut Portakal›da atarsa, kalbi geniş insanda o kadar çok birbirine zıt insanla muhabbet alışverişi yapar. Zıtlıklarla Ünsiyet eder. Portakalın da elmanın da armutunda hatta uzak yakın ne kadar memleketlerin meyveleri varsa hepsinin tadını tadar nasıl kullanılır bilir. Avrupalıyada Afrikalıyada Asyalıyada Antarktikalıyada antikalarada nasıl muamele edeceğini yaklaşacağını bilir. Hepsinin dilini konuşur anlaşır. Kalbini geniş tut ey Dost! Insanlarla alışverişinde cimri olma. Cömert ol! Alışveriş dediğimizde bu bir muhabbet alışverişidir. Cömert ol dediğimizde hoşgörüde hudutları geniş tut daraltma. Muhabbet alışverişi yapmak isteyen insan diğer insanda gördüğü resimlere yani hoş olmayan hallere bakmayacaktır. İnsanların haline göre insanları yargılamayacak. Yok! Kızdığı bir insan için: »Allah bu insanı temiz ve en güzel yarattı . Ondaki bu hal geçici 3 Sufi-Zentrum Rabbaniyya nefsani bir haldir. Onu en azından Yaratandan ötürü sevmeliyim« diyecek. Böyle yaparsa muhabbet alışverişi için o insana bir fırsat verir ve bu ahiret pazarındaki ticarette iki tarafta kazanır. Muhabbet isteyen ilahi Aşkı isteyen insanları kötü görmeyecek, Şeytanın kulağına fısıldadığına bakmayacak kulaklarını kapayacak. Bitti. Bil ki, insanı insana düşman eden Şeytandır insanı düşman ilan eden Şeytandır. »Bu insanın bu dunyada yaşaması uygun değil zaten insan denilen mahlukun varlıkta olması büyük yanlış« deyen Şeytandır. İnsanın diğer bir insan hakkında yahut insanlar hakkında böyle bir düşünceye sahip olması kendinden değil onun kalp kulağına işeyen içindeki Şeytandandır bu düşünceler. »İnsanlar kötüdür insanların bu dünyada yaşamaya layık değil« deye düşünmek şeytandandır. „Ben insanı en güzel mahluk olarak yarattım“ buyuran Cenabı Hakkın İlmine, Allahın İradesine, Allahın Hükmüne, Arzu ve İsteğine itirazdır karşı gelmektir, hakarettir, dikkat et. Allaha itiraz etmek Allahtan daha iyi bildiğini ima etmektir ki, bu insanı küfre ve sonu olmayan zifiri karanlığa götürür. Onun için insanı insana düşman ilan etmek Allaha haşa »Sen bilemedin, Sen kimi nasıl yaratacağını kimin hangi vazifeye daha layık olduğunu kime ne vereceğini bilemedin. Sen hata yanlış yaptın« demektir ki, bu Şeytan sözüdür. Şeytana uymaktır. Allaha sığınırız. İçindeki Şeytanı dinleme ey insan! Dinleme! Varlıkta insanı ilk düşman ilan eden kıskanç alim bir kuldu. Lakin Allah ilk insan olan Adem atamızı yaratıp alemlere Sultan onu ilan edince kıskançlığı o alim kulu birden zalim yaptı. İlk insan olan Ademi düşman ilan etti. Düşman ilan edince lanetlendi ve Allaha olan yakınlık makamından anında düştü o. Allaha sığınırız. İnsanı düşman addedip insana harp ilan edince Şeytanlaşan o kıskanç kötü kul gibi bir diğer insanı da Allahın Emri dışında düşman ilan eden kimse Allahtan uzaklaşır ve Şeytanın sıfatını alır. Bu mühim meseledir. Insanlarla muhabbet ticareti yapmasını bilemeyen Ahiret pazarı olan bu dunyadan ticareti kesat filesi boş çıkar. Onun için komşun kötü bir komşu olsa hatta seni rahatsız edecek çeşit tacizlerde dahi bu- 4 Sufi-Zentrum Rabbaniyya lunsa, sana seni öldürmek gayretiyle gelip kılıç çekmedikçe onu düşman ilan etme. Bilakis nefsimize ağır gelen her şeye mümkün mertebe muhabbetlen mukabele etmeliyiz. Böyle yaptığında karşındaki insana fırsat vermiş olursun belki utanıp kendine çekidüzen verir senden doğru hareket nasıl insanlık nasılmış öğrenir. Bu fırsatı vermek insanlıktandır İlahi Aşkın mertebelerinden bir mertebedir. Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır demişler. Efendimiz ASV ın bir kötü komşusu vardı. O komşusu bekledikleri son Peygamber kendi kavimleri içinden çıkmadığı cihetten Efendimize kin besliyor her gece hayvanlarının çocuklarının pisliğini alıp Efendimizin evinin duvarına sürüyordu. O her gece bunu yapıyor her sabah Efendimiz kalkıyor hiç bir ses etmeden eline bir kova su alıp o pislikleri duvardan temizliyordu. Bir gün hastalandı o komşusu. O gece adeti üzere gidip vazıfesini ifa edemedi. Lakin Efendimiz vazifesine sadıktı yine sabah kalktı eline kovasını alıp duvarı temizlemeye çıktı. Baktı ki duvar temiz bıraktığı gibi duruyor. Merak etti acaba bizim bu komşuya ne oldu gece işe çıkmamış dedi ve komşusunun kapısını çaldı. O Yahudi komşunun hanımı kapıyı açtı. Efendimizi karşısında görünce çok şaşırdı. “Ne var “ dedi. “ Kocama dava açmayamı geldin?’ „ Yok“ dedi Efendimiz asv. „baktım gece her zamanki gibi işe çıkmamış merak ettim. Kocan işine sadık disiplinli bir kimse sebebsiz vazifesini aksatmaz acaba başına bir şey mi geldi sorayım dedim’ deyince komşunun hanımı çok utandı. „Ya Muhammed hastadır dünden bu yana yataktan çıkamadı,’ dedi. Bunun üzerine Efendimiz asv „musaade edersen ziyaret edeyim hal hatır sorayım dua edeyim ona’ dedi. Birden karşısında Efendimizi gören o komşu çok şaşırdı ”Ya Muhammed hangi sebepten geldin?’” dedi. “Allahtan sana şifa dilemeye geldim ey komşum” dedi hz Peygamber SAV. “Ey Muhammed sen şimdi beni hasta ziyaretinemi geldin? Halbuki ben sana onca zaman o kadar kötülük zahmetler eziyetler verdim bu nasıl örnek bir insanlık’ dedi. . O kötü komşu Efendimizin bu nezaketinden çok mahcup oldu ve o günden sonra Efendimize hem en iyi komşu oldu hem de Efendimizin hiç bir sohbetinden ayrılmaz Sahabelerinden oldu. 5 Sufi-Zentrum Rabbaniyya Evet tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır derler. Yapılan herhangi bir yanlış harekete yahut çirkin muameleye sabır ve muhabbetle yaklaşmak, havuzdaki tonlarca pis suya bir avuç ilaç atıp onu tertemiz hale getiren ilaç gibi tesir eder. . Her türlü melanete sabır ve muhabbet ile yaklaşanın yar ve yardımcısı bizzat Allah Celle ve Şanuhu›dur. Sabır ve muhabbet sahibi insan gücünü Allahın Es Sabur ve El Vedud okyanuslarından alır ve sabır ve muhabbet tasını bu okyanuslardan doldurur. O okyanustan bir insan sonsuza dek tasını doldursa o okyanuslarda zerre miktarı eksilme olmaz. Nitekim denizin suyunu kovalarla boşaltmaya kalksan sonsuza dek, o deniz boşalırmı? Dunya hayatını Sabır ve muhabbet ile yaşamaya gayret et ey insan. Bu göklerin sana tavsiyesidir ve 4 kutsal Kitabın hulasasıdır. Bu hayatı diğer insanlarla ilişlilerinde başka türlü yaşamaya çalışanlar sonsuza dek yaşasalar mutlu olamazlar. Ne mutlu olurlar ne başkasını mutlu ederler. Efendimiz ASV ın hayatı bize en güzel misaldir. Kendisine eziyet eden kimseye nasıl öfkelenmeden muhabbetle yaklaştı bak. Efendimizin kalbindeki muhabbet sonunda o adamın katı kalbindeki kilitleri açtı prangaları kırdı ve Efendimizin bitmek tükenmez umudu ve sabrı neticesinde Efendimizin kalbinden o adamın kalbine aktı. O adamın içindeki kötülüğü Efendimizin kalbindeki iyilik ve güzellik paramparça etti ve yerini iyilik ve güzelliğe bıraktı. Ey insanlar duyunuz ve biliniz ki, umud sabır ve muhabbet en büyük azığımızdır Allaha İlahi Aşka giden bu yolda. Bu üçünün bir arada olmadığı yerde yürüdüğün yol otobansa tarla olur tarlaysa bataklık olur seni yürütmez sana yol aldırmaz. Bir kimse senin canına malına çoluğuna çocuğuna kast etmedikten sonra o kimseye hemen küsme darılma düşman olma bağlarını kesme. Umudunu yitirme sabret ve o kimsenin nefsine bakma onun arkasında Kendini gizleyen onu İlahi Muhabbetiylen var eden yaratan Allaha bak ve „yaratılanı severim Yaratandan dolayı“ de Efendimiz gibi olmaya bak. Nefsine hoş gelmesede diken gibi batsada hoş görmeye mazur görmeye devam et. Bu hem Efendimizin hem Cenabı Hakkın Sünnetlerindendir. Sana şeref kazandırır göklerde.
MEHTER / TASAVVUF MÜZİK
SİTE HARİTASI
SAAT
Üyelik Girişi