CEMAZİYEL -EVVEL HAKİKAT DAMLASI
HADİS-İ ŞERİF IŞIĞINDA AHİRZAMAN “Siz öyle bir zamanda yaşıyorsunuz ki sizden biriniz emrolunduğu şeylerin onda birini terk etse helâk olur. Sonra öyle bir zaman gelecek ki sizden kim emrolunduğu şeyin onda birini yapsa kurtulur.” (Tirmizî, Fiten, 79/2267) “Öyle bir zaman gelecek ki o zaman şu üç şeyden daha kıymetli birşey olmayacaktır: Helal para, can u gönülden arkadaşlık yapılacak bir kardeş ve kendisiyle amel edilecek bir sünnet.” (Heysemî, I, 172) “Öyle bir zaman gelecek ki, kişi helâlden mi haramdan mı kazandığına aldırmayacak!” (Buharî, Büyû; 7) Ebu Said el-Hudrî’den rivayet edildiğine göre Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: “Aranızda öyle bir grup ortaya çıkacaktır ki, namazınızı onların namazları, oruçlarınızı onların oruçları ve diğer amellerinizi de onların amelleri yanında az göreceksiniz. onlar Kur’ân okurlar, fakat okudukları boğazlarından aşağı geçmez. onlar okun yaydan çıktığı gibi dinden çıkarlar...” (Buhârî, Fedâilü’l-Kur’ân, 36) “Öyle bir zaman gelecek ki okuma meraklı kurrâ çoğalacak; fakîhler ise azalacak ve bu sûretle ilim çekilip alınacak. Daha sonra öyle bir zaman gelecek ki insanların okudukları boğazlarından aşağı geçmeyecek.” (Hakim, Müstedrek, V, 504) “Şiddetli bir şekilde yaklaşan fitne sebebiyle vay insanların hâline. İnsanlar mü’min olarak sabahlar da akşam kâfir oluverirler. İnsanlar dinlerini küçük dünya menfaati karşılığı değiştiriverirler. İşte öyle zamanda dinlerinde sâbit kalabilenler ellerinde kor ateşi tutanlar gibidirler.” (Ahmed İbn Hanbel, Müsned, II, 390; Ayrıca bkz. Müslim, İman 186; Tirmizi, Fiten 30, (2196) “Öyle bir zaman gelecek ki bütün insanlar ribâ ile iş yapacak. Ondan sakınanlar dahi tozuna bulaşmak durumunda kalacaklar.” (Nesâî, Büyû 2; İbnu Mâce, Ticârât 58; İbn Hanbel, Müsned, IV, 494; Beyhakî Sünen, IV, 275) “Öyle bir zaman gelecek ki doğru söyleyenler yalanlanacak, yalancılar ise doğrulanacak. Güvenilir kimseler hain sayılacak, hâinlere güvenilecek. İnsanlardan şâhidlik etmeleri istenmediği halde şâhidlik edecekler, yemin etmeleri istenmediği halde yemin edecekler,” (Taberâni, XXIII, 314) “Öyle bir zaman gelecek ki insanlar iyiliği özendirmeyecek, kötülükten de sakındırmayacaklar.” (Heysemî, Mecmauz-zevâid, VII, 280) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “Muhakkak ki insanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, o vakit kişi altından sadaka ile (çarşı Pazar) dolaşır da bunu kendisinden sadaka olarak kabul edecek tek kişi bulamaz. O zaman, tek bir erkeğe kırk tane kadının tâbi olduğunu ve kadınların çokluğu ve erkeklerin azlığı sebebiyle ona sığındıklarını görürsün.” (Buhari, Zekât 9; MüsIim, Zekat 59) “Ben sizin dünya hırsıyla birbirinizle kapışmanızdan, birbirinizi katletmenizden ve sizden öncekiler gibi helâk olup gitmenizden korkuyorum.” (Müslim, Fezâil 31) “…Ben asıl sizin dünyayı elde etmek için birbirinizle kapışıp kavga etmenizden korkuyorum.” (Buhârî, Cenâiz 71, Menâkıb 25, Megâzî 27, Rikâk 7, 53; Müslim, Fezâil 30) Hz. Sevban radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “–Size çullanmak üzere, yabancı kavimlerin, tıpkı sofraya çağrışan yiyiciler gibi, birbirlerini çağıracakları zaman yakındır.” Orada bulunanlardan biri: “–O gün sayıca azlığımızdan mı bu durum başımıza gelecek?” diye sordu. “–Hayır, bilakis o gün siz çok olacaksınız. Lakin sizler bir selin getirip yığdığı çer-çöpler gibi hiçbir ağırlığı olmayan kimseler durumunda olacaksınız. Allah, düşmanlarınızın kalbinden size karşı korku duygusunu çıkaracak ve sizin kalplerinize zaafı atacak!” buyurdular. “–Zaaf da nedir ey Allah’ın Rasûlü?” denildi. “–Dünya sevgisi ve ölüm korkusu!” buyurdular.” (Ebu Davud, Melahim 5/4297) Ebu Ümeyye eş-Şa’bani anlatıyor: “Ey Ebu Sa’lebe dedim, şu ayet hakkında ne dersin?” (Mealen): “Ey iman edenler! Siz kendinize bakın. Siz doğru yolda oldukça, sapıtmış olanlar size zarar vermez.” (Maide 105) Bana şu cevabı verdi: “Gerçekten bunu, iyi bilen birine sordun. Zira ben aynı şeyi Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-’a sormuştum. Demişti ki: “Ma’rufa sarılın, münkerden de kaçının! Ne zaman uyulan bir cimrilik, takip edilen bir hevâ, (dine, ahirete) tercih edilen dünyalık görür, rey sahiplerinin (selefi dinlemeden) kendi reylerini beğendiklerini müşahade edersen, o zaman kendine bak. İnsanlarla uğraşmayı bırak. Zira (bu safhaya gelince) arkanızda sabır günleri var demektir. O günler avuçta ateş tutmak gibi (sıkıntılı)dır. O günlerde, sizin kadar amel yapabilen bir kimseye elli kişinin ecri verilecektir.” (Ebu Davud, Melahim 17/4341); Tirmizi, Tefsir, 5/3060); İbnu Mace, Fiten 21) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “-İnsanlar öyle günler görecek ki, katil niçin öldürdüğünü, maktul de niçin öldürüldüğünü bilemeyecek.” “-Bu nasıl olur?” diye soruldu. Şu cevabı verdi: “-Herçtir! Öldüren de ölen de ateştedir.” (Müslim, Fiten 56) Zübeyr İbnu Adiy rahimehullah anlatıyor: “Hz. Enes İbnu Mâlik radıyallahu anh’ın yanına girdik. Haccâc’ın bize yaptıklarını şikayet ettik. “-Sabredin, buyurdu. Zira öyle günlerle karşılaşacaksınız ki, her yeni gün, gidenden daha kötü olacak. Bu hal Rabbinize kavuşuncaya kadar devam edecek. Ben bunu, Rasûlunüz -sallallâhu aleyhi ve sellem-’den işittim.” (Buhari, Fiten 6; Tirmizi, Fiten 35/2206) Hz. Huzeyfe radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “-Bana kaç müslüman olduğunu sayıverin” buyurdular. Biz: “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bizim sayımız altı-yediyüze ulaşmış olduğu halde, hakkımızda korku mu taşıyorsunuz?” dedik. “-Siz bilemezsiniz, (çokluğunuza rağmen) imtihan olunabilirsiniz!” . Gerçekten öyle (belaya maruz kalıp) imtihan olunduk ki, içimizden namazını gizlice kılanlar oldu.” (Buhari, Cihad 181; Müslim, İman 235) Abdullah ibn-i Ömer -radıyallâhu anh- tarafından rivayet edilmiştir. Rasûlullâh –sallâllâhu aleyhi ve elem- bize yönelerek şöyle buyurdu: “Ey Muhacirler cemâati! Beş şey vardır ki, onlarla mübtelâ olacağınız zaman Ben sizlerin o şeylere erişmenizden Allâh’a sığınırım. Onlar şunlardır: 1- Bir milletin içinde zina, fuhuş ortaya çıkıp nihayet o millet bu suçu alenî olarak işlediğinde, mutlaka içlerinde taun hastalığı ve onlardan önce gelip-geçmiş milletlerde vuku bulmamış hastalıklar yayılır. 2- Ölçü ve tartıyı eksik yapan her millet mutlaka kıtlık, geçim sıkıntısı ve başlarındaki hükümdarların zulmü ile cezalandırılırlar. 3- Mallarının zekâtını vermekten kaçan her millet mutlaka yağmurdan menedilir (kuraklık cezası ile cezalandırılır) ve hayvanları olmasa (Allâh hayvanlara acımasa) onlara yağmur yağdırmaz. 4- Allâh’ın ahdini (emirlerini) ve Rasûlün sünnetini terk eden her milletin başına mutlaka Allâh kendilerinden olmayan düşmanı musallat eder ve düşman o milletin elindeki-avucundakilerin bir kısmını alır. 5- İmamları (yâni devlet adamları) Allâh’ın Kitabı ile amel etmeyip Allâh’ın indirdiği hükümlerden işlerine geleni seçtikçe Allâh onların hesabını kendi aralarında görür.” (İbn-i Mâce, Fiten, 22) Rasûlullah sallallahu aleyhi veselem şöyle buyurdu: “Fırat nehrinin suyu çekilip, aktığı yatakta bulunan bir altın dağı meydana çıkmadıkça ve kurtulup kazanan ben olayım diye birbiriyle çarpışan her yüz kişiden doksan dokuzu ölmedikçe kıyamet kopmaz.” (Buhârî, Fiten 24; Müslim, Fiten 29. Ayrıca bk. İbni Mâce, Fiten 25) Diğer bir rivayet ise şöyledir: “Pek yakında Fırat nehrinin suyu çekilerek aktığı yatakta bir altın hazinesi meydana çıkacaktır. O günü gören kimse, o hazineden kesinlikle bir şey almasın.” (Buhârî, Fiten 24; Müslim, Fiten 29-32. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Melâhim 13; Tirmizî, Sıfatü’l-cenne 26) “Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki kişi bir kabre uğrayıp üzerine abanarak: ‘Keşke bu kabrin içinde ben olsaydım’ demedikçe kıyamet kopmaz. Hâlbuki bu sözü ona söyleten din değil, belâ olacaktır.” (Buhârî, Fiten, 22; Müslim, Fiten, 53-54) Öyle bir zamanın geleceği, insanların kalblerinin dünya sevgisi ile dolacağı, cihadı zarar olarak görüp zekat vermeyi altından kalkılması zor bir borç olarak görecekleri bildirilir. (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 236/6322) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “-Beni İsrail üzerine gelen şeyler, aynıyla ümmetimin üzerine de gelecektir. Öyle ki onlardan aleni olarak annesine gelen olmuşsa, ümmetimden de bu çirkin işi mutlaka yapan olacaktır. Nitekim, Beni İsrail yetmişiki millete (dine, fırkaya) bölünmüştü. Benim ümmetim de yetmişüç millete bölünecektir. Bunlardan bir tanesi hariç hepsi ateştedir.” “-Bu fırka hangisidir?” diye soruldu. “-Benim ve ashabımın üzerinde olduğu şeyden ayrılmayanlardır!” buyurdular.” (Tirmizi, İman 18/2641) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “Ümeranız hayırlı olanlarınızdan iseler, zenginleriniz sehâvetkâr kimselerse, işlerinizi aranızda müşavere ile hallediyorsanız, bu durumda yerin üstü (hayat), altından (ölümden) hayırlıdır. Eğer ümeranız şerirlerinizden, zenginleriniz cimri ve işleriniz kadınların elinde ise, yerin altı üstünden, (ölmek yaşamaktan) daha hayırlıdır. (Çünkü artık dini ikame imkanı kalmaz).” (Tirmizi, Fiten 78/2266) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “-Gençlerinizin fıska düştüğü, kadınlarınızın azdığı zaman haliniz ne olur?” diye sormuştu. (Yanındakiler hayretle): “-Ey Allah’ın Rasûlü, yani böyle bir hal mi gelecek?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdu ve devam etti: “-Emr-i bi’l-ma’rufta bulunmadığınız, nehy-i ani’l-münker yapmadığınız vakit haliniz ne olur?” diye sordu. (Yanındakiler hayretle:) “-Yani bu olacak mı?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdular ve sormaya devam ettiler: “-Münkeri emredip, ma’rufu yasakladığınız zaman haliniz ne olur?” (Yanında bulunanlar iyice hayrete düşerek): “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bu mutlaka olacak mı?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdular ve devam ettiler: “-Ma’rufu münker, münkeri de ma’ruf addettiğiniz zaman haliniz ne olur?” (yanindeki Ashab:) “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bu mutlaka olacak mı?” diye sordular. “-Evet, olacak!” buyurdular.” (Heysemi, Mecma’u’z-Zevaid, VII, 281) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “İnsanların dünyaca en bahtiyarını âdi oğlu âdiler teşkil etmedikçe Kıyamet kopmaz.” (Tirmizi, Fiten 37/2209) Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-, yanındaki cemaate konuşurken, bir adam gelerek: “-Ey Allah’ın Rasûlü! Kıyamet ne zaman kopacak?” dedi. Sallallâhu aleyhi ve sellem- konuşmasına devam etti, sözlerini bitirdiği vakit: “-Sual sâhibi nerede?” buyurdular. Adam: “-İşte buradayım ey Allah’ın Rasûlü!” dedi. Sallallâhu aleyhi ve sellem-: “-Emanet zâyi edildiği vakit Kıyameti bekleyin!” buyurdular. Adam: “-Emanet nasıl zâyi edilir?” diye sordu. Efendimiz: “-İş, ehil olmayana tevdi edildi mi Kıyamet’i bekleyin!” buyurdular.” (Buhari, İlm 2, Rikâk 35) Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “Ümmetim onbeş şeyi yapmaya başlayınca ona büyük belanın gelmesi vâcip olur!” buyurmuşlardı. (Yanındakiler:) “Ey Allah’ın Rasûlü! Bunlar nelerdir?” diye sordular. Sallallâhu aleyhi ve sellem- saydı: -Ganimet (yani milli servet, fakir fukaraya uğramadan sadece zengin ve mevki sahibi kimseler arasında) tedavül eden bir metâ haline gelirse, -Emanet (edilen şeyleri emânet alan kimseler, sorumlu ve yetkililer, memurlar) ganimet (malı yerini tutup, yağmalayıp nefislerine helal) kıldıkları zaman, -Zekât (ödemeyi ibadet bilmeyip bir angarya ve) ceza telâkki ettikleri zaman. -Kişi annesinin hukukuna riayet etmeyip, kadınına itaat ettiği; -Babasından uzaklaşıp ahbabına yaklaştığı; -Mescidlerde (rıza-yı ilâhi gözetmeyen husûmet, alış-veriş, eğlence ve siyâsiyâta vs. müteallik) sesler yükseldiği zaman. -Kavme, onların en alçağı (erzel) reis olduğu; -(Devlet otoritesinin yetersizliği sebebiyle tedhiş ve zulümle insanları sindiren zorba) kişiye zararı dokunmasın diye hürmet edildiği; -(Çeşitli adlarla imal edilen) içkiler (serbestçe) içildiği; -İpek (haram bilinmeyip erkekler tarafından) giyildiği; -Çeşitli adlar altında şarkıcı kadınlar ve çalgı aletleri edinildiği; -Bu ümmetin sonradan gelen nesilleri, önceden gelip geçenlere (çeşitli ithamlar ve bahanelerle) hakâret ettiği zaman artık kızıl rüzgârı, (zelzeleyi), yere batışı (hasfı) veya suret değiştirmeyi (meshi) (veya gökten taş yağmasını, (kazfi) bekleyin.” (Tirmizi, Fiten 38/2210) Mikdam bin Ma’dikerb’in bir hizmetçisi vardı, süt satardı, Mikdam da karşılığında para alırdı. Ona: “-Sübhanallah, süt satıp para mı alıyorsun?” dediler. O da: “¬-Evet, bunda ne var ki? Ben Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-’in şöyle dediğini duydum: “-İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki o vakit dinar ve dirhemden başka bir şey fayda vermeyecek!” dedi. (Ahmed bin Hanbel, IV, 133) “Sizin üzerinize öyle bir zaman gelecek ki o vakit siz, iyilikleri emretmeyen ve kötülükleri yasaklamayan kimselerin en hayırlı kişiler olduğunu düşünürsünüz.” (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 686/8462) Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-: “-İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki o vakit müminin kalbi tuzun suda eridiği gibi eriyecek!” buyurdu. “-Niçin eriyecek yâ Rasûlallah?” diye sorulduğunda: “-Kötülükleri görüp de onları değiştirmeye güç yetiremediği için” buyurdu. (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 686/8463) Rabbim Bizleri Uyananlardan Eylesin İnşAllah.

İMANIN KALBİ Şeyh Mehmet Efendi’nin 18 Ekim 2017 Sohbeti

İMANIN KALBİ Şeyh Mehmet Efendi’nin 18 Ekim 2017 Sohbeti Euzubillahimineşşeytanirraciym Bismillahirrahmanirrahiym. Esselatu vesselamu ala Rasuline Muhammedin Seyyidil evveline vel ahiriyn. Meded ya Rasulullah, meded ya Meşayihina. destur Mevlana Şeyh Abdullah el-Faiz ed-Dağıstani Şeyh Muhammed Nazım el-Hakkani meded. Tarikatuna es sohbe vel hayru fi cemiyye. İnşaAllah tarikatımız sohbet ve toplanmaktır. Rahmetli, çok rahmetli şeydir. Bunu her sohbet bereket çin söylüyoruz Şah-ı Nakşibendi Hazretleri bunu söylerdi. Burada Müslüman memleketindeyiz.Elhamdülillah büyük, milyonlar, yüz milyonlarca Müslümanlar yaşıyor, dünyanın en büyük Müslümanülkesi elhamdülillah. Medreseleri var, çok alimleri var, tarikat, hepsi elhamdülillah. Müslümanlar için iyi yer, iyi. Her şey iyi fakat tabii ki ahir zamanda yaşıyoruz. Her şey şeytan tarafından idare edilmektedir. O bunu helak eder.Elhamdülillah, sizin burada da, çok tarikatlarınız var - bu size medrese inancını, imanını verir. Tarikat öğretmek de çok mühim çünkü tarikatsız bunların hiç birisinin bir faydası yoktur. İlmin kalbi- iman, Peygambere صلى الله عليه وسلم saygı duymak. Bunu öğretmezseniz onlar kimseye saygı duymazlar. Çünkü bu sevgi ve Peygambere صلى الله عليه وسلم saygı Allah Azze ve Celle'nin rahmetidir. Saygın olmazsa, ordinaryüs profesör bile olsan - faydası yoktur İslam şeriatta doktor olsan - faydası yoktur. Kendi için bile, onun için faydası yoktur. Fakat saygı olursa, şeriatı bilmeyen cahil insan bile olsa, onun saygısı bu adam daha iyidir. Bir zaman bir Şeyh, Mevlana Şeyh, evliyaullah, o da, yerden yere gider ve bir kimse onu evinde misafir etti. Şeyh insanları ziyaret etmek için o yere gider ve bu adam o - eski zamanda bu malzemeleri elle yaparlar, dokumacı. Elle yapan makine var, bunu böyle alırlar ve o onu çok iyi ağırladı, ona saygı duydu. Onu ağırlamakta çok iyiydi. Ona yardım etti ve orada durduğu sürece ona hizmet etti, çok iyi. Ve Şeyh ondan çok memnundu. Ve ''Ey oğlum, benimle gel, benim adamım ol, talebem ol. Allah جل جلاله ...seni seviyorum, bana gel'' dedi ona. Fakat kalbinde evliyaya karşı sevgi ve saygı var. Ve aşırı mutluydu ve hemen Şeyh ile beraber olmayı kabul etti. Ve o onu dergaha götürdü, Mevlevihane’ye. Başka yerde belki üç gün veya beş gün o yerden uzaktaydı. Yani dergaha gittiler ve onu eğitmeye başladı. Ve ilk önce beyt okumakla başladı- Mevlana Rumi'nin mesnevisinin şiiridir, Mesnevi. Sekiz parça, mısra okudu. Mesnevi Celaleddin-i Rumi'nin gerçekten çok büyük kitabıdır ve şimdi bile en çok yayınlanan kitaptır - Müslüman, gayri Müslim- hepsi bu kitabı okurlar.Ve onu anlamak için önce birisi uzun yıllar onunla oturmalı. Bu kitabı her okuduklarında dergahtalar, Mevlevi dergahı, ve açıklıyorlar. Okumak için usta olmak gerekir ve insanlara okumak ve açıklamak için. Belki yirmiden fazla yıla ihtiyaç var böyle ilimli olmak için. Böylece Şeyh bu on sekiz parçayı okudu ve ona açıkladı. Ve bu adam kitaptan veya başka şeytan hiçbir şey bilmiyordu. Bildiği tek şey - sabahtan akşama kadar malzeme yapmak. Sonra Şeyh ona anlattı ''bunu kendi yerinde oku'' ve gitti ve ona zahiri ve bâtıni için bütün ilim verildi, şeriat ve hakikat için. Ve o yerdeki Mevlevi dergahının Şeyh'i oldu. Yani Meşayih ve Peygamber'e صلى الله عليه وسلم olan saygısından, Allah جل جلاله ona açılış yaptı. Elhamdülillah burada saygınız var meşayihe ve evliyaullah'a, Peygamber'e صلى الله عليه وسلم .Bunu daha fazla ve fazla da yapmalısınız. Yani bu sizin amacınız, hedefinizdir bu dünyada- iyi bir mümin olmak için, iyi bir inanan, hakiki inanan olmak için. Bir defasında Habibu.... Şakikul Belhi müridiyle beraber gidiyordu ve bir gayrimüslim Allah'a kulluk yapana Ona جل جلاله yiyecek ve içecek verdiği için, o yalancıdır dediler. Yalancı. Şakikul Belhi müridi ve bir gayrimüslimle gidiyordu. Sonra onu bu şekilde gördüğünde bu sözü söyledi, Allah'a جل جلاله kim ibadet ediyorsa çünkü Ona جل جلاله yiyecek içecek veriyor - ''o yalancıdır'' dedi. Ve Şakikul Belhi bu adamın söylediğiyle mutluydu. Müridine bunu yazmasını söyledi. Ve bu adam şaşırdı ''Ne? Ben Müslüman değilim ve söylediğimi mi yazıyorsun?'' Ona ''gerçekten, hakikat olan Müslümanın, müminin neye baktığıdır, aradıkları içinde. Bulduğunda, Müslüman mı, gayrimüslim mi fark etmez fakat hakikattir olduğu için kabul ederiz ve kitabıma yazarım'' dedi. Ve ''eğer senin dinin böyleyse bu hakiki dindir Ben Müslüman olmak istiyorum ve Müslüman oldu'' dedi. Çünkü biz Allah Azze ve Celle'ye kulluk ediyoruz, O جل جلاله tabii ki O جل جلاله bize veriyor ve bunun için şükür ediyoruz, fakat en mühim şey çünkü O'nun emridir, ve O جل جلاله bize en iyi lütfunu veriyor, ki yiyecekten daha iyidir, her şeyden daha iyidir. Yediklerin hemen biter fakat imanın yoksa bu sorundur. Yani Allah جل جلاله için ibadet ediyoruz ve O'nun emri için ve bu - ibadet edebilenler şanslı çünkü milyarlarca insan ibadet etmiyorlar. Onlar bilmiyorlar, kaçıyorlar, sahip oldukları hakkında bir ilimleri yok. Çünkü asıl şeyimiz midemizi doldurmak değil- herkes bunu yapıyor. Kabul eden şanslı insanlar Allah جل جلاله onlara bu lütfu, imanı verdi, Tarikat için çok bağlanıp daha güçlü imanın olması için çok mühimdir. Yani inşaAllah tarikatı takip etmeliyiz. Tarikat, tabii ki Hak tarikat, şeriatın emrini ve Peygamber'in صلى الله عليه وسلم emrini takip edenler - Rasulallah'ın صلى الله عليه وسلم sünneti. Ve emri kim Peygamber'in صلى الله عليه وسلم emrini ve şeriatın emrini kabul etmezse, o- çünkü bu günlerde tarikatta olduğunu iddia eden de çok insan var ve onlar yapmıyorlar ve bu şeriatı yapmaya gerek yok diyorlar. Onları takip etmeyin. Sadece imanını güçlendirmek olanı takip et. Çünkü tarikat sana yapman gerekeni gösterir, verir. Kendi başına yoldan çıkarsın fakat insanlar içinde olursan ve Şeyh'in himayesinde olursan selamette olursun. Ve tarikatta tabii ki herkes için yapılacak bir şey vardır.Yapabildikleri kadar vardır. Biraz zikir yapmak, ibadet etmek, oruç tutmak ve herkes tarikatta olabilir zor değildir. Bu imanımızı güçlendirir ve güçlendirir. Allah Azze ve Celle جل جلاله Kudsi Hadisinde buyurur: Ma yezelu abdi yetekarrabu ileyye bin navafili hatta ekuna... Allah Azze ve Celle جل جلاله buyuruyor: ''Kulum, Bana Allah Azze ve Celle'ye daha yakın olmak isteyenler nafile ibadet yapsınlar''. Çok nafile ibadet ve zikrimiz, Kur'an ve başkaları var. Allah Azze ve Celle جل جلاله buyurdu: ''O Bana جل جلاله yakınlaşır ve yakınlaşır.'' Ve Allah جل جلاله buyurur: ''O Bana daha fazla yaklaşır ve o gözüme girer- Benim gözümle görür, eli Benim elim gibi olur, bacağı bacağım gibi.'' Tabii ki Allah Azze ve Celle'nin جل جلاله yok fakat O جل جلاله her şeyiyle Allah جل جلاله ile beraber olursun. Ve böyle olan kimseye kimse zarar veremez, onu kimse üzemez, onu kimse öfkelendiremez. Kim, ve bu tarikat eğitimidir, çoğu insanlar imanımızı nasıl güçlendiririz diye sorarlar. Nafile yapmakla, zikir yapmakla, tespihle. Bunların hepsi imanımızı güçlendirir fakat kendi başına olursan bıkarsın ve bırakırsın. Fakat tarikatta olursan ve Şeyh sana yardım eder hayatının sonuna kadar bununla devam edersin. Allah جل جلاله seni şeytandan ve ordusundan korur ve saf olursun ve bu, özellikle insan varlığındaki şeytan hepimizden uzak olsun, inşaAllah. İnşaAllah, bunun gibi meclis, inşaAllah daha fazla ve fazla olur, inşaAllah daim olur kıyamete kadar, inşaAllah bu meclis her zaman olur, inşaAllah. Ve Min Allahi Tevfik el-Fatiha.
MEHTER / TASAVVUF MÜZİK
SİTE HARİTASI
SAAT
Üyelik Girişi