CEMAZİYEL -EVVEL HAKİKAT DAMLASI
HADİS-İ ŞERİF IŞIĞINDA AHİRZAMAN “Siz öyle bir zamanda yaşıyorsunuz ki sizden biriniz emrolunduğu şeylerin onda birini terk etse helâk olur. Sonra öyle bir zaman gelecek ki sizden kim emrolunduğu şeyin onda birini yapsa kurtulur.” (Tirmizî, Fiten, 79/2267) “Öyle bir zaman gelecek ki o zaman şu üç şeyden daha kıymetli birşey olmayacaktır: Helal para, can u gönülden arkadaşlık yapılacak bir kardeş ve kendisiyle amel edilecek bir sünnet.” (Heysemî, I, 172) “Öyle bir zaman gelecek ki, kişi helâlden mi haramdan mı kazandığına aldırmayacak!” (Buharî, Büyû; 7) Ebu Said el-Hudrî’den rivayet edildiğine göre Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: “Aranızda öyle bir grup ortaya çıkacaktır ki, namazınızı onların namazları, oruçlarınızı onların oruçları ve diğer amellerinizi de onların amelleri yanında az göreceksiniz. onlar Kur’ân okurlar, fakat okudukları boğazlarından aşağı geçmez. onlar okun yaydan çıktığı gibi dinden çıkarlar...” (Buhârî, Fedâilü’l-Kur’ân, 36) “Öyle bir zaman gelecek ki okuma meraklı kurrâ çoğalacak; fakîhler ise azalacak ve bu sûretle ilim çekilip alınacak. Daha sonra öyle bir zaman gelecek ki insanların okudukları boğazlarından aşağı geçmeyecek.” (Hakim, Müstedrek, V, 504) “Şiddetli bir şekilde yaklaşan fitne sebebiyle vay insanların hâline. İnsanlar mü’min olarak sabahlar da akşam kâfir oluverirler. İnsanlar dinlerini küçük dünya menfaati karşılığı değiştiriverirler. İşte öyle zamanda dinlerinde sâbit kalabilenler ellerinde kor ateşi tutanlar gibidirler.” (Ahmed İbn Hanbel, Müsned, II, 390; Ayrıca bkz. Müslim, İman 186; Tirmizi, Fiten 30, (2196) “Öyle bir zaman gelecek ki bütün insanlar ribâ ile iş yapacak. Ondan sakınanlar dahi tozuna bulaşmak durumunda kalacaklar.” (Nesâî, Büyû 2; İbnu Mâce, Ticârât 58; İbn Hanbel, Müsned, IV, 494; Beyhakî Sünen, IV, 275) “Öyle bir zaman gelecek ki doğru söyleyenler yalanlanacak, yalancılar ise doğrulanacak. Güvenilir kimseler hain sayılacak, hâinlere güvenilecek. İnsanlardan şâhidlik etmeleri istenmediği halde şâhidlik edecekler, yemin etmeleri istenmediği halde yemin edecekler,” (Taberâni, XXIII, 314) “Öyle bir zaman gelecek ki insanlar iyiliği özendirmeyecek, kötülükten de sakındırmayacaklar.” (Heysemî, Mecmauz-zevâid, VII, 280) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “Muhakkak ki insanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, o vakit kişi altından sadaka ile (çarşı Pazar) dolaşır da bunu kendisinden sadaka olarak kabul edecek tek kişi bulamaz. O zaman, tek bir erkeğe kırk tane kadının tâbi olduğunu ve kadınların çokluğu ve erkeklerin azlığı sebebiyle ona sığındıklarını görürsün.” (Buhari, Zekât 9; MüsIim, Zekat 59) “Ben sizin dünya hırsıyla birbirinizle kapışmanızdan, birbirinizi katletmenizden ve sizden öncekiler gibi helâk olup gitmenizden korkuyorum.” (Müslim, Fezâil 31) “…Ben asıl sizin dünyayı elde etmek için birbirinizle kapışıp kavga etmenizden korkuyorum.” (Buhârî, Cenâiz 71, Menâkıb 25, Megâzî 27, Rikâk 7, 53; Müslim, Fezâil 30) Hz. Sevban radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “–Size çullanmak üzere, yabancı kavimlerin, tıpkı sofraya çağrışan yiyiciler gibi, birbirlerini çağıracakları zaman yakındır.” Orada bulunanlardan biri: “–O gün sayıca azlığımızdan mı bu durum başımıza gelecek?” diye sordu. “–Hayır, bilakis o gün siz çok olacaksınız. Lakin sizler bir selin getirip yığdığı çer-çöpler gibi hiçbir ağırlığı olmayan kimseler durumunda olacaksınız. Allah, düşmanlarınızın kalbinden size karşı korku duygusunu çıkaracak ve sizin kalplerinize zaafı atacak!” buyurdular. “–Zaaf da nedir ey Allah’ın Rasûlü?” denildi. “–Dünya sevgisi ve ölüm korkusu!” buyurdular.” (Ebu Davud, Melahim 5/4297) Ebu Ümeyye eş-Şa’bani anlatıyor: “Ey Ebu Sa’lebe dedim, şu ayet hakkında ne dersin?” (Mealen): “Ey iman edenler! Siz kendinize bakın. Siz doğru yolda oldukça, sapıtmış olanlar size zarar vermez.” (Maide 105) Bana şu cevabı verdi: “Gerçekten bunu, iyi bilen birine sordun. Zira ben aynı şeyi Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-’a sormuştum. Demişti ki: “Ma’rufa sarılın, münkerden de kaçının! Ne zaman uyulan bir cimrilik, takip edilen bir hevâ, (dine, ahirete) tercih edilen dünyalık görür, rey sahiplerinin (selefi dinlemeden) kendi reylerini beğendiklerini müşahade edersen, o zaman kendine bak. İnsanlarla uğraşmayı bırak. Zira (bu safhaya gelince) arkanızda sabır günleri var demektir. O günler avuçta ateş tutmak gibi (sıkıntılı)dır. O günlerde, sizin kadar amel yapabilen bir kimseye elli kişinin ecri verilecektir.” (Ebu Davud, Melahim 17/4341); Tirmizi, Tefsir, 5/3060); İbnu Mace, Fiten 21) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “-İnsanlar öyle günler görecek ki, katil niçin öldürdüğünü, maktul de niçin öldürüldüğünü bilemeyecek.” “-Bu nasıl olur?” diye soruldu. Şu cevabı verdi: “-Herçtir! Öldüren de ölen de ateştedir.” (Müslim, Fiten 56) Zübeyr İbnu Adiy rahimehullah anlatıyor: “Hz. Enes İbnu Mâlik radıyallahu anh’ın yanına girdik. Haccâc’ın bize yaptıklarını şikayet ettik. “-Sabredin, buyurdu. Zira öyle günlerle karşılaşacaksınız ki, her yeni gün, gidenden daha kötü olacak. Bu hal Rabbinize kavuşuncaya kadar devam edecek. Ben bunu, Rasûlunüz -sallallâhu aleyhi ve sellem-’den işittim.” (Buhari, Fiten 6; Tirmizi, Fiten 35/2206) Hz. Huzeyfe radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “-Bana kaç müslüman olduğunu sayıverin” buyurdular. Biz: “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bizim sayımız altı-yediyüze ulaşmış olduğu halde, hakkımızda korku mu taşıyorsunuz?” dedik. “-Siz bilemezsiniz, (çokluğunuza rağmen) imtihan olunabilirsiniz!” . Gerçekten öyle (belaya maruz kalıp) imtihan olunduk ki, içimizden namazını gizlice kılanlar oldu.” (Buhari, Cihad 181; Müslim, İman 235) Abdullah ibn-i Ömer -radıyallâhu anh- tarafından rivayet edilmiştir. Rasûlullâh –sallâllâhu aleyhi ve elem- bize yönelerek şöyle buyurdu: “Ey Muhacirler cemâati! Beş şey vardır ki, onlarla mübtelâ olacağınız zaman Ben sizlerin o şeylere erişmenizden Allâh’a sığınırım. Onlar şunlardır: 1- Bir milletin içinde zina, fuhuş ortaya çıkıp nihayet o millet bu suçu alenî olarak işlediğinde, mutlaka içlerinde taun hastalığı ve onlardan önce gelip-geçmiş milletlerde vuku bulmamış hastalıklar yayılır. 2- Ölçü ve tartıyı eksik yapan her millet mutlaka kıtlık, geçim sıkıntısı ve başlarındaki hükümdarların zulmü ile cezalandırılırlar. 3- Mallarının zekâtını vermekten kaçan her millet mutlaka yağmurdan menedilir (kuraklık cezası ile cezalandırılır) ve hayvanları olmasa (Allâh hayvanlara acımasa) onlara yağmur yağdırmaz. 4- Allâh’ın ahdini (emirlerini) ve Rasûlün sünnetini terk eden her milletin başına mutlaka Allâh kendilerinden olmayan düşmanı musallat eder ve düşman o milletin elindeki-avucundakilerin bir kısmını alır. 5- İmamları (yâni devlet adamları) Allâh’ın Kitabı ile amel etmeyip Allâh’ın indirdiği hükümlerden işlerine geleni seçtikçe Allâh onların hesabını kendi aralarında görür.” (İbn-i Mâce, Fiten, 22) Rasûlullah sallallahu aleyhi veselem şöyle buyurdu: “Fırat nehrinin suyu çekilip, aktığı yatakta bulunan bir altın dağı meydana çıkmadıkça ve kurtulup kazanan ben olayım diye birbiriyle çarpışan her yüz kişiden doksan dokuzu ölmedikçe kıyamet kopmaz.” (Buhârî, Fiten 24; Müslim, Fiten 29. Ayrıca bk. İbni Mâce, Fiten 25) Diğer bir rivayet ise şöyledir: “Pek yakında Fırat nehrinin suyu çekilerek aktığı yatakta bir altın hazinesi meydana çıkacaktır. O günü gören kimse, o hazineden kesinlikle bir şey almasın.” (Buhârî, Fiten 24; Müslim, Fiten 29-32. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Melâhim 13; Tirmizî, Sıfatü’l-cenne 26) “Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki kişi bir kabre uğrayıp üzerine abanarak: ‘Keşke bu kabrin içinde ben olsaydım’ demedikçe kıyamet kopmaz. Hâlbuki bu sözü ona söyleten din değil, belâ olacaktır.” (Buhârî, Fiten, 22; Müslim, Fiten, 53-54) Öyle bir zamanın geleceği, insanların kalblerinin dünya sevgisi ile dolacağı, cihadı zarar olarak görüp zekat vermeyi altından kalkılması zor bir borç olarak görecekleri bildirilir. (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 236/6322) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “-Beni İsrail üzerine gelen şeyler, aynıyla ümmetimin üzerine de gelecektir. Öyle ki onlardan aleni olarak annesine gelen olmuşsa, ümmetimden de bu çirkin işi mutlaka yapan olacaktır. Nitekim, Beni İsrail yetmişiki millete (dine, fırkaya) bölünmüştü. Benim ümmetim de yetmişüç millete bölünecektir. Bunlardan bir tanesi hariç hepsi ateştedir.” “-Bu fırka hangisidir?” diye soruldu. “-Benim ve ashabımın üzerinde olduğu şeyden ayrılmayanlardır!” buyurdular.” (Tirmizi, İman 18/2641) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “Ümeranız hayırlı olanlarınızdan iseler, zenginleriniz sehâvetkâr kimselerse, işlerinizi aranızda müşavere ile hallediyorsanız, bu durumda yerin üstü (hayat), altından (ölümden) hayırlıdır. Eğer ümeranız şerirlerinizden, zenginleriniz cimri ve işleriniz kadınların elinde ise, yerin altı üstünden, (ölmek yaşamaktan) daha hayırlıdır. (Çünkü artık dini ikame imkanı kalmaz).” (Tirmizi, Fiten 78/2266) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “-Gençlerinizin fıska düştüğü, kadınlarınızın azdığı zaman haliniz ne olur?” diye sormuştu. (Yanındakiler hayretle): “-Ey Allah’ın Rasûlü, yani böyle bir hal mi gelecek?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdu ve devam etti: “-Emr-i bi’l-ma’rufta bulunmadığınız, nehy-i ani’l-münker yapmadığınız vakit haliniz ne olur?” diye sordu. (Yanındakiler hayretle:) “-Yani bu olacak mı?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdular ve sormaya devam ettiler: “-Münkeri emredip, ma’rufu yasakladığınız zaman haliniz ne olur?” (Yanında bulunanlar iyice hayrete düşerek): “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bu mutlaka olacak mı?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdular ve devam ettiler: “-Ma’rufu münker, münkeri de ma’ruf addettiğiniz zaman haliniz ne olur?” (yanindeki Ashab:) “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bu mutlaka olacak mı?” diye sordular. “-Evet, olacak!” buyurdular.” (Heysemi, Mecma’u’z-Zevaid, VII, 281) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “İnsanların dünyaca en bahtiyarını âdi oğlu âdiler teşkil etmedikçe Kıyamet kopmaz.” (Tirmizi, Fiten 37/2209) Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-, yanındaki cemaate konuşurken, bir adam gelerek: “-Ey Allah’ın Rasûlü! Kıyamet ne zaman kopacak?” dedi. Sallallâhu aleyhi ve sellem- konuşmasına devam etti, sözlerini bitirdiği vakit: “-Sual sâhibi nerede?” buyurdular. Adam: “-İşte buradayım ey Allah’ın Rasûlü!” dedi. Sallallâhu aleyhi ve sellem-: “-Emanet zâyi edildiği vakit Kıyameti bekleyin!” buyurdular. Adam: “-Emanet nasıl zâyi edilir?” diye sordu. Efendimiz: “-İş, ehil olmayana tevdi edildi mi Kıyamet’i bekleyin!” buyurdular.” (Buhari, İlm 2, Rikâk 35) Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “Ümmetim onbeş şeyi yapmaya başlayınca ona büyük belanın gelmesi vâcip olur!” buyurmuşlardı. (Yanındakiler:) “Ey Allah’ın Rasûlü! Bunlar nelerdir?” diye sordular. Sallallâhu aleyhi ve sellem- saydı: -Ganimet (yani milli servet, fakir fukaraya uğramadan sadece zengin ve mevki sahibi kimseler arasında) tedavül eden bir metâ haline gelirse, -Emanet (edilen şeyleri emânet alan kimseler, sorumlu ve yetkililer, memurlar) ganimet (malı yerini tutup, yağmalayıp nefislerine helal) kıldıkları zaman, -Zekât (ödemeyi ibadet bilmeyip bir angarya ve) ceza telâkki ettikleri zaman. -Kişi annesinin hukukuna riayet etmeyip, kadınına itaat ettiği; -Babasından uzaklaşıp ahbabına yaklaştığı; -Mescidlerde (rıza-yı ilâhi gözetmeyen husûmet, alış-veriş, eğlence ve siyâsiyâta vs. müteallik) sesler yükseldiği zaman. -Kavme, onların en alçağı (erzel) reis olduğu; -(Devlet otoritesinin yetersizliği sebebiyle tedhiş ve zulümle insanları sindiren zorba) kişiye zararı dokunmasın diye hürmet edildiği; -(Çeşitli adlarla imal edilen) içkiler (serbestçe) içildiği; -İpek (haram bilinmeyip erkekler tarafından) giyildiği; -Çeşitli adlar altında şarkıcı kadınlar ve çalgı aletleri edinildiği; -Bu ümmetin sonradan gelen nesilleri, önceden gelip geçenlere (çeşitli ithamlar ve bahanelerle) hakâret ettiği zaman artık kızıl rüzgârı, (zelzeleyi), yere batışı (hasfı) veya suret değiştirmeyi (meshi) (veya gökten taş yağmasını, (kazfi) bekleyin.” (Tirmizi, Fiten 38/2210) Mikdam bin Ma’dikerb’in bir hizmetçisi vardı, süt satardı, Mikdam da karşılığında para alırdı. Ona: “-Sübhanallah, süt satıp para mı alıyorsun?” dediler. O da: “¬-Evet, bunda ne var ki? Ben Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-’in şöyle dediğini duydum: “-İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki o vakit dinar ve dirhemden başka bir şey fayda vermeyecek!” dedi. (Ahmed bin Hanbel, IV, 133) “Sizin üzerinize öyle bir zaman gelecek ki o vakit siz, iyilikleri emretmeyen ve kötülükleri yasaklamayan kimselerin en hayırlı kişiler olduğunu düşünürsünüz.” (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 686/8462) Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-: “-İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki o vakit müminin kalbi tuzun suda eridiği gibi eriyecek!” buyurdu. “-Niçin eriyecek yâ Rasûlallah?” diye sorulduğunda: “-Kötülükleri görüp de onları değiştirmeye güç yetiremediği için” buyurdu. (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 686/8463) Rabbim Bizleri Uyananlardan Eylesin İnşAllah.

TARTIŞMAYIN Şeyh Mehmet Efendi’nin 29 Ekim 2017 Sohbeti

TARTIŞMAYIN Şeyh Mehmet Efendi’nin 29 Ekim 2017 Sohbeti Es selatu ves selamu ala Rasuline Muhammedin Seyyidil evveline vel ahiriyn. Meded ya Rasulullah, meded ya Sadati Ashabı Rasulillah, meded ya Meşhayihina, destur ya Şeyh Abdullah el-Faiz ed-Dağıstani,Şeyh Muhammed Nazım el-Hakkani meded. Tarikatuna es sohba vel hayru fi cemiyye. Mevlana Şeyh son sohbetinde, çok mühim konu konuşurken her zaman tekrar ederdi - edep. Edep ilimden önce gelir.Edebin iyi davranış olduğunu söyledi.İyi davranmanın anlamı Allah'ın sevdiğidir, Peygamber'in صلى الله عليه وسلم sevdiğidir ve insanların da sevdiğidir. İyi davranan insanlar, naziktirler, başka insanlara saygı duyarlar, bir sorun yapmazlar. Bu iyi davranıştır. İyi davranış Peygamber Sallallahu aleyhi vesselem tüm iyi davranışlar onun صلى الله عليه وسلم içindedir. Bunu Mevlana, isteği- sadece mürit için değil, tüm insan varlığı için- iyi istek. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem asla tartışmazdı, asla insanlarla tartışmazdı. O صلى الله عليه وسلم mutlu olmadığı vakit, terk ederdi. Orada bir şey yapan insanlar olduğunda, o صلى الله عليه وسلم onlardan memnun olmazsa, onlar bir şey bile söylemezdi. Mevlana Şeyh bize de öğretti: İnsanlara tartışmayın. Onlar tartışırlarsa, orayı terk et. Onlardan uzaklaş. Çünkü sen tartışırsan, şeytan mutlu olacak ve daha fazla tartışma yapacak belki kavgaya kadar. Ve Peygamber sallallahu aleyhi vessellem'in iyi bir örneği vardı. O صلى الله عليه وسلم bir yerden geçiyordu ve Seyyidina Ebu Bekir Sıddık ve normal insandan birisi, Seyyidina Ebu Bekir'e bağırıyordu- ona lanet ediyordu, ona bağırıyordu. Fakat Seyyidina Ebu Bekir bir şey söylemiyordu. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem gülümsüyordu. Bu adam her seferinde Seyyidina Ebu Bekir'e kötü şey söylediğinde, gülümsüyordu. Ve sonra Seyyidina Ebu Bekir bu adama, ''Yanlış konuşuyorsun'' dediğinde, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hemen orayı terk etti. Ve Ebu Bekir, tabii ki, o her zaman Sıddık'tır. Hissetti ve Peygamber'in صلى الله عليه وسلم ne istediğini bildi. Yani yanlış bir şey yaptığını hissetti ve sordu ''Ya Rasulullah صلى الله عليه وسلم ,ne olduğunu merak ediyorum. Çünkü bu adam her seferinde bana bağırdığında ve bana lanet ettiğinde ve hakkımda kötü konuştuğunda, siz صلى الله عليه وسلم gülümsüyordunuz. Siz صلى الله عليه وسلم her zaman gülümsüyordunuz ben bir şey söyleyene kadar, tek kelime, orayı tek ettiniz.'' O صلى الله عليه وسلم buyurdu, “O sana bağırırken, melek ona karşılık veriyordu. O sana her bağırdığında, melekler ona cevap veriyordu. Yani ben صلى الله عليه وسلم mutluydum. Fakat sen konuşmaya başladığında, melaike o bölgeyi terk etti ve şeytan geldi. Ben صلى الله عليه وسلم bunun için terk ettim.” Yani iyi tavırda olmalısın, sabırlı olmalısın. İyi edebi, iyi tavrı olmayan insanları dinlemeyin. Onları görmemezlikten gelmelisiniz. Çünkü karşılık vermek için Allah جل جلاله melaike gönderdi, sen bir şey yapmadan onlara cevap vermek için.Bugünlerde, bu konuşmaktan daha fenadır. Bilgisayarda yazıyorlar. Ve ''Bu adam bana bunu dedi. Ona karşılık ve cevap vermeliyim'' der. Yazıp ve verip, gönderirler. Ve başkaları durmaz. Belki tüm gece birbirlerini lanetlerler ve hiçbir şey olmaz. Sadece şeytan mutlu olur. Melaikelerin hepsi onlardan kaçarlar. İyi ahlak saygı duymaktır insanlara saygı duymak Mevlana onlara saygı duyardı ve yaşlılara saygı duymak, çocuklara merhametli olmak. İyi ahlak, insan varlığı için gerçekten çok iyidir. İnsan varlığı olmak, iyi ahlaklıysan, insan-ı kâmil olursun. İnsan-ı kâmil- Peygamber صلى الله عليه وسلم :her şey mükemmel, mükemmel insan varlığı. Bu insanlara baktığında: ''O bunu yaptı, onu sevmeliyim,'' fakat yaptığı doğru değil. ''Boş ver, o yapıyor, kimse bir şey söylemiyor. Olmalı, aynısını yapmayı seviyorum.'' Bunu yapıyorlar. Sonra edep yoktur, vahşi hayvan gibi oluyorlar. Hayvan gibi oluyorlar. Onların bazıları vahşi hayvan gibi çünkü onlar daha fena. Onlardan bazıları hayvan gibi, pis hayvan. Fakat hayvanın da çok çeşidi var. Fakat onlar gerçek oluyorlar.. Onları... yapamazsınız Onlarla bir yere gidemezsiniz. ''Bu.. bunu biliyorum. o benim arkadaşım veya o benim... onu tanıyorum'' diyemezsiniz. Bunu bile söyleyemezsiniz. Evliyaullah, meşayih, onlar doğru yolu, iyi yolu gösterir. "Vallahu yed‘u ila daris selam ve-yehdi men yaşa’u ila siratim mustakim" (10:25). Allah جل جلاله ister, insanları selamet yerine çağırır. Ve bu cennettir. Dünyada bile cennet, takip edersen cennette olabilirsin. Çünkü Allah جل جلاله ister, seni çağırır, ''Selamet evine gel.'' Burada da Onun جل جلاله emrini takip edersen, burada da cennette olursun ahirette de. Bu kötü ahlakı olan, edebi olmayan insanları görmezlikten gelirsen, Allah جل جلاله seni mükafatlandırır bu hayatı da cennet yapar. Yani bizler.. Bu memleketin Sultanı var. Ve Sultan, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, "Dhililah fil ard," Allah'ın جل جلاله gölgesi. Tabii ki, Allah'ın جل جلاله gölgesi yoktur- fakat bunu söylerler. Çünkü şimdi de bu insanlara bir şey söyleyebiliriz ki onlar gerçek Müslüman olduklarını ve bizim Müslüman olmadığımızı iddia ederler. Ve Allah'a جل جلاله el ve şey yaparlar Yani Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in demek istediği Sultan olanların rahmet dolu olduğu, şanlı olduğudur. Fakat insanları şeytan bırakmaz Allah'ın جل جلاله gölgesi'' ne demek yani, herkes onlara saygı duymalı ve iyi davranmalı. Halkta saygı yok. Bir şeyden sonra cumhuriyet yaptıklarında, ismini alıyorlar, insanların rütbesini çünkü bu rütbe onlara Sultan, kral tarafından verilmişti. Fakat bu cumhuriyet der ki, ''Hayır. Buna gerek yok. Herkes Sultan olabilir.'' Saygı yok, edep yok, kimse bunun kıymetini bilmez. Bunu yaptıklarında, herkes iyi ahlakta olmaz, edep yok. Onun için memlekette büyüyor, her seferinde darbe oluyor. Her altı ayda darbe yapıyorlar. Birbirlerini öldürüyorlar ve yenisini yapıyorlar. Birbirlerini öldürüyor ve yenisini yapıyorlar. Ve hiçbir şey bırakmıyorlar, onlardan topraklarını, mallarını, her şeyi alıyorlar. Ve bir şey bırakmıyorlar. Ve bereketleri yoktur çünkü lanetleniyorlar.Bunu aldıklarında ve insanlara saygılı olmamayı öğrettiklerinde, gerçekten vahşi hayvan oluyorlar. Bu orada doğuda oldu. Çünkü elli yıldır insanlara yozlaşmayı öğretiyorlar, rüşvetçilik ve başka bir şey düşünmezler, sadece para almak veya başka insanların parasına göz dikmek. ''Bunu ondan nasıl alırım?'' Çünkü onlara bunu öğretiyorlar, olan budur. Olan budur. Sonunda, her yerde, tüm bölgeler ateş gibi oluyor. Yani burada mutlu olmalısın. Salatin'e saygılı olmalısın ve ailesine ve Sultan tarafından verilen rütbelere. Bu onun iyi bir şey yaptığı yani iyi adam olduğu anlamına da gelir. Ona saygı duyarsan, yanlış bir şey yapmaması için daha dikkat eder. Ve bu tüm memleket için iyi olur çünkü herkes Sultan'ın gölgesi altındadır. Bereket olur. Çoğu insanlar bereketin kıymetini bilmiyorlar. Ve Müslüman memleket ve gayrimüslim memleketi arasında fark var. Müslüman memleketinde bereket var. Fakir bile olsalar, sorunları yok. Kimse açlıktan ölmüyor. Fakat batı ülkeleri var, yüz yıllarca her şeyi oradan alırlardı. Ve şimdi sorunları var. Çünkü onların bereketi yok. Ekonomik kriz, ekonomik kriz- onlarda olan budur. Ve bereketin sırrı ve Allah Azze ve Celle'ye muhtaç olmaktır. Allah'a جل جلاله muhtaç isen Allah جل جلاله her şeyde sana yardım eder. Çok evliyalar, onlardan birisi Seyyidina Şeyban Rai. O büyük evliyaullahtır... Fakat çobandı. Ve okuma yazma bilmiyordu. Fakat Allah جل جلاله ,çünkü o çok saftı, onu mübarek adam yaptı, evliyaullah. Ve Seyyidina İmam Şafi bile onun müridiydi. Cumaya gitmek istediğinde, sürüsü olduğu için, koyun sürüsü, cuma günü dağda veya köye yakında, normalde dışarıda namaz kılardı, normal vakitte. Fakat cumada, cumaya gitmek zorundaydı. Ne yapardı? Koyunlarını yere koyardı ve toprakta koyunların etrafında sopasıyla daire yapardı. Ve onları bırakıp cuma namazına giderdi. Ve kurt vardı. Kurt bu çizgiden, daireden geçemezdi. Ve koyunlar, dairenin dışına çıkmazlardı. Allah جل جلاله bunu isterse, her şey musahhar, evliyalara yardım eder. Bu dünyadaki herkes içindir, Allah جل جلاله bunu yaptı, "sahhara lekum" (45:13) sana itaat eden musahhar, bu herkes içindir. Yani iyi inanansan, mü'min, her şey senin için kolay olur ve burası senin için cennet olur. Ve, inşaAllah, ahirette de cennet. Fakat Mevlana'nın söylediği en mühim şey, ilimden daha mühimdir, ilmi-edep. Çünkü ilim, insanları çoğu zaman doğru yola götürür. Fakat insanları iyi yoldan da kötü yola götürür. Bu ilmin iki tane.. var Fakat ilimle edebin varsa, iyi ahlaktır, doğru olursun, kazanan olursun. Eğer edebin yoksa, mağlup olursun yüz tane PhD bile olsa. Allah جل جلاله bize verir, inşaAllah, bize iyi ahlak için yardım eder, Mevlana'nın isteğine göre. En mühim şey ve en onun için en mühim şey ve her zaman derdi: tartışmayın, tartışmayın, tartışmayın. Ve Min Allahi Tevfik el-Fatiha.
MEHTER / TASAVVUF MÜZİK
SİTE HARİTASI
SAAT
Üyelik Girişi