CEMAZİYEL -EVVEL HAKİKAT DAMLASI
HADİS-İ ŞERİF IŞIĞINDA AHİRZAMAN “Siz öyle bir zamanda yaşıyorsunuz ki sizden biriniz emrolunduğu şeylerin onda birini terk etse helâk olur. Sonra öyle bir zaman gelecek ki sizden kim emrolunduğu şeyin onda birini yapsa kurtulur.” (Tirmizî, Fiten, 79/2267) “Öyle bir zaman gelecek ki o zaman şu üç şeyden daha kıymetli birşey olmayacaktır: Helal para, can u gönülden arkadaşlık yapılacak bir kardeş ve kendisiyle amel edilecek bir sünnet.” (Heysemî, I, 172) “Öyle bir zaman gelecek ki, kişi helâlden mi haramdan mı kazandığına aldırmayacak!” (Buharî, Büyû; 7) Ebu Said el-Hudrî’den rivayet edildiğine göre Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: “Aranızda öyle bir grup ortaya çıkacaktır ki, namazınızı onların namazları, oruçlarınızı onların oruçları ve diğer amellerinizi de onların amelleri yanında az göreceksiniz. onlar Kur’ân okurlar, fakat okudukları boğazlarından aşağı geçmez. onlar okun yaydan çıktığı gibi dinden çıkarlar...” (Buhârî, Fedâilü’l-Kur’ân, 36) “Öyle bir zaman gelecek ki okuma meraklı kurrâ çoğalacak; fakîhler ise azalacak ve bu sûretle ilim çekilip alınacak. Daha sonra öyle bir zaman gelecek ki insanların okudukları boğazlarından aşağı geçmeyecek.” (Hakim, Müstedrek, V, 504) “Şiddetli bir şekilde yaklaşan fitne sebebiyle vay insanların hâline. İnsanlar mü’min olarak sabahlar da akşam kâfir oluverirler. İnsanlar dinlerini küçük dünya menfaati karşılığı değiştiriverirler. İşte öyle zamanda dinlerinde sâbit kalabilenler ellerinde kor ateşi tutanlar gibidirler.” (Ahmed İbn Hanbel, Müsned, II, 390; Ayrıca bkz. Müslim, İman 186; Tirmizi, Fiten 30, (2196) “Öyle bir zaman gelecek ki bütün insanlar ribâ ile iş yapacak. Ondan sakınanlar dahi tozuna bulaşmak durumunda kalacaklar.” (Nesâî, Büyû 2; İbnu Mâce, Ticârât 58; İbn Hanbel, Müsned, IV, 494; Beyhakî Sünen, IV, 275) “Öyle bir zaman gelecek ki doğru söyleyenler yalanlanacak, yalancılar ise doğrulanacak. Güvenilir kimseler hain sayılacak, hâinlere güvenilecek. İnsanlardan şâhidlik etmeleri istenmediği halde şâhidlik edecekler, yemin etmeleri istenmediği halde yemin edecekler,” (Taberâni, XXIII, 314) “Öyle bir zaman gelecek ki insanlar iyiliği özendirmeyecek, kötülükten de sakındırmayacaklar.” (Heysemî, Mecmauz-zevâid, VII, 280) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “Muhakkak ki insanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, o vakit kişi altından sadaka ile (çarşı Pazar) dolaşır da bunu kendisinden sadaka olarak kabul edecek tek kişi bulamaz. O zaman, tek bir erkeğe kırk tane kadının tâbi olduğunu ve kadınların çokluğu ve erkeklerin azlığı sebebiyle ona sığındıklarını görürsün.” (Buhari, Zekât 9; MüsIim, Zekat 59) “Ben sizin dünya hırsıyla birbirinizle kapışmanızdan, birbirinizi katletmenizden ve sizden öncekiler gibi helâk olup gitmenizden korkuyorum.” (Müslim, Fezâil 31) “…Ben asıl sizin dünyayı elde etmek için birbirinizle kapışıp kavga etmenizden korkuyorum.” (Buhârî, Cenâiz 71, Menâkıb 25, Megâzî 27, Rikâk 7, 53; Müslim, Fezâil 30) Hz. Sevban radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “–Size çullanmak üzere, yabancı kavimlerin, tıpkı sofraya çağrışan yiyiciler gibi, birbirlerini çağıracakları zaman yakındır.” Orada bulunanlardan biri: “–O gün sayıca azlığımızdan mı bu durum başımıza gelecek?” diye sordu. “–Hayır, bilakis o gün siz çok olacaksınız. Lakin sizler bir selin getirip yığdığı çer-çöpler gibi hiçbir ağırlığı olmayan kimseler durumunda olacaksınız. Allah, düşmanlarınızın kalbinden size karşı korku duygusunu çıkaracak ve sizin kalplerinize zaafı atacak!” buyurdular. “–Zaaf da nedir ey Allah’ın Rasûlü?” denildi. “–Dünya sevgisi ve ölüm korkusu!” buyurdular.” (Ebu Davud, Melahim 5/4297) Ebu Ümeyye eş-Şa’bani anlatıyor: “Ey Ebu Sa’lebe dedim, şu ayet hakkında ne dersin?” (Mealen): “Ey iman edenler! Siz kendinize bakın. Siz doğru yolda oldukça, sapıtmış olanlar size zarar vermez.” (Maide 105) Bana şu cevabı verdi: “Gerçekten bunu, iyi bilen birine sordun. Zira ben aynı şeyi Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-’a sormuştum. Demişti ki: “Ma’rufa sarılın, münkerden de kaçının! Ne zaman uyulan bir cimrilik, takip edilen bir hevâ, (dine, ahirete) tercih edilen dünyalık görür, rey sahiplerinin (selefi dinlemeden) kendi reylerini beğendiklerini müşahade edersen, o zaman kendine bak. İnsanlarla uğraşmayı bırak. Zira (bu safhaya gelince) arkanızda sabır günleri var demektir. O günler avuçta ateş tutmak gibi (sıkıntılı)dır. O günlerde, sizin kadar amel yapabilen bir kimseye elli kişinin ecri verilecektir.” (Ebu Davud, Melahim 17/4341); Tirmizi, Tefsir, 5/3060); İbnu Mace, Fiten 21) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “-İnsanlar öyle günler görecek ki, katil niçin öldürdüğünü, maktul de niçin öldürüldüğünü bilemeyecek.” “-Bu nasıl olur?” diye soruldu. Şu cevabı verdi: “-Herçtir! Öldüren de ölen de ateştedir.” (Müslim, Fiten 56) Zübeyr İbnu Adiy rahimehullah anlatıyor: “Hz. Enes İbnu Mâlik radıyallahu anh’ın yanına girdik. Haccâc’ın bize yaptıklarını şikayet ettik. “-Sabredin, buyurdu. Zira öyle günlerle karşılaşacaksınız ki, her yeni gün, gidenden daha kötü olacak. Bu hal Rabbinize kavuşuncaya kadar devam edecek. Ben bunu, Rasûlunüz -sallallâhu aleyhi ve sellem-’den işittim.” (Buhari, Fiten 6; Tirmizi, Fiten 35/2206) Hz. Huzeyfe radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “-Bana kaç müslüman olduğunu sayıverin” buyurdular. Biz: “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bizim sayımız altı-yediyüze ulaşmış olduğu halde, hakkımızda korku mu taşıyorsunuz?” dedik. “-Siz bilemezsiniz, (çokluğunuza rağmen) imtihan olunabilirsiniz!” . Gerçekten öyle (belaya maruz kalıp) imtihan olunduk ki, içimizden namazını gizlice kılanlar oldu.” (Buhari, Cihad 181; Müslim, İman 235) Abdullah ibn-i Ömer -radıyallâhu anh- tarafından rivayet edilmiştir. Rasûlullâh –sallâllâhu aleyhi ve elem- bize yönelerek şöyle buyurdu: “Ey Muhacirler cemâati! Beş şey vardır ki, onlarla mübtelâ olacağınız zaman Ben sizlerin o şeylere erişmenizden Allâh’a sığınırım. Onlar şunlardır: 1- Bir milletin içinde zina, fuhuş ortaya çıkıp nihayet o millet bu suçu alenî olarak işlediğinde, mutlaka içlerinde taun hastalığı ve onlardan önce gelip-geçmiş milletlerde vuku bulmamış hastalıklar yayılır. 2- Ölçü ve tartıyı eksik yapan her millet mutlaka kıtlık, geçim sıkıntısı ve başlarındaki hükümdarların zulmü ile cezalandırılırlar. 3- Mallarının zekâtını vermekten kaçan her millet mutlaka yağmurdan menedilir (kuraklık cezası ile cezalandırılır) ve hayvanları olmasa (Allâh hayvanlara acımasa) onlara yağmur yağdırmaz. 4- Allâh’ın ahdini (emirlerini) ve Rasûlün sünnetini terk eden her milletin başına mutlaka Allâh kendilerinden olmayan düşmanı musallat eder ve düşman o milletin elindeki-avucundakilerin bir kısmını alır. 5- İmamları (yâni devlet adamları) Allâh’ın Kitabı ile amel etmeyip Allâh’ın indirdiği hükümlerden işlerine geleni seçtikçe Allâh onların hesabını kendi aralarında görür.” (İbn-i Mâce, Fiten, 22) Rasûlullah sallallahu aleyhi veselem şöyle buyurdu: “Fırat nehrinin suyu çekilip, aktığı yatakta bulunan bir altın dağı meydana çıkmadıkça ve kurtulup kazanan ben olayım diye birbiriyle çarpışan her yüz kişiden doksan dokuzu ölmedikçe kıyamet kopmaz.” (Buhârî, Fiten 24; Müslim, Fiten 29. Ayrıca bk. İbni Mâce, Fiten 25) Diğer bir rivayet ise şöyledir: “Pek yakında Fırat nehrinin suyu çekilerek aktığı yatakta bir altın hazinesi meydana çıkacaktır. O günü gören kimse, o hazineden kesinlikle bir şey almasın.” (Buhârî, Fiten 24; Müslim, Fiten 29-32. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Melâhim 13; Tirmizî, Sıfatü’l-cenne 26) “Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki kişi bir kabre uğrayıp üzerine abanarak: ‘Keşke bu kabrin içinde ben olsaydım’ demedikçe kıyamet kopmaz. Hâlbuki bu sözü ona söyleten din değil, belâ olacaktır.” (Buhârî, Fiten, 22; Müslim, Fiten, 53-54) Öyle bir zamanın geleceği, insanların kalblerinin dünya sevgisi ile dolacağı, cihadı zarar olarak görüp zekat vermeyi altından kalkılması zor bir borç olarak görecekleri bildirilir. (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 236/6322) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “-Beni İsrail üzerine gelen şeyler, aynıyla ümmetimin üzerine de gelecektir. Öyle ki onlardan aleni olarak annesine gelen olmuşsa, ümmetimden de bu çirkin işi mutlaka yapan olacaktır. Nitekim, Beni İsrail yetmişiki millete (dine, fırkaya) bölünmüştü. Benim ümmetim de yetmişüç millete bölünecektir. Bunlardan bir tanesi hariç hepsi ateştedir.” “-Bu fırka hangisidir?” diye soruldu. “-Benim ve ashabımın üzerinde olduğu şeyden ayrılmayanlardır!” buyurdular.” (Tirmizi, İman 18/2641) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “Ümeranız hayırlı olanlarınızdan iseler, zenginleriniz sehâvetkâr kimselerse, işlerinizi aranızda müşavere ile hallediyorsanız, bu durumda yerin üstü (hayat), altından (ölümden) hayırlıdır. Eğer ümeranız şerirlerinizden, zenginleriniz cimri ve işleriniz kadınların elinde ise, yerin altı üstünden, (ölmek yaşamaktan) daha hayırlıdır. (Çünkü artık dini ikame imkanı kalmaz).” (Tirmizi, Fiten 78/2266) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “-Gençlerinizin fıska düştüğü, kadınlarınızın azdığı zaman haliniz ne olur?” diye sormuştu. (Yanındakiler hayretle): “-Ey Allah’ın Rasûlü, yani böyle bir hal mi gelecek?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdu ve devam etti: “-Emr-i bi’l-ma’rufta bulunmadığınız, nehy-i ani’l-münker yapmadığınız vakit haliniz ne olur?” diye sordu. (Yanındakiler hayretle:) “-Yani bu olacak mı?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdular ve sormaya devam ettiler: “-Münkeri emredip, ma’rufu yasakladığınız zaman haliniz ne olur?” (Yanında bulunanlar iyice hayrete düşerek): “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bu mutlaka olacak mı?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdular ve devam ettiler: “-Ma’rufu münker, münkeri de ma’ruf addettiğiniz zaman haliniz ne olur?” (yanindeki Ashab:) “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bu mutlaka olacak mı?” diye sordular. “-Evet, olacak!” buyurdular.” (Heysemi, Mecma’u’z-Zevaid, VII, 281) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “İnsanların dünyaca en bahtiyarını âdi oğlu âdiler teşkil etmedikçe Kıyamet kopmaz.” (Tirmizi, Fiten 37/2209) Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-, yanındaki cemaate konuşurken, bir adam gelerek: “-Ey Allah’ın Rasûlü! Kıyamet ne zaman kopacak?” dedi. Sallallâhu aleyhi ve sellem- konuşmasına devam etti, sözlerini bitirdiği vakit: “-Sual sâhibi nerede?” buyurdular. Adam: “-İşte buradayım ey Allah’ın Rasûlü!” dedi. Sallallâhu aleyhi ve sellem-: “-Emanet zâyi edildiği vakit Kıyameti bekleyin!” buyurdular. Adam: “-Emanet nasıl zâyi edilir?” diye sordu. Efendimiz: “-İş, ehil olmayana tevdi edildi mi Kıyamet’i bekleyin!” buyurdular.” (Buhari, İlm 2, Rikâk 35) Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “Ümmetim onbeş şeyi yapmaya başlayınca ona büyük belanın gelmesi vâcip olur!” buyurmuşlardı. (Yanındakiler:) “Ey Allah’ın Rasûlü! Bunlar nelerdir?” diye sordular. Sallallâhu aleyhi ve sellem- saydı: -Ganimet (yani milli servet, fakir fukaraya uğramadan sadece zengin ve mevki sahibi kimseler arasında) tedavül eden bir metâ haline gelirse, -Emanet (edilen şeyleri emânet alan kimseler, sorumlu ve yetkililer, memurlar) ganimet (malı yerini tutup, yağmalayıp nefislerine helal) kıldıkları zaman, -Zekât (ödemeyi ibadet bilmeyip bir angarya ve) ceza telâkki ettikleri zaman. -Kişi annesinin hukukuna riayet etmeyip, kadınına itaat ettiği; -Babasından uzaklaşıp ahbabına yaklaştığı; -Mescidlerde (rıza-yı ilâhi gözetmeyen husûmet, alış-veriş, eğlence ve siyâsiyâta vs. müteallik) sesler yükseldiği zaman. -Kavme, onların en alçağı (erzel) reis olduğu; -(Devlet otoritesinin yetersizliği sebebiyle tedhiş ve zulümle insanları sindiren zorba) kişiye zararı dokunmasın diye hürmet edildiği; -(Çeşitli adlarla imal edilen) içkiler (serbestçe) içildiği; -İpek (haram bilinmeyip erkekler tarafından) giyildiği; -Çeşitli adlar altında şarkıcı kadınlar ve çalgı aletleri edinildiği; -Bu ümmetin sonradan gelen nesilleri, önceden gelip geçenlere (çeşitli ithamlar ve bahanelerle) hakâret ettiği zaman artık kızıl rüzgârı, (zelzeleyi), yere batışı (hasfı) veya suret değiştirmeyi (meshi) (veya gökten taş yağmasını, (kazfi) bekleyin.” (Tirmizi, Fiten 38/2210) Mikdam bin Ma’dikerb’in bir hizmetçisi vardı, süt satardı, Mikdam da karşılığında para alırdı. Ona: “-Sübhanallah, süt satıp para mı alıyorsun?” dediler. O da: “¬-Evet, bunda ne var ki? Ben Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-’in şöyle dediğini duydum: “-İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki o vakit dinar ve dirhemden başka bir şey fayda vermeyecek!” dedi. (Ahmed bin Hanbel, IV, 133) “Sizin üzerinize öyle bir zaman gelecek ki o vakit siz, iyilikleri emretmeyen ve kötülükleri yasaklamayan kimselerin en hayırlı kişiler olduğunu düşünürsünüz.” (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 686/8462) Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-: “-İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki o vakit müminin kalbi tuzun suda eridiği gibi eriyecek!” buyurdu. “-Niçin eriyecek yâ Rasûlallah?” diye sorulduğunda: “-Kötülükleri görüp de onları değiştirmeye güç yetiremediği için” buyurdu. (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 686/8463) Rabbim Bizleri Uyananlardan Eylesin İnşAllah.

KALBİN KONTROLU VE RAHMET YAĞMURLARI

Kalbin kontrolü ve Rahmet yağmurları Euzubillahimineșșeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim La havle vela kuvvete illa billahil aliyyül aziym Destur ya Seyyidi ya Mevlana ya Ricalallah! YaRabbi șükür YaRabbi șükür YaRabbi șükür. Destur ya Seyyidi meded ya Mevlana meded ya Sultanul evliya. Allah ismini an. Habibinin Evliyasının ismini an. Allahın Allah dostlarının ismini anmadan bir ișe bașlama, oturma. Salihlerin – Allah Dostlarının ismini an ki olduğun yere rahmet insin. Tarikatuna es sohba ve hayrun fiy cemiya. Bizim yolumuz sohbet yoludur. Sohbet manası insanları birbirlerine yakınlaștıracak tecelliyi arayan o tecelliyi hazır olanların üzerine çeken kelamdır. Cenabı Hak öyle buyuruyor: “ hakiki sohbet meclisi olan cennetlerde boș lakırdı olmaz. Orada sadece tek bir kelam söylenir: Selam selam .-illa kiylen selamen selama..” Her meclise rahmet inmez. Her meclise nazar olmaz. Evliyalar temiz olan meclise nazar ederler ve iyi kimselerin zikri olan meclise diyor rahmet iner. Salihlerin zikri olan meclislere rahmet iner. Onun için salih kimseleri olduğumuz meclislerde anarsak bizim üzerimize rahmet iner. Salih kimseler kimdir? Salih kimseler kalpleri doğrulmuș olan insanlar. Kalpleri salah üzerine olmuș olan kimseler. Kalplerinde Șeytana ve vesveseye vesvas olan Șeytana yer olmayan kimseler yer bırakmayan kimseler salih kimselerdir. Kalbine ȘEytanı bırakan salih olamaz. Șeytan iyi bir șeyler söylemez. Șeytan iyi söylemezde iyi gibi göstertip kötüyü dinletir ve söyletir sana. Onun için kalbini bir kimse gözetemese salih olamaz. Nasıl salih olsun? Șeytan içeri girip istediği gibi hareket ediyor serbest. İstediği gibi konușuyor senin hanene kapı açık olursa Șeytan girebilir kabahat kimde? Kapıyı açık bırakandadır. Vesvasil Hannas diyor Cenabı Hak! Kalbinde insanların vesvese yapan hiç aklına fikrine oturup düșünsen gelmeyecek mesele senin kalbine verir Șeytan. Ne için? Senin efkarını bozmak için iyi fikirlerini bozmak için iyi düșüncelerini kötüleriylen yer değiștirtmek için. Tasarladığın yahut planladığın iyiliklerden seni vazgeçirtmek için Șeytan hücum eder. Kalbini gözetmeyen adam salihlerden olmaz. Kalbini Șeytandan gözet o zaman senin yapığın iș hayr olur. Kalbini gözetmesen azalarını gözetemezsin. Gözünü gözetemezsin dilini gözetemezsin. Kulaklarını gözetemezsin, karnıni gözetemzsin. Elini ayağını gözetemezsin, fercini gözetemezsin. Niye? Kalbini gözetemeyen adam öteki azalarıni hiç gözetemez. Çünkü kalp Sultandır. Sultan makamında oturur. O bastırabilir. Azalarına zor verebilir, zorlayabilir azalarını yanlıș ișlerden alakoyabilir kalbin. Gözüne bakma diyebilir. Diline söyleme diyebilir. Kulağına dinleme diyebilir. Eline tutma uzatma diyebilir. Ayağına yürüme diyebilir. Avret yerine yapma dur sağlam dur temiz dur, otur oturduğun yerde diyebilir. Lakin kalbine hükmedemeyen adam kalbini gözetemeyen adam azalarını hiç gözetemez. Salmaz onu Șeytan. Çünkü kalbine hükmedemeyen adamın kalbine Șeytan ișer. İstediğini yaptırir ona Șeytan. Evet! Salih kimse kimdir o? Azasına hükmedendir. Azasına ne zaman hükmeder? Kalbini gözettiği zaman hükmeder. Kalbini ne zaman hükmün altına alırsın? Zikrullah ilen. Zikir olmaksızın hiç bir kimse kendi aklbine hükmedemez, kendi kalbini gözetemez. Zikrin kuvvetidir o. Onun için zikrediniz diyor Cenabı Allah. Cenabı Hakka tazarru niyaz ilen kalbinlen Allaha dön. Kalbinle Allaha döndüğünde kalbin o zaman azalarını gözetir. Kalbinle Allaha döndüğünde Cenabı Hakkta senin kalbine döner. Senin kalbine Cenabın Hakkın nurundan geldiği vakitinde vesvese gelemez, vesvese kalmaz. O vakit 360 aza vardır hepsine hükmetmeye yetișir sana. Azasına kumanda edemeyen adam fesad ehlinden yazılır yani ortalığı karıştıran kimsedir o her sözü yahut hareketiyle..Çünkü o kimsede yanlış bakış ve anlayış olur o vakit kalbine hükmedemezse. Her yanlıș bakıșa bir lanet iner. Onun için “yanlışa bakana da baktırana da Allah lanet eder” diye Hadiste bildirdi Efendimiz Aleyhisselatu Vesselam. Evet! Her yanlıș harekete beraberinde lanet iner, rahmet çekilir zahmet gelir yerine. Onun için salih olan kimsenin üzerine rahmet iner. Rahmet salihlerin üzerine iner. Bırak dirisini salih bir kimse bu dünyadan gitmiș olsa salih bir o kimseyi bir mecliste sen ansan onu andığından dolayı o meclise rahmet indirir Allah. Misal: BüyükŞeyhimiz bundan iki gece evvel Türkiyeden ve dünyadan bir sürü TV kanallarının akınına uğradı her biri röpörtaj yapmaka istiyordu kendisiylen. Mevzu gecen aylarda yerin dibinde mahsur kalan ve 70 gün sonra mucizevi şekilde kurtarılan Şilili madencilerdi. Bu kurtarılan madencilerden dördü BüyükŞeyhimize teşekkür ve tanışmak maksadlı olarak Kibrısa gelmişlerdi ve Şeyhimizin mübarek ellerini öpmüşledi. Tv`cileri ve gazetecileri harekete geçiren buydu: Onlar, o kadar devlet adamı yahut Papa, Lama Rabbi dururken ne diye bilinmeyen bir adanın bilinmeyen bir köyündeki yaşlı bir Sufi Şeyhiyid bu insanlarin tercihi? Merak etttikleri mesele buydu. Tv`ciler ardi ardına röpörtaj yaptılar ve aynı şeyi sordular: „Niye Siz?“ „Çünkü“ dedi BüyükŞeyhimiz, „ bu insanlar yerin 700 metre altında yetersiz hava, su ve katıkla 70 gün 33 kişi 10-15mkare bir alanda nasıl yaşayabildiler, kim onlara ihtiyacı olan hayat kuvvetini verdiyse, onunla tanışmaya geldiler. O kimsenin adını anmak dahi rahmet yağmuruna vesile olabiliyorsa ya dirisi olsa o mecliste nasıl olur? Ismi anıldığında o salih kimsenin rahmet iniyorsa ya cismi yanında olduğu vakitde rahmet inmezmi? Boyuna rahmet iner. Türbelerede boyuna rahmet indiği cihetten insanlar kalplerinde bu rahmeti hissederler o makamları ziyarete koșarlarki rahmetten pay alsınlar. Çünkü oraya rahmet iniyor. Mütemadiyyen. İnanmayan kimseler bu sırrı bilmezler onun için oralardan uzak dururlar.sırrı bilseler hepsi koșturacak oraya. Iyi kimselerin kalpleri burahmeti hisseder ve onlar oraya koșarlar yahut meclislerinde o salihleri Peygamberleri evliyaları isimleriyle anarlar onlardan söylerler ki oraya o isimler bereketine bir rahmet insin. Rahmet indimi her sıkıntı her meșakkat her problem o rahmetin içersinde erir. Lanet indimi bir meclise, zahmeti de beraberinde getirir ve o zahmet seni vıcık vıcık ezer. Bașından kıyma makinasının içersine sokar evirir çevirir kıyma olup çıkar. Evet lanet öyledir ezer ve çiğner adamı. Onun için diyor her ișinde Bismillahirrahmairrahim de. Niye? Çünkü velinin zirkrolunduğu meclise rahmet inerse, Peygamberin, sallallahu aleyhi vesellem, onun șanlı adının zikrolunduğu salavat getirildiği meclise rahmet inerse e Allahı andığında Bismillahirrahmanirrahim dediğin vakitde inmezmi? Sen Allahı anıyorsun. Ona rahmet inmezmi? Rahmet oluk oluk boșalır yukarıdan așağıya doğru. Allah Velisinin Allahın sevdiği bir kulun ismini söylesen onu orada ansan oraya rahmet inerse Allah dedinmi inmezmi? Abdulkadir Geylani hazretleri öyle buyurmuș: “Kim bir mecliste benim adımi anarsa mahșer gününde onun sefaatçisi ben olurum ben onu o anmanın hürmetine gözetirim.” Niye böyle demiș? Çünkü mademki o kimse bir mecliste kalbinde bir muhabbet ile bir Allah dostunu andı onun ismide o andan itibaren o Evliyanın kalb defterine kaydolur onun mensublarından olur artık. E Allahın bir Veli kulu kendi isminin zikredilmesine böyle karșılık veriyorsa Allah ne yapar sanıyorsun sen Onun yüce Adını andığında? Allah Celle ve Ala Bismillahirrahmanirrahim dediğimizde ne yapar? Nasıl rahmet indirir kim bilebilir? Sadece bir Velisin ismi anıldığında o ismin hürmetine Allah Celle ve Ala o meclise o kimseye rahmet indirirse Habibinin ismi zikredildiğinde acaba nasıl bir rahmet indirir? Ya Kendi șanlı aziz İsmi anıldığında nasıl bir rahmet yağar ddüșünebiliyormusunz ey insanlar? Kendisin Ismi Celili anıldığında ne indirir? Șeyhimiz hazretleri öyle buyuruyor: “ Allahın İsmi Celili anıldıği vakitde, bir defa Allah denildiği vakitde o kimsey Allahın ne vereceğini Enbiya bilemez” diyor. Niye? E Kendi zikri bu! Allahın Kendi İsmi Celilinin zikri. Allah Hu Allah Hu Allah Hu Hak! Allah Hu Allah Hu Allah Hu Hak! Allah Hu Allah Hu Allah Hu Hak! Bir defa Allah diyene vereceğini Cenabı Hakkın Enbiya Peygamber bilemez diyor Șeyh efendi e sen 10 kere yüz kere bin kere milyon kere dedinmi nasıl olur, anla! Allah İsmi Celili bu! Allah İsmi Celilini anmak o kadar o kadar okadar yüksek o kadar büyük șeref haddi hesabı bulunmaz kalemler yazamaz, bir defa ALLAH dese! Allah Allah Allah Allah Allah Allah Kerim Allah Allah Allah Allah Allah Allah Allah Aziz Allah Allah Allah Allah Allah Allah Allah Subhan Allah Allah Allah Allah Allah Allah Allah Sultan Allah Ya Allah Sensin Sultan biz Hiçiz! Sensin Allah Sensin Subhan Sensin Sultan!
MEHTER / TASAVVUF MÜZİK
SİTE HARİTASI
SAAT
Üyelik Girişi