CEMAZİYEL -EVVEL HAKİKAT DAMLASI
HADİS-İ ŞERİF IŞIĞINDA AHİRZAMAN “Siz öyle bir zamanda yaşıyorsunuz ki sizden biriniz emrolunduğu şeylerin onda birini terk etse helâk olur. Sonra öyle bir zaman gelecek ki sizden kim emrolunduğu şeyin onda birini yapsa kurtulur.” (Tirmizî, Fiten, 79/2267) “Öyle bir zaman gelecek ki o zaman şu üç şeyden daha kıymetli birşey olmayacaktır: Helal para, can u gönülden arkadaşlık yapılacak bir kardeş ve kendisiyle amel edilecek bir sünnet.” (Heysemî, I, 172) “Öyle bir zaman gelecek ki, kişi helâlden mi haramdan mı kazandığına aldırmayacak!” (Buharî, Büyû; 7) Ebu Said el-Hudrî’den rivayet edildiğine göre Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: “Aranızda öyle bir grup ortaya çıkacaktır ki, namazınızı onların namazları, oruçlarınızı onların oruçları ve diğer amellerinizi de onların amelleri yanında az göreceksiniz. onlar Kur’ân okurlar, fakat okudukları boğazlarından aşağı geçmez. onlar okun yaydan çıktığı gibi dinden çıkarlar...” (Buhârî, Fedâilü’l-Kur’ân, 36) “Öyle bir zaman gelecek ki okuma meraklı kurrâ çoğalacak; fakîhler ise azalacak ve bu sûretle ilim çekilip alınacak. Daha sonra öyle bir zaman gelecek ki insanların okudukları boğazlarından aşağı geçmeyecek.” (Hakim, Müstedrek, V, 504) “Şiddetli bir şekilde yaklaşan fitne sebebiyle vay insanların hâline. İnsanlar mü’min olarak sabahlar da akşam kâfir oluverirler. İnsanlar dinlerini küçük dünya menfaati karşılığı değiştiriverirler. İşte öyle zamanda dinlerinde sâbit kalabilenler ellerinde kor ateşi tutanlar gibidirler.” (Ahmed İbn Hanbel, Müsned, II, 390; Ayrıca bkz. Müslim, İman 186; Tirmizi, Fiten 30, (2196) “Öyle bir zaman gelecek ki bütün insanlar ribâ ile iş yapacak. Ondan sakınanlar dahi tozuna bulaşmak durumunda kalacaklar.” (Nesâî, Büyû 2; İbnu Mâce, Ticârât 58; İbn Hanbel, Müsned, IV, 494; Beyhakî Sünen, IV, 275) “Öyle bir zaman gelecek ki doğru söyleyenler yalanlanacak, yalancılar ise doğrulanacak. Güvenilir kimseler hain sayılacak, hâinlere güvenilecek. İnsanlardan şâhidlik etmeleri istenmediği halde şâhidlik edecekler, yemin etmeleri istenmediği halde yemin edecekler,” (Taberâni, XXIII, 314) “Öyle bir zaman gelecek ki insanlar iyiliği özendirmeyecek, kötülükten de sakındırmayacaklar.” (Heysemî, Mecmauz-zevâid, VII, 280) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “Muhakkak ki insanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, o vakit kişi altından sadaka ile (çarşı Pazar) dolaşır da bunu kendisinden sadaka olarak kabul edecek tek kişi bulamaz. O zaman, tek bir erkeğe kırk tane kadının tâbi olduğunu ve kadınların çokluğu ve erkeklerin azlığı sebebiyle ona sığındıklarını görürsün.” (Buhari, Zekât 9; MüsIim, Zekat 59) “Ben sizin dünya hırsıyla birbirinizle kapışmanızdan, birbirinizi katletmenizden ve sizden öncekiler gibi helâk olup gitmenizden korkuyorum.” (Müslim, Fezâil 31) “…Ben asıl sizin dünyayı elde etmek için birbirinizle kapışıp kavga etmenizden korkuyorum.” (Buhârî, Cenâiz 71, Menâkıb 25, Megâzî 27, Rikâk 7, 53; Müslim, Fezâil 30) Hz. Sevban radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “–Size çullanmak üzere, yabancı kavimlerin, tıpkı sofraya çağrışan yiyiciler gibi, birbirlerini çağıracakları zaman yakındır.” Orada bulunanlardan biri: “–O gün sayıca azlığımızdan mı bu durum başımıza gelecek?” diye sordu. “–Hayır, bilakis o gün siz çok olacaksınız. Lakin sizler bir selin getirip yığdığı çer-çöpler gibi hiçbir ağırlığı olmayan kimseler durumunda olacaksınız. Allah, düşmanlarınızın kalbinden size karşı korku duygusunu çıkaracak ve sizin kalplerinize zaafı atacak!” buyurdular. “–Zaaf da nedir ey Allah’ın Rasûlü?” denildi. “–Dünya sevgisi ve ölüm korkusu!” buyurdular.” (Ebu Davud, Melahim 5/4297) Ebu Ümeyye eş-Şa’bani anlatıyor: “Ey Ebu Sa’lebe dedim, şu ayet hakkında ne dersin?” (Mealen): “Ey iman edenler! Siz kendinize bakın. Siz doğru yolda oldukça, sapıtmış olanlar size zarar vermez.” (Maide 105) Bana şu cevabı verdi: “Gerçekten bunu, iyi bilen birine sordun. Zira ben aynı şeyi Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-’a sormuştum. Demişti ki: “Ma’rufa sarılın, münkerden de kaçının! Ne zaman uyulan bir cimrilik, takip edilen bir hevâ, (dine, ahirete) tercih edilen dünyalık görür, rey sahiplerinin (selefi dinlemeden) kendi reylerini beğendiklerini müşahade edersen, o zaman kendine bak. İnsanlarla uğraşmayı bırak. Zira (bu safhaya gelince) arkanızda sabır günleri var demektir. O günler avuçta ateş tutmak gibi (sıkıntılı)dır. O günlerde, sizin kadar amel yapabilen bir kimseye elli kişinin ecri verilecektir.” (Ebu Davud, Melahim 17/4341); Tirmizi, Tefsir, 5/3060); İbnu Mace, Fiten 21) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “-İnsanlar öyle günler görecek ki, katil niçin öldürdüğünü, maktul de niçin öldürüldüğünü bilemeyecek.” “-Bu nasıl olur?” diye soruldu. Şu cevabı verdi: “-Herçtir! Öldüren de ölen de ateştedir.” (Müslim, Fiten 56) Zübeyr İbnu Adiy rahimehullah anlatıyor: “Hz. Enes İbnu Mâlik radıyallahu anh’ın yanına girdik. Haccâc’ın bize yaptıklarını şikayet ettik. “-Sabredin, buyurdu. Zira öyle günlerle karşılaşacaksınız ki, her yeni gün, gidenden daha kötü olacak. Bu hal Rabbinize kavuşuncaya kadar devam edecek. Ben bunu, Rasûlunüz -sallallâhu aleyhi ve sellem-’den işittim.” (Buhari, Fiten 6; Tirmizi, Fiten 35/2206) Hz. Huzeyfe radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “-Bana kaç müslüman olduğunu sayıverin” buyurdular. Biz: “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bizim sayımız altı-yediyüze ulaşmış olduğu halde, hakkımızda korku mu taşıyorsunuz?” dedik. “-Siz bilemezsiniz, (çokluğunuza rağmen) imtihan olunabilirsiniz!” . Gerçekten öyle (belaya maruz kalıp) imtihan olunduk ki, içimizden namazını gizlice kılanlar oldu.” (Buhari, Cihad 181; Müslim, İman 235) Abdullah ibn-i Ömer -radıyallâhu anh- tarafından rivayet edilmiştir. Rasûlullâh –sallâllâhu aleyhi ve elem- bize yönelerek şöyle buyurdu: “Ey Muhacirler cemâati! Beş şey vardır ki, onlarla mübtelâ olacağınız zaman Ben sizlerin o şeylere erişmenizden Allâh’a sığınırım. Onlar şunlardır: 1- Bir milletin içinde zina, fuhuş ortaya çıkıp nihayet o millet bu suçu alenî olarak işlediğinde, mutlaka içlerinde taun hastalığı ve onlardan önce gelip-geçmiş milletlerde vuku bulmamış hastalıklar yayılır. 2- Ölçü ve tartıyı eksik yapan her millet mutlaka kıtlık, geçim sıkıntısı ve başlarındaki hükümdarların zulmü ile cezalandırılırlar. 3- Mallarının zekâtını vermekten kaçan her millet mutlaka yağmurdan menedilir (kuraklık cezası ile cezalandırılır) ve hayvanları olmasa (Allâh hayvanlara acımasa) onlara yağmur yağdırmaz. 4- Allâh’ın ahdini (emirlerini) ve Rasûlün sünnetini terk eden her milletin başına mutlaka Allâh kendilerinden olmayan düşmanı musallat eder ve düşman o milletin elindeki-avucundakilerin bir kısmını alır. 5- İmamları (yâni devlet adamları) Allâh’ın Kitabı ile amel etmeyip Allâh’ın indirdiği hükümlerden işlerine geleni seçtikçe Allâh onların hesabını kendi aralarında görür.” (İbn-i Mâce, Fiten, 22) Rasûlullah sallallahu aleyhi veselem şöyle buyurdu: “Fırat nehrinin suyu çekilip, aktığı yatakta bulunan bir altın dağı meydana çıkmadıkça ve kurtulup kazanan ben olayım diye birbiriyle çarpışan her yüz kişiden doksan dokuzu ölmedikçe kıyamet kopmaz.” (Buhârî, Fiten 24; Müslim, Fiten 29. Ayrıca bk. İbni Mâce, Fiten 25) Diğer bir rivayet ise şöyledir: “Pek yakında Fırat nehrinin suyu çekilerek aktığı yatakta bir altın hazinesi meydana çıkacaktır. O günü gören kimse, o hazineden kesinlikle bir şey almasın.” (Buhârî, Fiten 24; Müslim, Fiten 29-32. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Melâhim 13; Tirmizî, Sıfatü’l-cenne 26) “Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki kişi bir kabre uğrayıp üzerine abanarak: ‘Keşke bu kabrin içinde ben olsaydım’ demedikçe kıyamet kopmaz. Hâlbuki bu sözü ona söyleten din değil, belâ olacaktır.” (Buhârî, Fiten, 22; Müslim, Fiten, 53-54) Öyle bir zamanın geleceği, insanların kalblerinin dünya sevgisi ile dolacağı, cihadı zarar olarak görüp zekat vermeyi altından kalkılması zor bir borç olarak görecekleri bildirilir. (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 236/6322) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “-Beni İsrail üzerine gelen şeyler, aynıyla ümmetimin üzerine de gelecektir. Öyle ki onlardan aleni olarak annesine gelen olmuşsa, ümmetimden de bu çirkin işi mutlaka yapan olacaktır. Nitekim, Beni İsrail yetmişiki millete (dine, fırkaya) bölünmüştü. Benim ümmetim de yetmişüç millete bölünecektir. Bunlardan bir tanesi hariç hepsi ateştedir.” “-Bu fırka hangisidir?” diye soruldu. “-Benim ve ashabımın üzerinde olduğu şeyden ayrılmayanlardır!” buyurdular.” (Tirmizi, İman 18/2641) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “Ümeranız hayırlı olanlarınızdan iseler, zenginleriniz sehâvetkâr kimselerse, işlerinizi aranızda müşavere ile hallediyorsanız, bu durumda yerin üstü (hayat), altından (ölümden) hayırlıdır. Eğer ümeranız şerirlerinizden, zenginleriniz cimri ve işleriniz kadınların elinde ise, yerin altı üstünden, (ölmek yaşamaktan) daha hayırlıdır. (Çünkü artık dini ikame imkanı kalmaz).” (Tirmizi, Fiten 78/2266) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “-Gençlerinizin fıska düştüğü, kadınlarınızın azdığı zaman haliniz ne olur?” diye sormuştu. (Yanındakiler hayretle): “-Ey Allah’ın Rasûlü, yani böyle bir hal mi gelecek?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdu ve devam etti: “-Emr-i bi’l-ma’rufta bulunmadığınız, nehy-i ani’l-münker yapmadığınız vakit haliniz ne olur?” diye sordu. (Yanındakiler hayretle:) “-Yani bu olacak mı?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdular ve sormaya devam ettiler: “-Münkeri emredip, ma’rufu yasakladığınız zaman haliniz ne olur?” (Yanında bulunanlar iyice hayrete düşerek): “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bu mutlaka olacak mı?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdular ve devam ettiler: “-Ma’rufu münker, münkeri de ma’ruf addettiğiniz zaman haliniz ne olur?” (yanindeki Ashab:) “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bu mutlaka olacak mı?” diye sordular. “-Evet, olacak!” buyurdular.” (Heysemi, Mecma’u’z-Zevaid, VII, 281) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “İnsanların dünyaca en bahtiyarını âdi oğlu âdiler teşkil etmedikçe Kıyamet kopmaz.” (Tirmizi, Fiten 37/2209) Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-, yanındaki cemaate konuşurken, bir adam gelerek: “-Ey Allah’ın Rasûlü! Kıyamet ne zaman kopacak?” dedi. Sallallâhu aleyhi ve sellem- konuşmasına devam etti, sözlerini bitirdiği vakit: “-Sual sâhibi nerede?” buyurdular. Adam: “-İşte buradayım ey Allah’ın Rasûlü!” dedi. Sallallâhu aleyhi ve sellem-: “-Emanet zâyi edildiği vakit Kıyameti bekleyin!” buyurdular. Adam: “-Emanet nasıl zâyi edilir?” diye sordu. Efendimiz: “-İş, ehil olmayana tevdi edildi mi Kıyamet’i bekleyin!” buyurdular.” (Buhari, İlm 2, Rikâk 35) Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “Ümmetim onbeş şeyi yapmaya başlayınca ona büyük belanın gelmesi vâcip olur!” buyurmuşlardı. (Yanındakiler:) “Ey Allah’ın Rasûlü! Bunlar nelerdir?” diye sordular. Sallallâhu aleyhi ve sellem- saydı: -Ganimet (yani milli servet, fakir fukaraya uğramadan sadece zengin ve mevki sahibi kimseler arasında) tedavül eden bir metâ haline gelirse, -Emanet (edilen şeyleri emânet alan kimseler, sorumlu ve yetkililer, memurlar) ganimet (malı yerini tutup, yağmalayıp nefislerine helal) kıldıkları zaman, -Zekât (ödemeyi ibadet bilmeyip bir angarya ve) ceza telâkki ettikleri zaman. -Kişi annesinin hukukuna riayet etmeyip, kadınına itaat ettiği; -Babasından uzaklaşıp ahbabına yaklaştığı; -Mescidlerde (rıza-yı ilâhi gözetmeyen husûmet, alış-veriş, eğlence ve siyâsiyâta vs. müteallik) sesler yükseldiği zaman. -Kavme, onların en alçağı (erzel) reis olduğu; -(Devlet otoritesinin yetersizliği sebebiyle tedhiş ve zulümle insanları sindiren zorba) kişiye zararı dokunmasın diye hürmet edildiği; -(Çeşitli adlarla imal edilen) içkiler (serbestçe) içildiği; -İpek (haram bilinmeyip erkekler tarafından) giyildiği; -Çeşitli adlar altında şarkıcı kadınlar ve çalgı aletleri edinildiği; -Bu ümmetin sonradan gelen nesilleri, önceden gelip geçenlere (çeşitli ithamlar ve bahanelerle) hakâret ettiği zaman artık kızıl rüzgârı, (zelzeleyi), yere batışı (hasfı) veya suret değiştirmeyi (meshi) (veya gökten taş yağmasını, (kazfi) bekleyin.” (Tirmizi, Fiten 38/2210) Mikdam bin Ma’dikerb’in bir hizmetçisi vardı, süt satardı, Mikdam da karşılığında para alırdı. Ona: “-Sübhanallah, süt satıp para mı alıyorsun?” dediler. O da: “¬-Evet, bunda ne var ki? Ben Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-’in şöyle dediğini duydum: “-İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki o vakit dinar ve dirhemden başka bir şey fayda vermeyecek!” dedi. (Ahmed bin Hanbel, IV, 133) “Sizin üzerinize öyle bir zaman gelecek ki o vakit siz, iyilikleri emretmeyen ve kötülükleri yasaklamayan kimselerin en hayırlı kişiler olduğunu düşünürsünüz.” (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 686/8462) Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-: “-İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki o vakit müminin kalbi tuzun suda eridiği gibi eriyecek!” buyurdu. “-Niçin eriyecek yâ Rasûlallah?” diye sorulduğunda: “-Kötülükleri görüp de onları değiştirmeye güç yetiremediği için” buyurdu. (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 686/8463) Rabbim Bizleri Uyananlardan Eylesin İnşAllah.

AŞKIN DİLİ

Aşkın dili Euzubillahimineșșeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim La havle vela kuvvete illa billahil aliyyül aziym Destur ya Seyyidi ya Mevlana ya Ricalallah! Ey Hakka ve aşka talip olanlar duyun ve dinleyin. Hak Aşıklarından onların bize fısıldadıklarından dinleyin. Dinleyin ve onların aşklarının şahidleri olun. Aşk nedir? Aşk bir bilinmez dalgadır o dalgaya kendini her şeyiyle feda etmeyen aşkın dalgasının kendisine ne fısıldadığını nereden bilecek? Aşk dalgasının fısıltıları İlahi bir senfoninin dinleyenini kendinden geçirici cezbedici nağmelerine benzer, aşıkın kalbini gönlünü hiç bir vakit sönmeyecek bir ateşle tutuşturur. Yakarken zevk veren tek ateş işte bu ateştir: Aşkın ateşi! Alevleri sönmez, acısı zevk verir. Ey insanlar ey hayvani olmayan ilahi aşkın yolunu arayanlar dinleyin! Hayat ve varlığın tümü yaşanan ve yaşatılan bütün hadiseler hepsi İlahi Aşk şarkılarının nağmeleridir bazen dertli bazen neş`eli olarak varlığa yansır. Hayat şüphesiz bir İlahi senfonidir sen onu dertli kederli yahut ferah ve neşeli bütün repertuarıylan Kabul edersen asıl tadına varırsın ve aşkın dilinden ancak o vakit anlarsın. İlahi Aşkın hayat Repertuarını bütünüyle dertlisi ve neşelisi bütün besteleriyle ve yorumlarıyla Kabul etmeyen aşkın dilinden yanlış anlar ve askı eksik tadar. Acı! Bittersckoladenin sen sadece bitter tarafını okursan ona asla yaklaşmazsın ve gerçek tadını alamazsın. Bitterschokolade olarak hem bitter hem çoklet olarak bütünüylen Kabul eden ancak onun gerçek tadini alır. Hayat bitter çoklete benzer. Yaklaş uzaklaşma. Yoksa hayatın hakikatınden ve tadından uzak kalırsın. Ey Allahın güzel kulları gelin hep birlikte meleklerin şarkılarından söyleyelim onların tattıkları lezzetlerden biraz olsun bizde tadalım! O ihr guten Diener des Herrn! Kommt und last uns gemeinsam von den Liedern der Engel singen. Und ein Bruchteil von den Geschmack ihrer himmlischen Lieder schmecken. Lasst uns zusammen singen: Subhanım Allah Sultanım Allah Nebim Muhammed Aleyhisselam… Ey insanlar bilin ki Allah kimseyi bu aleme cehennem azabı çeksin deye göndermedi bilakis aşk için gönderdi. Lakin belki biz aşkın dilinden anlamadığımız cihetten ve askı kendi fikrimize göre tefsir ettik ve yanlış yorduk. Ve aşk bize hayat ve kuvvet olacakken ölüm ve azab oldu. Ey insanlar bilinki böyle bir toplantı deyor Şeyhimiz hazretleri herkese nasip ve kısmet olan bir şey değildir. Bu toplantılar insanlara ferhlık ve neşe vermek içindir müjdelemek için onun için kim bu fırsatı yakaladıysa sevinsin ve bahtiyar olsun. Hayır insan bu dünyaya üzülsün deye gönderilmedi. Bunu bizzat Allah bize böyle bildiriyor ve „Ey Habibim müjdele“ buyuruyor. Neyle müjdele? Ebedi hayatla müjdele. Öyle ya bu dünyada doğumevi varsa kabristanlıklarda var. Kimse bu dünyada kalıcı değil ve ebedi degil. Ölüm oku ayırim yapmıyor. Bu Ademdir bu Havvadır, bu Nuhdur bu İbrahimdir, bu Isadır bu Musadır bu Muhammeddir ala Nebiyyina ASV demiyor bu dünyaya gelen herkesi vuruyor. İşte ölümün kol gezdiği korkularla dolu böyle bir dünyada yerleri ve gökleri hiç bir yardıma ve yardımcıya ihtiyac görmeden yaratan Allah varlıkta Kendisine en sevimli en yakın en sevgili kimseye buyuruyor: „ Ey habibim git! Dünya denilen mekan karanlıklarla doludur git ve o dünyayı kullarım için aydınlat. Ey habibim git! Dünya denilen mekan korkularla doludur. Git ve korkularla dolu o dünyaya emnü eman ver. Ey habibim git! Dünya denilen mekan kederler ve üzüntülerle doldurulmuştur. Git ve keder ve üzüntülerle kalpleri hüzünlenmiş insanlara Kullarıma umud ol onlara müjdeler ver“ deyor. Ey insanlar yoksa siz ne sanıyordunuz, Allah kullarını üzülsünler deyemi yarattı ve bu dünyaya yolladı? Asla! Bir ana bir baba evladinin üzüntüsünü kendine dert ediyorsa ve kendi derdi olarak hissedirsa Allah severek yarattığı kullarının acılarında ne hisseder kimse tasavvur edemez. Ne düşünüyorsunuz ey inananlar! Miraj gecesi denilen o mübarek gece hangi hikmet ve sebebe göre vuku buldu? Allahın varlıkta Kendisine en sevgili olan Kulu Muhammed hengi sebeblen gökyüzüne ve hatta daha daha yükseklere kendisinden daha önce hiç bir mahluk ve Peygamberin yüceltilmediği yüceliklere ve Huzura alındı? Çünkü üzüldü. Habibi en sevdiğini incelikten kibarlıktan zerafetten nezaketten güzellikten iyilikten anlamayan vahşi zalim edebsiz ve kendilerini yaratan Allahtan habersiz karanlık yüzlü ve düşünceli kimseler onun onlara fısıldadığı aşkın nağmelerinden v edilinden anlamadılar ve onu üzdüler. Hz Peygamber onların edepsizliklerinden değil bu edepsizliklerden dolayı onların başlarına gelebilecek belalardan dolayı onlar için üzüldü ve yatağa düştü. O istemez ki ümmetine bir tek kilına bir zarar gelsin. Ve Allah hiç bir kulunun üzülmesini istemez üzenleri de sevmez. Hemen Cebrail as yolladı „ Ya Cebrail git cennetlerden sorumlu olan meleğe söyle Cennetlerimi envai çeşit cevahirle donatsınlar göklerdenmaz süslerimle süslesinler ışıl ışıl parıldasın her yer. Git cehennemlerden sorumlu meleklere de söyle cehennemlerdeki bütün azabı kaldırsınlar ve ateşi söndürsünler. Bu gece Habibim gelecek bu gece dügün dernek olacak her yer nurlanacak. Sonra ya Cebrail, hemen gidesin ve Habibimi İlahi Huzuruma davet ettiğimi ona bildiresin bu gün onu üzdüler, bu gece Ben onu müjdeleyeceğim ve sevindireceğim “ buyurdu. Ne zannediyorsunuz ey insanlar Allah sevdiğini üzermi? Bu mühim bir açıklama ve anlayış şimdi bize. Allah sevdiğini üzecek olsa bu Allah elinden bir şey gelmez demektir ki en büyük yalandır bu çünkü Allah her seye kadirdir. Sevindirmeyede. Kimse sevdigini isteyerek yahut bilerek üzmez. Belki sevdiği bilmediği için sevildiğini tam bilemediği icin kendi kendini üzer. Hasıli.“Gel“ dedi Allah. „ Gel ey Habibim ve seni üzenlere karşı Ben seni sevindireyim ve sana aklına gelmez tasavvura girmez müjdeler vereyim. Sen de sevin kullarimda sevinsin“ buyurdu ve Hz Peygambere hiç bir kulun yakın olamadıği kadar bir yakınlik verdi. Göz göze geldiler. Öyle bir yakinlıkki orada sadece tek görüş tek kalp tek varlık oldu. İkilikten Birlik vaki oldu. Zıtlik kayboldu aynilik vücud buldu. Allahu ekber Allahu ekber ve lillahil hamd. „Gel ey Habibim söyle neye üzüldün? Ümmetin yanlış yapıp kendilerine ve ebediyetlerine zarar verirler deyemi üzülüyorsun. Bil ki sana bu his ve anlayışı da yine Ben veriyorum. Çünkü sendeki bu üzüntü Benim kullarıma olan şefkat ve merhametin ancak bir alameti nisanıdir başka da bir sey değldir,. Onun için artık üzülme ey Habibim. Çünkü burasi üzülecek yer değil dert memleketi değil müjde ve umud mertebesidir. Bu mertebede sana ve bütün ümmetine ancak nur ve saadet var. Bak“ buyurdu. Ve bir acaip pencere açti orada Allah Habibine ucu bucağı olmayanyüksekliğinin sonu görünmeyen dalgalardan oluşan bir sonsuz okyanus gördü. „Söyle ne görüyorsun“ dedi Habibine Allah. „ Yarabbi Sen daha iyi bilirsin. Lakin Ben yüksek dalgalarla bezenmiş sonu bası olamayan bir acaip okyanus görüyorum“ dedi Resulallah SAV. „ daha ne görüyorsun ey habibim“. YaRabbi bu dalgaların arasında yükselmiş bir agaç onun üzerinde konaklamış bir küçük kuş o kuşun ağzında bir yeşillik görüyorum“ „ Ey Habibim sana ve ümmetine müjde olsun ki işte bu başı sonu olmayan dalgalardan oluşan bu sonsuz okyanus Benim Rahmet ve merhamet af ve mağfiret okyanuslarımdan sadece bir tanesidir. Ve senin bu okyanusun ortasındaki ağacın dalında gördüğün küçük kuşun agzindaki yeşillikte Adem as dan kıyamete kadar gelecek bütün kullarımın işlediği ve işleyecekleri cümle gunahlardır. Onların cümlesinin gunahları Benim sonsuz af ve magfiret okyanuslarımda işte bu küçük kuşun gagasındaki yeşillik mesabesindedir. Yani Sıfır. Ey habibim ümmetin ve insanlar için üzülme Benim azap ve cezamdam dolayı üzülme. Şüphesiz Benim af ve magfiret rahmet ve şefkat okyanuslarım onların bütün gunahlarini rahmet ve magfiret dalgalarıyla siler süpürür. Sen muzdarip olma hayır lakin müsterih ol ve bu müjdeyi al ve kullarımın arasın bu müjdelerle dön.“
MEHTER / TASAVVUF MÜZİK
SİTE HARİTASI
SAAT
Üyelik Girişi