CEMAZİYEL -EVVEL HAKİKAT DAMLASI
HADİS-İ ŞERİF IŞIĞINDA AHİRZAMAN “Siz öyle bir zamanda yaşıyorsunuz ki sizden biriniz emrolunduğu şeylerin onda birini terk etse helâk olur. Sonra öyle bir zaman gelecek ki sizden kim emrolunduğu şeyin onda birini yapsa kurtulur.” (Tirmizî, Fiten, 79/2267) “Öyle bir zaman gelecek ki o zaman şu üç şeyden daha kıymetli birşey olmayacaktır: Helal para, can u gönülden arkadaşlık yapılacak bir kardeş ve kendisiyle amel edilecek bir sünnet.” (Heysemî, I, 172) “Öyle bir zaman gelecek ki, kişi helâlden mi haramdan mı kazandığına aldırmayacak!” (Buharî, Büyû; 7) Ebu Said el-Hudrî’den rivayet edildiğine göre Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: “Aranızda öyle bir grup ortaya çıkacaktır ki, namazınızı onların namazları, oruçlarınızı onların oruçları ve diğer amellerinizi de onların amelleri yanında az göreceksiniz. onlar Kur’ân okurlar, fakat okudukları boğazlarından aşağı geçmez. onlar okun yaydan çıktığı gibi dinden çıkarlar...” (Buhârî, Fedâilü’l-Kur’ân, 36) “Öyle bir zaman gelecek ki okuma meraklı kurrâ çoğalacak; fakîhler ise azalacak ve bu sûretle ilim çekilip alınacak. Daha sonra öyle bir zaman gelecek ki insanların okudukları boğazlarından aşağı geçmeyecek.” (Hakim, Müstedrek, V, 504) “Şiddetli bir şekilde yaklaşan fitne sebebiyle vay insanların hâline. İnsanlar mü’min olarak sabahlar da akşam kâfir oluverirler. İnsanlar dinlerini küçük dünya menfaati karşılığı değiştiriverirler. İşte öyle zamanda dinlerinde sâbit kalabilenler ellerinde kor ateşi tutanlar gibidirler.” (Ahmed İbn Hanbel, Müsned, II, 390; Ayrıca bkz. Müslim, İman 186; Tirmizi, Fiten 30, (2196) “Öyle bir zaman gelecek ki bütün insanlar ribâ ile iş yapacak. Ondan sakınanlar dahi tozuna bulaşmak durumunda kalacaklar.” (Nesâî, Büyû 2; İbnu Mâce, Ticârât 58; İbn Hanbel, Müsned, IV, 494; Beyhakî Sünen, IV, 275) “Öyle bir zaman gelecek ki doğru söyleyenler yalanlanacak, yalancılar ise doğrulanacak. Güvenilir kimseler hain sayılacak, hâinlere güvenilecek. İnsanlardan şâhidlik etmeleri istenmediği halde şâhidlik edecekler, yemin etmeleri istenmediği halde yemin edecekler,” (Taberâni, XXIII, 314) “Öyle bir zaman gelecek ki insanlar iyiliği özendirmeyecek, kötülükten de sakındırmayacaklar.” (Heysemî, Mecmauz-zevâid, VII, 280) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “Muhakkak ki insanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, o vakit kişi altından sadaka ile (çarşı Pazar) dolaşır da bunu kendisinden sadaka olarak kabul edecek tek kişi bulamaz. O zaman, tek bir erkeğe kırk tane kadının tâbi olduğunu ve kadınların çokluğu ve erkeklerin azlığı sebebiyle ona sığındıklarını görürsün.” (Buhari, Zekât 9; MüsIim, Zekat 59) “Ben sizin dünya hırsıyla birbirinizle kapışmanızdan, birbirinizi katletmenizden ve sizden öncekiler gibi helâk olup gitmenizden korkuyorum.” (Müslim, Fezâil 31) “…Ben asıl sizin dünyayı elde etmek için birbirinizle kapışıp kavga etmenizden korkuyorum.” (Buhârî, Cenâiz 71, Menâkıb 25, Megâzî 27, Rikâk 7, 53; Müslim, Fezâil 30) Hz. Sevban radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “–Size çullanmak üzere, yabancı kavimlerin, tıpkı sofraya çağrışan yiyiciler gibi, birbirlerini çağıracakları zaman yakındır.” Orada bulunanlardan biri: “–O gün sayıca azlığımızdan mı bu durum başımıza gelecek?” diye sordu. “–Hayır, bilakis o gün siz çok olacaksınız. Lakin sizler bir selin getirip yığdığı çer-çöpler gibi hiçbir ağırlığı olmayan kimseler durumunda olacaksınız. Allah, düşmanlarınızın kalbinden size karşı korku duygusunu çıkaracak ve sizin kalplerinize zaafı atacak!” buyurdular. “–Zaaf da nedir ey Allah’ın Rasûlü?” denildi. “–Dünya sevgisi ve ölüm korkusu!” buyurdular.” (Ebu Davud, Melahim 5/4297) Ebu Ümeyye eş-Şa’bani anlatıyor: “Ey Ebu Sa’lebe dedim, şu ayet hakkında ne dersin?” (Mealen): “Ey iman edenler! Siz kendinize bakın. Siz doğru yolda oldukça, sapıtmış olanlar size zarar vermez.” (Maide 105) Bana şu cevabı verdi: “Gerçekten bunu, iyi bilen birine sordun. Zira ben aynı şeyi Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-’a sormuştum. Demişti ki: “Ma’rufa sarılın, münkerden de kaçının! Ne zaman uyulan bir cimrilik, takip edilen bir hevâ, (dine, ahirete) tercih edilen dünyalık görür, rey sahiplerinin (selefi dinlemeden) kendi reylerini beğendiklerini müşahade edersen, o zaman kendine bak. İnsanlarla uğraşmayı bırak. Zira (bu safhaya gelince) arkanızda sabır günleri var demektir. O günler avuçta ateş tutmak gibi (sıkıntılı)dır. O günlerde, sizin kadar amel yapabilen bir kimseye elli kişinin ecri verilecektir.” (Ebu Davud, Melahim 17/4341); Tirmizi, Tefsir, 5/3060); İbnu Mace, Fiten 21) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “-İnsanlar öyle günler görecek ki, katil niçin öldürdüğünü, maktul de niçin öldürüldüğünü bilemeyecek.” “-Bu nasıl olur?” diye soruldu. Şu cevabı verdi: “-Herçtir! Öldüren de ölen de ateştedir.” (Müslim, Fiten 56) Zübeyr İbnu Adiy rahimehullah anlatıyor: “Hz. Enes İbnu Mâlik radıyallahu anh’ın yanına girdik. Haccâc’ın bize yaptıklarını şikayet ettik. “-Sabredin, buyurdu. Zira öyle günlerle karşılaşacaksınız ki, her yeni gün, gidenden daha kötü olacak. Bu hal Rabbinize kavuşuncaya kadar devam edecek. Ben bunu, Rasûlunüz -sallallâhu aleyhi ve sellem-’den işittim.” (Buhari, Fiten 6; Tirmizi, Fiten 35/2206) Hz. Huzeyfe radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “-Bana kaç müslüman olduğunu sayıverin” buyurdular. Biz: “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bizim sayımız altı-yediyüze ulaşmış olduğu halde, hakkımızda korku mu taşıyorsunuz?” dedik. “-Siz bilemezsiniz, (çokluğunuza rağmen) imtihan olunabilirsiniz!” . Gerçekten öyle (belaya maruz kalıp) imtihan olunduk ki, içimizden namazını gizlice kılanlar oldu.” (Buhari, Cihad 181; Müslim, İman 235) Abdullah ibn-i Ömer -radıyallâhu anh- tarafından rivayet edilmiştir. Rasûlullâh –sallâllâhu aleyhi ve elem- bize yönelerek şöyle buyurdu: “Ey Muhacirler cemâati! Beş şey vardır ki, onlarla mübtelâ olacağınız zaman Ben sizlerin o şeylere erişmenizden Allâh’a sığınırım. Onlar şunlardır: 1- Bir milletin içinde zina, fuhuş ortaya çıkıp nihayet o millet bu suçu alenî olarak işlediğinde, mutlaka içlerinde taun hastalığı ve onlardan önce gelip-geçmiş milletlerde vuku bulmamış hastalıklar yayılır. 2- Ölçü ve tartıyı eksik yapan her millet mutlaka kıtlık, geçim sıkıntısı ve başlarındaki hükümdarların zulmü ile cezalandırılırlar. 3- Mallarının zekâtını vermekten kaçan her millet mutlaka yağmurdan menedilir (kuraklık cezası ile cezalandırılır) ve hayvanları olmasa (Allâh hayvanlara acımasa) onlara yağmur yağdırmaz. 4- Allâh’ın ahdini (emirlerini) ve Rasûlün sünnetini terk eden her milletin başına mutlaka Allâh kendilerinden olmayan düşmanı musallat eder ve düşman o milletin elindeki-avucundakilerin bir kısmını alır. 5- İmamları (yâni devlet adamları) Allâh’ın Kitabı ile amel etmeyip Allâh’ın indirdiği hükümlerden işlerine geleni seçtikçe Allâh onların hesabını kendi aralarında görür.” (İbn-i Mâce, Fiten, 22) Rasûlullah sallallahu aleyhi veselem şöyle buyurdu: “Fırat nehrinin suyu çekilip, aktığı yatakta bulunan bir altın dağı meydana çıkmadıkça ve kurtulup kazanan ben olayım diye birbiriyle çarpışan her yüz kişiden doksan dokuzu ölmedikçe kıyamet kopmaz.” (Buhârî, Fiten 24; Müslim, Fiten 29. Ayrıca bk. İbni Mâce, Fiten 25) Diğer bir rivayet ise şöyledir: “Pek yakında Fırat nehrinin suyu çekilerek aktığı yatakta bir altın hazinesi meydana çıkacaktır. O günü gören kimse, o hazineden kesinlikle bir şey almasın.” (Buhârî, Fiten 24; Müslim, Fiten 29-32. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Melâhim 13; Tirmizî, Sıfatü’l-cenne 26) “Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki kişi bir kabre uğrayıp üzerine abanarak: ‘Keşke bu kabrin içinde ben olsaydım’ demedikçe kıyamet kopmaz. Hâlbuki bu sözü ona söyleten din değil, belâ olacaktır.” (Buhârî, Fiten, 22; Müslim, Fiten, 53-54) Öyle bir zamanın geleceği, insanların kalblerinin dünya sevgisi ile dolacağı, cihadı zarar olarak görüp zekat vermeyi altından kalkılması zor bir borç olarak görecekleri bildirilir. (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 236/6322) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “-Beni İsrail üzerine gelen şeyler, aynıyla ümmetimin üzerine de gelecektir. Öyle ki onlardan aleni olarak annesine gelen olmuşsa, ümmetimden de bu çirkin işi mutlaka yapan olacaktır. Nitekim, Beni İsrail yetmişiki millete (dine, fırkaya) bölünmüştü. Benim ümmetim de yetmişüç millete bölünecektir. Bunlardan bir tanesi hariç hepsi ateştedir.” “-Bu fırka hangisidir?” diye soruldu. “-Benim ve ashabımın üzerinde olduğu şeyden ayrılmayanlardır!” buyurdular.” (Tirmizi, İman 18/2641) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “Ümeranız hayırlı olanlarınızdan iseler, zenginleriniz sehâvetkâr kimselerse, işlerinizi aranızda müşavere ile hallediyorsanız, bu durumda yerin üstü (hayat), altından (ölümden) hayırlıdır. Eğer ümeranız şerirlerinizden, zenginleriniz cimri ve işleriniz kadınların elinde ise, yerin altı üstünden, (ölmek yaşamaktan) daha hayırlıdır. (Çünkü artık dini ikame imkanı kalmaz).” (Tirmizi, Fiten 78/2266) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “-Gençlerinizin fıska düştüğü, kadınlarınızın azdığı zaman haliniz ne olur?” diye sormuştu. (Yanındakiler hayretle): “-Ey Allah’ın Rasûlü, yani böyle bir hal mi gelecek?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdu ve devam etti: “-Emr-i bi’l-ma’rufta bulunmadığınız, nehy-i ani’l-münker yapmadığınız vakit haliniz ne olur?” diye sordu. (Yanındakiler hayretle:) “-Yani bu olacak mı?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdular ve sormaya devam ettiler: “-Münkeri emredip, ma’rufu yasakladığınız zaman haliniz ne olur?” (Yanında bulunanlar iyice hayrete düşerek): “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bu mutlaka olacak mı?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdular ve devam ettiler: “-Ma’rufu münker, münkeri de ma’ruf addettiğiniz zaman haliniz ne olur?” (yanindeki Ashab:) “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bu mutlaka olacak mı?” diye sordular. “-Evet, olacak!” buyurdular.” (Heysemi, Mecma’u’z-Zevaid, VII, 281) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “İnsanların dünyaca en bahtiyarını âdi oğlu âdiler teşkil etmedikçe Kıyamet kopmaz.” (Tirmizi, Fiten 37/2209) Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-, yanındaki cemaate konuşurken, bir adam gelerek: “-Ey Allah’ın Rasûlü! Kıyamet ne zaman kopacak?” dedi. Sallallâhu aleyhi ve sellem- konuşmasına devam etti, sözlerini bitirdiği vakit: “-Sual sâhibi nerede?” buyurdular. Adam: “-İşte buradayım ey Allah’ın Rasûlü!” dedi. Sallallâhu aleyhi ve sellem-: “-Emanet zâyi edildiği vakit Kıyameti bekleyin!” buyurdular. Adam: “-Emanet nasıl zâyi edilir?” diye sordu. Efendimiz: “-İş, ehil olmayana tevdi edildi mi Kıyamet’i bekleyin!” buyurdular.” (Buhari, İlm 2, Rikâk 35) Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “Ümmetim onbeş şeyi yapmaya başlayınca ona büyük belanın gelmesi vâcip olur!” buyurmuşlardı. (Yanındakiler:) “Ey Allah’ın Rasûlü! Bunlar nelerdir?” diye sordular. Sallallâhu aleyhi ve sellem- saydı: -Ganimet (yani milli servet, fakir fukaraya uğramadan sadece zengin ve mevki sahibi kimseler arasında) tedavül eden bir metâ haline gelirse, -Emanet (edilen şeyleri emânet alan kimseler, sorumlu ve yetkililer, memurlar) ganimet (malı yerini tutup, yağmalayıp nefislerine helal) kıldıkları zaman, -Zekât (ödemeyi ibadet bilmeyip bir angarya ve) ceza telâkki ettikleri zaman. -Kişi annesinin hukukuna riayet etmeyip, kadınına itaat ettiği; -Babasından uzaklaşıp ahbabına yaklaştığı; -Mescidlerde (rıza-yı ilâhi gözetmeyen husûmet, alış-veriş, eğlence ve siyâsiyâta vs. müteallik) sesler yükseldiği zaman. -Kavme, onların en alçağı (erzel) reis olduğu; -(Devlet otoritesinin yetersizliği sebebiyle tedhiş ve zulümle insanları sindiren zorba) kişiye zararı dokunmasın diye hürmet edildiği; -(Çeşitli adlarla imal edilen) içkiler (serbestçe) içildiği; -İpek (haram bilinmeyip erkekler tarafından) giyildiği; -Çeşitli adlar altında şarkıcı kadınlar ve çalgı aletleri edinildiği; -Bu ümmetin sonradan gelen nesilleri, önceden gelip geçenlere (çeşitli ithamlar ve bahanelerle) hakâret ettiği zaman artık kızıl rüzgârı, (zelzeleyi), yere batışı (hasfı) veya suret değiştirmeyi (meshi) (veya gökten taş yağmasını, (kazfi) bekleyin.” (Tirmizi, Fiten 38/2210) Mikdam bin Ma’dikerb’in bir hizmetçisi vardı, süt satardı, Mikdam da karşılığında para alırdı. Ona: “-Sübhanallah, süt satıp para mı alıyorsun?” dediler. O da: “¬-Evet, bunda ne var ki? Ben Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-’in şöyle dediğini duydum: “-İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki o vakit dinar ve dirhemden başka bir şey fayda vermeyecek!” dedi. (Ahmed bin Hanbel, IV, 133) “Sizin üzerinize öyle bir zaman gelecek ki o vakit siz, iyilikleri emretmeyen ve kötülükleri yasaklamayan kimselerin en hayırlı kişiler olduğunu düşünürsünüz.” (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 686/8462) Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-: “-İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki o vakit müminin kalbi tuzun suda eridiği gibi eriyecek!” buyurdu. “-Niçin eriyecek yâ Rasûlallah?” diye sorulduğunda: “-Kötülükleri görüp de onları değiştirmeye güç yetiremediği için” buyurdu. (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 686/8463) Rabbim Bizleri Uyananlardan Eylesin İnşAllah.

SEVDA MAKAMI

Sevda makamı Euzubillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim. La havle vela kuvvete illa billahil aliyyül aziym Destur ya Seyyidi ya Mevlana ya Ricalallah! ES-SELAMUN ALEYKUM, Sagdan soldan, üstten aşağıdan, önden arkadan, içten dıştan, görünürden ve görünmeyenden gelen herkese selam olsun, hoşgeldiniz. Lakin bugün her ne kadar bu mütevazi dergahımız tanınmış ve henüz tanınmamış simalarla dolmuş olsada, Yeri doldurulamaz bir eksiğimiz vardır. Çok değerli ve çok sevdiğimiz kardeşimiz Thomas geçen Salı sabahı Hakkın rahmetine kavuşmuştur. Kendisine Cenabı Allah’dan sonsuz rahmet ve ailesine sabır ve metanet dileriz. Inna lillahi ve inna ileyhi raciun – Tek dönüş Sana Ya Allah. Şüphesiz kardeşimiz şimdi çok daha iyi ve güzel bir yerde, acısız sızısız, keder ve sıkıntısız bir yerde şu anda. Dünyanın bütün ağırlığından kurtulmuştur. Giderken Şeyhimiz hazretleri başındaydı ve onu akladı pakladı ve öyle uğurladı bu dünyadan. Ona artık asla bir korku acı yok. Acı ve keder bu dünyaya ait, onun için ailesine ve sevdiklerine Allah’dan metanet ve sabır dileriz. Rahmetli kardeşimizin ruhaniyetinede sohbetimizden sonra dua ve zikir ihya edelim inşallah. Ey insanlar Allah için olun. Allah için olana ne bu dünyada ne ahirette korku yok ölüm yok, keder yok. Bu bir sohbettir, Allah içindir. Dünyalık korkular ve sıkıntılardan uzaklaşmak içindir. Allah ilen olana asla korku sıkıntı ve ölüm yoktur, onun için Allah ilen olmanın yolunu ve ilmini öğrenmek içindir bu sohbetler, ki nefsin bize yansıttığı bütün bu korkulardan emin olalım. Senin var zannettiğin bütün bu korkular umudsuzluklar, nefsinden olan hissiyatlardandır. Hakikatı yoktur. Nefsin senin üzerindeki hakimiyetinin ispatıdır kederlenmek, korkmak ve umudsuz olmak. Allah için olana asla bunlar olamaz. Ölüm de olamaz. Evliyalar ve Mevlana Rumi hazretleri gibi varlık şuuruna ermiş kimseler icin, ölümün hakikatı yoktur. Ölümü görmek yahut bir kimsenin ölümüne şahid olmak ruhu ferahlatır ve gökyüzündeki manevi kuvvet merkezlerine bağlantı kurmasına vesile olur. Soruyoruz: ölüm nedir? Ölüm bu dünya için görünmez olmak demektir. Bu dünya için görünmez olup ahiret için görüntüye girmektir ölüm. Evliyalar içindir ölümün bu manası. Sıradan insanlar bu hakikattan anlamazlar. Lakin bu hakikatı gözümüzün önünde canlandırmaya çalışsak ruhaniyetimiz kuvvetlenir ve hayat bulur ferahlar. Ölümün hakiki mansı kısaca; hayal ve gölge alemi olan bu dünyadan çıkmak ve hakikat alemi olan ahirete intikal etmektir başka da bir şey değildir yani hayalden hakikata erismek. Burada gözden kaybolan ahirette ortaya çıkar. Öyle ya nereye gidecek o kimse? Almanya hududundan çıkan isviçre, italya, avusturya polonya vs hududundan bir başka kapıdan içeri girecek. Bitti. Onun kaybolması ancak almanya almanyada yaşayanlar içindir kişinin kendisi için değildir. Ey insanlar bilin ki, ruh vücudu terkettiği anda soluğu manevi makamı o ruhun nerede ise orada alır. Orada görüntüye çıkar. Ruh kafesinden kurtulan kuşa benzer. Beden kafesinden çıktığı an rahatlar. Hemen hakiki yuvası neresiyse nereden geldiyse oraya koşturur gerisin geri. Bu hakikattır. Bu hakikatı anlayan insan ölümden korkmaz. Asla! Belki ölümü dört gözle bekler. Mevlana Rumi hazretleri gibi düğün günü ilan eder ölüm gününü. Çünkü inananlar ve gerçekten sevenler için ölüm sevgilinin sevgiliye kavuştuğu gündür dügündür, gerdektir. Bu sebebten Cenabı Peygamber ASV: „Allaha giden yol ölümden geçer, ölümü sevmeyen Allahı gerçekten sevemez“ buyurdu. Evet ölümden korkmamak ve ölümü sevmek insanın iman derecesini beyan eder. Iman ölçüsüdür ve de Aşk ölçüsüdür.. Sevda makamı bundan belli olur. Nitekim „Benden ne zaman razı olursun „ demiş Musa as Cenabı Hakka. „Sen ne zaman Benden razı olursan Ben o zaman senden razi olurum“ demiş Allah ona. Sevda makamı çetin makamdır yüksek makamdır. Halis kulluk makamıdır. Abid olur da Hak olması zordur insana. Abid kimdir? Abid ibadet yapandır. Allahın emrini tutandır. Hak, Allahın hükmüne razi gelendir. Allahın hükmüne razı gelmek hekimin uygulattıği diyet programına uymaya benzer insan zorlanır onun için talim gerekir. Bizim yolumuzda Şeyh müride nisbetlen hekime benzer ve ona manevi rahatsızlıklardan şifa bulması niçin b ir diyet disiplin programı uygular ve bunu ona talim eder. Tarikatta aslında herşey Allahı kendinden razı etmenin yol ve usulünü insanlara öğretmek içindir Onun için Nakşibendi ve Rabbani tarikatının müridlere olan talimatı, mürid Şeyhinin gölgesi gibi olacaktır. Mürid dur dediği yerde durur yürü dediği yerde yürür. Yap dediği yerde yapar yapma dediği yerde yapmaz. Ol dediği yerde olur olma dediği yerde olmaz. Mürid burada görünüşte teslimiyeti öğrenirken aslında kendi nefsine hakimiyeti öğrenir çünkü kendi nefsinin değil kendi nefsinden üstün başka bir nefsin ermrine uyar itaat ederek. Teslimiyet teslim olması kulluğun hakikatidır. Kul kendi nefsini değil onu yaratan Rabbisinin sesini dinler. Halis kul Cenabı Hak kendisine neyi geydirirse ona sevinir. Ona altından elbise geydirse “Rabbim geydirdi” der sevinir onu çıkarsa paçavra geydirse de “Rabbim layık gördü geydirdi” der gene sevinir. Cenabı Hakkın kendisi hakkında hükmettiğine razı gelir itirazı yoktur, bu yüksek makamdır. Hususi Cennetlerde onlara has olan köşkler var saraylar var şehirler var. diğer cennetlere benzemez. Başkaları oraya giremez. Yalnız Allahtan razı olanlar onlar girerler oraya büyük makamdır o. Cenabı Hak kulunu imanının derecesine göre imtihan eder sınar. Neye imtihan eder? Talebe neye imtihan olur? Sinıf atlamak için. Missal bana çok kimse geliyor ve “Şeyh effendi bana dua et imtihanımı kazanayım” der. “Ne imtihanı bu” diyorum “falan olmak için yahut filan olmak için şu olmak için yahut bu olmak için” diyorlar. Yahu diyorum üç günlük bu dünyada insanlar her türlü imtihana razi üc günün en azından bir gününü güzel yaşamak icin ebedi alemlerde ebedi saadet sahibi olmak icin Allahın kulunu imtihanına razi değiller. Akilmı bu? Hayır yükselmek icin bir sınıf yükselmek için talebe imtihan olur. Geçmezse imtihanı ikmale kalır. Yani olduğu yerde kalır. Evet Cenabı Hak kulunu imtihan eder o Rıdvan cennetlerine onları girdirmek için. Oraya girmeye layik ve müstehak olmalari icin lakin kolay değil kolay değildir. Bizim gibiler “ Ya Rabbi” der.“ Biz Senin ihsanını bekleyen ümid eden zayıf kullarınız yaRabbi, bizi imtihana sokma. Biz o imtihanları geçemeyiz“ deye yalvarıyoruz. Ve münacatımızda da „ yaRabbi bu bizi de bizim ihvanımızı da nimetlerinden mahrum etme. Bizi nimetlerine çok alıştırdın. Bizi güzel nimetlerlen toyladın bundan sonra bizi darlığa atma, bulduğumuzdan mahrum edip perisanlık çektirme“ deye münacatta bulunuyoruz ki , Cenabı Allah icabet buyursun duamız bu. Dünya ve ahiret saadetine Allah bizi mazhar eylesin. Her gelen dünya gailesinden ne gelirse imanimizın kuvvetine göre gelir. Elbetteki Cenabı Allah atın yükünü merkebe yüklemez, devenin yükünü ata yüklemez. Kamyonun yükünü arabaya yüklemez, arabanin yükünü tavşana yüklemez. Karincanın yükünü pieye yüklemez yok imanının kuvvetine göre sana Allah yükler imtihana sokar sonra mükafatını verir. Mükafatını sonra verir. Hiç üniversitenin imtihanlarını ilkmektebin talebelerine verirlermi? Ilkmekteb çocuklarina ilkmektebe göre imtihana sokarlar. Kapasitesine göre ve şanına göre yürür imtihanlar insanların. Allahın imtihani kuluna aynen böyledir. Onun için Musa Peygamberin Allaha olan suali mühimdir. „Ya Rabbi, benden ne zaman razı olursun „ dediğinde Cenabı Hak „ya Musa sen Benden ne zaman razı isen Ben senden o zaman razıyım“ dedi Allah Celle Şanuhu. O kadar kolay. Kolaysa Allahtan razı olmak. Evet dünyanın binbir türlü hali var. Sağlığın yerinde, paran cebinde, işin yolunda olduğunda herkes „razıyım Allahtan“ der. Lakin herhangi bir cihetten bir sıkıntı bir darlık bir maraz bir üzüntü geldiğinde „ Ey kulum nasılsın“ dediğinde Allah „ Sen bilirsin ey Rabbim, hükmü veren Sensin, sen bilirsin“ bunu deyebilmek işte bu kolay değil. Lakin insan her şeyi öğrenir öğrenebilir insan öğrenmek kabiliyetiyle yaratılmıştır. Öğrene öğrene o kulluk noktasına varabilir her insan. Bu gibi kimseler dar-u dünyadan daru keramete çıkmaları çok kolay olur, zahmetsiz çıkar onlar. Çıktıkları vakitda da onlar „ ohh ne kadar rahat olmuşum dünyanın ağırlığindan kurtulmuşum“ deye ferah eder o. „ne kadar ağırmış bu dünyanın yükü“ deye o zaman uyanır o kise. Onun için ruhaniyetimizi takviye etmek veyahut ettirmek şarttır. Nasıl takviye ederiz? İste bu Şeyh ilen olan sohbetler insan ruhaniyetini takviye eder. Bu sohbetlerde Şeyh sana görünmez ve bilinmez yoldan senin için dua eder. Dua eder ruhaniyetin takviye olsun. Sen de et „Ya Rabbi“ de „Sen benim ruhaniyetimi takviye et kuvvetlensin“ diye iste. Her vesileylen iste. Okuduğun Kuranı kerimlen, yaptığin zikir çektiğin salavatlan imanını takviye et. İmanına dikkat et. Bu tür ibadetler senin imanını gürleştirir. Allah için yap Allah sana kuvvetli iman bahşeder. Öyle ki dünyadan çıktığindan haberin olmaz. Ne zaman ahirete konmuşum deye dünyadan çıkışını da bilemezsin…..Thomas…..zikir cekti en son ve birden gitti… Bilhassa daha Allah için hizmete vakit ayır ey insan. Bir parça daha fazla Allah demeye Allah ilen olmaya vakit ayır. Ölüm ne vakit gelir bilinmez. En son sözün, nefesin, halin, anın, hareketin Allah için olsun. Evet, Allah için olanın kalbi cilalanır, nefesi temizlenir hali ferahlanır, kalbine nur iner genişler. Ey katılanlarımız, ey insanlar! Bu dünya bu kadar bin seneler var. Adem evladı bunun üzerinde yaşayıp duruyor. İlk insan ilk Peygamberlen bu yeryüzünde insan nesli göründü Allahın emriylen. Adem ilen Havva atamızlan arta arta arta arta bu yeryüzünü iskan etti. Eksilmiyor artıyor. Ne muharebeler eksiltiyor ne hastalıklar, Allah arttırıyor Adem evladının sayısını Şeytan ziniyetli insanlık düşmanı kimseler istemesede. Ne için? Bu dünyada Adem evladinin kaç sene duracağı o bellidir çünkü. Buraya kadar yetişecektir dedimi Cenabı Hak, o iş oraya kadar yetişir onu hiç kimse hic bir şey hiç bir hastalık hic bir muharebe , hiç bir zelzele engelleyemez. Onun için bizim canlarımız yani ruhlarimız o ruhlar aleminden buraya bir bir akın ediyor. Analarin karnındaki çocuklara ruhlar geliyor ve o çocuklar dünyayla tanışıyor. Bir kısmı ana karnına iner bir kısmı dünyaya çıkar bir kısmı da dünyadan çıkar. Bu durmaksızın böyle yürür. Ne vakte dek? Allah „Dur“ dediği vakte dek. Sonra durur. Dünyanın bütün doktorları bir araya gelse ellerinde dünya büyüklüğünde tüp olsa o tüpten bir çocuk daha dünyaya gelmez. Bitti! Hiç bir lahza yoktur ki, dünya üzerinde saniye atmaz ki, o ruhlar aleminden bir ruh bir kadının karnındaki çocuğa gelmesin. Bir saniye geçmez ki, bu dünyaya bir çocuk doğmuş olmasın. Her lahzanın içinde yürür bu dünyaya gelme ve çıkma işleri ruhların. Allah bilir kaç bin kimse bu dünyadan gider her lahzada hiç durmadan aralıksız. Ruh işte böyle gelip bir parça durup çıkıyor gelip bir parça durup çıkıyor. Geçip gidiyor, biz de zannediyoruz ki, bu dünya olduğu gibi duruyor. Olamaz! Bir saniye sonraki iş bir saniye sonrakine benzemez, değişir. O saniyenin içerisinde bütün dünya değişiyor her sey değişiyor, başka bir fevir görüş ortaya çıkıyor. O saniyeden bir saniye sonra tekrar her şey değişmiştir. Evet, Cenabı Hakkın hikmetiylen her an değişerek bu hayat devam ediyor ve kendisine tayin olunan yere doğru şimdi yetişiyor. Bazen bir Gara bir tren istasyonuna gidiyorum ve orada gelip geçen trenleri seyrediyorum. „ Bu trenler nereden geliyor, nereye gidiyor, nerden geldiklerini nereye gideceklerini biliyorlarmı yoksa rast gelemi gelip gidiyorlar“ diye soruyorum. _„Elbetteki önceden tespit edilmiş bir noktadan istasyondan yine önceden belirlenmiş menzillerine Şeyh“ diyorlar. Nasıl böyle çocukca sual sorarım şaşırıyorlar. Demek ki, varlıkta her bir şeyin bir başlangıç noktası ve bir son noktası istasyonu var, o son noktaya geldi mi, ister Kral ister usak olsun ister politikacı ister Bremen Mızıkacısı olsun farketmez inecek. Daha öteye gitmesi yok o trenin. Daha öteye gidemez hudud var. Duvar var sed var geçemez. Evet her bir seyin ömrü varsa eceli de var bu dünyada ve bu dünyaninda bir eceli var kimse durduramaz o ecelin gelmesini. Bu alemde eceli olmayan bir nesne yok. Allah deyin ey insanlar Allah deyin ve Allahın varlığı karşısında kendi hiçliğinizi bu dünyadayken kabul edin. Kabul edin Allah size ebedibir varlık giydirsin. Hiç yok olmayasınız. Ebedi varlık hiysilerinin şartı bu. Allahın büyüklüğü karşısında hiçliğini kabul et, Allahı say ve sev! Kendi cahtınla bu dünyada hiçliği kabul edersen Cenab-ı Allah sana hakkanî vücut giydirir. Kabirde çürümezsin, mahşere öyle kalkarsın. Ama, ben bu dünya hayatında bir şey olayım diye uğraşırsan bu dünyada da ahirete te işin zordur. Hikmet ehli kimse öyle demiş; ”Bu dünya değirmendir, bir gün eder bizi un.”Mânâsı; bu dünya varlığını değirmende öğütüyor gibi toz eder bitirir. ---Dünyanın değirmeninden kurtulabilen kimdir? Dünyadayken hakkanî varlığa talip olan ve onun arkasına düşen kimselerdir. Dünya değirmeni ona dokunamaz ve onu eritemez. Çekecek buğdayı değirmene koyarsan un çıkar. Buğdayı sorarsan, buğday kayboldu bitti. Onun için bu dünya değirmeni seni öğütüp atmadan önce, bu sûretten ayrılmaya gayret et. Bunu bu dünyada iken becerebilene ne mutlu...sevda makamı onu bekliyor...
MEHTER / TASAVVUF MÜZİK
SİTE HARİTASI
SAAT
Üyelik Girişi