CEMAZİYEL -EVVEL HAKİKAT DAMLASI
HADİS-İ ŞERİF IŞIĞINDA AHİRZAMAN “Siz öyle bir zamanda yaşıyorsunuz ki sizden biriniz emrolunduğu şeylerin onda birini terk etse helâk olur. Sonra öyle bir zaman gelecek ki sizden kim emrolunduğu şeyin onda birini yapsa kurtulur.” (Tirmizî, Fiten, 79/2267) “Öyle bir zaman gelecek ki o zaman şu üç şeyden daha kıymetli birşey olmayacaktır: Helal para, can u gönülden arkadaşlık yapılacak bir kardeş ve kendisiyle amel edilecek bir sünnet.” (Heysemî, I, 172) “Öyle bir zaman gelecek ki, kişi helâlden mi haramdan mı kazandığına aldırmayacak!” (Buharî, Büyû; 7) Ebu Said el-Hudrî’den rivayet edildiğine göre Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: “Aranızda öyle bir grup ortaya çıkacaktır ki, namazınızı onların namazları, oruçlarınızı onların oruçları ve diğer amellerinizi de onların amelleri yanında az göreceksiniz. onlar Kur’ân okurlar, fakat okudukları boğazlarından aşağı geçmez. onlar okun yaydan çıktığı gibi dinden çıkarlar...” (Buhârî, Fedâilü’l-Kur’ân, 36) “Öyle bir zaman gelecek ki okuma meraklı kurrâ çoğalacak; fakîhler ise azalacak ve bu sûretle ilim çekilip alınacak. Daha sonra öyle bir zaman gelecek ki insanların okudukları boğazlarından aşağı geçmeyecek.” (Hakim, Müstedrek, V, 504) “Şiddetli bir şekilde yaklaşan fitne sebebiyle vay insanların hâline. İnsanlar mü’min olarak sabahlar da akşam kâfir oluverirler. İnsanlar dinlerini küçük dünya menfaati karşılığı değiştiriverirler. İşte öyle zamanda dinlerinde sâbit kalabilenler ellerinde kor ateşi tutanlar gibidirler.” (Ahmed İbn Hanbel, Müsned, II, 390; Ayrıca bkz. Müslim, İman 186; Tirmizi, Fiten 30, (2196) “Öyle bir zaman gelecek ki bütün insanlar ribâ ile iş yapacak. Ondan sakınanlar dahi tozuna bulaşmak durumunda kalacaklar.” (Nesâî, Büyû 2; İbnu Mâce, Ticârât 58; İbn Hanbel, Müsned, IV, 494; Beyhakî Sünen, IV, 275) “Öyle bir zaman gelecek ki doğru söyleyenler yalanlanacak, yalancılar ise doğrulanacak. Güvenilir kimseler hain sayılacak, hâinlere güvenilecek. İnsanlardan şâhidlik etmeleri istenmediği halde şâhidlik edecekler, yemin etmeleri istenmediği halde yemin edecekler,” (Taberâni, XXIII, 314) “Öyle bir zaman gelecek ki insanlar iyiliği özendirmeyecek, kötülükten de sakındırmayacaklar.” (Heysemî, Mecmauz-zevâid, VII, 280) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “Muhakkak ki insanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, o vakit kişi altından sadaka ile (çarşı Pazar) dolaşır da bunu kendisinden sadaka olarak kabul edecek tek kişi bulamaz. O zaman, tek bir erkeğe kırk tane kadının tâbi olduğunu ve kadınların çokluğu ve erkeklerin azlığı sebebiyle ona sığındıklarını görürsün.” (Buhari, Zekât 9; MüsIim, Zekat 59) “Ben sizin dünya hırsıyla birbirinizle kapışmanızdan, birbirinizi katletmenizden ve sizden öncekiler gibi helâk olup gitmenizden korkuyorum.” (Müslim, Fezâil 31) “…Ben asıl sizin dünyayı elde etmek için birbirinizle kapışıp kavga etmenizden korkuyorum.” (Buhârî, Cenâiz 71, Menâkıb 25, Megâzî 27, Rikâk 7, 53; Müslim, Fezâil 30) Hz. Sevban radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “–Size çullanmak üzere, yabancı kavimlerin, tıpkı sofraya çağrışan yiyiciler gibi, birbirlerini çağıracakları zaman yakındır.” Orada bulunanlardan biri: “–O gün sayıca azlığımızdan mı bu durum başımıza gelecek?” diye sordu. “–Hayır, bilakis o gün siz çok olacaksınız. Lakin sizler bir selin getirip yığdığı çer-çöpler gibi hiçbir ağırlığı olmayan kimseler durumunda olacaksınız. Allah, düşmanlarınızın kalbinden size karşı korku duygusunu çıkaracak ve sizin kalplerinize zaafı atacak!” buyurdular. “–Zaaf da nedir ey Allah’ın Rasûlü?” denildi. “–Dünya sevgisi ve ölüm korkusu!” buyurdular.” (Ebu Davud, Melahim 5/4297) Ebu Ümeyye eş-Şa’bani anlatıyor: “Ey Ebu Sa’lebe dedim, şu ayet hakkında ne dersin?” (Mealen): “Ey iman edenler! Siz kendinize bakın. Siz doğru yolda oldukça, sapıtmış olanlar size zarar vermez.” (Maide 105) Bana şu cevabı verdi: “Gerçekten bunu, iyi bilen birine sordun. Zira ben aynı şeyi Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-’a sormuştum. Demişti ki: “Ma’rufa sarılın, münkerden de kaçının! Ne zaman uyulan bir cimrilik, takip edilen bir hevâ, (dine, ahirete) tercih edilen dünyalık görür, rey sahiplerinin (selefi dinlemeden) kendi reylerini beğendiklerini müşahade edersen, o zaman kendine bak. İnsanlarla uğraşmayı bırak. Zira (bu safhaya gelince) arkanızda sabır günleri var demektir. O günler avuçta ateş tutmak gibi (sıkıntılı)dır. O günlerde, sizin kadar amel yapabilen bir kimseye elli kişinin ecri verilecektir.” (Ebu Davud, Melahim 17/4341); Tirmizi, Tefsir, 5/3060); İbnu Mace, Fiten 21) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “-İnsanlar öyle günler görecek ki, katil niçin öldürdüğünü, maktul de niçin öldürüldüğünü bilemeyecek.” “-Bu nasıl olur?” diye soruldu. Şu cevabı verdi: “-Herçtir! Öldüren de ölen de ateştedir.” (Müslim, Fiten 56) Zübeyr İbnu Adiy rahimehullah anlatıyor: “Hz. Enes İbnu Mâlik radıyallahu anh’ın yanına girdik. Haccâc’ın bize yaptıklarını şikayet ettik. “-Sabredin, buyurdu. Zira öyle günlerle karşılaşacaksınız ki, her yeni gün, gidenden daha kötü olacak. Bu hal Rabbinize kavuşuncaya kadar devam edecek. Ben bunu, Rasûlunüz -sallallâhu aleyhi ve sellem-’den işittim.” (Buhari, Fiten 6; Tirmizi, Fiten 35/2206) Hz. Huzeyfe radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “-Bana kaç müslüman olduğunu sayıverin” buyurdular. Biz: “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bizim sayımız altı-yediyüze ulaşmış olduğu halde, hakkımızda korku mu taşıyorsunuz?” dedik. “-Siz bilemezsiniz, (çokluğunuza rağmen) imtihan olunabilirsiniz!” . Gerçekten öyle (belaya maruz kalıp) imtihan olunduk ki, içimizden namazını gizlice kılanlar oldu.” (Buhari, Cihad 181; Müslim, İman 235) Abdullah ibn-i Ömer -radıyallâhu anh- tarafından rivayet edilmiştir. Rasûlullâh –sallâllâhu aleyhi ve elem- bize yönelerek şöyle buyurdu: “Ey Muhacirler cemâati! Beş şey vardır ki, onlarla mübtelâ olacağınız zaman Ben sizlerin o şeylere erişmenizden Allâh’a sığınırım. Onlar şunlardır: 1- Bir milletin içinde zina, fuhuş ortaya çıkıp nihayet o millet bu suçu alenî olarak işlediğinde, mutlaka içlerinde taun hastalığı ve onlardan önce gelip-geçmiş milletlerde vuku bulmamış hastalıklar yayılır. 2- Ölçü ve tartıyı eksik yapan her millet mutlaka kıtlık, geçim sıkıntısı ve başlarındaki hükümdarların zulmü ile cezalandırılırlar. 3- Mallarının zekâtını vermekten kaçan her millet mutlaka yağmurdan menedilir (kuraklık cezası ile cezalandırılır) ve hayvanları olmasa (Allâh hayvanlara acımasa) onlara yağmur yağdırmaz. 4- Allâh’ın ahdini (emirlerini) ve Rasûlün sünnetini terk eden her milletin başına mutlaka Allâh kendilerinden olmayan düşmanı musallat eder ve düşman o milletin elindeki-avucundakilerin bir kısmını alır. 5- İmamları (yâni devlet adamları) Allâh’ın Kitabı ile amel etmeyip Allâh’ın indirdiği hükümlerden işlerine geleni seçtikçe Allâh onların hesabını kendi aralarında görür.” (İbn-i Mâce, Fiten, 22) Rasûlullah sallallahu aleyhi veselem şöyle buyurdu: “Fırat nehrinin suyu çekilip, aktığı yatakta bulunan bir altın dağı meydana çıkmadıkça ve kurtulup kazanan ben olayım diye birbiriyle çarpışan her yüz kişiden doksan dokuzu ölmedikçe kıyamet kopmaz.” (Buhârî, Fiten 24; Müslim, Fiten 29. Ayrıca bk. İbni Mâce, Fiten 25) Diğer bir rivayet ise şöyledir: “Pek yakında Fırat nehrinin suyu çekilerek aktığı yatakta bir altın hazinesi meydana çıkacaktır. O günü gören kimse, o hazineden kesinlikle bir şey almasın.” (Buhârî, Fiten 24; Müslim, Fiten 29-32. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Melâhim 13; Tirmizî, Sıfatü’l-cenne 26) “Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki kişi bir kabre uğrayıp üzerine abanarak: ‘Keşke bu kabrin içinde ben olsaydım’ demedikçe kıyamet kopmaz. Hâlbuki bu sözü ona söyleten din değil, belâ olacaktır.” (Buhârî, Fiten, 22; Müslim, Fiten, 53-54) Öyle bir zamanın geleceği, insanların kalblerinin dünya sevgisi ile dolacağı, cihadı zarar olarak görüp zekat vermeyi altından kalkılması zor bir borç olarak görecekleri bildirilir. (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 236/6322) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “-Beni İsrail üzerine gelen şeyler, aynıyla ümmetimin üzerine de gelecektir. Öyle ki onlardan aleni olarak annesine gelen olmuşsa, ümmetimden de bu çirkin işi mutlaka yapan olacaktır. Nitekim, Beni İsrail yetmişiki millete (dine, fırkaya) bölünmüştü. Benim ümmetim de yetmişüç millete bölünecektir. Bunlardan bir tanesi hariç hepsi ateştedir.” “-Bu fırka hangisidir?” diye soruldu. “-Benim ve ashabımın üzerinde olduğu şeyden ayrılmayanlardır!” buyurdular.” (Tirmizi, İman 18/2641) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “Ümeranız hayırlı olanlarınızdan iseler, zenginleriniz sehâvetkâr kimselerse, işlerinizi aranızda müşavere ile hallediyorsanız, bu durumda yerin üstü (hayat), altından (ölümden) hayırlıdır. Eğer ümeranız şerirlerinizden, zenginleriniz cimri ve işleriniz kadınların elinde ise, yerin altı üstünden, (ölmek yaşamaktan) daha hayırlıdır. (Çünkü artık dini ikame imkanı kalmaz).” (Tirmizi, Fiten 78/2266) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “-Gençlerinizin fıska düştüğü, kadınlarınızın azdığı zaman haliniz ne olur?” diye sormuştu. (Yanındakiler hayretle): “-Ey Allah’ın Rasûlü, yani böyle bir hal mi gelecek?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdu ve devam etti: “-Emr-i bi’l-ma’rufta bulunmadığınız, nehy-i ani’l-münker yapmadığınız vakit haliniz ne olur?” diye sordu. (Yanındakiler hayretle:) “-Yani bu olacak mı?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdular ve sormaya devam ettiler: “-Münkeri emredip, ma’rufu yasakladığınız zaman haliniz ne olur?” (Yanında bulunanlar iyice hayrete düşerek): “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bu mutlaka olacak mı?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdular ve devam ettiler: “-Ma’rufu münker, münkeri de ma’ruf addettiğiniz zaman haliniz ne olur?” (yanindeki Ashab:) “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bu mutlaka olacak mı?” diye sordular. “-Evet, olacak!” buyurdular.” (Heysemi, Mecma’u’z-Zevaid, VII, 281) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “İnsanların dünyaca en bahtiyarını âdi oğlu âdiler teşkil etmedikçe Kıyamet kopmaz.” (Tirmizi, Fiten 37/2209) Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-, yanındaki cemaate konuşurken, bir adam gelerek: “-Ey Allah’ın Rasûlü! Kıyamet ne zaman kopacak?” dedi. Sallallâhu aleyhi ve sellem- konuşmasına devam etti, sözlerini bitirdiği vakit: “-Sual sâhibi nerede?” buyurdular. Adam: “-İşte buradayım ey Allah’ın Rasûlü!” dedi. Sallallâhu aleyhi ve sellem-: “-Emanet zâyi edildiği vakit Kıyameti bekleyin!” buyurdular. Adam: “-Emanet nasıl zâyi edilir?” diye sordu. Efendimiz: “-İş, ehil olmayana tevdi edildi mi Kıyamet’i bekleyin!” buyurdular.” (Buhari, İlm 2, Rikâk 35) Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “Ümmetim onbeş şeyi yapmaya başlayınca ona büyük belanın gelmesi vâcip olur!” buyurmuşlardı. (Yanındakiler:) “Ey Allah’ın Rasûlü! Bunlar nelerdir?” diye sordular. Sallallâhu aleyhi ve sellem- saydı: -Ganimet (yani milli servet, fakir fukaraya uğramadan sadece zengin ve mevki sahibi kimseler arasında) tedavül eden bir metâ haline gelirse, -Emanet (edilen şeyleri emânet alan kimseler, sorumlu ve yetkililer, memurlar) ganimet (malı yerini tutup, yağmalayıp nefislerine helal) kıldıkları zaman, -Zekât (ödemeyi ibadet bilmeyip bir angarya ve) ceza telâkki ettikleri zaman. -Kişi annesinin hukukuna riayet etmeyip, kadınına itaat ettiği; -Babasından uzaklaşıp ahbabına yaklaştığı; -Mescidlerde (rıza-yı ilâhi gözetmeyen husûmet, alış-veriş, eğlence ve siyâsiyâta vs. müteallik) sesler yükseldiği zaman. -Kavme, onların en alçağı (erzel) reis olduğu; -(Devlet otoritesinin yetersizliği sebebiyle tedhiş ve zulümle insanları sindiren zorba) kişiye zararı dokunmasın diye hürmet edildiği; -(Çeşitli adlarla imal edilen) içkiler (serbestçe) içildiği; -İpek (haram bilinmeyip erkekler tarafından) giyildiği; -Çeşitli adlar altında şarkıcı kadınlar ve çalgı aletleri edinildiği; -Bu ümmetin sonradan gelen nesilleri, önceden gelip geçenlere (çeşitli ithamlar ve bahanelerle) hakâret ettiği zaman artık kızıl rüzgârı, (zelzeleyi), yere batışı (hasfı) veya suret değiştirmeyi (meshi) (veya gökten taş yağmasını, (kazfi) bekleyin.” (Tirmizi, Fiten 38/2210) Mikdam bin Ma’dikerb’in bir hizmetçisi vardı, süt satardı, Mikdam da karşılığında para alırdı. Ona: “-Sübhanallah, süt satıp para mı alıyorsun?” dediler. O da: “¬-Evet, bunda ne var ki? Ben Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-’in şöyle dediğini duydum: “-İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki o vakit dinar ve dirhemden başka bir şey fayda vermeyecek!” dedi. (Ahmed bin Hanbel, IV, 133) “Sizin üzerinize öyle bir zaman gelecek ki o vakit siz, iyilikleri emretmeyen ve kötülükleri yasaklamayan kimselerin en hayırlı kişiler olduğunu düşünürsünüz.” (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 686/8462) Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-: “-İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki o vakit müminin kalbi tuzun suda eridiği gibi eriyecek!” buyurdu. “-Niçin eriyecek yâ Rasûlallah?” diye sorulduğunda: “-Kötülükleri görüp de onları değiştirmeye güç yetiremediği için” buyurdu. (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 686/8463) Rabbim Bizleri Uyananlardan Eylesin İnşAllah.

SELAVATI ŞERİFE VE ŞEYHİN GÖZETMESİ

 Salavatı Șerife ve Șeyhin gözetmesi Euzubillahimineșșeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim La havle vela kuvvete illa billahil aliyyül aziym Destur ya Seyyidi ya Mevlana ya Ricalallah! Ey insanlar! Ey aşka susamış olanlar ve hakiki aşk hani nerede deyenler yollara çöllere düşenler. Allah deyin! İstediğiniz İlahi Aşksa o halde Allah deyin. Allah adını an! Şifre bu! Habibinin Onun şerefli Peygamberinin adını an ve anmaktan yorulma. Zikir: Allah illallah Muhammed Habibullah.. Allah illallah Muhammed Habibullah.. De..Aşkı bul! Allah ki o Serefli Elçisine “Habibim” dedi. Ona Habibim deye hitab buyurdu. Habibim ne demektir? Sevgilim, ey Sevgilim demektir. Evet. Yüce Yaratan nurlu aynasında yarattığı o güzeller güzeline Habibim deye hitab buyurdu ve hem Kendisini hem Habibini övdü. Bütün alemlere ve mahlukata da emir buyurdu ki „Beni ve Habibimi sevin ve övün.“ Allahı ve Habibini nasıl sevelim ve övelim ? Wie können wir Allah und Seinen meistgeliebten loben und lieben? Salavat getir. Sag!: Zikir: Allahümme salli ve sellim ala Nebina Muhammed Aleyhisselam. Salaten tedumu ve tuhda ileyh memerre leyali ve tuled devam… Salavatta hem Allahın hem Habibinin adı mevcuttur. Salavat nedir? Salavatı Șerife ilanı aşktır.. Aşığı Maşuka olan ilanı aşkıdır. Allahumme salli ala Seyyidina Muhammed dediğimiz anda varlıkta tek hakiki Aşık ve Maşuk olana Allah ve Habibine biz de ilanı aşk ediyoruz. Bizi de sizlerden sayın ya Allah ya Habibullah deyoruz. AllahuEkber Allahu ekber ve lillahil Hamd! Ne için böyle yapıyoruz? Çünkü aşkı ve meşki yani sevmeyi ve sevilmeyi ancak aşkı bilenden yani sevmeyi ve sevilmeyi bilenden bilebiliriz öğrenebiliriz onun için. Bize gerçek aşkı Allah ve Habibinden başka kimse öğretemez. Çünkü aşkı aşkı tadan bilir. Yollarından geçen bilir. Yolunu ve yerini bilen bilir. Bitti! Ey gerçek aşkın samimi talibleri! Allahın ve Habibinin şerefli adlarını anın ve kendi isimlerinizi de gerçek aşıklar listesine aday namzet olarak yazdırın. Bu şüphesiz varlık mertebelerinde en yüksek mertebelerdendir ve șereftir, hiç bir akademi sana bu mertebeyi bu șerefi bahședemez. Allah reçetesinden başka hiç bir aşk formulü sana gerçek aşkı tattıramaz. Evet “ Beni ve Habibimi sevin ve övün yani bizim aşkımızla siz de sevinin ve övünün ki size de böyle bir aşk nasip olsun” manasına buyuruyor Allah ve bize aşkın yolunu usulünü öğretiyor Salavatı Șerifeyle biz Allaha ve habibine ilanı aşk ediyoruz ve onların aşkından taleb ediyoruz bize de tattırsınlar. O Ihr anwärter der himmlischen Liebe! Sagt: Allahümme salli ve sellim ala Nebina Muhammed Aleyhisselam. Salaten tedumu ve tuhda ileyh memerre leyali ve tuled devam… Ne demektir bu? Bu “YaRabbi, Habibinin Sana olan İlahi Aşkından hem dunyada hem ahirette bize de ihsan et” demektir. Ve getirdiğimiz bu salavatın yine bize faydası vardır.. Allahın ve Habibinin bizim getireceğimiz salavata ihtiyacı yoktur. Bizim onları sevmemiz ve övmemizle onların Aşkı büyümez yapmamamızlan da küçülmez. Hayır! Biz ya Habibullah dediğimizde ki ey sevgili demektir bu, Habibullaha sevgi ve muhabbetimizi ifade ederiz ve iletiriz o da bizim hakkımızda Cenabı Hakkın divanında dururda niyazda bulunur Aşk ister bizim için. Allahu ekber Allahu ekber ve lillahil hamd! Allahın bitmez tükenmez hazinelerinden bizim için orda dilek yapar Peygamber Alexyhisselatu Vesselam. İster. “ YaRabbi Senin bu kulun Bana salatu selam etti, karșılık için ihtiyacı için.” Efendimiz böyle İlahi Divanda durupta senin için ellerini açtığında senin getirdiğin bir salavata ilanı aşka sen orada on karșılık bulursun. Biz bir salatu selam getirdiğimizde Cenabı Hak bize on salatu selam ilen yani on misli fazileti ilen cevap verir. Onun için her defasında Allahın Divanında durup bizim için șefaatçi olur Aleyhisselatu Vesselam. Onun yarın ümmetlerine yani bizlere yapacağı hizmete bir karșılığı olur bu salavatlar. Çünkü yarın mahșer gününde insanlar için ümmetleri için hatta bütün kainat için bir Șefaat okyanusu olacaktır Efendimiz Aleyhisselatu Vesselam o günde. Bütün alem ve halk için Șefaatçı olacak af dileyecektir mahkeme I Kübranın o șiddetinde orada tek Hakim olan Cenabı Haktan ve bize avukatlık yapacaktır. “ich bitte um Milde” yani “ Senden kulların için af ve mağfiret istiyorum ve İlahi Rahmetine sığınıyorum” diye Cenabı Haktan niyazda bulunacaktır. Onun için senin bugün: ( melodisiyle söyle) Allahümme salli ve sellim ala Nebina Muhammed Aleyhisselam salaten tedumu… diye bir hediye olarak Onun üzerine getireceğın her salavat yani dua yine sana döner bir rahmet ve mağfiret yağmuru olarak. O Sultanu Kevneyn, Resulus Sakaneyn İmamı Harameyn, Habibu Rabbilalemin olan Efendimiz Aleyhisselatu Vesselam elbetteki ümmetinin bu hediyesine karșılık hediye yapmadan bırakmaz. Hikaye: Bir Arabi Bağdata Halifeye geliyormuș ziyaretine. Demiș ki, ne götüreyim. Ailesiylen böyle meșveret edip, ne götüreyim demiș. Șimdi Bağdatta Halife mağribe Mașrika hükmeden böyle bir saltanat sahibine eli boș gitmek olmaz. Ne götüreyim ne gibi bir hediyeylen gideyim diye düșünürken aklına gelmiș ki hediyenin herhalde en iyisi en güzeli efendim, bir testis u dolduralım götürelim demis. Bundan kıymetli bir șey olmaz. Çünkü çölün içinde en kıymetli su ya. Ondan kıymetlisi yoktur. Bunu götüreyim demiș. Karar vermiș testiyi omuzuna vurmuș Bağdata yürümüș. Sora sora Halifenin sarayını bulmuș. Saraya varıp hediyesini takdim eylemiș. Huzura vardığinda ey Emir el Müminin olan Sultan, sana boș gelmedim hediyemle beraber geldim demiș. Halife ; alınız hediyesini demiș adamlarına. Almıșlar Halifeye getirmișler. Bakmıș ne getirdi diye “su getirdi” demișler. _ Mașallah! Kabul eyledim” demiș Halife. “ suyu bașka bir kaba boșaltınız boș testiyede altın doldurunuz” demis Halife adamlarına. “ Bize hediylen geleni biz hediyesiz gönderemeyiz.” Çöldeki adama en kıymetli sudur Halife bunu bilmiș. O kimsenin kalbindekine göre onun için en kıymetli olana karșılık insanlar için en kıymetli olandan altınlarından ihsan etmiș ona. Halbuki Bağdatın tam ortasından deniz gibi Dicle akar. Yani Halifenin o Arabinin hediyesi olan bir testi suya ihtiyacı yok ki. lakin o Emir el Müminin olan o Padișah gelen kimsenin niyetine edebine karșılık Kabul ediyor o hediyeyi ihtiyacından değil. O kimse kendisi için en kıymetli olan bir hediyeylen geldiği için o güzel niyetine karșılık onun gönlünü yapmaya onu sevindirmeye senin hediyeni kabul ettim diyor ve daha büyük bir karșılıkla o fakire muamelede bulunuyor. Sonra adamlarına emreylemiș ki o Arabiyi geceye kadar misafir etsinler sonra șehrin dıșına kadar refakat etsinler ki Bağdattan geçen Dicleyi görmesin o kimse de getirdiği hediyesinden mahcup olmasın. İște Sultanlık budur. Yapılan hizmete daha büyük bir hizmetle alicenaplıkla karșılık vermek ancak Sultanlara has bir harekettir. Büyüklüktür büyüklere yakıșır. Hasılı șimdi Efendimiz Aleyhisselatu Vesselama bizim bir salatu selamımızdan ne var. Efendimize Cenabi Hakkın verdiği nimet denizlerinin ucu bucağını haddi hesabını bulamazsın. Allahın Ona giydirmiș olduğu șeref ve iftiharı kimsenin aklı fikri idrak edemez. Aklın fikrin ötesindedir o. öyleyken Efendimiz ümmetlerinden salatu selam bekliyor. Neden? Çünkü diyecek ki o vakit; „bir hediye geldi bana, zayıf bir ümmetimden bir hediye geldi diye İlahi Divanda Allaha niyazda bulunacak. O vakit Ona Cenabı Haktan izin var ki; Benim tükenmez hazinemlerimden ey Habibim Sen de onlara istediğin kadar ver. Onun için Aleyhisselatu Vesselam Efendimize salatu selam getirmek hiç kaybolmayacak ibadettendir. Öteki ibadetleri olabilir ki bizi hatalatıpta bozdursun veyahut efendim çalsın. Lakin salatu selam, bir mümin Efendimize salatu selam getirdiği anında o salavatı Șerifeyi Efendimizin huzurunda duran melaike vardır, o melaike derhal Efendimize bildirir. _ „ Filan ümmetin Sana bu salatu selamı takdim etti“ der. Adiyla resmiyle cismiyle o kimseyi Efendimize bildirir. Onun için Efendimizi seni tanımasını istersen Ona çok salatu selam getir. Öyle ki senin isminde resminde orada İlahi Huzurda olan meșhur kimselerin resimlerin isimlerinin asılı durduğu duvarda en üste asılı dursun. Sen ne kadar fazla salatu selam getirsen Efendimizin Huzurunda duran o melekte: “ Yine filan ümmetin Sana salatu selam ediyor ya Resulallah yine aynı ümmetin Sana salatu selam ediyor ya Resulallah bir daha aynı ümmetin Ahmet ümmetin mehmed ümmetin hasan ümmetin hüseyin neyse ümmetin Sana salatu selam ediyor ya Resulallah“ diye seni isminlen boyuna orda Peygamber Efendimize takdim eder. Peygamberimiz bütün ümmetlerini aynı anda ișitecek kuvvettedir. Birini ötekisiylen karıștırmaz. Cenabı Hak Efendimize bütün ümmetlerini aynı anda ișitecek aynı anda gözetecek kuvveti vermiștir. Efendimize vekalet eden Mürșidi kamil olan Zatta böyledir.Elestubirabbikum kalu bela yani Söz gününde kendisine tayin olunmuș olan kaç tane kimse varsa o tanır. Çoban sürüsünü yüz sürünün içersinde nasıl tanırsa o da Mürșidi kamil olan Zat da kendisine tabi olanları tek tek tanır ve bilir. Kara koyunu ak koyundan ayırıyor gibi ayırır. Tanımadığını kabul etmez zaten. Tanımadığını çağrırsa hırsızlık yapmıș olur. Mürșidler hırsızlık yapmaz. Kimsenin malına bakmaz. Niye? Çünkü Ruhlar aleminde her Mürșidin kendi caddesi vardır. Misal: Șeyh ahmed caddesi, mehmed caddesi, yahut Șeyh Nazım caddesi diye…Mürșid olan Zat adı hangi caddeye verilmișse otarafa doğru bakar ve orada yürüyen kim varsa tanır. Onların her birinin göğsünde çünkü Șeyh Nazım yazar. Evet, her Velinin bir caddesi vardır. Nasıl ki İsrailoğulları mısırdan çıkıpta kızıl denize vardıkları vakitde oniki yol açtı Cenabı Hak onlara. İsrailoğullarından her bir grup bu açılan 12 caddeden hangisinde kendi adı yazıyorsa o cadde üzerinden yürüdü gitti. Her grup kendi sancağı altında yürüdü gitti. Bu missal her Mürșidi Kamilin sancağı vardır. Kendi sancağının altında olanlarıda bilir bașka Evliyanın sancağı altında olanları da bilir onun için onların kavgaları yok davaları yoktur. Herkes kendine ait olanı tanır. Nereden tanır? Elestubirabbikum kalu bela meydanından tanır. Ruhlar alemindeyken tanır. Yine orda o kendisine tabi olanların terbiyesiylen meșgul idi o. Mürșidi kamil sadece bu dünyada terbiye etmemiștir o müridi.. Elestubirabbikum kalu bela gününde o Mürșidi Kamil lazım gelen terbiyeyi kendisine ayrılmıș olan müridlerin ruhaniyetlerine verir. Hakikatta ruhaniyetlere verilmiș terbiyeyi bu dünyada mürid cisim üzerinden tekrar alır. O ahiret hayatındaki hakikatı burada yașatıyorlar bize dünya gözüyle.Onun için daha o alemde iken ruhaniyetler Mürșidin nazarı altındadırlar. Sonra ana karnına geleceği vakitde yine onun nazarınin altında gelir o ana karnına. Ana karnındaki vücuduna Mürșidin gözünün önünde girer o mürid dokuz ay on günü tamamladığı vakitde onun emriyle dıșarıya gelir. Dıșarı gelirkende o nazarındadır Mürșidi Kamilin. Dünyada da ta dünyadan çıkıncaya kadar da o Mürșidi Kamilin nazarından bir yere kaçamaz. Șimdi mapushanelerde avlularda büyük Projektörler vardır insan nereye dönse o Projektörde oraya döner bunun gibi yahut daha hassas ve kuvvetlisir Mürșidin nazarı seni hücrelerine kadar takip eder. Mürșidin gözlerindeki nur bu semamızda duran güneșin nurundan aladır pek yücedir güneșin nuru Mürșidin nuruyla kıyas edilmez. Onun için Mürșidi Kamil kendi müridini mașrıktan tutar mağribe kadar ve arada olanların hepsini seyreder. Himaye eder. Dünyada da himaye eder dünyadan çıkacağı vakitde de gene o Mürșid müridin yanında hazır olmadan Azrail as gelip onun ruhunu alamaz. Dünyadan çıktıktan sonra kabre indiğinde yine onu orada yalnız bırakmaz Mürșidi. Orada da durur. Soru melaikesi gelecek ki Șeyh gelmeden o melek gelemez, Șeyh gelir Mürid öyle cevap verir. Sur üfürülüp, kabirden millet kalktığı zamanda yani Mahșer gününde de o sadık Mürid Șeyhini böyle karșısında hazır bulur. Șeyhinin elinden tutar cehennemin bütün șiddetiyle mahșer meydanının tam tepesinde kükrediği ve insanları boynuna kadar terler içinde bıraktığı vakitde o Șeyhi onu Arșın altında gölgelenecek makama getirir. Mahșer halkının muhakemesi tamam oluncaya kadar Mürșidlerin Evliyaların Enbiyaların sancağı altında meclisinde șereflenir. Mahșer halkının toplanacağı yer normalde bir ayak basılabilen yerde binbir ayak basılacak darlık ve kalabalıktan. O kadar kalabalıktır mahșer yeri. Oradaki sıkıntıdan Allah bizi korusun kurtarsın. Bu kadar yerde darlandık diyoruz bir yere sığmıyoruz orada ayak basacak yer yok ne yapacaksın? Mürșid yol yordam bilen seni her hal ve her hal ve yerde gözetecek adam șart. Yoksa halin haraptır. Anasını kalabalıkta kaybetmiș yavru gibi ağlar durursun çaresizlikten. İnsanlar izdihama gelecek. Kimsenin sağına soluna așağıya yukarıya bakacak yeri ve hali yok. İște öyle bir sıkıntı günü ve meydanında Mürșid mürid daha hemen kabirden kalktığı anda o orada hazır olacak müridi karșılayacaktır. Elinden tuttuğu gibi o korkunç kalabalığın içine sokmadam doğru selamet tepelerine çıkaracak Peygamber sancağı altında gölgelensin korku ve sıkıntı çekmesin. Milletin muhakemesi tamam olduğunda onlar Peygamberlerin ve Mürșidlerin arkasında göz açıp kapayıncaya kadar zaman içersinde șimșekten hızlı cennet kapısında dikilip durur. Cennetin kapısı böyle bizim kapılar gibi ancak ikișer üçer beșer girecek kapı değil o cennetin kapısı. Yok! Ümmetler halinde girecekler o kapıdan içeriye inananlar aynı anda girerler biri önde biri arkada girmez, öyle büyük geniș kapıdır o kapı. Bütün ümmet EfendimizAleyhisselatu Vesselamın gerisinde hazır olup Efendimize kapı açıldığında arkasında içeriye girer. Ve Allahın hikmeti o kadar milyarlarca ümmet tek saf halinde o cennet kapısından ayağinı içeriye attığında herkes bakacak ki kendi cennetinin kapısından içeriye giriyor. Melaikeler onu karșılıyor. Cennet hizmetkarları Huriler Gılmanlar ve zürriyeti hepsi kapıya dizilmiș törenle șenlikle onları orda karșılıyor. Subhanallah! O kadar kalabalık hepsi tek adımda kendlerine tahsis olan cennetlerine giriyor. Tek saf halinde cennet kapısından içeriye adımlarını attıği anda herkes kendi cennetinde kendini hazır bulacak, Allahın azameti ve büyüklüğüne bak sen! Ki, en son cennete girecek yani cehennemde hesabı görüpte sonar cennete girecek adamın ona tahsis edilmiș olacak cenneti on bu üzerinde yașadığın dünya büyüklüğünde olacaktır. Ki, senin bu üzerinde yașadığın dünya dörtte üçü sudur diyorlar dörtte biri karadır ki onun dörtte biri karanın çoğu yaramaz toprak, buz, çöl orman iskan olunamayan yerlerdir. İște bu dörtte bir karadan iskan olunabilen yerlerde de biz insanlar yașamaya çalıșıyoruz ve bu dünya bize büyük geliyor Cenneti nasıl düșüneceksin ey insan? Sen tasavvur et ki bu dünya hertarafıylan insanlar için yașanmaya hazır yer olmuș olsun yani çöl yok buz yok orman yok dörtte dört bu dünya her taraf düz yeșil arazi olsun ve sen üzerinde yașa. İște on böyle dünya mülkü kadar cehennemden en son çıkıpta cennetine girecek olan adama verilecek cennet büyük ve șenlikli olacaktır. İlk postada yani hic cehenneme uğramadan cennete gireceklere verilecekleri sen hayal dahi edemezsin. Onun için biz Allahın rahmetlerine sığınaraktan bu dünyada o ebedi ahiretin sonsuz rahmetlerine erișmek için gayret edelim. Beklemeyelim en son cehennemden çıkıpta bu on dünya kadar cenneti alacak biz olalım diye. Daha ilk partied içeriye girenlerden olmaya gayret edelim. Mühim olan mesele budur. Mürșid bu sebebten șarttır. Ve biz her lahzada bu dünyadan uzaklașmakta ve o ahiret meydanına yaklașmaktayız. Karanlık bir tünelin önünde seni beklediğini bildiğin vakit sen bir hazırlık yapmazmısın? Projektör olamasa hiç değilse eline bir mum alırsın ki karanlıkta kalıpta kafani oraya buraya vurmayasın. Mürșidsiz ne bu dünyada ne ahirette olmaz. Çünkü Mürșid hem güneș hem șemsiyedir. Sen bilirsin.
MEHTER / TASAVVUF MÜZİK
SİTE HARİTASI
SAAT
Üyelik Girişi