CEMAZİYEL -EVVEL HAKİKAT DAMLASI
HADİS-İ ŞERİF IŞIĞINDA AHİRZAMAN “Siz öyle bir zamanda yaşıyorsunuz ki sizden biriniz emrolunduğu şeylerin onda birini terk etse helâk olur. Sonra öyle bir zaman gelecek ki sizden kim emrolunduğu şeyin onda birini yapsa kurtulur.” (Tirmizî, Fiten, 79/2267) “Öyle bir zaman gelecek ki o zaman şu üç şeyden daha kıymetli birşey olmayacaktır: Helal para, can u gönülden arkadaşlık yapılacak bir kardeş ve kendisiyle amel edilecek bir sünnet.” (Heysemî, I, 172) “Öyle bir zaman gelecek ki, kişi helâlden mi haramdan mı kazandığına aldırmayacak!” (Buharî, Büyû; 7) Ebu Said el-Hudrî’den rivayet edildiğine göre Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: “Aranızda öyle bir grup ortaya çıkacaktır ki, namazınızı onların namazları, oruçlarınızı onların oruçları ve diğer amellerinizi de onların amelleri yanında az göreceksiniz. onlar Kur’ân okurlar, fakat okudukları boğazlarından aşağı geçmez. onlar okun yaydan çıktığı gibi dinden çıkarlar...” (Buhârî, Fedâilü’l-Kur’ân, 36) “Öyle bir zaman gelecek ki okuma meraklı kurrâ çoğalacak; fakîhler ise azalacak ve bu sûretle ilim çekilip alınacak. Daha sonra öyle bir zaman gelecek ki insanların okudukları boğazlarından aşağı geçmeyecek.” (Hakim, Müstedrek, V, 504) “Şiddetli bir şekilde yaklaşan fitne sebebiyle vay insanların hâline. İnsanlar mü’min olarak sabahlar da akşam kâfir oluverirler. İnsanlar dinlerini küçük dünya menfaati karşılığı değiştiriverirler. İşte öyle zamanda dinlerinde sâbit kalabilenler ellerinde kor ateşi tutanlar gibidirler.” (Ahmed İbn Hanbel, Müsned, II, 390; Ayrıca bkz. Müslim, İman 186; Tirmizi, Fiten 30, (2196) “Öyle bir zaman gelecek ki bütün insanlar ribâ ile iş yapacak. Ondan sakınanlar dahi tozuna bulaşmak durumunda kalacaklar.” (Nesâî, Büyû 2; İbnu Mâce, Ticârât 58; İbn Hanbel, Müsned, IV, 494; Beyhakî Sünen, IV, 275) “Öyle bir zaman gelecek ki doğru söyleyenler yalanlanacak, yalancılar ise doğrulanacak. Güvenilir kimseler hain sayılacak, hâinlere güvenilecek. İnsanlardan şâhidlik etmeleri istenmediği halde şâhidlik edecekler, yemin etmeleri istenmediği halde yemin edecekler,” (Taberâni, XXIII, 314) “Öyle bir zaman gelecek ki insanlar iyiliği özendirmeyecek, kötülükten de sakındırmayacaklar.” (Heysemî, Mecmauz-zevâid, VII, 280) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “Muhakkak ki insanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, o vakit kişi altından sadaka ile (çarşı Pazar) dolaşır da bunu kendisinden sadaka olarak kabul edecek tek kişi bulamaz. O zaman, tek bir erkeğe kırk tane kadının tâbi olduğunu ve kadınların çokluğu ve erkeklerin azlığı sebebiyle ona sığındıklarını görürsün.” (Buhari, Zekât 9; MüsIim, Zekat 59) “Ben sizin dünya hırsıyla birbirinizle kapışmanızdan, birbirinizi katletmenizden ve sizden öncekiler gibi helâk olup gitmenizden korkuyorum.” (Müslim, Fezâil 31) “…Ben asıl sizin dünyayı elde etmek için birbirinizle kapışıp kavga etmenizden korkuyorum.” (Buhârî, Cenâiz 71, Menâkıb 25, Megâzî 27, Rikâk 7, 53; Müslim, Fezâil 30) Hz. Sevban radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “–Size çullanmak üzere, yabancı kavimlerin, tıpkı sofraya çağrışan yiyiciler gibi, birbirlerini çağıracakları zaman yakındır.” Orada bulunanlardan biri: “–O gün sayıca azlığımızdan mı bu durum başımıza gelecek?” diye sordu. “–Hayır, bilakis o gün siz çok olacaksınız. Lakin sizler bir selin getirip yığdığı çer-çöpler gibi hiçbir ağırlığı olmayan kimseler durumunda olacaksınız. Allah, düşmanlarınızın kalbinden size karşı korku duygusunu çıkaracak ve sizin kalplerinize zaafı atacak!” buyurdular. “–Zaaf da nedir ey Allah’ın Rasûlü?” denildi. “–Dünya sevgisi ve ölüm korkusu!” buyurdular.” (Ebu Davud, Melahim 5/4297) Ebu Ümeyye eş-Şa’bani anlatıyor: “Ey Ebu Sa’lebe dedim, şu ayet hakkında ne dersin?” (Mealen): “Ey iman edenler! Siz kendinize bakın. Siz doğru yolda oldukça, sapıtmış olanlar size zarar vermez.” (Maide 105) Bana şu cevabı verdi: “Gerçekten bunu, iyi bilen birine sordun. Zira ben aynı şeyi Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-’a sormuştum. Demişti ki: “Ma’rufa sarılın, münkerden de kaçının! Ne zaman uyulan bir cimrilik, takip edilen bir hevâ, (dine, ahirete) tercih edilen dünyalık görür, rey sahiplerinin (selefi dinlemeden) kendi reylerini beğendiklerini müşahade edersen, o zaman kendine bak. İnsanlarla uğraşmayı bırak. Zira (bu safhaya gelince) arkanızda sabır günleri var demektir. O günler avuçta ateş tutmak gibi (sıkıntılı)dır. O günlerde, sizin kadar amel yapabilen bir kimseye elli kişinin ecri verilecektir.” (Ebu Davud, Melahim 17/4341); Tirmizi, Tefsir, 5/3060); İbnu Mace, Fiten 21) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “-İnsanlar öyle günler görecek ki, katil niçin öldürdüğünü, maktul de niçin öldürüldüğünü bilemeyecek.” “-Bu nasıl olur?” diye soruldu. Şu cevabı verdi: “-Herçtir! Öldüren de ölen de ateştedir.” (Müslim, Fiten 56) Zübeyr İbnu Adiy rahimehullah anlatıyor: “Hz. Enes İbnu Mâlik radıyallahu anh’ın yanına girdik. Haccâc’ın bize yaptıklarını şikayet ettik. “-Sabredin, buyurdu. Zira öyle günlerle karşılaşacaksınız ki, her yeni gün, gidenden daha kötü olacak. Bu hal Rabbinize kavuşuncaya kadar devam edecek. Ben bunu, Rasûlunüz -sallallâhu aleyhi ve sellem-’den işittim.” (Buhari, Fiten 6; Tirmizi, Fiten 35/2206) Hz. Huzeyfe radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “-Bana kaç müslüman olduğunu sayıverin” buyurdular. Biz: “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bizim sayımız altı-yediyüze ulaşmış olduğu halde, hakkımızda korku mu taşıyorsunuz?” dedik. “-Siz bilemezsiniz, (çokluğunuza rağmen) imtihan olunabilirsiniz!” . Gerçekten öyle (belaya maruz kalıp) imtihan olunduk ki, içimizden namazını gizlice kılanlar oldu.” (Buhari, Cihad 181; Müslim, İman 235) Abdullah ibn-i Ömer -radıyallâhu anh- tarafından rivayet edilmiştir. Rasûlullâh –sallâllâhu aleyhi ve elem- bize yönelerek şöyle buyurdu: “Ey Muhacirler cemâati! Beş şey vardır ki, onlarla mübtelâ olacağınız zaman Ben sizlerin o şeylere erişmenizden Allâh’a sığınırım. Onlar şunlardır: 1- Bir milletin içinde zina, fuhuş ortaya çıkıp nihayet o millet bu suçu alenî olarak işlediğinde, mutlaka içlerinde taun hastalığı ve onlardan önce gelip-geçmiş milletlerde vuku bulmamış hastalıklar yayılır. 2- Ölçü ve tartıyı eksik yapan her millet mutlaka kıtlık, geçim sıkıntısı ve başlarındaki hükümdarların zulmü ile cezalandırılırlar. 3- Mallarının zekâtını vermekten kaçan her millet mutlaka yağmurdan menedilir (kuraklık cezası ile cezalandırılır) ve hayvanları olmasa (Allâh hayvanlara acımasa) onlara yağmur yağdırmaz. 4- Allâh’ın ahdini (emirlerini) ve Rasûlün sünnetini terk eden her milletin başına mutlaka Allâh kendilerinden olmayan düşmanı musallat eder ve düşman o milletin elindeki-avucundakilerin bir kısmını alır. 5- İmamları (yâni devlet adamları) Allâh’ın Kitabı ile amel etmeyip Allâh’ın indirdiği hükümlerden işlerine geleni seçtikçe Allâh onların hesabını kendi aralarında görür.” (İbn-i Mâce, Fiten, 22) Rasûlullah sallallahu aleyhi veselem şöyle buyurdu: “Fırat nehrinin suyu çekilip, aktığı yatakta bulunan bir altın dağı meydana çıkmadıkça ve kurtulup kazanan ben olayım diye birbiriyle çarpışan her yüz kişiden doksan dokuzu ölmedikçe kıyamet kopmaz.” (Buhârî, Fiten 24; Müslim, Fiten 29. Ayrıca bk. İbni Mâce, Fiten 25) Diğer bir rivayet ise şöyledir: “Pek yakında Fırat nehrinin suyu çekilerek aktığı yatakta bir altın hazinesi meydana çıkacaktır. O günü gören kimse, o hazineden kesinlikle bir şey almasın.” (Buhârî, Fiten 24; Müslim, Fiten 29-32. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Melâhim 13; Tirmizî, Sıfatü’l-cenne 26) “Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki kişi bir kabre uğrayıp üzerine abanarak: ‘Keşke bu kabrin içinde ben olsaydım’ demedikçe kıyamet kopmaz. Hâlbuki bu sözü ona söyleten din değil, belâ olacaktır.” (Buhârî, Fiten, 22; Müslim, Fiten, 53-54) Öyle bir zamanın geleceği, insanların kalblerinin dünya sevgisi ile dolacağı, cihadı zarar olarak görüp zekat vermeyi altından kalkılması zor bir borç olarak görecekleri bildirilir. (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 236/6322) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “-Beni İsrail üzerine gelen şeyler, aynıyla ümmetimin üzerine de gelecektir. Öyle ki onlardan aleni olarak annesine gelen olmuşsa, ümmetimden de bu çirkin işi mutlaka yapan olacaktır. Nitekim, Beni İsrail yetmişiki millete (dine, fırkaya) bölünmüştü. Benim ümmetim de yetmişüç millete bölünecektir. Bunlardan bir tanesi hariç hepsi ateştedir.” “-Bu fırka hangisidir?” diye soruldu. “-Benim ve ashabımın üzerinde olduğu şeyden ayrılmayanlardır!” buyurdular.” (Tirmizi, İman 18/2641) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “Ümeranız hayırlı olanlarınızdan iseler, zenginleriniz sehâvetkâr kimselerse, işlerinizi aranızda müşavere ile hallediyorsanız, bu durumda yerin üstü (hayat), altından (ölümden) hayırlıdır. Eğer ümeranız şerirlerinizden, zenginleriniz cimri ve işleriniz kadınların elinde ise, yerin altı üstünden, (ölmek yaşamaktan) daha hayırlıdır. (Çünkü artık dini ikame imkanı kalmaz).” (Tirmizi, Fiten 78/2266) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “-Gençlerinizin fıska düştüğü, kadınlarınızın azdığı zaman haliniz ne olur?” diye sormuştu. (Yanındakiler hayretle): “-Ey Allah’ın Rasûlü, yani böyle bir hal mi gelecek?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdu ve devam etti: “-Emr-i bi’l-ma’rufta bulunmadığınız, nehy-i ani’l-münker yapmadığınız vakit haliniz ne olur?” diye sordu. (Yanındakiler hayretle:) “-Yani bu olacak mı?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdular ve sormaya devam ettiler: “-Münkeri emredip, ma’rufu yasakladığınız zaman haliniz ne olur?” (Yanında bulunanlar iyice hayrete düşerek): “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bu mutlaka olacak mı?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdular ve devam ettiler: “-Ma’rufu münker, münkeri de ma’ruf addettiğiniz zaman haliniz ne olur?” (yanindeki Ashab:) “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bu mutlaka olacak mı?” diye sordular. “-Evet, olacak!” buyurdular.” (Heysemi, Mecma’u’z-Zevaid, VII, 281) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “İnsanların dünyaca en bahtiyarını âdi oğlu âdiler teşkil etmedikçe Kıyamet kopmaz.” (Tirmizi, Fiten 37/2209) Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-, yanındaki cemaate konuşurken, bir adam gelerek: “-Ey Allah’ın Rasûlü! Kıyamet ne zaman kopacak?” dedi. Sallallâhu aleyhi ve sellem- konuşmasına devam etti, sözlerini bitirdiği vakit: “-Sual sâhibi nerede?” buyurdular. Adam: “-İşte buradayım ey Allah’ın Rasûlü!” dedi. Sallallâhu aleyhi ve sellem-: “-Emanet zâyi edildiği vakit Kıyameti bekleyin!” buyurdular. Adam: “-Emanet nasıl zâyi edilir?” diye sordu. Efendimiz: “-İş, ehil olmayana tevdi edildi mi Kıyamet’i bekleyin!” buyurdular.” (Buhari, İlm 2, Rikâk 35) Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “Ümmetim onbeş şeyi yapmaya başlayınca ona büyük belanın gelmesi vâcip olur!” buyurmuşlardı. (Yanındakiler:) “Ey Allah’ın Rasûlü! Bunlar nelerdir?” diye sordular. Sallallâhu aleyhi ve sellem- saydı: -Ganimet (yani milli servet, fakir fukaraya uğramadan sadece zengin ve mevki sahibi kimseler arasında) tedavül eden bir metâ haline gelirse, -Emanet (edilen şeyleri emânet alan kimseler, sorumlu ve yetkililer, memurlar) ganimet (malı yerini tutup, yağmalayıp nefislerine helal) kıldıkları zaman, -Zekât (ödemeyi ibadet bilmeyip bir angarya ve) ceza telâkki ettikleri zaman. -Kişi annesinin hukukuna riayet etmeyip, kadınına itaat ettiği; -Babasından uzaklaşıp ahbabına yaklaştığı; -Mescidlerde (rıza-yı ilâhi gözetmeyen husûmet, alış-veriş, eğlence ve siyâsiyâta vs. müteallik) sesler yükseldiği zaman. -Kavme, onların en alçağı (erzel) reis olduğu; -(Devlet otoritesinin yetersizliği sebebiyle tedhiş ve zulümle insanları sindiren zorba) kişiye zararı dokunmasın diye hürmet edildiği; -(Çeşitli adlarla imal edilen) içkiler (serbestçe) içildiği; -İpek (haram bilinmeyip erkekler tarafından) giyildiği; -Çeşitli adlar altında şarkıcı kadınlar ve çalgı aletleri edinildiği; -Bu ümmetin sonradan gelen nesilleri, önceden gelip geçenlere (çeşitli ithamlar ve bahanelerle) hakâret ettiği zaman artık kızıl rüzgârı, (zelzeleyi), yere batışı (hasfı) veya suret değiştirmeyi (meshi) (veya gökten taş yağmasını, (kazfi) bekleyin.” (Tirmizi, Fiten 38/2210) Mikdam bin Ma’dikerb’in bir hizmetçisi vardı, süt satardı, Mikdam da karşılığında para alırdı. Ona: “-Sübhanallah, süt satıp para mı alıyorsun?” dediler. O da: “¬-Evet, bunda ne var ki? Ben Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-’in şöyle dediğini duydum: “-İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki o vakit dinar ve dirhemden başka bir şey fayda vermeyecek!” dedi. (Ahmed bin Hanbel, IV, 133) “Sizin üzerinize öyle bir zaman gelecek ki o vakit siz, iyilikleri emretmeyen ve kötülükleri yasaklamayan kimselerin en hayırlı kişiler olduğunu düşünürsünüz.” (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 686/8462) Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-: “-İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki o vakit müminin kalbi tuzun suda eridiği gibi eriyecek!” buyurdu. “-Niçin eriyecek yâ Rasûlallah?” diye sorulduğunda: “-Kötülükleri görüp de onları değiştirmeye güç yetiremediği için” buyurdu. (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 686/8463) Rabbim Bizleri Uyananlardan Eylesin İnşAllah.

CENAB-I ALLAH'IN ÖZELLERİ

  
CENAB-I ALLAH'IN ÖZELLERİ

Allah c.c her insanı özel ve mükemmel yaratmıştır,önemli olan haddi bilebilmektir.Bu sebeple Allahın lütfundan feyizlenenler ile şeytanın üstünlük kibrinden beslenip içi sadece görünemeyen tutulamayan hava ile dolu olan ,Allahın lütfettiği mükemmelliğini şeytana bir pula satıp dünyayı satın aldığını sanan gafiller tayfası ,dünya gözü ile baktığında hacim olarak balon gibi büyük bir yer kaplayan gerçek darası patladığındaki ağırlık miktarı kadar olan zavallı insanlar ….
İnsanın Allah c.c özel yaratmasının en belirgin özelliğinden sadece bir tanesi , bu zamana kadar yaratılan gelmiş –geçmiş hiçbir insanın parmak izinin birbirine benzememesidir. Bu sebep ile Allahın yarattığı bir çok ilim insana sunduğu lütfudur , kimya- fizik- astronomi –cebir- matematik- biyoloji –vs. yani ilmide sonsuz olan Allah cc gökyüzü misali başını semaya kaldırıp baktığında, gündüz güneş ve bulutlar, gece ise ay ve yıldızlar… İşin diğer bir yanı var ki göremediğin ama var olan göktaşları ,gezegenler ,meteorlar, kara delikler vs. Dünyada teknoloji ilerledi; yeri kilometrelerce altına girip, okyanusların en dip derinliğine inip aydınlatıyorlar ve keşif yapabiliyorlar. Astronomi alimleri ise gökyüzündeki kara deliklerin içini aydınlatıp nereye gidiyor diye merak etmiyorlar mı acaba? Kara deliğin içine girip araştırma yapmak başka alemlere mi yoksa dibi torba misali bitti buraya kadar son mu demek yada buna başka bir mana ilmi gerektirir diyerek karanlıkların keşfine mazhar olmak istemiyorlar mı acaba? Ama Ey insanoğlu, tek hakikat her canlıyı bekleyen ölüm var dünyanın üstünde görüp de anlayamadığın sonsuz gökyüzü gibi gezdiğin toprağın altında da sonsuz gökyüzü tarzında bir alem var. Misal, kara delikler sana oradan neyin geleceği belli olmayan ama var olan Allahın hiçbir şeyi sebepsiz yaratmadığı , güneş gibi yakan parlayan ve kaynayan mağma katmanı var ve dünyadan oraya en önemlisi ilk açılan kapı kabir var gidip de gelinmeyen, bırakılanı yiyip yok eden toprak görüntüsünde olan ayrı bir alem var.
Ey insan hem zahiri ve hem de Batıni ilim ile kanatlanıp uçmak için iki hikmet vardır: birincisi kol kuvvetinin yettiği kadar kanat yapıp en yüksekten kendini rüzgarın ahengine bırakıp sadece yere inmek olan haydi geldiğin yere uçta uçtuğunu anlayalım cinsinden yalancı gösteriş uçuşu ikincisi mükemmellik makamından verilen evliyalık makamının tayyi mekan uçuşudur. Ona kanat gerekmez ona sadece Allahın müsade ettiği kunfe yekun ilminden ol deyince olduran gözünü kapatıp açtığında istediğin yerde olduran kuvveti dir.
Bu yazım benim çok değerli dostum olan hasreti ile burnumun ucunu titreten maddi ve manevi dostum ŞEHİD kardeşim İskender HİKMET e olan özlemimdendir, o çok değerli bir ilim adamıydı Fransa’daki ilk dünya oluşum tezi bing bang yani büyük patlamayla ilgili deneyde görev yapmak üzere CERN laboratuarına davet edilen önemli Türk fizikçi docent doktor – prof.. lardan bir tanesiydi. Bu onun dünyadaki ilim sıfatıydı; fakat bir çok kişinin bilmediği manevi yanı yani en başta söylediğim kisvedeki Allah’ın özel ve mükemmel yarattığı güzel insan olmasıydı , manevi inancı son derece kuvvetliydi. Güzel dostum Kıbrıs’ta doğup yaşadığı için ilk tedrisatlarını Kıbrıs’ta yaptıktan sonra üniversite tahsilini de Fransa’da yapmıştı, Kıbrıslı olduğundan Şeyhim Muhammed Nazım Hakkani Rabbani- Kıbrısi hazretlerine de intisablı idi, çok büyük hürmeti ve saygısı vardı ve şeyhim nazım efendide onu çok özel severdi. şeyh efendi hazretlerinin her sohbeti kendisine veya bana ulaştığında hemen bir araya gelip sohbetin analizini yapmaya çalışırdık. Müthiş bir Osmanlı aşkı ve mehdi as olan sevdası vardı bende onun gibi düşündüğüm için birbirimize karşı bu konuları konuşmak bizi bu dünyadan alır hakikat alemine ulaştırır ve oradan hiç çıkmaz istemezdik. O gerçekten insanın yeryüzüne gelmiş özel kişilerinden biriydi. 2007 Kasım’ından beri onu, dostumu çok özlüyorum. Fransa’dan CERN’ den geldiği ilk Cuma günü namazdan sonra orada yaşanılan ve yapılanları anlatırken bir bilim adamı değil Allah’ın heybetini anlatma heyecanını yaşıyordu. Herkes bir istikamete bakar; kimi önüne kimi ortaya kimi sonsuzluğun sahibine ulaşabilme sevdasıyla görebileceği kadar ufka. İşte o, ufka dalmış öyle bakıp anlatıyordu.

Cenabı Allah bu vatana çok özel cevherler vermiş bazı sebeplerden kullanılamıyor; fakat vakti geldiğinde evlatlarımızın kullanması için çalışmalar yapılıyor. Bu cevherlerden bir tanesi Türkiye’de dünyadaki yüzde 70 civarında bulunan toryum madeni. Bunun özelliklerini kuvvetini anlatmıştı geldiği zaman ki sohbetlerde ben de imtihan yapıp soru sormayacaksan anlat derdim. Benim ilgimi çeken bir ilim dalı değildi fizik; fakat heyecanını anlatma halinde görebildiğim için çok ciddi dinliyormuş gibi yapıyordum yani işinin ciddiyetini kavramış ve kendini kanıtlamış bir insan olarak davet edilmişti yoksa her fizikçiye haydi CERN’e bir –iki uçak kalkıyor muhabbeti olmamıştı. Yani bu değerli insan millet ve devlet için önemli bir kimlik ve kendisi gibi yetiştirebileceği öğrencileri içinde kilometre taşıydı.
Bu yazıya neden gerek duydum günlük haberlerde 15 temmuz 2016 sürecinden evvel Türkiye miz için çok özel kişilerimizi bilinmeyen kahpece ve haince sebeplerden kaybettik. Benim için çok değerli 80 evveli ülkü ocakları genel başkanlığımı ve 1996 da hacda Arafat’ta beraber olduğum hacı arkadaşım 2009 da İstanbul Maltepe belediye başkan adayı olma şerefine nail olduğum BBP nin Genel başkanı mümtaz kişilik ŞEHİT Muhsin YAZICIOĞLU, Cumhur reisimiz ŞEHİT Turgut ÖZAL, Maliye bakanımız ŞEHİT Adnan KAHVECİ, Denizli valisi ŞEHİT Recep YAZICIOĞLU ,jandarma genel komutanı ŞEHİT Eşref BİTLİS Paşa, Aselsan’da görev yapan çok özel ve gizli devlet menfaati projelerde çalışan mühendislerimiz , basına yansıtılmamış özel görevler için yetiştirilmiş emniyet mensubu polislerimiz askerlerimi velhasıl bir çok vatan evladı bu kadar şaibeden sonra aklıma şehid kardeşim İskender HİKMET in de olduğu 30 Kasım 2007 deki bir türlü sebebi bulunamayan yalan sözler ile insanların kandırılmasına sebep olan Isparta uçağının düşme olayı ne gariptir ki içinde Türkiye’nin en güzide fizik profesörlerinin doçentlerinin bilim adamlarının bir kafeste toplayarak yok etme operasyonu çünkü Türkiye’nin geleceğinin en yüksek oranda yok edebilme imkanı her zaman o günkü gibi olamazdı.

Maalesef kırk yıldır Müslüman görüntüsüne girmiş olan şeytanın askeri şeytan kılıklı lawrens fetö şerefsizinin, ( Büyük Şeyhim Nazım Efendinin onun için söylediği İsevi,dir (hristiyan) yalancı ağlayan adam dediği ,Şeyhim Mehmed Efendinin büyük deccalden evvel gelecek olan kırk deccalden bir tanesi olan kişidir olarak beyan ettiği..)Asil Türk milletine ve Müslüman alemine yıllarca yapmış olduğu zulüm ve 15 temmuz gecesi şeytan kisveli lawrens fetö ve ona istikamet veren maddi - manevi kuvvet sağlayan devletler, localar, dernekler, kuruluşlar ve kişilerin yaptığı en son zirveydi şimdi zirveye ulaştıktan sonra bir de onun inmesi vardı unuttular sandılar ki biz zirveye yaklaştık bu iş tamamdır bayrağımızı dikelim dedikleri o anda Allah’ın gizli orduları devreye girdi manevi cihette Allah’ın giydirdiği şeref libası heybetullah zirvesinin askerleri vardır elhamdülillah. Bu kisve Cenabı Allahın sadece şeref sahiplerine DEVLETİ ALİYE OSMANA yani Osmanlıy a giydirilmiş şereflendirilmiş bir hal idi velhasıl bu şerefli ecdadın bu Türkiye topraklarında tek yumruk olarak yaşayan asilleri vardı; çünkü bu toprağın bedelini şanlı ecdadımız evvelinden kan ödenerek tapusu almıştı. O yüzden bu topraklarda herkes istediği gibi kelam edemez ,dans edemez, hüküm edemez bu vatanı dünyanın tüm kara parçalarından ayıran en özel ve kutsal bir toprağa sahip olma sebebi ise üstünde gerçek asil insanların yaşamasındandır, tek söz TÜRKİYE MİLLETİnindir sahtekarlar yok olmaya mahkumdur ve o hayal kurdukları sanal devlet zirvesinden arkalarına yedikleri hem milletin tekmesi hem de manevi kuvvet sahiplerinin Osmanlı tokatı ile zelil ve yok olmaya mahkumdurlar . Bu şerefsizlere karşı bizi uyandıran ALLAH a sonsuz şükürler olsun Şeyhim Nazım Efendi Hz.lerinin her daim söylediği bir kelam vardı “şeytanın saltanatı benim ayaklarımın altındadır”. Elhamdülillah bizlerde Osmanlı torunları olarak şunu söylüyoruz onlar ki şeytanın askerleri bizim ayağımızın altındaki toprak gibi olmaya mahkumdur ve mahkum kalacaktır ,bizler şerefli ecdadımızın gittiği yoldan giderek manevi kuvvet sahiplerinin himmeti ile ilahi rahmana ve resulullah efendimize gideceğimizi öğrendik bizi bu yoldan kimse alıkoyamaz herkes haddini bilsin,haddini bilmeyip de kalkışanında vay haline her şeyin gerçek sonu tek kelam HAKKANİYET….

2016 / SİVRİHİSAR

Ercan KARA

MEHTER / TASAVVUF MÜZİK
SİTE HARİTASI
SAAT
Üyelik Girişi