CEMAZİYEL -EVVEL HAKİKAT DAMLASI
HADİS-İ ŞERİF IŞIĞINDA AHİRZAMAN “Siz öyle bir zamanda yaşıyorsunuz ki sizden biriniz emrolunduğu şeylerin onda birini terk etse helâk olur. Sonra öyle bir zaman gelecek ki sizden kim emrolunduğu şeyin onda birini yapsa kurtulur.” (Tirmizî, Fiten, 79/2267) “Öyle bir zaman gelecek ki o zaman şu üç şeyden daha kıymetli birşey olmayacaktır: Helal para, can u gönülden arkadaşlık yapılacak bir kardeş ve kendisiyle amel edilecek bir sünnet.” (Heysemî, I, 172) “Öyle bir zaman gelecek ki, kişi helâlden mi haramdan mı kazandığına aldırmayacak!” (Buharî, Büyû; 7) Ebu Said el-Hudrî’den rivayet edildiğine göre Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: “Aranızda öyle bir grup ortaya çıkacaktır ki, namazınızı onların namazları, oruçlarınızı onların oruçları ve diğer amellerinizi de onların amelleri yanında az göreceksiniz. onlar Kur’ân okurlar, fakat okudukları boğazlarından aşağı geçmez. onlar okun yaydan çıktığı gibi dinden çıkarlar...” (Buhârî, Fedâilü’l-Kur’ân, 36) “Öyle bir zaman gelecek ki okuma meraklı kurrâ çoğalacak; fakîhler ise azalacak ve bu sûretle ilim çekilip alınacak. Daha sonra öyle bir zaman gelecek ki insanların okudukları boğazlarından aşağı geçmeyecek.” (Hakim, Müstedrek, V, 504) “Şiddetli bir şekilde yaklaşan fitne sebebiyle vay insanların hâline. İnsanlar mü’min olarak sabahlar da akşam kâfir oluverirler. İnsanlar dinlerini küçük dünya menfaati karşılığı değiştiriverirler. İşte öyle zamanda dinlerinde sâbit kalabilenler ellerinde kor ateşi tutanlar gibidirler.” (Ahmed İbn Hanbel, Müsned, II, 390; Ayrıca bkz. Müslim, İman 186; Tirmizi, Fiten 30, (2196) “Öyle bir zaman gelecek ki bütün insanlar ribâ ile iş yapacak. Ondan sakınanlar dahi tozuna bulaşmak durumunda kalacaklar.” (Nesâî, Büyû 2; İbnu Mâce, Ticârât 58; İbn Hanbel, Müsned, IV, 494; Beyhakî Sünen, IV, 275) “Öyle bir zaman gelecek ki doğru söyleyenler yalanlanacak, yalancılar ise doğrulanacak. Güvenilir kimseler hain sayılacak, hâinlere güvenilecek. İnsanlardan şâhidlik etmeleri istenmediği halde şâhidlik edecekler, yemin etmeleri istenmediği halde yemin edecekler,” (Taberâni, XXIII, 314) “Öyle bir zaman gelecek ki insanlar iyiliği özendirmeyecek, kötülükten de sakındırmayacaklar.” (Heysemî, Mecmauz-zevâid, VII, 280) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “Muhakkak ki insanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, o vakit kişi altından sadaka ile (çarşı Pazar) dolaşır da bunu kendisinden sadaka olarak kabul edecek tek kişi bulamaz. O zaman, tek bir erkeğe kırk tane kadının tâbi olduğunu ve kadınların çokluğu ve erkeklerin azlığı sebebiyle ona sığındıklarını görürsün.” (Buhari, Zekât 9; MüsIim, Zekat 59) “Ben sizin dünya hırsıyla birbirinizle kapışmanızdan, birbirinizi katletmenizden ve sizden öncekiler gibi helâk olup gitmenizden korkuyorum.” (Müslim, Fezâil 31) “…Ben asıl sizin dünyayı elde etmek için birbirinizle kapışıp kavga etmenizden korkuyorum.” (Buhârî, Cenâiz 71, Menâkıb 25, Megâzî 27, Rikâk 7, 53; Müslim, Fezâil 30) Hz. Sevban radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “–Size çullanmak üzere, yabancı kavimlerin, tıpkı sofraya çağrışan yiyiciler gibi, birbirlerini çağıracakları zaman yakındır.” Orada bulunanlardan biri: “–O gün sayıca azlığımızdan mı bu durum başımıza gelecek?” diye sordu. “–Hayır, bilakis o gün siz çok olacaksınız. Lakin sizler bir selin getirip yığdığı çer-çöpler gibi hiçbir ağırlığı olmayan kimseler durumunda olacaksınız. Allah, düşmanlarınızın kalbinden size karşı korku duygusunu çıkaracak ve sizin kalplerinize zaafı atacak!” buyurdular. “–Zaaf da nedir ey Allah’ın Rasûlü?” denildi. “–Dünya sevgisi ve ölüm korkusu!” buyurdular.” (Ebu Davud, Melahim 5/4297) Ebu Ümeyye eş-Şa’bani anlatıyor: “Ey Ebu Sa’lebe dedim, şu ayet hakkında ne dersin?” (Mealen): “Ey iman edenler! Siz kendinize bakın. Siz doğru yolda oldukça, sapıtmış olanlar size zarar vermez.” (Maide 105) Bana şu cevabı verdi: “Gerçekten bunu, iyi bilen birine sordun. Zira ben aynı şeyi Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-’a sormuştum. Demişti ki: “Ma’rufa sarılın, münkerden de kaçının! Ne zaman uyulan bir cimrilik, takip edilen bir hevâ, (dine, ahirete) tercih edilen dünyalık görür, rey sahiplerinin (selefi dinlemeden) kendi reylerini beğendiklerini müşahade edersen, o zaman kendine bak. İnsanlarla uğraşmayı bırak. Zira (bu safhaya gelince) arkanızda sabır günleri var demektir. O günler avuçta ateş tutmak gibi (sıkıntılı)dır. O günlerde, sizin kadar amel yapabilen bir kimseye elli kişinin ecri verilecektir.” (Ebu Davud, Melahim 17/4341); Tirmizi, Tefsir, 5/3060); İbnu Mace, Fiten 21) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “-İnsanlar öyle günler görecek ki, katil niçin öldürdüğünü, maktul de niçin öldürüldüğünü bilemeyecek.” “-Bu nasıl olur?” diye soruldu. Şu cevabı verdi: “-Herçtir! Öldüren de ölen de ateştedir.” (Müslim, Fiten 56) Zübeyr İbnu Adiy rahimehullah anlatıyor: “Hz. Enes İbnu Mâlik radıyallahu anh’ın yanına girdik. Haccâc’ın bize yaptıklarını şikayet ettik. “-Sabredin, buyurdu. Zira öyle günlerle karşılaşacaksınız ki, her yeni gün, gidenden daha kötü olacak. Bu hal Rabbinize kavuşuncaya kadar devam edecek. Ben bunu, Rasûlunüz -sallallâhu aleyhi ve sellem-’den işittim.” (Buhari, Fiten 6; Tirmizi, Fiten 35/2206) Hz. Huzeyfe radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “-Bana kaç müslüman olduğunu sayıverin” buyurdular. Biz: “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bizim sayımız altı-yediyüze ulaşmış olduğu halde, hakkımızda korku mu taşıyorsunuz?” dedik. “-Siz bilemezsiniz, (çokluğunuza rağmen) imtihan olunabilirsiniz!” . Gerçekten öyle (belaya maruz kalıp) imtihan olunduk ki, içimizden namazını gizlice kılanlar oldu.” (Buhari, Cihad 181; Müslim, İman 235) Abdullah ibn-i Ömer -radıyallâhu anh- tarafından rivayet edilmiştir. Rasûlullâh –sallâllâhu aleyhi ve elem- bize yönelerek şöyle buyurdu: “Ey Muhacirler cemâati! Beş şey vardır ki, onlarla mübtelâ olacağınız zaman Ben sizlerin o şeylere erişmenizden Allâh’a sığınırım. Onlar şunlardır: 1- Bir milletin içinde zina, fuhuş ortaya çıkıp nihayet o millet bu suçu alenî olarak işlediğinde, mutlaka içlerinde taun hastalığı ve onlardan önce gelip-geçmiş milletlerde vuku bulmamış hastalıklar yayılır. 2- Ölçü ve tartıyı eksik yapan her millet mutlaka kıtlık, geçim sıkıntısı ve başlarındaki hükümdarların zulmü ile cezalandırılırlar. 3- Mallarının zekâtını vermekten kaçan her millet mutlaka yağmurdan menedilir (kuraklık cezası ile cezalandırılır) ve hayvanları olmasa (Allâh hayvanlara acımasa) onlara yağmur yağdırmaz. 4- Allâh’ın ahdini (emirlerini) ve Rasûlün sünnetini terk eden her milletin başına mutlaka Allâh kendilerinden olmayan düşmanı musallat eder ve düşman o milletin elindeki-avucundakilerin bir kısmını alır. 5- İmamları (yâni devlet adamları) Allâh’ın Kitabı ile amel etmeyip Allâh’ın indirdiği hükümlerden işlerine geleni seçtikçe Allâh onların hesabını kendi aralarında görür.” (İbn-i Mâce, Fiten, 22) Rasûlullah sallallahu aleyhi veselem şöyle buyurdu: “Fırat nehrinin suyu çekilip, aktığı yatakta bulunan bir altın dağı meydana çıkmadıkça ve kurtulup kazanan ben olayım diye birbiriyle çarpışan her yüz kişiden doksan dokuzu ölmedikçe kıyamet kopmaz.” (Buhârî, Fiten 24; Müslim, Fiten 29. Ayrıca bk. İbni Mâce, Fiten 25) Diğer bir rivayet ise şöyledir: “Pek yakında Fırat nehrinin suyu çekilerek aktığı yatakta bir altın hazinesi meydana çıkacaktır. O günü gören kimse, o hazineden kesinlikle bir şey almasın.” (Buhârî, Fiten 24; Müslim, Fiten 29-32. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Melâhim 13; Tirmizî, Sıfatü’l-cenne 26) “Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki kişi bir kabre uğrayıp üzerine abanarak: ‘Keşke bu kabrin içinde ben olsaydım’ demedikçe kıyamet kopmaz. Hâlbuki bu sözü ona söyleten din değil, belâ olacaktır.” (Buhârî, Fiten, 22; Müslim, Fiten, 53-54) Öyle bir zamanın geleceği, insanların kalblerinin dünya sevgisi ile dolacağı, cihadı zarar olarak görüp zekat vermeyi altından kalkılması zor bir borç olarak görecekleri bildirilir. (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 236/6322) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “-Beni İsrail üzerine gelen şeyler, aynıyla ümmetimin üzerine de gelecektir. Öyle ki onlardan aleni olarak annesine gelen olmuşsa, ümmetimden de bu çirkin işi mutlaka yapan olacaktır. Nitekim, Beni İsrail yetmişiki millete (dine, fırkaya) bölünmüştü. Benim ümmetim de yetmişüç millete bölünecektir. Bunlardan bir tanesi hariç hepsi ateştedir.” “-Bu fırka hangisidir?” diye soruldu. “-Benim ve ashabımın üzerinde olduğu şeyden ayrılmayanlardır!” buyurdular.” (Tirmizi, İman 18/2641) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “Ümeranız hayırlı olanlarınızdan iseler, zenginleriniz sehâvetkâr kimselerse, işlerinizi aranızda müşavere ile hallediyorsanız, bu durumda yerin üstü (hayat), altından (ölümden) hayırlıdır. Eğer ümeranız şerirlerinizden, zenginleriniz cimri ve işleriniz kadınların elinde ise, yerin altı üstünden, (ölmek yaşamaktan) daha hayırlıdır. (Çünkü artık dini ikame imkanı kalmaz).” (Tirmizi, Fiten 78/2266) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “-Gençlerinizin fıska düştüğü, kadınlarınızın azdığı zaman haliniz ne olur?” diye sormuştu. (Yanındakiler hayretle): “-Ey Allah’ın Rasûlü, yani böyle bir hal mi gelecek?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdu ve devam etti: “-Emr-i bi’l-ma’rufta bulunmadığınız, nehy-i ani’l-münker yapmadığınız vakit haliniz ne olur?” diye sordu. (Yanındakiler hayretle:) “-Yani bu olacak mı?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdular ve sormaya devam ettiler: “-Münkeri emredip, ma’rufu yasakladığınız zaman haliniz ne olur?” (Yanında bulunanlar iyice hayrete düşerek): “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bu mutlaka olacak mı?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdular ve devam ettiler: “-Ma’rufu münker, münkeri de ma’ruf addettiğiniz zaman haliniz ne olur?” (yanindeki Ashab:) “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bu mutlaka olacak mı?” diye sordular. “-Evet, olacak!” buyurdular.” (Heysemi, Mecma’u’z-Zevaid, VII, 281) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “İnsanların dünyaca en bahtiyarını âdi oğlu âdiler teşkil etmedikçe Kıyamet kopmaz.” (Tirmizi, Fiten 37/2209) Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-, yanındaki cemaate konuşurken, bir adam gelerek: “-Ey Allah’ın Rasûlü! Kıyamet ne zaman kopacak?” dedi. Sallallâhu aleyhi ve sellem- konuşmasına devam etti, sözlerini bitirdiği vakit: “-Sual sâhibi nerede?” buyurdular. Adam: “-İşte buradayım ey Allah’ın Rasûlü!” dedi. Sallallâhu aleyhi ve sellem-: “-Emanet zâyi edildiği vakit Kıyameti bekleyin!” buyurdular. Adam: “-Emanet nasıl zâyi edilir?” diye sordu. Efendimiz: “-İş, ehil olmayana tevdi edildi mi Kıyamet’i bekleyin!” buyurdular.” (Buhari, İlm 2, Rikâk 35) Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “Ümmetim onbeş şeyi yapmaya başlayınca ona büyük belanın gelmesi vâcip olur!” buyurmuşlardı. (Yanındakiler:) “Ey Allah’ın Rasûlü! Bunlar nelerdir?” diye sordular. Sallallâhu aleyhi ve sellem- saydı: -Ganimet (yani milli servet, fakir fukaraya uğramadan sadece zengin ve mevki sahibi kimseler arasında) tedavül eden bir metâ haline gelirse, -Emanet (edilen şeyleri emânet alan kimseler, sorumlu ve yetkililer, memurlar) ganimet (malı yerini tutup, yağmalayıp nefislerine helal) kıldıkları zaman, -Zekât (ödemeyi ibadet bilmeyip bir angarya ve) ceza telâkki ettikleri zaman. -Kişi annesinin hukukuna riayet etmeyip, kadınına itaat ettiği; -Babasından uzaklaşıp ahbabına yaklaştığı; -Mescidlerde (rıza-yı ilâhi gözetmeyen husûmet, alış-veriş, eğlence ve siyâsiyâta vs. müteallik) sesler yükseldiği zaman. -Kavme, onların en alçağı (erzel) reis olduğu; -(Devlet otoritesinin yetersizliği sebebiyle tedhiş ve zulümle insanları sindiren zorba) kişiye zararı dokunmasın diye hürmet edildiği; -(Çeşitli adlarla imal edilen) içkiler (serbestçe) içildiği; -İpek (haram bilinmeyip erkekler tarafından) giyildiği; -Çeşitli adlar altında şarkıcı kadınlar ve çalgı aletleri edinildiği; -Bu ümmetin sonradan gelen nesilleri, önceden gelip geçenlere (çeşitli ithamlar ve bahanelerle) hakâret ettiği zaman artık kızıl rüzgârı, (zelzeleyi), yere batışı (hasfı) veya suret değiştirmeyi (meshi) (veya gökten taş yağmasını, (kazfi) bekleyin.” (Tirmizi, Fiten 38/2210) Mikdam bin Ma’dikerb’in bir hizmetçisi vardı, süt satardı, Mikdam da karşılığında para alırdı. Ona: “-Sübhanallah, süt satıp para mı alıyorsun?” dediler. O da: “¬-Evet, bunda ne var ki? Ben Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-’in şöyle dediğini duydum: “-İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki o vakit dinar ve dirhemden başka bir şey fayda vermeyecek!” dedi. (Ahmed bin Hanbel, IV, 133) “Sizin üzerinize öyle bir zaman gelecek ki o vakit siz, iyilikleri emretmeyen ve kötülükleri yasaklamayan kimselerin en hayırlı kişiler olduğunu düşünürsünüz.” (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 686/8462) Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-: “-İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki o vakit müminin kalbi tuzun suda eridiği gibi eriyecek!” buyurdu. “-Niçin eriyecek yâ Rasûlallah?” diye sorulduğunda: “-Kötülükleri görüp de onları değiştirmeye güç yetiremediği için” buyurdu. (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 686/8463) Rabbim Bizleri Uyananlardan Eylesin İnşAllah.

ŞEYTANIN ATEŞİNDEKİ SİNSİ DUMAN

                                   
      ŞEYTANIN ATEŞİNDEKİ SİNSİ DUMAN ( TÜTÜN) SİGARA

   Gerçekleşmesi tarih olarak mümkün olmasa da Osmanlının heybetli Şeyhülislâmı Ebussuud Efendi ile Şeyh Altıparmak arasında geçtiği rivayet olunan şu hadise dilden dile günümüze kadar gelmiştir. Bilinmez ama vuku bulan  hâdise gerçek, şahıslar farklı olabilir,. hakikat olan içindeki cevheri almak diyerek bu kıssayı ifade edelim Şeyhülislâm Ebussuud Efendi, Amerika kıtasının keşfinden sonra oradan getirilip  bütün dünyaya  yayılarak saran tütün necaseti üzerine şu sözleri söylemiş:
Bir acayip bid’at gelmiş cihana,
Aman ha değmesin ehl-i îmana!
Duhan diye isim vermişler ona,
Tütsü verir çıksın diye îmana!
Bazı imamlar nûş edip içerler,
İçip de mihraba niçin geçerler?
Melekler istikrâh edip kaçarlar,
Şikâyet ederler varıp Rahmân’a
Enbiyâdan hiçbir kimse içmedi
İçin diye tembih dahî etmedi
Seleften hiç kimse alıp-satmadı
Ticareti haramdır bezirgâna
Kötülüğü, sıhhate zararı henüz yeterince bilinmeyip, hükmü verilmediğinden sigaraya alışmış hem de çok sigara içen bir zat olan Şeyh Altıparmak’ın eline bu manzûme ulaşınca, manzûmenin yazılı olduğu kâğıdı çevirmiş o da şunu yazmış:
Ey tütüne haramdır diyen ahmak,
Niçin haram olsun bir yeşil yaprak?
Tütün yetiştirmedi mi bu mukaddes toprak?
Haram olsaydı içer miydi Şeyh Altıparmak!
ve bu yazdığı dörtlüğü özel bir ulak ile Şeyhülislâm Ebussuud Efendiye  göndermiş. O gece Şeyh Altıparmak bir rüya görür:
Rüyasında kıyâmet kopmuş, hesaplar görülmüş, Şeyh Altıparmak da cennete girmeye hak kazananlar arasında cennete girmiş. Kendisine yerini göstermişler, mükemmel ikramlar, kuştüyünden yumuşacık  sedirler hazır... Geçmiş oturmuş. 
Tiryakilerin canı iki yerde çok sigara istermiş. Biri; çok sıkıntılı anlarda. Diğeri; çok huzurlu anlarda. Altıparmak’ın da cennete varıp oturunca canı sigara istemiş. Hemen cebinden tabakasını çıkarmış, sigarayı sarmış, ağzına götürmüş, fakat yakmak için ateş yok. Etraftaki hizmetkârlara sormuş: 
“–Bunu yakacağım, ateş yok mu?”
Demişler ki:
“–Yâ Şeyh! Biliyorsun burası cennet, cennette ateş olmaz. Bunu tutuşturmak istiyorsan, bir zahmet cehenneme gidiver!”
O an sigara içme arzusu öyle bastırmış ki, Altıparmak elinde sigarası cennetten çıkmış ve cehennemde sigarayı yakıp tekrar cennetin kapısına yönelmiş. Yine o çok özlediği dumanlar içerisinde cennetin kapısına varmış, bakmış ki, kapı kapanmış. Kapıyı vurmuş. İçeriden seslenmişler:
“–Kim o?” 
“–Ben Şeyh Altıparmak! Ben cennetlikler arasındayım! Açın kapıyı!” 
“–Ne istiyorsun?”
“–Yerime geçmek istiyorum.”
“–Yâ Şeyh eğer cennete girmek istiyorsan, at ağzındaki ateşi, çünkü cennet ateş yeri değil!”
Şeyh Altıparmak bu cevabın sıkıntısı ile kan-ter içerisinde uykusundan uyanmış hemen abdest almış. Yetmiş defa tövbe secdesine kapanıp, «Tövbe yâ Rabbi, tövbe yâ Rabbi!..» diye istiğfar etmiş, ondan sonra da;
«Hâlda hâldaşım, sinde sindaşım, tarikatta yoldaşım, dünya ve âhirette kardaşım Ebussuud Efendi’ye» diye başlayan bir mektup yazmış. Mektubunda; «Size gönderdiğim berbat-nâmeden dolayı sizden özür diliyor, affınızı istirham ediyorum.» diye bu büyük âlimden bağışlanmasını dilemiş. Bu hâdiseden sonra Şeyh Altıparmak bir daha sigara içmediği gibi mürîdanını da sigaradan men‘ etmiş.                                                                     Şeyhim Muhammed Nazım Kıbrısi Rabbani (K.S) hazretleri bir sohbetinde tütünün tohumu şeytanın pisliğindendir demişti. şeytan Adem a.s yaratılmadan evvel bu dünyada yıllarca Allaha ibadet etmiş ve secde etmedik yer bırakmamıştı ve yapmış olduğu ibadet ve Allahın emirlerine edebinden dolayı Allahın c.c  yakın  makamına ve cennetin hazinadarlığına kadar yükselmişti., ne zamanki cenabı Allah c.c  halifesi Adem a.s yaratıp da bütün mahlukatına secde emri verdi işte o zaman şeytan kendisine evvelinde verilmiş makamlardan dolayı büyüklük yaparak Adem peygamberimizi tanımadı ve edebsizlik yaptı ve kudret sahibi Allahımız onu mükafatlandırmış olduğu bütün makamlardan alarak zelil kıldı. Bu halin vuku bulmasına sebeb olarakda Adem a.s bildi ve bir zamanlar saltanat sürdüğü dünyaya Allah c.c nun liyakat hilkatı giydirdiği Adem a.s ve oğullarının buna layık olmadığını ve olamıyacağını ispat için dünyaya ademoğluna imtihan vesilesi olarak gönderildi  daha evvelinde cenabı allahdan adem a.s ve oğullarının dünyaya gönderilmeden evvel dünyaya son bir kez kendi yaşamındaki haliyle görmek için gönderilmesini Allahtan niyaz etti ve cenabı Allah onu son kez dünyaya gönderdi şeytan adem oğlunun secde yapabileceği ve yaşayacağı dünyanın bir çok yerine hasetinden necasetini yaptı ve kirletti işte tütünün hammaddesi ve tohumu bu pisliktendir pisliğin sirayet ettiği topraklarda tütün ekilir ve hasatı yapılır ve sonradan insanlara şeytanla duman işaretiyle görüşme imkanı sağlar. inşallah Allah c.c ehli islamı bu pislikten kurtulmayı, sinmiş olan pis kokusundan temizlenmeyi Allah ve peygamber  dostlarıyla görüşen evliyaullahların peygamberimizin gül kokusuyla mest eden dost meclislerinde olmayı ehli islamın gül kokularıyla görüşmesini nasip eylesin.
  İbrahim Hakkı Erzurumlu Hazretleri de şöyle anlatmış tütünün kötülüğünü:
Deme tömbekiye fışkı,
Fışkı duyar âr eder.
Katma tütünü fışkıya
Fışkıyı murdâr eder. 
Şeyhim Muhammed Nazım Kıbrısi Rabbani (K.S) hazretleri  bu husu şu şekilde anlatırdı bir gün İbrahim hakkı hazretlerinin tütün müptelası dervişlerinden bir tanesi tuvaletde hacetini giderirken tütün tabakası eski tabirle tömbekisi helanın deliğine düşer ve pisliğe bulaşır bu dervişte İbrahim hakkı hz. lerine bu tabakanın kullanıp kullanamıyacağını sorar mubarekde kısaca helanın içindeki necasetin dahi tütünle temas ettiğinde mundar olacağını söylüyor ve hemen o tabakanın ordan alınarak atılmasını helanın mundarlığından kurtulmasını emrediyor . Bu olayı Şeyhim Muhammed Nazım Kıbrısi Rabbani (K.S) hazretleri  çok daha latifeli bir dille anlatırdı  maalesef bizim dilimiz ancak bu kadar dönebiliyor,Aslında içenler de sigaranın kötülüğünün farkında.  Tiryakilerinin kokusundan çevreye verdikleri rahatsızlıkları kendi sağlıklarıyla ilgili kanser,nefes darlıkları ve ölümleri duya duya bir bırakma arzusu beliriyor. Fakat hep tehir ediyorlar. İleri tarihlere atıyorlar. Nasılsa bırakırım diyorlar.,hem maddi hem manevi kayıpların hesabını yapmak istemiyorlar ve maalesef ölümü uyku zannediyorlar , saati kurunca kalkarım diyipte halen uyanmayan çok var Allah gaflet uykusundan hepimizi uyandırsın,
Asr-ı saadete baktığımızda, Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm- Efendimiz ve ashâb-ı güzîninin üç şeyde çok acele ettiklerini görüyoruz. 
1. Kıblenin tahvilinde: Önceleri namazda Mescid-i Aksâ’ya dönülürken, Peygamberimiz namaz kıldırmakta iken âyet geliyor, namazın içinde Allah Rasûlü, hemen emre ittibâ edip, Kâbe’ye yöneliyor. «Şu namazı da eski kıbleye doğru kılalım, bir dahakini o tarafa kılarım.» demiyor. Hemen orada dönüveriyor. 
2. İçkinin yasaklanışında: “Artık vazgeçtiniz değil mi?” şeklindeki hitap ile biten Mâide Sûresi’nin 90 ve 91. âyet-i kerîmeleri gelince; o âna kadar elinde, evinde içki bulunanlar bile: «Bunu içeyim de bir daha içmem!» demiyor. Hemen elindekini, küpündekini öyle boşaltıyor ki, tarihler kaydettiği üzere Medine’de şarap seli akıyor.
3. Üçüncü acele edilen yer de tesettür emri gelince: Tarlada, bahçede çalışan sahâbî hanıma bu haber ulaşınca; «Eve gideyim de evdeki örtüyle örtünürüm.» demiyor. Evdeki: «Pazardan bir örtü alayım da onunla örtüneyim.» demiyor. Hemen bir başka kumaşı alıyor, gerekirse başka bir yerden yırtıyor, derhâl başını örtüyor. 
Niye? Çünkü Allah emrediyor. Geciktirilemez. Cenâb-ı Hak, bütün emirlerine böyle icabet etmeyi nasip eylesin. 
İşte tütün gibi kötü alışkanlıklardan da derhâl yakayı kurtarmak gerekir. Çünkü tehir ettikçe gider. Niyet edildiğinde ise hemen Allah yardım ederCelvetî şeyhlerinden büyük âlim, ârif, Allah dostu İsmail Hakkı Bursevî (k.s.) hazretleri, Rûhu'l-Beyan Tefsiri’nin 1. cildin sonunda tütün hakkında da bazı bilgiler verir ve şunları söyler:

“Şam'da iken, Şeyh-i Ekber Muhyiddin ibni Arabi (k.s.) birkaç kere temessül (belli bir şekil ve surete girerek gözükme, cisimleşme, tecessüm) edip şöyle buyurdu: ‘Şol şey ki, halk ona yaprak (tütün) der. O bizim yanımızda/nezdimizde (bize göre) pis ve haramdır’. “Ve, şeyhimden dahi duydum ki; ‘Tütün içen nefsâni ve şeytanidir!’ buyurdular.”

Şeyh-i Ekber Muhyiddin ibni Arabi (k.s.)  hazırladığı Hadis-i Erbaiyn'in (40 Hadis) 8 no.lu hadîs-i şerifinin şerhinde şöyle buyurur:

“Bir şeyin zararı, asli fıtrata (yaratılışa) dokunuyorsa, diğer zararlılardan daha çirkindir. Mesela tütün gibi ki, bunun zararı doğrudan fıtrat-ı aslîyedir. İbâdetlere karşı bir ağırlık ve isteksizlik meydana getirir...”

Keza Ruhu'l-Beyan’da Vâkıa sûresinin 43. âyet-i kerimesinin tefsirinde de tütün hakkında şöyle buyururlar:

“Fehüve harâmün kemâ urrife fi’t-tefâsîr: Bu tütün, diğer tefsirlerde de tarif edildiği, inceden inceye anlatıldığı üzere haramdır”.

Sigara içmenin haram olduğu görüşünü müdafaa eden âlimler, Şehr bin Hevşeb’in Ümmü Seleme vâlidemizden (r.anhuma) naklettiği, “Rasûlullah (s.a.v.) müskir ve müftır her şeyi yasakladı” [Ahmed b. Hanbel, Müsned, 6, 309] hadis-i şerifini, verdikleri hükmün delili olarak göstermişlerdir. [Dürrü’l-Muhtâr (İbn Âbidîn kenarında), 5, 406] 

Hadis-i şerifte geçen “müftır” kelimesini İbn Esîr (rh.), “İçildiği zaman vücuda hararet veren, organlarda kırıklık, güç azalması, göz kapaklarında mahmurluk ve zayıflama meydana getiren şey” diye açıklamaktadır.  Bilhassa tiryaki olmayan insanların üzerinde tütünün tesiri gözden geçirildiği zaman, vücutta bir gevşeklik, göz kapaklarında ağırlık ve mahmurluk, gerilen âzâda bir gevşeme olduğu anlaşılmaktadır. Şâfiî ulemâsından Kalyûbî (rh.), bir din âlimi olduğu kadar tabip idi de. O zat, her iki ilimdeki dirayeti ile tütün içmenin haramlığına hükmetmiştir. [Rüdûdü’l-Ebâtıl, s. 370-71] Doktorların sözlü ve yazılı açıklamaları ile hasarları ve insan sağlığındaki tahribatı gün ışığına çıkan tütünün, insanların biribirlerine ikram etmelerinin zararı daha yaygın olduğundan, haramlığı açıkça ifade edilmektedir. [es-Sübkî a.g.e., 8, 269] 

Son devrin ilim erbabından Muhammed el-Hâmid (rh.) şöyle demektedir: “Tütün, hiç şüphesiz habis bir şeydir. Onu içmeye devam, eliyle kendini tehlikeye atmaktır. Bu sebeple kendimi, onun haram olması hükmüne meyletmiş görüyorum”. [Rüdûdü’l-Ebâtıl, s. 372] Bu zât, muhaddis Şeyh Bedreddin el-Hasenî ed-Dımeşkî’nin, Şeyh Haşim el-Hatîb’in ve Şeyh ve Şeyh Ali Dakr’ın (rahımehumullah) halka yapmış oldukları derslerde, tütünün haram olduğunu açıkça söylediklerini eserinde nakletmektedir. [Müslim, Sahih, 2, 80; Nesaî, Sünen, 2, 116]

Ebu’l-Hasan el-Mısrî el-Hanefi (rh.) bu mevzuda, "Sahih naklî hükümler, açık nakli deliller tütünün haramlığını ilan etmektedir” demiştir.

Necmu'l-Guzzî eş-Şâfiî (rh.) de şöyle demiştir: "Tütün sonradan ortaya çıktı. Onun ortaya çıkışı hicri 1015 senesidir. Tütün içen onun sarhoşluk vermediğini iddia etse bile o uyuşturucudur. 'Rasûlullah (s.a.v.) her sarhoşluk vereni ve uyuşturucu olanı kullanmayı yasakladı' hadisi şerifine göre tütün haramdır."

Hanbelî fakihlerinin görüşü de şöyledir: "Rasûlullah’ın (s.a.v.) hadislerinden, ilim ehlinin eserlerinden öğrendiğimize göre bu zamanda çok kullanılan tütünün haram olduğu açıktır. Bize göre anlatılanlarla ve müşahede ile tütünün vücut üzerinde diğer uyuşturuculara benzer etkileri vardır… haramlığı ise kesindir". 

Şazelî şeyhlerinden büyük Allah dostu Abdulaziz ed-Debbağ (k.s.) hazretleri der ki: "Bir mesele hakkında helal ve haramlık hükümleri toplanacak olursa, haramlık hükmünün galip olacağına dair kaide-i külliye dikkate alındığı zaman, sigara içmekle alakalı değişik hükümler arasında haramlılığı tercih etmek ihtiyata muvafık bir davranış olacaktır. Muhtelif görüşlerin ortaya şüphe sokma durumları vardır. Şüphenin tehlikesi hakkında ise hadis-i şerifte; 'Kim şüpheye düşecek olursa harama da düşer' buyurulmuştur. Bunun gibi haramlık ve mübahlık hükmü bir meselede içtima ederse, haramlık yönü tercih edilmelidir". 

 Süleyman Hilmi Tunahan (k.s) hazretleri de şöyle buyururlar , "Sigaranın içiminde dünyevî bir menfaat yoktur. Bir müddet sonra bedene ait olan zararları sabitleniyor yani gözle görülecek hale geliyor. Manevî zararının ise haddi hesabı yoktur. Bu büyük bir musibettir. İşte bundan ötürü, şu halde sigara içmek manen ve madden muzırdır, haramdır

Hulâsa; tütün bir gıda değildir, şifa veren bir ilaç hiç değildir. Bilakis israftır, eza verici bir şeydir, zehiri ve zararı herkesçe bilinen ve ispat edilmiş  bir maddedir. Başta astım, verem, kanser gibi rahatsızlıklar olmak üzere pek çok hastalığa alenen davetiye çıkartan bir bitkidir..

Mekruhdur diyenlerede ;bir  kişi, karnını doyurduktan sonra yemeğe devamda ısrar etmesi, zararlı olacak derecede fazla yemenin haram olduğu dini emirler ile sabit bir hükümdür.

Yüce dinimiz İslâm, ağız kokularını gidermek için misvak kullanmanın sünnet olduğunu hükme bağlamıştır. Ayrıca çiğ olarak sarımsak, soğan ve pırasa yiyenlerin cemaate eza vermemek için camiye gelmelerine izin vermemektedir. Sarımsak ve soğan kokusuna rahmet okutturacak kadar fena bir râyihası bulunan tütünü içmek, misvak sünnetinin teşrîindeki hikmete tamamen aykırıdır… Efendimiz (s.a.v.) ve ashabının (r.anhum) yoluna-teâmülüne aykırı bulunduğu için bir bid’attir. 

Buharî ve Müslim’in birlikte rivayet ettikleri bir hadis-i şerifte, insanların eza-sıkıntı ve ıztırap duydukları şeylerden, meleklerin de rahatsız olacakları ifade edilmektedir. Rasûl-i Ekrem ve Nebiyy-i Muhterem (s.a.v.) Efendimizin bu beyanları karşısında, tütün kokusundan meleklerin rahatsız olacağında kimsenin şüphesi olmaması gerekir. 
   Fahr-i Kâinat Efendimiz (s.a.v.) buyurmuşlardır ki: 

“Kim şüpheli şeylerden sakınırsa, dinini ve ırzını (zarara uğramaktan) korumuş olur. Kim de şüpheli şeylere düşkün (müptela-tiryaki) olursa, haramın içine düşür”. [el-Fetâva’-Hindiyye, 5, 333]

Şunu da dikkaten uzak tutmamak lazım: Sigaranın mubah ve mekruh olduğu yönünde fetva verenler, yaşadıkları zamanın şartları içinde, sağlığa ne ölçüde zarar verdiğini bilemedikleri için böyle söylemiş olabilirler. Dolayısiyle günümüzde de hâlâ sigaraya mubah ya da mekruh diye fetva veren  bu fetvalarla amele devam edenler yahut sigaraya kadar daha neler var neler deyip, tehlikeyi görmezden gelmeye-geçiştirmeye çalışanlar elbette ki olabilir. inancımız, yukarıda görüşlerini naklettiğimiz âlimlerimizin haram olduğuna dair olan hükmü istikametindedir. Dileyen kabul eder, alır; dileyen reddeder.  Eğer ulemadan naklettiğimiz bunca delil sizi tatmin ettiyse, iradenizi bırakma yönünde kullanır ve kurtulursunuz. Yoksa da içmeyi sürdürürsünüz. Ta ki o sizi bırakıncaya kadar… Ona da kimsenin bir diyeceği olmaz elbette, Buharalı alimlerin bir mecliste ifade ettikleri bir şiiri ifade etmek isterim.

Kahve-yi rûh-i siyâhım, rahat verir bedene.
Bir bid’addır zuhûr etti cihâna;
Çekerler onu, çıksın deyu imana..
Tütüne murdar demem içenler âr eder,
Tütünü necasete bırakmayın, o’nu da murdar eder.
Bazı hocalar o’nu yakarlar,
Varıp mescid-i mihrab’a geçerler,
Melekler ikrah idüp kaçarlar,
Varıp şikâyet ederler Rahmân’a.
Bazı hatipler o’nu yakarlar,
Varıp Enbiya’nın minberine çıkarlar,
İbadeti temelden yıkarlar,
Lâyık mıdır şefâat-ı uzmâ’ya.
Enbiyalar bu tütünü ekip içmedi,
Ekin, için diye de halka tenbih etmedi,
Ashaplar da bunu alıp satmadı,
Kisb-i helâl midir sorun bezirgân’e. 
Rabbim rahmet etmesin , Tütün’ü icad edene.                                                  

Ercan KARA 2016 SİVRİHİSAR  
MEHTER / TASAVVUF MÜZİK
SİTE HARİTASI
SAAT
Üyelik Girişi