CEMAZİYEL -EVVEL HAKİKAT DAMLASI
HADİS-İ ŞERİF IŞIĞINDA AHİRZAMAN “Siz öyle bir zamanda yaşıyorsunuz ki sizden biriniz emrolunduğu şeylerin onda birini terk etse helâk olur. Sonra öyle bir zaman gelecek ki sizden kim emrolunduğu şeyin onda birini yapsa kurtulur.” (Tirmizî, Fiten, 79/2267) “Öyle bir zaman gelecek ki o zaman şu üç şeyden daha kıymetli birşey olmayacaktır: Helal para, can u gönülden arkadaşlık yapılacak bir kardeş ve kendisiyle amel edilecek bir sünnet.” (Heysemî, I, 172) “Öyle bir zaman gelecek ki, kişi helâlden mi haramdan mı kazandığına aldırmayacak!” (Buharî, Büyû; 7) Ebu Said el-Hudrî’den rivayet edildiğine göre Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: “Aranızda öyle bir grup ortaya çıkacaktır ki, namazınızı onların namazları, oruçlarınızı onların oruçları ve diğer amellerinizi de onların amelleri yanında az göreceksiniz. onlar Kur’ân okurlar, fakat okudukları boğazlarından aşağı geçmez. onlar okun yaydan çıktığı gibi dinden çıkarlar...” (Buhârî, Fedâilü’l-Kur’ân, 36) “Öyle bir zaman gelecek ki okuma meraklı kurrâ çoğalacak; fakîhler ise azalacak ve bu sûretle ilim çekilip alınacak. Daha sonra öyle bir zaman gelecek ki insanların okudukları boğazlarından aşağı geçmeyecek.” (Hakim, Müstedrek, V, 504) “Şiddetli bir şekilde yaklaşan fitne sebebiyle vay insanların hâline. İnsanlar mü’min olarak sabahlar da akşam kâfir oluverirler. İnsanlar dinlerini küçük dünya menfaati karşılığı değiştiriverirler. İşte öyle zamanda dinlerinde sâbit kalabilenler ellerinde kor ateşi tutanlar gibidirler.” (Ahmed İbn Hanbel, Müsned, II, 390; Ayrıca bkz. Müslim, İman 186; Tirmizi, Fiten 30, (2196) “Öyle bir zaman gelecek ki bütün insanlar ribâ ile iş yapacak. Ondan sakınanlar dahi tozuna bulaşmak durumunda kalacaklar.” (Nesâî, Büyû 2; İbnu Mâce, Ticârât 58; İbn Hanbel, Müsned, IV, 494; Beyhakî Sünen, IV, 275) “Öyle bir zaman gelecek ki doğru söyleyenler yalanlanacak, yalancılar ise doğrulanacak. Güvenilir kimseler hain sayılacak, hâinlere güvenilecek. İnsanlardan şâhidlik etmeleri istenmediği halde şâhidlik edecekler, yemin etmeleri istenmediği halde yemin edecekler,” (Taberâni, XXIII, 314) “Öyle bir zaman gelecek ki insanlar iyiliği özendirmeyecek, kötülükten de sakındırmayacaklar.” (Heysemî, Mecmauz-zevâid, VII, 280) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “Muhakkak ki insanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, o vakit kişi altından sadaka ile (çarşı Pazar) dolaşır da bunu kendisinden sadaka olarak kabul edecek tek kişi bulamaz. O zaman, tek bir erkeğe kırk tane kadının tâbi olduğunu ve kadınların çokluğu ve erkeklerin azlığı sebebiyle ona sığındıklarını görürsün.” (Buhari, Zekât 9; MüsIim, Zekat 59) “Ben sizin dünya hırsıyla birbirinizle kapışmanızdan, birbirinizi katletmenizden ve sizden öncekiler gibi helâk olup gitmenizden korkuyorum.” (Müslim, Fezâil 31) “…Ben asıl sizin dünyayı elde etmek için birbirinizle kapışıp kavga etmenizden korkuyorum.” (Buhârî, Cenâiz 71, Menâkıb 25, Megâzî 27, Rikâk 7, 53; Müslim, Fezâil 30) Hz. Sevban radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “–Size çullanmak üzere, yabancı kavimlerin, tıpkı sofraya çağrışan yiyiciler gibi, birbirlerini çağıracakları zaman yakındır.” Orada bulunanlardan biri: “–O gün sayıca azlığımızdan mı bu durum başımıza gelecek?” diye sordu. “–Hayır, bilakis o gün siz çok olacaksınız. Lakin sizler bir selin getirip yığdığı çer-çöpler gibi hiçbir ağırlığı olmayan kimseler durumunda olacaksınız. Allah, düşmanlarınızın kalbinden size karşı korku duygusunu çıkaracak ve sizin kalplerinize zaafı atacak!” buyurdular. “–Zaaf da nedir ey Allah’ın Rasûlü?” denildi. “–Dünya sevgisi ve ölüm korkusu!” buyurdular.” (Ebu Davud, Melahim 5/4297) Ebu Ümeyye eş-Şa’bani anlatıyor: “Ey Ebu Sa’lebe dedim, şu ayet hakkında ne dersin?” (Mealen): “Ey iman edenler! Siz kendinize bakın. Siz doğru yolda oldukça, sapıtmış olanlar size zarar vermez.” (Maide 105) Bana şu cevabı verdi: “Gerçekten bunu, iyi bilen birine sordun. Zira ben aynı şeyi Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-’a sormuştum. Demişti ki: “Ma’rufa sarılın, münkerden de kaçının! Ne zaman uyulan bir cimrilik, takip edilen bir hevâ, (dine, ahirete) tercih edilen dünyalık görür, rey sahiplerinin (selefi dinlemeden) kendi reylerini beğendiklerini müşahade edersen, o zaman kendine bak. İnsanlarla uğraşmayı bırak. Zira (bu safhaya gelince) arkanızda sabır günleri var demektir. O günler avuçta ateş tutmak gibi (sıkıntılı)dır. O günlerde, sizin kadar amel yapabilen bir kimseye elli kişinin ecri verilecektir.” (Ebu Davud, Melahim 17/4341); Tirmizi, Tefsir, 5/3060); İbnu Mace, Fiten 21) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “-İnsanlar öyle günler görecek ki, katil niçin öldürdüğünü, maktul de niçin öldürüldüğünü bilemeyecek.” “-Bu nasıl olur?” diye soruldu. Şu cevabı verdi: “-Herçtir! Öldüren de ölen de ateştedir.” (Müslim, Fiten 56) Zübeyr İbnu Adiy rahimehullah anlatıyor: “Hz. Enes İbnu Mâlik radıyallahu anh’ın yanına girdik. Haccâc’ın bize yaptıklarını şikayet ettik. “-Sabredin, buyurdu. Zira öyle günlerle karşılaşacaksınız ki, her yeni gün, gidenden daha kötü olacak. Bu hal Rabbinize kavuşuncaya kadar devam edecek. Ben bunu, Rasûlunüz -sallallâhu aleyhi ve sellem-’den işittim.” (Buhari, Fiten 6; Tirmizi, Fiten 35/2206) Hz. Huzeyfe radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “-Bana kaç müslüman olduğunu sayıverin” buyurdular. Biz: “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bizim sayımız altı-yediyüze ulaşmış olduğu halde, hakkımızda korku mu taşıyorsunuz?” dedik. “-Siz bilemezsiniz, (çokluğunuza rağmen) imtihan olunabilirsiniz!” . Gerçekten öyle (belaya maruz kalıp) imtihan olunduk ki, içimizden namazını gizlice kılanlar oldu.” (Buhari, Cihad 181; Müslim, İman 235) Abdullah ibn-i Ömer -radıyallâhu anh- tarafından rivayet edilmiştir. Rasûlullâh –sallâllâhu aleyhi ve elem- bize yönelerek şöyle buyurdu: “Ey Muhacirler cemâati! Beş şey vardır ki, onlarla mübtelâ olacağınız zaman Ben sizlerin o şeylere erişmenizden Allâh’a sığınırım. Onlar şunlardır: 1- Bir milletin içinde zina, fuhuş ortaya çıkıp nihayet o millet bu suçu alenî olarak işlediğinde, mutlaka içlerinde taun hastalığı ve onlardan önce gelip-geçmiş milletlerde vuku bulmamış hastalıklar yayılır. 2- Ölçü ve tartıyı eksik yapan her millet mutlaka kıtlık, geçim sıkıntısı ve başlarındaki hükümdarların zulmü ile cezalandırılırlar. 3- Mallarının zekâtını vermekten kaçan her millet mutlaka yağmurdan menedilir (kuraklık cezası ile cezalandırılır) ve hayvanları olmasa (Allâh hayvanlara acımasa) onlara yağmur yağdırmaz. 4- Allâh’ın ahdini (emirlerini) ve Rasûlün sünnetini terk eden her milletin başına mutlaka Allâh kendilerinden olmayan düşmanı musallat eder ve düşman o milletin elindeki-avucundakilerin bir kısmını alır. 5- İmamları (yâni devlet adamları) Allâh’ın Kitabı ile amel etmeyip Allâh’ın indirdiği hükümlerden işlerine geleni seçtikçe Allâh onların hesabını kendi aralarında görür.” (İbn-i Mâce, Fiten, 22) Rasûlullah sallallahu aleyhi veselem şöyle buyurdu: “Fırat nehrinin suyu çekilip, aktığı yatakta bulunan bir altın dağı meydana çıkmadıkça ve kurtulup kazanan ben olayım diye birbiriyle çarpışan her yüz kişiden doksan dokuzu ölmedikçe kıyamet kopmaz.” (Buhârî, Fiten 24; Müslim, Fiten 29. Ayrıca bk. İbni Mâce, Fiten 25) Diğer bir rivayet ise şöyledir: “Pek yakında Fırat nehrinin suyu çekilerek aktığı yatakta bir altın hazinesi meydana çıkacaktır. O günü gören kimse, o hazineden kesinlikle bir şey almasın.” (Buhârî, Fiten 24; Müslim, Fiten 29-32. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Melâhim 13; Tirmizî, Sıfatü’l-cenne 26) “Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki kişi bir kabre uğrayıp üzerine abanarak: ‘Keşke bu kabrin içinde ben olsaydım’ demedikçe kıyamet kopmaz. Hâlbuki bu sözü ona söyleten din değil, belâ olacaktır.” (Buhârî, Fiten, 22; Müslim, Fiten, 53-54) Öyle bir zamanın geleceği, insanların kalblerinin dünya sevgisi ile dolacağı, cihadı zarar olarak görüp zekat vermeyi altından kalkılması zor bir borç olarak görecekleri bildirilir. (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 236/6322) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “-Beni İsrail üzerine gelen şeyler, aynıyla ümmetimin üzerine de gelecektir. Öyle ki onlardan aleni olarak annesine gelen olmuşsa, ümmetimden de bu çirkin işi mutlaka yapan olacaktır. Nitekim, Beni İsrail yetmişiki millete (dine, fırkaya) bölünmüştü. Benim ümmetim de yetmişüç millete bölünecektir. Bunlardan bir tanesi hariç hepsi ateştedir.” “-Bu fırka hangisidir?” diye soruldu. “-Benim ve ashabımın üzerinde olduğu şeyden ayrılmayanlardır!” buyurdular.” (Tirmizi, İman 18/2641) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “Ümeranız hayırlı olanlarınızdan iseler, zenginleriniz sehâvetkâr kimselerse, işlerinizi aranızda müşavere ile hallediyorsanız, bu durumda yerin üstü (hayat), altından (ölümden) hayırlıdır. Eğer ümeranız şerirlerinizden, zenginleriniz cimri ve işleriniz kadınların elinde ise, yerin altı üstünden, (ölmek yaşamaktan) daha hayırlıdır. (Çünkü artık dini ikame imkanı kalmaz).” (Tirmizi, Fiten 78/2266) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “-Gençlerinizin fıska düştüğü, kadınlarınızın azdığı zaman haliniz ne olur?” diye sormuştu. (Yanındakiler hayretle): “-Ey Allah’ın Rasûlü, yani böyle bir hal mi gelecek?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdu ve devam etti: “-Emr-i bi’l-ma’rufta bulunmadığınız, nehy-i ani’l-münker yapmadığınız vakit haliniz ne olur?” diye sordu. (Yanındakiler hayretle:) “-Yani bu olacak mı?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdular ve sormaya devam ettiler: “-Münkeri emredip, ma’rufu yasakladığınız zaman haliniz ne olur?” (Yanında bulunanlar iyice hayrete düşerek): “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bu mutlaka olacak mı?” dediler. “-Evet, hatta daha beteri!” buyurdular ve devam ettiler: “-Ma’rufu münker, münkeri de ma’ruf addettiğiniz zaman haliniz ne olur?” (yanindeki Ashab:) “-Ey Allah’ın Rasûlü! Bu mutlaka olacak mı?” diye sordular. “-Evet, olacak!” buyurdular.” (Heysemi, Mecma’u’z-Zevaid, VII, 281) Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “İnsanların dünyaca en bahtiyarını âdi oğlu âdiler teşkil etmedikçe Kıyamet kopmaz.” (Tirmizi, Fiten 37/2209) Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-, yanındaki cemaate konuşurken, bir adam gelerek: “-Ey Allah’ın Rasûlü! Kıyamet ne zaman kopacak?” dedi. Sallallâhu aleyhi ve sellem- konuşmasına devam etti, sözlerini bitirdiği vakit: “-Sual sâhibi nerede?” buyurdular. Adam: “-İşte buradayım ey Allah’ın Rasûlü!” dedi. Sallallâhu aleyhi ve sellem-: “-Emanet zâyi edildiği vakit Kıyameti bekleyin!” buyurdular. Adam: “-Emanet nasıl zâyi edilir?” diye sordu. Efendimiz: “-İş, ehil olmayana tevdi edildi mi Kıyamet’i bekleyin!” buyurdular.” (Buhari, İlm 2, Rikâk 35) Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün: “Ümmetim onbeş şeyi yapmaya başlayınca ona büyük belanın gelmesi vâcip olur!” buyurmuşlardı. (Yanındakiler:) “Ey Allah’ın Rasûlü! Bunlar nelerdir?” diye sordular. Sallallâhu aleyhi ve sellem- saydı: -Ganimet (yani milli servet, fakir fukaraya uğramadan sadece zengin ve mevki sahibi kimseler arasında) tedavül eden bir metâ haline gelirse, -Emanet (edilen şeyleri emânet alan kimseler, sorumlu ve yetkililer, memurlar) ganimet (malı yerini tutup, yağmalayıp nefislerine helal) kıldıkları zaman, -Zekât (ödemeyi ibadet bilmeyip bir angarya ve) ceza telâkki ettikleri zaman. -Kişi annesinin hukukuna riayet etmeyip, kadınına itaat ettiği; -Babasından uzaklaşıp ahbabına yaklaştığı; -Mescidlerde (rıza-yı ilâhi gözetmeyen husûmet, alış-veriş, eğlence ve siyâsiyâta vs. müteallik) sesler yükseldiği zaman. -Kavme, onların en alçağı (erzel) reis olduğu; -(Devlet otoritesinin yetersizliği sebebiyle tedhiş ve zulümle insanları sindiren zorba) kişiye zararı dokunmasın diye hürmet edildiği; -(Çeşitli adlarla imal edilen) içkiler (serbestçe) içildiği; -İpek (haram bilinmeyip erkekler tarafından) giyildiği; -Çeşitli adlar altında şarkıcı kadınlar ve çalgı aletleri edinildiği; -Bu ümmetin sonradan gelen nesilleri, önceden gelip geçenlere (çeşitli ithamlar ve bahanelerle) hakâret ettiği zaman artık kızıl rüzgârı, (zelzeleyi), yere batışı (hasfı) veya suret değiştirmeyi (meshi) (veya gökten taş yağmasını, (kazfi) bekleyin.” (Tirmizi, Fiten 38/2210) Mikdam bin Ma’dikerb’in bir hizmetçisi vardı, süt satardı, Mikdam da karşılığında para alırdı. Ona: “-Sübhanallah, süt satıp para mı alıyorsun?” dediler. O da: “¬-Evet, bunda ne var ki? Ben Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-’in şöyle dediğini duydum: “-İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki o vakit dinar ve dirhemden başka bir şey fayda vermeyecek!” dedi. (Ahmed bin Hanbel, IV, 133) “Sizin üzerinize öyle bir zaman gelecek ki o vakit siz, iyilikleri emretmeyen ve kötülükleri yasaklamayan kimselerin en hayırlı kişiler olduğunu düşünürsünüz.” (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 686/8462) Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-: “-İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki o vakit müminin kalbi tuzun suda eridiği gibi eriyecek!” buyurdu. “-Niçin eriyecek yâ Rasûlallah?” diye sorulduğunda: “-Kötülükleri görüp de onları değiştirmeye güç yetiremediği için” buyurdu. (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 686/8463) Rabbim Bizleri Uyananlardan Eylesin İnşAllah.

AMBLEMİMİZİN AÇILIMI

 1- DÜNYA:
    Cenab-ı Allah’ın kullarım dediği insanların ruhlar aleminde verdikleri sözlerini yerine getirip, emirlerine ne kadar itaatkar olduğunu göstereceği imtihan alanı
 

 2- NALİN-İ ŞERİF:

       Cenab-ı Allah’ın alemlerin yaratılmasına sebep olarak gösterdiği, habibim dediği, ismini isminin yanına yazdığı, Peygamberlerin sultanı Resulullah Efendimizin (SAV) ayağının toprağa basıp temas ettiği nalının altındaki toprak olma şerefine talip olma arzu ve isteği (inşallah nalını şerif hakkında detaylı bilgilendirme ayrıca yapılacaktır)
 
3- KIRMIZI SANCAKTAKİ ÜÇ HİLAL:

    
  İslam’ın hoşgörüsü ile Osmanlının üç kıtaya yayılan devlet yönetme anlayışını, sultanın kudret ve kuvvetinin hakimiyetini ifade eder.
 



4- YEŞİL SANCAKTAKİ ÜÇ HİLAL:

     Osmanlı Sultanının Cenab-ı Allah’ın halifesi kisvesiyle dini İslam Şeriatinin üç kıtaya hükmettiğini ifade eder.
 





5- TACI ŞERİF (SARIK):

   Cenab-ı Allah’ın halifesi olan insanın şereflendiğini ifade eden; makam, nam, unvan manasına gelen taç, ölümün yani Allah’a teslimiyetin ifadesi; sarık bezi ise bir diğer manada ölüm vaki olduğunda örtünüp edep ile Allah’ın huzuruna gitmek için kefen hazır olup ölümün başımıza bir taç olduğunun ifadesidir. Tacı olmayan sultanın saltanatı olmaz. Taç Sultandır, ve dinimizin ödüllendirilmesinde taca sarılan sarıkla kılınan namazın yirmi yedi derece üstünlüğünün ifadesi Tacı Sarık’ın heybetini anlatmak için yeterlidir.
 
6-  OSMANLI DEVLET ARMASI:
    
   Her çizginin ve şeklin manası olan geniş kapsamlı bir ifadedir. ( Bak.... Sohbetler kısmında osmanlı ecdad sohbetleri detaylarına)
 








7- MÜHRÜ SÜLEYMAN:


 
 Allah (CC) Adem AS’ı dünyaya halifesi olarak gönderdiğinde yanına üç şey almasına müsaade etmiştir. Birincisi iki adet yaprak: Edebini muhafaza etmesi ve setr olması için (bu yaprakların hikmetini inşallah anlatacağız.) İkincisi Asa (sopa): Musa AS’a  kayın babası Şuayb AS tarafından verilen, Musa AS ile firavun arasında geçen olaylarda adı çokça geçen, Musa AS’ın  firavunun sihirbazlarının oyunlarına karşı kullandığı ve Kızıldeniz’in ikiye ayrılmasında kullanılan asa (ayrıca bizim toplumumuzda çokça kullanılan bir söz vardır. Bir şeyi düzeltmek, yanlışa, yasağa karşı meyledilmemesi için hemen sopa cennetten çıkmıştır ifadesi kullanılır. İşte o sopa bu asadır. Üçüncüsü yüzüktür: Cenab-ı Allah’ın yarattığı ve dünyadaki her şeye karşı Hakkın hakimiyetini ifade eden iki üçgenin (müsellesin) birbirine girmiş olarak resmedilmiş olan, Allah’ın İslam halifesi olarak dünyaya gönderdiği Adem AS’ın parmağındaki yüzüktür. Bu yüzük hem sultan ve de peygamber olan Süleyman peygamberle alakalı olaylarda daha fazlası ile ortaya çıkmış olan Süleyman AS’ın Cinni tayfaya, hayvanata, nebatata, rüzgara, yağmura yani kainattaki Allah CC’ün müsaade ettiği her şeye hükmetmesidir ki o parmağındaki yüzük yani mührü azamdır. Bilindiği üzere Süleyman Peygamberin vefat olayı dini kitaplarda ve Allah dostlarının yazdıkları eserlerde ve sohbetlerinde anlatılmıştır. Süleyman Peygamber sağ elinin parmağındaki yüzüğü ile asasına dayanmış olarak balkondan yapılmasını emrettiği vazifeyi ifa eden cin tayfasını seyrederken Allah CC emri ile Azrail AS tarafından asasına dayanmış vaziyette iken ruhu kabz edildi. Ta ki asaya bir tahta kurdu dadanıp kemirerek asanın kuvvetini yok edinceye kadar cin ve diğer tayfalar vazifelerini ifa ettiler ne zamanki Süleyman Peygamberin vücudunun ağırlığına dayanamayan asa kırılır Süleyman AS’ın mübarek vücudu yere düşünce öldüğünü anladılar ve bunun üzerine hür kalan tayfalar dünyaya yayılıp pisliklerini tekrar yaymaya başladılar. Ecdadımız Osmanlıda ve Selçuklunun son dönemlerinde bu figür çok kullanılmıştır. Birçok minarede mevcuttur Edirne Selimiye Camiinin iki duvarında, bazı camilerin hutbe minarelerinin aleminde, Anadolu’da bir çok evin tavan dış cephe süslemelerinde bir çok sancaklarda (Barabros Hayrettin Paşa’nın Hayriye garb sancağında (Beşiktaş deniz müzesi) mevcuttur. Bazı kişiler bu figürün Yahudi bayrağında kullanılan Yahudilik işareti olduğunu söyler, küfreder yakar vs. ileri geri konuşur. O zaman sormak lazım. Hz Peygamber zamanından bu ana kadar Yahudiler mevcudiyetini sürdürüyorlar bu figürü neden kullanmadılar, son kuruluş tarihi itibariyle kullanmaya başladılar? Çünkü Cenab-ı Allah’a son helak edilişlerinde yemin ettiler. Muhakkak ki bizler bu dünyaya hükmederek haklılığımızı ispat etmek için mesihimizle karşına geleceğiz. Allah CC Hazretlerinin hakimiyet işaretinin sırrına vakıf oldukları için bu işareti her yerde kullandılar ve kullanıyorlar ve yıllarca İslam aleminede çeşitli tefrikalarla bu işaretin yalnızca Yahudi alemine ve sadece Yahudi peygamberlerinin kullandığını ifade ederek bunu kullananlar muhakkak ki Yahudiler ve bizi kabul edenlerdir diyerek İslam alemindeki Müslümanları bu işaretin manevi kuvvetinden uzak tutmuşlardır.  İslam alemindeki hakikatlerden uzak kişiler Allah CC hazretlerinin lanetlenmiş yahudinin kisvesine girmemek için hakikati öğreneceğine sırtını dönmüş,  hakimiyetten uzak yaşamaya çalışıyorlar. En azından bir çok yerde ve tarihi eserde bu işaret sıkça mevcut. Misal camide var. Burası havra mı, cami mi diye sorgula öğren. Sancaklarda Osmanlı Padişahlarının giydiği tılsımlı gömleklerde ve daha çok misaller verileceği bir çok şeyde mevcuttur. Ey Müslüman; bilmediğini öğrenmeden karar vermek seni imandan eder! O yüzden bu İslam hakimiyetini ifade eden işarete sahip çık. Çünkü Adem AS’dan Peygamber Efendimize kadar gelen 124.000 peygamberin her biri İslam peygamberidir ve Allah’ın emanetine sahip çıkmıştır.İnşallah gittiğimiz yerlerde bu tarz ifadeler bu tarz ifadeler gördüğümüzde resmini çekip sizlere sunacağız. Sizlerde şayet bu tarz İslam çerçevesinde bu işareti görünce çekiniz ve hakikatin aydınlanmasına vesile olunuz. (Bu konu hakkında detaylı bir sohbet konusu ifade edeceğiz inşallah) GALERİDEKİ RESİMLERE BAKINIZ

8-  MÜHRÜ SÜLEYMAN’IN ORTASINDAKİ NOKTA:


   Bu işarette İslam’da sırlar ifade eden bir hazinedir. Hz Ali RA Efendimiz buyurdular ki: ‘Biliniz ki tüm semavi kitapların (Tevrat-Zebur-İncil) esrarı Kuran-ı Kerim’de toplanmıştır. Kuran’ın tüm esrarı Fatiha’dadır. Fatiha’nın tüm esrarı Besmele’dedir. Besmele’nin esrarı B harfindedir ve sonra şöyle buyurdu. B harfinin altındaki nokta benim’ Yani o nokta Allah C.C. Hazretlerinin Ebced-cıfir, ilmi ledun ve Havas ve birçok ilmin anahtarının sahibi olan Hz. Ali Efendimizin ilmini ifade eder. Resullulah (SAV) Efendimiz Hz. Ali (RA) Efendimiz için ‘Ali ilmin kapısıdır’ sözünü ifade etmiştir.

9- NALİN-İ ŞERİF’İN UCUNDAKİ SIRT SIRTA VERMİŞ ÜÇ HİLAL:


   Ahir zamanda İslam’ın heybetini ve hakikatini kainata ifade edecek olan üç vazifeli kişiyi beyan eder. Birincisi Mehdi AS, ikincisi İsa AS, üçüncüsü Osmanlıdaki halifelik emanetini teslim edecek olan Sultan Selim Han’ı ifade eder. ( inşallah bu hakikatleri zamanla sohbet edip yazacağız, unutturulmuş ve uyutturulmuş Müslüman aleminin şerefli uyanışı için hakikatleri ifade edeceğiz) Ahir zaman yani bu zamanda cebabirenin sonunda Cenab-ı Allah CC Mehdi AS ile müjdelemiş Decal ile korkutmuştur. Resulullah SAV efendimiz ve bir çok Allah dostu bu konu hakkında beyanlarda bulunmuştur ve nasıl ki Cenab-ı Allah Nuh AS’ın kavmini hatalarından dolayı su ile imtihan etmiş, bu zaman ki insanlıkta ateş ile imtihan edilecektir. Allah CC inananları Mehdi AS’ın muhafazasında Şam’da muhafaza edecektir.

10- BEŞ ADET YILDIZ:

    Bu yıldızların her biri dünyadaki insanların yaşadıkları kıtaları ifade eder. Asya-Avrupa-Afrika-Amerika-Okyanusya (Antartika Kutuplar) Allah CC muhakkak ki ahir zamanda İslam’ın nurunu beş kıtaya yayacaktır. İnşallah bizlerde yayılmasında hizmet ehlinden olmaya talibiz.





   
Cenab-ı Allah’ın iltifatına mazhar olmuş iki İslam komutanının ismi ile heybetlenmiş ve nam almış ve her müslümanın Allah’ın maddi ve manevi kuvvetine talib olduğunda dua ettiği istediği:
        
11- ZÜLFİKAR KILICI:

   Resullullah Efendimizin amcazadesi, damadı, çocuklarda ilk İslam şerefine mazhar olmuş, iki cennet gençleri olan Hz. Hasan ve  Hüseyin Efendilerimizin babası, Resulukibriya Hazretlerinin ciğer paresi, Fatma annemizin kocası, dünyanın ilmine vakıf olma Allah C.C. Hazretlerinin bahşettiği, cenk meydanlarının cengaveri, Hayber Kalesinin kapısını omuzlayarak açan ve daha bir çok şerefe mazhar olmuş Hz Ali Efendimizin kullandığı İslam kılıcı.


12- SEYFULLAH KILICI:
     Hz Peygamber Efendimizin önceleri müşrikler safhında hasım komutanı olan  ve Efendimizin İslam ile şereflenmesini arzu ettiği asil komutan, İslam safhına girdikten sonra İslam’a kuvvet veren, Resullullah Efendimizin iftihar edip güvendiği, Allah C.C’un şeref ve heybet giydirdiği, İslam komutanı, Sahabe-i Gazinin nurlarından Allah c.c ın seyfullah dediği,cihatda her şeref talep eden müslümanın arzu ettiği ve HALİD BİN VELİD R.A efendimizin kullandığı kılıç.


13- KIZIL ELMA:
 
   Şarki roma feth edilir feth eden komutan ne güzel komutandır askeri ne güzel askerdir,Garbi roma feth edilir (kızıl elma-vatikan) emanetler ( 4.Sultan Selim Han tarafından vatikandaki emanetler ve Osmanlıya verilmiş Halifelik mührü Mehdi a.s teslim eder ve Mehdi a.s emrine tabi olur)  ehline teslim edilir şarki roma tekrar evlad-ı Resul Mehdi a.s, üç tekbir ile feth  edilir  topkapı sarayındaki emanetler alını Mehdi a.s Resulullah efendimizin hırkasını giyer,kılıcını kuşanır ve resulullah efendimizin sancağı şerifi çıkarılır o esnada deccalde çıkmıştır Mehdi a.s mahiyetiyle şama gelir.( Bu konular detayı ile sohbetler kısmında hak dostları tasavvuf sohbetleri , kısmında çeşitli sohbetler ile konuya vakıf allah dostları tarafından izah edilmektedir ) İftihar vesilesi şerefli ecdadımızın, Peygamber Efendimizin istikamet koyduğu nice canların şehadet şerbetini kana kana içtiği kutlu yol, Hadisi Şerifin birinci kısmına nail olmuş Resullulah Efendimizin ismini ve askerini övdüğü Fatih Sultan Mehmet Han Hazretlerinin istanbulu fethinden sonra bizzat giderek işaret buyurduğu yer (İtalya-Otranto)  yani kızıl elma (Vatikan) inşallah vakti geldiğinde Ezan-ı Muhammediyenin okunacağı Topkapı Sarayındaki gibi manevi değerleri olan kutsal emanetlerin alınıp Mehdi AS’a teslim edileceği, Hristiyanlara hakikatin ifade edileceği, Hz.isa a.s havarilerinden barnabas hz.lerininin Hz. İsa A.S’ın söylediklerini bizzat katipliğini yapıp yazdığı, Peygamber efendimizi işaret ettiği İncil’deki hakikatleri ihtiva eden kitabın ortaya çıkarılması ve bir çok peygambere ait kutsal emanetlerin, Osmanlının Allah CC. Hazretlerinin verdiği halifelik vazifesinin Mehdi A.S’a teslim edileceği Hz Peygamberin ‘Bir Selim emaneti olsa gerek, bir Selimde emaneti verse gerek’ hadisinin vuku bulacağı haldir. Bu sebepledir ki Osmanlı Padişahları imzalarında bu Hadis-i Şerifin talibi olduklarını ifade ettikleri, tuğralarında (imzalarında) ki figürdür. ( Bu konu hakkında detaylı anlatım yapılacaktır inşallah) 

14- MÜHRÜ ŞERİF:
    Vaktin sahibi Mehdi A.S ve Vezirlerini ifade eden mührü şeriftir.
15- ALTIN YAY VE ÜÇ GÜMÜŞ OK:

"Oğuz-Kağan'ın altı oğlu hükümdarlık sembolü olan, 'altın bir yay" ile ""üç gümüş ok"u, avda bulup getirmişlerdi": Altından yapılmış bir yay ile üç gümüş okun, Oğuz'un oğulları tarafından bulunuşu, hemen hemen bütün Oğuz destanlarında yer almaktadır. Uygur türkçesi ile yazılmış Oğuz destanı, yayla okların daha önce, rüyada görüldüklerini yazıyordu. Söz dışında kalmasın, bilsin herkes bu işi, Oğuz-Kağan yanında, vardı bir koca kişi, Sakalı ak, saçı boz, çok uzun tecrübeli. Soylu bir insan idi, akıllı düşünceli. Ünvanı Tüşimeldi, yani Kağan veziri, "Uluğ Türük" dü adı, Oğuz'un seçme eri. Altından bir yay gördü, uyur iken uykuda, Yayın bulunuyordu, üç gümüşten oku da. Ta doğudan batıya, altın yay uzanmıştı, Üç gümüş ok kuzeye, sanki kanatlanmıştı. Anlattı Oğuz-Han'a, uyanınca uykudan, Rüyayı tabir etti, içindeki duygudan, Dedi: "Bu düşüm sana, dirlik düzenlik versin! "Hakanıma inşallah, birlik güvenlik versin! "Rüyada ne gördüysem, Gök Tanrı'nın sözüyle, "Seni de öyle yapsın, Tanrı kutsal özüyle! "Yeryüzü hep insanla, dolup taşar boyuna, "Tanrım! Bağışlayıver! Oğuz-Kağan soyuna!" Eski tarih kaynaklarına göre ise olay şöyle olmuştu: "Oğuz-Han'ın altı oğlu bozkırlarda avlanırlarken, tesadüfen bir altın yay ile üç gümüş ok bulmuşlar ve bunları babalarına getirmişlerdi". Oğuz destanlarının en son metinlerinden biri sayılan, Hive'nin meşhur Türk hanı Ebülgazi Bahadır Han'ın eserinde ise durum şöyle anlatılıyordu: "Oğuz-Kağan bir vezirine, altın bir yay ile üç gümüş ok vermiş ve bunların ayrı ayrı yerlerde, bozkırlar içine, yarıya kadar gömülmesini emretmişti. Bey, Oğuz-Kağan'ın emrini yerine getirerek yayı, batıdaki bir bölgeye ve üç gümüş oku da doğuda yarı yerlerine kadar gömerek, gelmişti. Bundan sonra Oğuz-Kağan göğün kızından doğan üç oğlunu, yani Gün-Han, Ay-Han ve Yıldız-Han'ı batıya göndermişti. Yerin kızından doğan üç oğlunu, yani Gök Dağ ve Deniz Hanları da, avlanmak için, doğuya göndermişti. Batıda ve doğuda avlanan çocuklar, yay ile okları bularak sevinmişler ve hemen onları babalarına götürmüşlerdi. Oğuz-Han, altın yayı bulan çocuklarını, Batı ülkelerine tayin etmiş ve gümüş okları bulanları da Doğu bölgelerine vermişti".Uygur türkçesi ile yazılmış Oğuz destanından, bu yay ile okların nasıl bulunduklarını okuyalım: Sabah olunca gördü, kendinden büyükleri, Çağırtarak getirtti, kendinden küçükleri, Dedi: "- Hey! Gönlüm benim" Avlansana haydı der! "İhtiyarlık başa geldi, cesaretin hani der! "Gün, Ay, ve Yıldız sizler, gidin gündoğusuna, "Gök, Dağ ve Deniz siz de, gidin günbatısına!" "Oğuz-Han oğulları, bunu hemen duyunca, Gitti üçü doğuya, üçü batı boyunca. Av avlayıp, kuş kuşlayan, Gün ile Yıldız ve Ay, Buldular yolda birden, som altından tam bir yay. Sundular Oğuz-Han'a, Han sevindi hem güldü, Aldı bu altın yayı, kırarak üçe böldü. Dedi: "-Ey, oğullarım! Kullanın bir yay gibi! "Oklarımız erişsin, göğe değ bu yay gibi!" Av avlayıp kuş kuşlayan, Dağ ile Deniz ve Gök, Buldular yolda birden, som gümüşten tam üç ok, Sundular Oğuz-Han'a, Han sevindi hem güldü. Aldı üç gümüş oku, oğullarına böldü. Dedi: "- Ey, oğullarım! Sizlerin olsun bu ok, "Yay atmıştı onları, olun siz de birer ok!" Yay Türklerde bir hakimiyet sembolü idi. Hatta Büyük Selçuklu devletinin sembolü de, bir yaydan başka bir şey değildi. Fakat Oğuz Kağan destanındaki altın yay, gökyüzünü baştan başa kaplıyordu. Burada yay, bir devletin değil; daha çok gökyüzünün bir sembolü halinde idi. Gerçekten de Türkler, zaman zaman yayı gökyüzünün bir sembolü olarak görmüşlerdi. Onlara göre "ebe kuşağı" da, Tanrının bir yayı gibi idi. Türlü renklerle bezenmiş olan "ebe kuşağı", gerçekten de altın bir yayı andırıyordu.. Daha gerçekçi Oğuz destanlarına göre: "Oğuz Kağan altın yayı, üç büyük oğluna vermiş ve onlara, yayın bir hükümdarlık sembolü olduğunu hatırlatmıştı. Bu sebeple hükümdarlık, devamlı olarak batıda oturan ve Oğuzların Boz-Ok Türklerini meydana getiren, üç büyük çocuğun hakkı olacaktı". Gerçekten de Türklerde yay, bir hükümdarlık sembolü idi. Efsane yazarı, buna kendinden fazla bir şey ilâve etmemişti: "Oğuz-Han doğuda oturan üç küçük oğluna, yani Üç-Ok'ların atalarına ise, üç gümüş ok vermişti. Bu okları verirken de oğullarına, okun bir elçilik sembolü olduğunu hatırlatmadan geri kalmamıştı". Gerçi Türklerde ok, bir elçilik sembolü idi. Bir yere giden elçiler sembol olarak ellerinde, kendi hükümdarlarının oklarını taşırlardı. Fakat Oğuz-Kağan'ın küçük oğullarının, elçi mertebesinde oldukları düşünülemezdi. Göktürk devletinde Bumın-Kağan, doğuda oturur ve Büyük Kağan ünvanını taşırdı. Batıdaki küçük kardeşi ise, onun emrinde olarak Yabgu idi. Kendisi gerçi Büyük Kağan değildi ama; devlet içinde Bumın-Kağan'dan sonra geliyor ve bölgesinin idaresini de, tam selâhiyetle elinde tutuyordu. Üç-Ok'ların devlet içindeki vazife ve selâhiyetleri de, İstemi-Kağan'ınkine benzetilebilirdi. Soyumuz, Oğuz Han‘dan gelmektedir. Atamız Oğuz Han‘ın “Gün Han, Ay Han, Yıldız Han, Gök Han, Dağ Han, Deniz Han” adlarında 6 (altı) tane oğlu vardır. Oğuz Han’ın her oğlunun da dört tane oğlu vardır. İşte Atamız Oğuz Han’ın altı oğlundan olan 24 tane torunu, bugünkü “24 Oğuz Boyu“nu meydana getirmiştir. Bütün dünyaya yayılan Oğuzlar, bu 24 boya dayanmaktadır. Şimdi bu boy adlarının ne anlama geldiklerini ve bu boyların nerede yaşadıklarına bakalım: Boz-Oklar: Dış Oğuzlar da denip, Sağ kolu teşkil ederler. 1. Gün-Alp/Gün-Han: Sembolü şâhin. Oğulları: a) Kayıg/Kayı-Han: “Sağlam, berk” anlamındadır. Üç kıta ve yedi denize altı yüz yıldan fazla hâkim olan Osmanlı sülâlesi bu boydandır. Kayı Boyundan Ertuğrul Gâzi ve her biri birer müstesnâ şahsiyete sâhip, çoğu dâhî, cihangir, kumandan, şâir ve sanatkâr olan Osmanlı sultanları, Kayı Han neslinin kıymetini göstermeye kâfidir. b) Bayat: “Devletli, nîmeti bol” anlamındadır. Maraş ve çevresine hâkim olan Dulkadiroğulları, İran’da Kaçarlar, Horasan’da Kara Bayatlar, Maku ve Doğubeyazıt hanları, Kerkük Türkmenlerinin çoğu, bu boydandır. Dede Korkut kitabını 1480’de Hicaz’da yazan Tebrizli Hasan ve meşhûr şâir Fuzûlî bu boydandır. c) Alka-Bölük/Alka-Evli: “Nereye varsa başarı gösterir” anlamındadır. Türkiye ve Âzerbaycan’daki Alaca, Alacalılar adı taşıyan yerler bu boyun hatırasıdır. d) Kara-Bölük/Kara-Evli: “Kara otağlı (çadırlı)” anlamındadır. Karalar ve karalı gibi coğrafî yer adları bunlardan kalmadır. 2. Ay-Alp/Ay-Han: Sembolü kartal. Oğulları: a) Yazgur/Yazır: “Çok ülkeye hâkim” anlamındadır. Ab-Yabgu devrindeki Yenibent Yabguları, Batı Türkistan’daki Cend Emirleri, Kara-Daş denilen Horasan Yazırları, Ahıska’dan aşağı Kür boyundaki Azgur-Et (Azgur Yurdu) Kalesi, Kürmanç Kürtlerinin Azan Boyu, Toroslardaki Gündüzoğulları Hanedanı bu boydandır. b) Tokar/Töker/Döğer: “Dürüp toplar” anlamındadır. Yenikentli Vezir Ayıdur, Harput-Diyarbakır-Mardin hâkimleri, Artuklular, Sincar-Siverek, Suruç arasında hâkim eski Caber Beyleri, Memluklar devrinde Halep Döğeriyle Hama Döğerleri, bugünkü Mardin-Urfa arasında yirmi dört oymaklı Kürt Döğerleri, Hazar Denizi doğusundaki Saka Boyu Takharlar; Şavşat’taki Ören kale, To-Kharis ve Malatya’nın Tokharis bucağı, Dağıstan’daki Digor ve Kars ve Arpaçay sağındaki Digor kazası bu boydan hatıradır. c) Totırka/Dodurga/Dödürge: “Ülke almak ve hanlık yapmak” anlamındadır. Sivas doğusundaki Tödürgeler bu boydandır. d) Yaparlı: “Misk kokulu” anlamındadır. Zaza Çarekliler ve misk ticareti yapan Yaparı Oymağı bu boydandır. Yaparı Oymağının Akkoyunlu ve Giraylı camilerinin mihrap duvar harcına bu güzel ıtriyattan kattıklarından hâlâ hoş kokmaktadır. Diyarbakır ve Kırım’da hatıraları vardır. 3. Yıldız-Alp/Yıldız Han: Sembolü tavşancıl. Oğulları: a) Avşar/Afşar: “Çevik ve vahşî hayvan avına hevesli” anlamındadır. Hazistan Beyleri, Konya’daki Karamanoğulları, İran’daki Avşarlı Nâdir Şah ve hanedanı, Ürmiye ve Horasan Afşarları bu boydandır. b) Kızık: “Yasakta pek ciddi ve kuvvetli” anlamındadır. Gaziantep, Halep ve Ankara çevresindeki Kızıklar, Doğu Gürcistan’da ve Şirvan batısındaki ovaya Kızık adını verenler bu boydandır. c) Beğdili: “Ulular gibi aziz” anlamındadır. Harezmşahlar, Bozok/Yozgat-Raka/Halep çevresindeki Beğdililer, Kürmanç Badılları bu boydandır. d) Karkın/Kargın: “Taşkın ve doyurucu” anlamındadır. Akkoyunlu-Dulkadiroğlu ve Halep-Hatay bölgesindeki Kargunlar, Doğu Anadolu ve Âzerbaycan’daki ilkbaharda eriyen karların suları ile kopan sel ve su kabarmasına da Kargın/Korkhun denilmesi bu boyun adındandır. Üç-Oklar: İç Oğuzlar da denilip, sol kolu teşkil ederler. 1. Gök-Alp/Gök Han: Sembolü sungur. Oğulları: a) Bayundur/Bayındır: “Her zaman nîmetle dolu yer” anlamındadır. Akkoyunlular sülâlesi, İzmir’den Âzerbaycan’daki Gence’ye kadar Bayındır adlı yerler bu boydan gelir. b) Beçene/Beçenek/Peçenek: “İyi çalışkan, gayretli” anlamındadır. Karadeniz kuzeyi ile Balkan Yarımadasına göçen ve 1071 Malazgirt ile 1176 Miryokefalon Meydan Muhârebelerinde Bizanslılardan ayrılarak Selçuklular safına geçen Peçenekler, Dicle Kürmançlarının iki ana kolundan güneydeki Beçene Kolu, Ankara-Çukurova Halep bölgelerindeki Türkmen oymaklarından Peçenekler bu boydandır. c) Çavuldur/Çavındır: “Ünlü, şerefli, cavlı” anlamındadır. Türkmenistan’da Mangışlak Çavuldurları, Çorum çevresindeki Çavuldur ve Anadolu’daki Çavdar Türkmen oymakları, Erzurum ve çevresindeki Çoğundur adlı köyler bu boyun adından gelmektedir. d) Çepni: “Düşmanı nerede görse savaşıp hemen çarpan, vuran ve hızlı savaşan” anlamındadır. Rize-Sinop arasındaki çok usta demirci Çepniler ve Çebiler, Kırşehir, Manisa-Balıkesir çevresindeki ve Kars ile Van bölgelerinde Türkmen Oymağı Çepniler bulunmaktadır. 2. Dağ-Alp/Dağ Han: Sembolü uçkuş. Oğulları: a) Salgur/Salur: “Vardığı yerde kılıç ve çomağı ile iş görür” anlamındadır. Kars ve Erzurum hâkimi Salur Kazan Han Sülâlesi, Sivas-Kayseri hükümdarı âlim ve şair Kadı Burhâneddin Ahmed ve Devleti, Fars Atabegleri, Salgurlular, Horasan’daki Teke-Yomurt ve Sarık adlı Türkmenlerin çoğu bu boydandır. b) Eymür/Imır/İmir: “Pek iyi ve zengin” anlamındadır. Akkoyunlu, Dulkadirli ve Halep Türkmenleri içindeki Eymürlü/İmirlü oymakları, Çıldır ve Tiflis’teki iyi halıcı ve keçeci Terekeme Oymağı bu boydandır. c) Ala-Yontlup/Ala-Yundlu: “Alaca atlı, hayvanları iyi” anlamındadır. Yonca kelimesi bu boyun hatırasıdır. d) Yüregir/Üregir: “Daima iyi iş ve düzen kurucu” anlamındadır. Orta Toros ve Çukurova Üç-Oklu Türkmenlerinin çoğu, Adana’daki Ramazanoğulları bu boydandır. 3. Deniz Alp/Deniz Han: Sembolü çakır. Oğulları: a) Iğdır/Yiğdir/İğdir: “Yiğitlik, büyüklük” anlamındadır. İçel’in Bozdoğanlı Oymağı, Anadolu’da yüzlerce yer adı bırakan İğdirler, İran’da büyük Kaşkay-Eli içindeki İğdirler ve Iğdır adı, bu boyun hâtırasıdır. b) Beğduz/Bügdüz/Böğdüz: “Herkese tevâzu gösterir ve hizmet eder anlamındadır. Dicle Kürtleri ilbeği olup, Hazret-i Peygamber’e elçi giden (622-623 yılları arasında Medîne’ye varan), Bogduz-Aman Hanedanı temsilcisi ve Kürmanç’ın iki ana kolundan Bokhlular/Botanlar, Yenikent-Yabgularından onuncu yüzyıldaki Şahmelik’in Atabegi Kuzulu, Halep Türkmenlerinden Büğdüzler bu boydandır. c) Yıva/Iva: “Derecesi hepsinden üstün” anlamındadır. Büyük Selçuklu Sultanı Melikşâh (1072-1092) devrinde Suriye ve Filistin’i feth eden Atsız Beğ, 12. yüzyılda Hemedân batısında Cebel bölgesi hâkimleri Berçemeoğulları, Haçlıları Halep çevresinde yenen Yaruk Beg, Güney-Âzerbaycan’daki Kaçarlu-Yıva Oymağı bu boydandır. Ankara’da çok makbul yuva kavunu bu boyun yerleştiği ve adları ile anılan köylerde yetişir. d) Kınık: “Her yerde aziz, muhterem” anlamındadır. Büyük ve Anadolu Selçuklu devletleri, Orta Toroslardaki Üçoklu Türkmenler, Halep-Ankara ve Aydın’daki Kınık Oymakları bu boydandır.
Yorumlar - Yorum Yaz
MEHTER / TASAVVUF MÜZİK
SİTE HARİTASI
SAAT
Üyelik Girişi